DOSYALAR

"Tehlikeli dokunuşlar"

Bıçak korkusu ile cüzdanları arasına sıkışan bel fıtığı hastaları, ucu bucağı belli olmayan bir sektör meydana getirdi. Bıçak sırtında yükselen bu şifa sektörünün cirosu Türkiye'de 100 kişiden 80'inin korkuları ile birlikte artıyor. Hastalar, tehlikeli bir dokunuşun omuriliğindeki diskle sınırlı kalmayıp hayatını kaydırabileceğinin farkında değilÖnce, belinizde başlayan keskin bir sızı ile irkilirsiniz. Sızı giderek tarifsiz bir acıya dönüşerek kalçanıza ve bacağınıza yayılır. Korkunç ağrı, ayak topuğunuza ve parmaklarınıza kadar ulaştığında ayaklarınız yerden kesilir; olduğunuz yere yığılırsınız. Ayak bileğinizde felç oluştuysa ve idrarınızı da yapamıyorsanız, acilen beyin cerrahı olan bir hastahaneye ulaştırılıp altı saat içinde ameliyat olmanız gerekiyor. Uzmanların "altın dönem" dediği bu süre geçirilirse herşey eskisi gibi olmayabilir. Ayak bileğindeki felç kalıcı olur, idrarınızı yapamaz; hayat boyu idrar sondası kullanmak zorunda kalabilirsiniz. Çünkü sinir sisteminde kayıplar geri getirilemiyor.

Türkiye'de her 100 kişiden 80'i hayatlarının belli bir döneminde 'bel fıtığı' denilen bu hastalığa yakalanıyor. Hasta için asıl kâbus bundan sonra başlıyor. Tedavi için zaman hızla daralırken acının şiddetiyle kıvranan hastanın bir karar vermesi gerekiyor. Önünde iki seçenek var. Ya bel fıtığı konusunda yeterli uzman ve teknolojik desteğe sahip bir sağlık merkezine ya da 'alternatif' tıbba başvuracak. Büyük bir çoğunluk ikinci seçeneği tercih ediyor. Hastanın bu tercihinde 'bıçak korkusu' ve 'para' önemli rol oynuyor. Hastalar riskli olarak gördükleri bu hastalığın tedavisi için bıçak altına yatmaktan korkuyor. Hassas bir ameliyat olduğu için "ya ölürsem", "ya felç kalırsam" korkusuyla ilk etapta ameliyat düşünülmüyor. İnsanların bu korkuları pek de yersiz değil. Toplum olarak bel fıtığı konusunda korkularla dolu bir bilinçaltına sahibiz. Gazete ve televizyonlarda yer alan "Bel fıtığı ameliyatı oldu, öldü", "Bel fıtığı ameliyatı geçirdi, felç kaldı" türü haberler hafızalarda tazeliğini koruyor. Maddi yönden zayıf olan insanların "doktora gidersek ameliyat gerekmese bile para kazanmak için ameliyat eder" düşüncesi alternatif tıpçıların müşteri portföyünü her geçen gün artırıyor.

Korkunun cirosu ne kadar?

Bıçak korkusu ile cüzdanları arasına sıkışan vatandaşlar, sonunda inanılmaz büyüklükte bir sektörün doğmasına neden oldu: Bel fıtığı sektörü. Çok eskiden böyle bir sektör yoktu. Türkiye'de bel fıtığı hastalarında olağanüstü bir artış da olmadı. Bu sektörü, amaçları sırf para kazanmak olan sağlık tacirleri kurdu. Acı içinde kıvranan insanların korkularını, umutlarını paraya çevirdiler. Bıçak sırtında yükselen bu tabelasız sektörün cirosu insanların korkusuyla doğru orantılı. Her yüz kişiden 80'inin bel fıtığı olduğu ülkemizde bu sektörün zarar etmesi diye birşey sözkonusu değil. Bir holding kurup borsaya girse, hisseleri tavan yapar. Büyük bir üniversite ya da uluslararası hastahanenin nöroşürurji uzmanını pek tanıyan çıkmaz ama Kayseri'nin falanca köyündeki kırıkçı çıkıkçı ustasını İstanbul'da herkes bilir. Şehirde dolaşırken başınızı nereye çevirseniz onların duvarlara spreyle yazılmış cep numaralarını görebilirsiniz. Bu işi sırf para kazanmak amacıyla yapanlar, 'alternatif tıp' yöntemleriyle Anadolu'da yüzyıllardır şifa dağıtan insanların çalışmalarını gölgede bıraktı. Hastalar artık kimin alternatif tıpçı, kimin sahtekar olduğunun ayrımını yapamıyor.

Bugün bu sektörün büyüklüğü tam olarak bilinmiyor. Bu konuda yapılmış ciddi bir araştırma da yok. Bel fıtığı konusunda uyguladığı tedavi yöntemleriyle yurtiçi ve yurtdışında tanınan Doç. Dr. Ahmet Yıldızhan, Amerika'da bel fıtığı ile ilgili bir yılda yapılan tüm harcamaların (işgücü, ilaç, fizik tedavi, cerrahi dahil) Türkiye bütçesinin yarısına eşit olduğunu söylüyor. Bu da bir yılda 50 katrilyon demek. Doç. Dr. Yıldızhan, Türkiye'de bu alanda bilimsel bir çalışma yapılmadığını belirtmekle birlikte, basit bir oranlamayla bu rakamın 12 katrilyon olduğunu ileri sürüyor. Bu da Sağlık Bakanlığı bütçesinin altı katına eşit. Bu rakama inanması güç fakat insanların bu uğurda harcadıkları paraların miktarını hesaplamaya çalıştığımızda ilginç rakamlar ortaya çıkıyor. Örneğin Ankara'da faaliyet gösteren bir 'bel fıtığı merkezi'nden, 12 yıldan beri bu işi yaptıklarını ve toplam 70 bin kişiyi tedavi ettiklerini öğreniyoruz. Bu sadece bir kişiye giden hasta sayısı. Yılda 5 bin 833, günde 15 hasta demek. Bursa'dan K.Ü. Usta ise tam 64 yıldır şifa dağıttığını söylüyor. Yurdun dörtbir yanına yayılmış merkezleri arayıp görüştükçe rakamlar daha da büyüyor. Uzmanlar da hastaların birçoğunun veya tamamına yakınının kendilerine gelmeden önce böyle bir deneyimden geçtiklerini söyleyerek bu rakamları bir anlamda doğruluyorlar.

Görüştüğümüz bel fıtıkçılar da bu işi bilmeyip rant amacıyla çalışanlardan rahatsız olduklarını ifade ediyor. Şifa dağıtsın veya dağıtmasın bu sektörde dönen paralar her geçen gün artıyor ve bu sağlık pazarına yeni tacirler giriyor. Tedavi için harcanan paraların yanısıra yine bu merkezlere giden insanların "bel fıtığı turizmi" adı altında oluşturduğu bir de yan sektörler var. Mesela bazı merkezler hastanın 15 gün boyunca yatarak tedavi görmesini istiyor. Bu ulaşım ve konaklama demek.

İl sağlık müdürü kırıkçıya gitti

Bıçak sırtındaki sektörü araştırırken ilginç gelişmelere de tanık olduk. Ankara'daki bir fıtıkçı, elinde MR ya da röntgen filmi olmayan hastaları artık kabul etmediğini söylüyor. Eskiden bu işin tehlikesini bilmediği için her tür hastayı kabul ettiğini söyleyen bu kişi, Amerika'da eğitim gören bir radyoloji uzmanından MR ve röntgen dersleri aldığını, artık film okumasını da bildiğini, riskli vakaları sağlık merkezlerine yönlendirdiğini anlatıyor. Uzmanların diplomasız kişilere gidilmemesi yönündeki uyarılarına kızıyor ve İbni Sina'yı örnek alıyor. Bilecik'teki bir başka fıtıkçı ise, yalnızca sağ veya sol ayağa doğru ağrısı olanlara müdahale ediyor. Özel bir karışım kullanan bu kişi, böyle vakalara 21 günde iyileşme garantisi veriyor. Ege Bölgesi'ndeki bir başka fıtıkçıda şahit olduklarımız ise bizi hayrete düşürdü. Adı bizde saklı bir ilin sağlık müdürü tedavi için düzenli olarak bu fıtıkçıya gidiyor.

Çok sayıda insanın buralarda şifa bulduğu inkar edilemez bir gerçek. Doktorların kesin ameliyat gerekli, ameliyat olmazsan felç kalırsın dediği pek çok hastayı bel fıtıkçıları doğal yöntemlerle iyileştiriyor. Doç. Dr. Ahmet Yıldızhan, bel fıtığı konusunda büyük istismarların yapıldığını, fıtıkçılardan kendilerine belini kestiren, belini yaktıran, kimyasal maddelerle yanan, balık bağlatan, incir bağlatan... hastalar geldiğini anlatıyor. Birtakım yöntemlerin bazı erken dönemli fıtık türlerinde yararlı olabileceğini; fakat, hastalığın türü konusunda net bir bilgi elde edildikten sonra müdahalenin yapılabileceğine dikkat çekiyor. "Ben iyileştim siz de gidin" diyenlere kulak verilmemesini isteyen Yıldızhan, şu uyarılarda bulunuyor: "Biz bile teşhisi koyduğumuz zaman teferruatını öğrenebilmek için, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans gibi ileri tekniklere başvuruyoruz. Ancak bundan sonra tedavi yolu çiziyoruz. Bazı bel fıtıkları ilaç, istirahat veya fizik tedavi ile iyileşir. Zaten bel fıtıklarının az bir kısmında cerrahi gerekmekte. Bir kişi size ben bir tek tedavi yöntemiyle bütün bel fıtıklarını tedavi ederim diyorsa o bilimsel değildir."

Ameliyatlar artık risksiz

Acıbadem Carousel Hastahanesi'nden Beyin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar, bel fıtığı tedavisi konusunda arayışlara giren insanların en sonunda sedye ile kendilerine geldiklerini söylüyor. İnsanların hafızalarına yerleşen kötü hatıraların eskilerde kaldığını, günümüzde en çok yapılan beyin cerrahisi ameliyatlarından birinin bel fıtığı ameliyatı olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Akar, bıçak korkusu olan hastalara bakın neler söylüyor: "Bel fıtığı hastalarının ekonomik nedenlerden dolayı o insanlara gittiklerini sanmıyorum. Dünyanın parasını döküyorlar. O insanlar da bu işi sevabına yapmıyor. Kazanç kapısı olarak açıyor. Hastanın kaybettiklerini hesapladığımızda bir ameliyatı kat be kat aşıyor. Son derece tehlikeli. Ameliyat sonrasında bile oluşmayan komplikasyonlara yol açabiliyorlar. Sinir hasarları, damar hasarları meydana geliyor. Günümüz teknolojisiyle, özellikle anestezinin gelişmesi ve cerrahide kullanılan yardımcı aletlerin gelişmesine bağlı olarak bel fıtığından sakat kalma diye bir şey artık söz konusu değil. Ama şu da var ki her bel ağrısı çeken, her bel fıtığı olan insanın ameliyat olması gerekli değil. Onun için bu tip rahatsızlığı olanların şayet ameliyat gerekiyorsa korkmadan masaya yatmaları gerekiyor."

Bu korku sektöründe şifa arayan birçok hasta "Şifa buldum, siz de gidin" diyor, bazıları da "Keşke ilk önce doktora gitseydim; daha az para harcardım" diyor. Sonuçta hastaların her ne şekilde olursa olsun şifa ararken daha organize ve önemli para tuzakları içeren tehlikelerle karşı karşıya oldukları kesin. Vatandaşların yoğun talepleri de dikkate alınarak bu sektörde sağlıklı bir düzenlemenin yapılması şart. Amerika başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde alternatif tıp büyük ilgi görüyor. Bu gerçeği de gözardı etmeden Sağlık Bakanlığı ve meslek örgütlerinin, vatandaşların alternatif tıpçılarla sahtekarları birbirinden ayırmalarına yardımcı olacak düzenlemeler yapmaları gerekiyor. Bu hastalığa yakalanan vatandaşların da uzmanların uyarılarını dikkate alarak, daha dikkatli olmaları gerekiyor.

e—mail: mydurukan@hotmail.com

ÖNERİLEN YAZILAR