|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
EKONOMI

Katrilyondan sonra ne var?

5 Haziran 1999 / HARUN ODABAŞI
Kronik sorunlarımızın bir türlü çözülememesi Türk Lirası'nı iyice 'dandik para' haline getirdi.
1 milyon, 5 milyon derken 1999 yılı bitmeden piyasalar 10 milyon liralık banknotlarla tanışacak. Tam trilyonluk bütçelere alıştığımızı düşünüyorduk, bütçe katrilyonlu rakamlara fırladı. Şimdi DSP—MHP—ANAP koalisyon hükûmeti bütçeyi 27.7 katrilyon lirada bağladı. Bu gidişle birkaç sene sonra 'katrilyon' ihtiyaca cevap veremez hale gelecek. Başka bir rakam birimine ihtiyaç duyacağız. Sahi 'katrilyondan sonra ne geliyor?' Bu soruyu okulunu birincilikle bitirmiş matematik öğretmenlerine, ekonomi muhabiri meslektaşlarıma ve iş dünyasının güzide temsilcilerine sordum, bilemediler. Mübalağa yapmayalım, katrilyondan sonra ne geldiğini tek tük bilen oldu ama daha sonra ne geldiğini bilen çıkmadı. Böylece bir gazetecilik başarısına imza atma fırsatını yakaladım. Arşive indim ve uzun araştırmalardan sonra (!) katrilyondan sonra ne geldiğini öğrendim. Fazla meraklandırmadan Aksiyon farkı ile katrilyondan sonra hangi sayısal terimlerin geldiğini sırası ile size fısıldayalım; kentilyon, sekstilyon, septilyon, oktilyon, nonilyon, desilyon, undesilyon, düodesilyon, tredesilyon, katordesilyon, kendesilyon, seksdesilyon, septendesilyon, oktordesilyon, noemdesilyon, vijintilyon ve santilyon. (Not: Burada anlatılanların hiçbiri hayâl mahsulü değildir!)

Eskiden milyonerlerimiz vardı, hatta Adnan Menderes'in 'her mahallede bir milyoner yaratacağız' sözü hâlâ hafızalarımızda canlılığını korur. 1970'li yılların komedi filmleri arasında yer alan Kemal Sunal'ın oynadığı 'Salak Milyoner' filmi televizyonlarımızda tekrar tekrar oynatılıyor. Adnan Menderes hedefine ulaştı! Artık her mahallemizde bir milyonerimiz var. Hatta mahalle sakinlerinin külliyen hepsi milyoner oldu.

Şimdi ne olacak?

Piyasalar yeni hükûmetine kavuştu ve üçlü bir koalisyon hükûmeti kuruldu. Bu bir yönü ile icraatların başlayacağı anlamına geliyor ama bu tip riskli koalisyonların zorlukları dikkate alındığında piyasaların derin bir 'oh' çektiğini söylemek mümkün değil. Ekonomideki normal durgunluğa bir de global krizin etkileri eklenince iş dünyasındaki rahatsızlık daha da arttı.

Ekonominin önünde bekleyen acil gündem maddeleri var ki bunlardan bir tanesi nerede ise kronik bir hâl alan Bankalar Yasası'nın çıkartılması. İnterbank gibi bazı zorda bankaların kurtarılmasına devletin aktardığı kaynağın katrilyonu aşması genel anlamda bir bankalar krizinin er ya da geç kapıya dayanacağının sinyallerini güçlendiriyor. Kulislerdeki fısıltıya göre geçen sene Hazine'nin yakın izlemeye aldığı banka sayısının 12'den 18'e çıkması krizin daha da derinleştiği anlamına geliyor. Hükûmetin ekonomideki ilk önceliği Bankalar Yasası'na vermesi bir yönü ile iyi bir gelişme olurken ödenecek bedelin yüksek olacağı ihtimali piyasaları tedirgin ediyor.

Ekonomide bazı psikolojik faktörler var. Bu faktörler ekonominin gidişâtını etkiliyor. Tahminler beklentilere, beklentiler de gerçeklere etki ediyor. Örneğin ekonomi çevreleri Türkiye ekonomisinin 1999 ve 2000 yıllarında anormal bir büyüme trendini yakalamasının mümkün olmadığını ve büyüme trendinin yüzde 3'lerde seyredeceğini ifade ediyor. Aynı çevreler enflasyonun 1999 için yüzde 70'ler mertebesinde oluşacağını belirtiyor. Bu tahminler üreticiler ve satıcıların yıllık ücret ve fiyat artışlarında bire bir etki gösteriyor.

Önce güven

Prof.Dr. Ali Rıza Okur, koalisyon hükûmetinin en önemli icraatının piyasalara güven vermek olduğunu, iş adamlarının kafalarındaki belirsizliği gidermeden pazar hareketliliği beklenemeyeceğini savunuyor. Liberal piyasanın temelinde güven unsurunun yattığını söyleyen Okur, "Güven unsuru olursa piyasa kendi kendisini toparlayacaktır. İktidar, sendikalar ve iş adamları bir araya gelerek ortak bir strateji üzerinde anlaşmalılar. Bu üçlü böyle bir konsensüs sağlayabilirse piyasada mevcut durgunluğun biteceğini ve hareketliliğin başlayacağını umuyorum" diyor.

Piyasada tedirginlik için haklı gerekçeler olmasına rağmen, umutsuz olmayı gerektirecek ciddi bir durumun olmadığını ileri süren Prof.Dr. Okur, "Piyasanın gidişatı liderlerin tutumuna bağlı. Herşeye rağmen bu koalisyon yürüyebilir. Bıçak sırtında olmak deyimi şu andaki hükûmet kompozisyonuna çok uygun düşüyor. Ecevit'in ilk günlerde başörtüsü konusunda sergilediği sert tavrın piyasa psikolojisine olumlu etki etmediğini söylemeliyiz. Fakat daha sonra üslubunu yumuşatması koalisyonun kurulmasını sağladı." diyor.

Rakamlar ne diyor?

Herşeyden evvel hükûmetin toplamda 140 milyar doları bulan iç ve dış borca bir çözüm bulması gerekiyor. Adeta hükûmet bu paraları döndürmekten hükümet idare etmeye vakit bulamıyor. Çünkü yapacak başka işi kalmıyor. İç borç stoku 15 katrilyon lira diğer bir ifade ile 38 milyar dolar. Dış borç stoku 105 milyar dolara dayandı. 1995 yılında 1 katrilyon 361 milyar lira olan iç borç 10 kat artış göstermiş. Dış borç aynı sürede 73 milyar dolardan 102 milyar dolara çıktı. 1998 yılında her yüz liralık vergi gelirinin 54 lirası faiz ödemelerine ayrıldı.

1999 yılında DİE istatistiklerine göre ihracatımız yüzde 10 azalırken ithalatımız yüzde 30 azaldı. Bu bir açıdan dış ticaret açığımızın azaldığı anlamına da gelebilir. Ama piyasayı dikkate alırsak daha çok Türkiye'nin dış ticaretinin daralmaya başladığı yorumu ağır basıyor.

1999 yılı bütçesi hazırlanırken, Konsolide Bütçe Harcamaları 23 katrilyon 650 trilyon olarak belirlenirken gelirler 18 katrilyon 130 trilyon olarak tahmin edildi. Böylece 1999 yılı bütçe açığı 5 katrilyon 520 trilyon lira olacaktı.

Bu yılın ilk dört ayında 1999 yılı bütçe açığının yüzde 68'i yani 3,7 katrilyon lira açık verildi. Harcamaların yüzde 80, gelirlerin yüzde 45 civarında artış göstermesi bütçenin yeniden revize edilmesine neden oldu. Yeni hedeflere göre harcamalar 27,7 katrilyon liraya, bütçe açığı ise 7 katrilyonun üzerine çıkarıldı. Kamu bankalarının gizlenen açıkları da dikkate alınırsa 1999 yılı bütçe açığının 10 katrilyonu aşacağını söylememiz şimdiden mümkün. Bu zamana kadar bütçede hedeflenen rakamın tutturulduğuna rastlayamıyoruz. Bütçeler bu zamana kadar hep delinmek için yapılmış. Örneğin 1997 yılında dönemin hükûmeti denk bütçe hedeflemişti ama 2,2 katrilyon açık çıktı. Bankalar Yasası, özelleştirme politikaları, vergi yasasının geleceği, SSK sorunlarının nasıl halledileceği hâlâ kimsenin hatta iktidarın ortakları tarafından bile kafalarda çözümlenmemiş çok bilinmeyenli denklemler.

Ekonomistlerin üzerinde durduğu önemli bir konu da hükûmetlerin izlediği para politikaları. Sürekli eriyen TL için ne gibi önlemler almak gerekir? Genel para politikaları içinde Türk parasından sıfır atılması ve Yeni Lira çıkartılması öteden beri savunuluyor. Bu konuda oluşmuş net bir görüş yok. 'Ne olursa olsun sıfır atalım' diyenler olduğu gibi ekonomik altyapı olmadan sıfır atmaya gitmenin tek başına bir anlamı olmayacağını savunanlar da var. Prof.Dr. Okur bu noktada ikinci görüşü savunuyor. Ekonominin alt yapısının ve kültürümüzün sıfır atmaya müsait olmadığını ileri süren Okur, bu meselenin ancak yapısal reformlar yapıldıktan ve halka konu tam anlatıldıktan sonra hayata geçirilebileceğini, aksi takdirde sıfır atılsa bile birkaç sene sonra yine aynı sorunlarla karşı karşıya kalınacağını anlattı.

Sıfır atma ile ilgili uluslararası tecrübelerden örnekler vererek sakıncalı yönlerine deliller getiren Okur, katrilyonluk bir bütçeden bahsedilen bir ülkede belki sıfır atmanın normal karşılanması gerektiğini kabul ediyor ama, "Batı ülkelerinde sıfır atma olayı bundan 10 yıl kadar önce Fransa tarafından yapıldı. Yeni Frank çıkartarak paradan iki sıfır attılar ama bu ekonominin en önemli özelliği güçlü bir altyapıya sahip olması. Ekonominin düzelmesi, enflasyonun tek haneli rakamlara inmesi şart. Bir kaç sene sonra yine aynı durumla karşılaşacaksak sıfır atmanın anlamı ne?" diyerek karşı çıkma gerekçesini ortaya koyuyor.

Tabii ki ekonominin sorunları buralarda anlattıklarımızdan çok fazla. Ama herşeyin başının iyi niyetli ve uyumlu bir iktidardan geçtiğini söylemek zorundayız.