MEKAN

Beyazıt Meydanı’na iade-i itibar

  • Mesut Çevikalp
Beyazıt Meydanı’na iade-i itibar

Türkiye Kültür ve Kitap Fuarı’nın Sultanahmet’ten Beyazıt Meydanı’na taşınmasına karşı duranlar olsa da yeni uygulama tarihî bir geleneğin ihyası aslında. Zira bir zamanlar ramazan en canlı Beyazıt’ta kutlanırdı.

Alelade bir meydan değildir Beyazıt! Asırlara meydan okuyan varlığının yanında kendine özgü dokusu, havası vardır. ‘İstanbul’ ile özdeşleşen tarihî Seraskerlik Kapısı’nın yanında sahafları, seyyar satıcıları, güvercinleri, çınar ve kestane ağaçlarıyla kazınmıştır zihinlerimize. Geçmişte imparatorları (önce Roma, ardından Osmanlı), paşaları ağırlayan, idamlardan askerî törenlere kadar pek çok tarihî olaya tanıklık eden Beyazıt Meydanı, bugünlerde kitapseverlerin buluşma noktası. Türkiye Diyanet Vakfı’nca geçen 28 yıl boyunca Ankara Kocatepe ve İstanbul Sultanahmet Camii avlusunda düzenlenen ‘Türkiye Kültür ve Kitap Fuarı’nın bu yılki İstanbul ayağı Beyazıt’a taşındı. Meydanda kurulan klimalı devasa çadır, geçmişe nazaran stant ve yürüme yollarını genişletmiş. Kitapseverlerle yayıncıların çoğu yeni mekândan memnun. Fuarın taşınması Sultanahmet’teki kalabalığı, işporta tezgâhlarından yükselen yemek kokularını ve dumanları, hülasa ramazanın ruhuna yakışmayan görüntüleri de ortadan kaldırdı. Durumdan memnun olmayanlar da var elbette. Ancak meydanın asırları aşan tarihi, alınan kararın haklılığını ortaya koyuyor âdeta.

MS 393’te Roma İmparatoru Flavius Theodosius yaptırdığı için Batılı kaynaklarda ‘Forum Theodosiacum’ adıyla geçen Beyazıt Meydanı, aradan geçen 16 asra rağmen cazibesini koruyor. İstanbul’un üçüncü tepesinde bulunan meydanın varlığı, fethin ardından da korunmuş. Hatta Fatih Sultan Mehmed, ilk sarayını bu alanda inşa ettirmiş. Fatih, sonraları Sarayburnu’nda yeni bir saray (Topkapı Sarayı) yaptırsa da haremini Beyazıt’ta bıraktı.

Ancak mekânın önemi, ne Theodosius’un sütunları ne de eski saraydan geliyor. Beyazıt’a bugünkü ruhu veren, Sultan Bayezid’in kurdurduğu külliyeydi. Medresesi, imareti, hamamı, kervansarayı ve camii, tepenin tüm çehresini değiştirdi aslında. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırmasının ardından Beyazıt’taki eski yapılara el atan II. Mahmut, eski sarayın yerine Bab-ı Seraskeriye (bugünkü Genelkurmay) inşa ettirir. Hatta Beyazıt Camii’nin dış duvarlarını da kaldırtarak askerlere talim ve tören alanı oluşturur. Meydana müdahale Sultan Abdülaziz döneminde de sürer. Serasker Kapısı bu dönemde yıkılır, yerine bugün İstanbul Üniversitesi’nin merkez binası olarak kullandığı Harbiye Nezareti (Millî Savunma Bakanlığı) inşa edilir. Fransız mimar Bourgeois’in Mağrip mimarisinden etkilenerek tasarladığı, bugün dahi ayaktaki taç kapı İstanbul’un simgelerinden biri durumunda âdeta. Sultan II. Abdülhamid Han’ın son yıllarında Beyazıt Meydanı ile Şişli arasında bir tünel açmak istediği, ancak projenin Sadrazam Said Paşa’nın isminin de geçtiği bir rüşvet skandalına kurban gittiği söylenir.

MEYDAN’DAKİ HAYDAR BEY HAVUZU

NEDEN YIKILDI?

Harbiye Nezareti 1923’te Darülfünun’a tahsis edilince meydana Cumhuriyet sonrası ilk müdahalenin kapısı aralanır. Dönemin Valisi Haydar Bey Mimar Asım Bey’e bir proje çizdirir ve meydanın civarındaki salaş binaları yıktırır. Genişleyen meydan bir de havuz inşa ettirir. 1950’de bir trafik kavşağına dönen iki fıskiyeli Beyazıt Havuzu 1957’ye gelindiğinde Fransız şehir plancı Henri Prost’un tavsiyesi üzerine ortadan kaldırılır.

1960’ta bu sefer Başbakan Adnan Menderes çıkar sahneye. Meydanın trafiğe kapalı bir tören alanına çevrilmesi için harekete geçer. Yerli yabancı projeleri değerlendiren kurul, Mimar Turgut Cansever’in çalışmasına onay verir. Hesapta olmayan darbe, beşte biri tamamlanan projeyi de sonlandırır. Cansever’in çalışması, meydanın zeminini kırmızı tuğlayla kaplayıp alana Anadolu Selçuklu havasını kazandırmayı hedefliyordu.

Osmanlı döneminde siyasi ve askerî yönüyle öne çıkan Beyazıt Meydanı, Cumhuriyet döneminde önce ağaçlandırılır, ardından eğitim-kültür alanına dönüştürülür. Bunda Cumhuriyet’in ilk ve köklü eğitim kurumu olan İstanbul Üniversitesi’nin hemen meydanın dibinde bulunmasının katkısı büyük hiç şüphesiz. Belediye Kitaplığı, Beyazıt Kütüphanesi, Türkiyat Enstitüsü bu dönüşümü desteklemiş âdeta. Bitişikteki sahaflar ve Çınaraltı Kahvesi ile Osmanlı döneminde iç ve dış ticaretin merkezi konumundaki tarihî Kapalıçarşı da meydanın cazibesini artırıyor elbette.

29. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı’nın ‘Beyazıt Meydanı’na kurulması hem meydanın köklü tarihine hem de Beyazıt Camii’nin avlusunda açılan ramazan sergilerine yapılan güçlü bir referans aslında. Meydanda Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın işbirliğiyle düzenlenen kültür-sanat etkinlikleri ramazanın manevi derinliğini artırıyor. Resim ve hat sergileri, tasavvuf musikisi konserleri, yazarlarla sohbet toplantıları ve imza günleri ziyaretçilere soluk aldırmayacak yoğunlukta. Sıcağa rağmen, her köşesi tarih kokan Beyazıt Meydanı’nda güzel bir ramazan yaşanıyor bugünlerde.

 

 

ÖNERİLEN YAZILAR