SAĞLIK

Evlilik düşmanı andropoz

  • Tûba Kabacaoğlu
Evlilik düşmanı andropoz
Erkekler, andropoz döneminden hem biyolojik hem de psikolojik açıdan etkileniyor. 20-25 yıllık evlilikler sırf bu yüzden ayrılıkla sonuçlanabiliyor...

‘Babamdaki değişikliği anlamak mümkün değil. Bir sıkıntısı var ki içine böyle kapandı. Onun için keşke bir şeyler yapabilsem…’

“Otuz yıldır aynı yastığa baş koyuyoruz. Fakat daha dün evlenmişiz gibi olmadık şeyler yüzünden tartışıyor, seslerimizi yükseltiyor, birbirimizi kırıyoruz. Artık kocamı tanıyamıyorum. Etraftan utanmasam ‘boşanalım’ diyeceğim.”

“Bizim patron bugünlerde çekilmez oldu. Her şeye kızıyor, önüne geleni fırçalıyor. Canım burnumda. Beni işten çıkarsa da tazminatımı alıp keyfime baksam.”

Yukarıdaki şikâyetlerin odağında son zamanlarda kendini oldukça hâlsiz, uykulu, sinirli, huzursuz, uyumsuz, stresli hisseden; geceleri uykuya geçmekte zorlanıp sabahları 3-4 fincan sade kahve içmeden kendine gelemeyen tekstilci Necdet B. var. “Yavaş yavaş sağlığıma kavuşuyorum, hayatım eski hâline dönmeye başladı.” dese de yaşadıklarını anlatırken hâlâ gergin. Fakat, kendi hikâyesinden yola çıkarak hemcinslerini uyarmak istiyor…

Necdet Bey (58) yaşadığı fizyolojik ve psikolojik sıkıntıların ardında, ismini ilk kez duyduğu ‘andropoz dönemi’nin olduğunu öğrenir. Önce iç hastalıkları uzmanına, ardından da psikoloğa giderek bu süreci daha az sorun yaşayarak atlatmaya çalışır.

YILLARIN YORGUNLUĞU

ANDROPOZLA BİRLEŞİNCE… 

Kadınlarda östrojen ve progestan hormonunun yavaş yavaş azalmasıyla ortaya çıkan menopoz dönemi halk tarafından biliniyor. Fakat erkeklerin de benzer bir durumla karşı karşıya kaldığından çoğu kimsenin haberi yok. Bundan dolayı da birden değişen, agresifleşen erkekler hem çevrelerine hem de ailelerine manevi anlamda zarar verebiliyor. Hele menopoz dönemiyle andropoz dönemini aynı zaman diliminde yaşayan hemen hemen her çiftin boşanmanın eşiğinden döndüğü de acı bir gerçek. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2008 yılındaki verileri de oldukça şaşırtıcı. Buna göre; boşanmaların yaklaşık yüzde 41’i evliliğin ilk beş yılı içinde gerçekleşirken, yüzde 23,1’i 16 yıl ve daha fazla süre evli kalan çiftlerde görülüyor. Uzmanlara göre; bunda çoğu çiftin farkına varmadan geçirdiği andropoz döneminin etkisi büyük. Çünkü çiftlerin çoğu bu süreci sorunsuz atlatamıyor. Yılların verdiği yorgunluğun üzerine ani sinir patlamaları, eften püften meseleler yüzünden çıkan tartışmalar, küskünlükler, içe kapanma eklenince torun sahibi yetişkinler bile evliliklerini gözü kapalı sonlandırabiliyor. Oysa andropoz dönemini en az hasarla atlatmak mümkün. Yalnız bu süreci ayrıntılarıyla bilmek şart…

Kadınlardaki menopoz gibi erkeklerde de belli bir yaştan sonra hormon seviyelerinde değişiklik meydana geliyor. 45-50 yaşından itibaren ‘erkeklik hormonu’ diye adlandırılan testosteronun yanında böbreküstü bezinden salgılanan aynı yapıdaki hormonlar yavaş yavaş azalıyor. Hormonların tamamı yok olmasa da mevcut değişiklikten erkekler çok etkileniyor. Bu sürecin startını veren rahatsızlıkları Ürolog Dr. Osman Akalın şöyle özetliyor: “Andropozun psikolojik belirtilerinde; depresif bir ruh hâli, sinirlilik, kaygı, motivasyonda azalma, daha önce çok sevdiği, yapmaktan hoşlandığı şeylerden eskisi gibi zevk alamama ve kronik yorgunluk hissi görülür. Hafıza da olumsuz etkilendiği için unutkanlık problemleri ortaya çıkar. Hastada var olan bir zihinsel problem andropoz ile tetiklenir. Bedensel belirtilerinde; ani ateş basmaları, yaygın kas ve eklem ağrıları, uyku ihtiyacının artması, hâlsizlik, işe konsantre olamama, kemik erimesi gibi durumlar ortaya çıkar. Erkeklik hormonunun azalması sebebiyle hasta cinsel hayatında da sorunlar yaşar.” Memorial Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Güngör de bu dönemde fiziksel güçte azalma, saçlarda seyrekleşme, ciltte kuruma-yıpranma, kas kitlesinde azalma ve göbek çevresindeki yağ dokusunda artışa dikkat çekiyor.

Çok basit bir kan tahlili ile testosteron hormonunun düşüklüğü ve oranı tespit ediliyor. Buna göre de kaybedilen hormon kadarı ilaçlarla yerine konuyor. Hormon düzeyi  arttıkça hastadaki şikâyetlerin büyük bir kısmı azalıyor. Dr. Murat Görgülü, “Her erkek 50 yaşında andropoza giriyor diye bir şey yok. Bazıları bu dönemi 60-70’inde de yaşayabiliyor” diyor. Prostat, meme kanseri ve uykuda geçici nefes alamama nöbetleri yaşayanlar dışında hormon tedavisi herkese uygulanabiliyor. Testosteron ilaçları ağızdan tablet, kas içi enjeksiyon, cilde yapıştırılan flaster şeklinde kullanılıyor. Yalnız takviye hormon alanların her 6 ayda bir kontrole gitmesi gerekiyor. Başlangıç aşamasında fark edilmeyen kanserle birlikte bu ilaçlar kullanıldığında hastalığın seyri hızlanıyor. Ayrıca aşırı testosteronun alımı yüksek tansiyon, aşırı sinirlilik ve saldırganlığa sebep olurken safra kesesinde de taş yapıyor. Dr. Görgülü, andropozdaki her erkeğin hormon tedavisine ihtiyacı olmadığını, bazı hastalarının hiç takviye almadan da bu dönemi atlatabildiğini söylüyor.   

Dışarıdan testosteron alanların da tedaviye ne kadar devam edeceğine hastanın sosyal ve psikolojik hayatına bakılarak karar veriliyor. Dolayısıyla henüz emekliye ayrılmamış, sorumlulukları bulunan, iş ve sosyal hayatında aktif, günlük yaşamını yorgunluk, uykusuzluk ve geçimsizlik sebebiyle götüremeyen bireylerde ‘hormon destek’ dönemi hayli uzun sürebiliyor. Tabii sadece dışarıdan yapılan müdahaleler başlı başına yetmiyor. Kişinin vücudundaki  dengesizliği normalleştirebilmesi için bir de bilinçli beslenmesi, iyi dinlenmesi, düzenli egzersiz yapması ve eğer çok şişmansa kilosunu kontrol altında tutması ‘ısrarla’ tavsiye ediliyor. Mesela şeker ve tansiyon hastası Necdet Bey andropoz dönemini bu kadar şiddetli geçirmesini fazla kilolarıyla mevcut rahatsızlıklarına bağlıyor. “Şeker hastalığı beni zaten sinirli biri yapmıştı. Ani parlamalarım vardı. Yüksek tansiyon da bedenimi fazlaca hırpalıyordu. İş hayatı desen zaten çok stresli. Bunların üzerine yorgunluk, uykusuzluk, asabilik, evdeki gerginlikler de etkilenince işin içinden çıkamadım.”      

“HASTALARIMIN

YÜZDE 60’I ANDROPOZ”

Testosteronun görevi sadece erkek yapısının belirlenmesi, şekillenmesi ve sperm üretimiyle sınırlı değil. Hücre metabolizmasında ve çoğalmasında önemli görevleri var. Kas ve kemik gelişimini olumlu yönde etkiliyor. Bu hormonun eksikliğinde kemik erimesi sıklıkla görülüyor. Düşük testosteron düzeyleri, erkeklerde kalp hastalığı riskini artırıyor. Çünkü bu mucizevi hormon kalp kasını güçlendirerek kalp hastalığı riskini azaltıyor. Yapısı itibariyle vücudumuza yaptığı sayısız katkı sebebiyle testosteron hormonunu doğal yollarla artırmak gerekiyor. Bu konudaki tavsiyeler Dr. Murat Görgülü’den geliyor: “En önemli, sağlıklı, yan etkisiz takviye düzenli spor. Vücuttaki, özellikle de göbek çevresindeki yağ dokusunun artırılmaması, gün içinde yeterli güneş ışığı görmek, bol taze ve meyve ile beslenmek, vücuttaki yağ oranını kontrol altında tutmak, özellikle B, E, C vitamini ve çinko almak. Ya da bu vitaminlerin bulunduğu yiyecekleri tüketmek.”

Testosteron sadece erkek üreme organlarının yapısını belirlemekle kalmayıp kişideki ruhsal dengeyi de hatırı sayılır düzeyde etkiliyor. Mesela düşük testosteron düzeyine sahip erkeklerde psikolojik sorunlar daha sık görülüyor. “50 yaşın üstündeki erkek hastalarımın yüzde 60’ında andropozu görüyorum.” diyen Dr. Murat, genelde bu sürece depresyonun da eşlik ettiğini, kadın-erkek ilişkilerinin ciddi yaralar aldığını, sıklıkla boşanmaların görüldüğünü belirtiyor. Aile Terapisti Psikolog Yasemin Uçal da aynı fikirde: “Hormonların insanları yaşama bağlayan bir tarafı vardır. Östrojen kadını, testosteron da erkeği... Bunların azalmasıyla birlikte işlevsellikte de gerileme gözlemlenir. Bu da bazı insanlarda depresyona sebebiyet verir. Her insan depresyonu kendi kişiliğine göre nasıl yaşıyorsa andropoz dönemi de erkeklerin karakterine, ruh hâline, yaşayışına göre değişir. Kimi içine kapanır, kimi emekliye ayrılmış gibidir, kimi hırçınlaşır. Bu süreçte belli bir davranış kalıbı yoktur.”

BOŞANMALAR NEDEN ARTIYOR?

Psikolog Uçal, erkeklerin mahrem hayatının aslında sevgiyi, şefkati ve merhameti barındırdığını, sözel olarak ifade edemediklerini cinsellikle anlatmaya çalıştıklarını söylüyor. Bundan dolayı da andropoz dönemine girenlerin ruh dünyası bu değişimden olumsuz etkileniyor. Ona göre; andropoz ile menopoz dönemi birbiriyle çakışan çiftler ya bu dönemi sakin geçiriyorlar ya da fazla çalkantılı. Bunda kişilerin evliliklerini bu zamana nasıl getirdikleri etkili. Boşanmaların bu dönemde artmasının sebebi de net: “Kişiler artık bittik, yaşlandık diyor ve birbirlerine tahammül etmekte zorlanıyor, bu enerjiyi kendilerinde bulamıyor. Yılların birikimiyle kişi hasta olduğunu, yaşlandığını düşünerek karısının buna sebep olduğu kanaatine varabiliyor. Velhasıl depolar yıllar içine dolmuş oluyor. En ufak bir tartışma da boşanma fitilini ateşleyebiliyor.”

Peki, çiftler bu dönemi en az hasarla nasıl atlatabilir? Necdet Bey, hayatında ilk kez çocuklarının ısrarıyla psikolojik destek almış. Bunun işe yaradığını düşünüyor: “Hayat arkadaşımı çok kırdığımı, üzdüğümü anladım. Artık daha kontrollü davranmaya çalışıyorum. İçinden geçtiğim dönemin de farkında artık ailem. Bana daha toleranslı davranıyor, ani çıkışlarıma alınmıyorlar. Kullandığım anti depresan ilaçların da faydasını gördüm.” Psikolog Yasemin Hanım’ın tavsiyelerine gelince: “Çiftler bu dönemin özellikleri nedir, ilişkilere yansıması nasıldır araştırmalı. Aile fertleri de kişideki bu değişikliklerin ona bağlı olmadığını, vücuttaki birtakım farklılıklardan dolayı ortaya çıktığını, her zaman kontrol edilemeyeceğini bilmeli. Bilmek her zaman farkındalık oluşturur. Empati çok önemlidir bu süreçte. ‘Eşim neyden rahatsız?’ sorusunu hanımlar kendine sormalı. Karşı tarafın ihtiyacına duyarlı olmak kadar evliliği besleyen, zor zamanlarda ayakta tutan başka bir şey yoktur.”

ÖNERİLEN YAZILAR