|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
SÖYLEŞİ

Nebil Özgentürk'e Yahudi tehdidi

7 Ağustos 2006 / CEMAL A. KALYONCU
Bir Yudum İnsan programı yapımcısı Nebil Özgentürk, Yahudiler'den de tehdit aldığını iddia ediyor.
Nebil Özgentürk'ü daha çok, 'Bir Yudum İnsan' hikâyeleri ile tanıyoruz. ATV'de 7 yıl emek verdiği programı bir gün aniden yayından kaldırıldı Özgentürk'ün. Sebep olarak reytinginin düşmesi ve daha az reklâm alıyor oluşu gösterildi. Bu durum karşısında çok acı çektiğini söyleyen Özgentürk, Bir Yudum İnsan gibi programları yayınlamayan TV kanallarının bir 'rezillik yarışı' içinde olduğunu dile getiriyor. Son yaşanan Mehmet Ali Erbil olayı da televizyonlardaki bu çöküşün en büyük göstergesiydi. Nebil Özgentürk, Erbil'in cezasız kalmasına, hatta bir ödül gibi başka programa geçmesine de çok üzüldüğünü dile getiriyor.

1983'te Günaydın'da gazeteciliğe başlayan, Sabah'ta devam eden, ardından Bir Yudum İnsan hikâyeleri ile TV'de karşımıza çıkan Nebil Özgentürk'le, televizyonlardaki bu çöküşten tutun da Bir Yudum İnsan'da neden sağdan kimseyi konuk etmediğine, Filistin dramının kendi programına konu olup olamayacağına kadar her şeyi konuştuk. Ariel Şaron'u Hitler'e benzeten bir yazı yazdığı için Yahudiler tarafından tehdit edildiğini söyleyen Özgentürk, ABD başta olmak üzere dünya medyasının Yahudi hâkimiyetinde olduğunu, buna karşılık, Türkiye'nin, Filistin dramını yazabilen dünyanın nadir özgür ülkelerinden birine olduğunu söylüyor. 1959'un son günü Adana'da ailenin 12. çocuğu olarak doğan Özgentürk, sonbaharla birlikte CNN Türk'te devam edecek programına.

-Televizyonlarda bir 'rezillik' yaşandığını söylüyorsunuz.

Program yarışı kirlilik yarışına dönüşüyor. Herkes de biliyor bunu.

-Neden yarışa döndü bu peki?

Rezillik diye özetlediğimiz programlar eğer sürekli izleniyorsa, reyting diye bir alet onları izleniyor diye gösteriyorsa ve bir başka kanal onun taklidini yapıp rezillik yarışını sürdürüyorsa demek talep var.

-Ne zaman başladı bu rezillik yarışı?

Televizyonda 4 yıl önce başladı. Asıl başlangıcı ise çeyrek asır önce. 12 Eylül ihtilalinden sonra Türkiye'de ciddi bir apolitikleşme, bunun karşılığında kültürsüzleştirme sürecine girildi. 25 yıldır süren bir sanatı ve kültürü etkisizleştirme, toplumdaki okumama hali, ucuz ve kolay tüketilen şeylere eğilim bence toplumda açık alanda bir çöküşün başlangıcı oldu. Bu, bilinçli mi yapıldı bilmiyorum.

-Kim öncülük etti buna?

Özel televizyonlardaki ciddi reklâm ve reyting rekabetinin bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Yani isimleri Ankaralı diye başlayan bir zevatın çalışmasının 700 bin satması da bunun bir parçası değil mi? Ama bunlara televizyonlar öncülük ediyor. Türkiye'de televizyonları gündüz vakti açıyorsunuz Kuşum çıkıyor, gece Banu veya Ahu ile bitiyor. Sonuçta birbirini tanımayan insanlar bile yolda birbirini hançerleyebiliyor. Bu çok vahim bir şeydir. Evet, politik bir dönem yaşadı bu ülke, kan gövdeyi götürdü. Ama o siyasi bir katliamdı, şimdi bizatihi masum, sıradan bir vatandaş birdenbire komşusunu tavuk keser gibi kesebiliyor. 29 kişi bir genç kıza tecavüz ediyor Adana'da. Aklım almıyor bunu. İzahı var mı bunun? Böyle bir olayın 1970'lerde olduğunu sanmıyorum.

-Medyanın, televizyonların etkisi ne durumda bunda?

Etkisi vardır diye düşünüyorum. Çünkü biz televizyonlarda şiddeti çok masummuş gibi veriyoruz. Ahlaksız diye özetlediğimiz, bütün bu renkli hayatlar diye sunulan, kimin kimle kaldığı, kimin kimle yattığı, kimin kimi öptüğü anlatılan ve reyting birincisi olan bu magazin programlarının da gerçek bir öfkeye yol açtığını düşünüyorum. Burada ciddi anlamda bir travma yaşanıyor. Psikiyatr ya da sosyolog değilim ama insan üzerine 22 yıldır yazı yazan bir gazeteciyim, programcıyım. Bu benim bir yurttaşlık tepkim. Bu mümkün değil. Sen şiddet dolu bir diziyi üç yıl boyunca izleteceksin ve boğaz kestirerek o adamı kahramanlaştıracaksın.

TV YÖNETİCİLERİ CİDDİ ANLAMDA SORUMLU

-Peki bu süreç nasıl ortaya çıktı? Yayıncılar ortak bir karar mı aldı bu konuda?

Yok. Birdenbire birileri çıktı şiddet dozu yüksek bir senaryo üretti. Hep izliyorsunuz, o şiddet ya da bütün o rezillik diye özetlediğimiz ne tür varsa televizyon programlarında, onlar denenmiş ve formatı tuttu. Çünkü reyting raporları diye bir şey var. Ben reytinglerin doğruluğuna, yanlışlığına bakmıyorum. Reklâm verenler, televizyon yöneticileri buna bakıyor. Bu denekleri bulan kurumlar, haliyle, sürekli okuyan, yazan ne bileyim belgesel izleyen, kitap okuyan kibar insanları daha az tercih ediyor bu ölçümlerde diye düşünüyorum.

-Bu gidişin bir sonu olmayacak mı?

Bilmiyorum. Bence bu rezilliği eroin ve kokain diye düşünürsek, yani zarar diye düşünürsek, rezillik olan neyse, 'toplum eroin ve kokaini istiyor, verelim kardeşim eroin ile kokain' dememeliyiz. Orada bir hata yapıldı. TV yöneticileri ciddi anlamda sorumlu, ilkeli yayıncılık göstermedi.

-Bu çöküşün bir sonu olmalı ama?

Var tabii. Sizin gibi benim gibi insanların, biraz daha bilinçli biraz daha düzeyli program talep edenlerin de kanalları oluştu. İşte tematik kanallar var. Hatta şu gerekçeyi de savunuyorlar: 'Kardeşim isteyen gitsin CNN Türk, NTV izlesin. Bize ne dokunuyorsun? Biz kendi bildiğimize, hayatımıza devam ediyoruz' ?

-Bu mantıkla eroin satmayı niye yasaklıyoruz toplumda?

Yani, evet. O zaman sokakta eroin satmayı yasaklamanın anlamı kalmıyor böylece. O rezillikleri yapanların kimler olduğunu herkes biliyor. Daha işte dün tartışıldı Mehmet Ali Erbil meselesi.

-O bir dönüm noktası olamadı. Çok basite indirgenip geçti hadise. Başka bir kanal ödüllendirir gibi transfer etti onu.

Ben ona çok üzüldüm gerçekten. Bir ceza olsaydı... Hani vardı ya Güner Ümit olayı. Alevi cemaatine ilişkin tatsız bir şaka yapan bir adam 4 yıl televizyonlardan uzaklaştırıldı. Hayat böyle dayattı ona. Şimdi gönlüm çok isterdi bu rezilliğin de biraz cezasının olmasını. Ama daha büyük paralarla, daha şatafatla ve transfer eden TV yöneticisinin 'O büyük adamdır' cümlesi ile başka tarafa gitti olayın seyri. Buna acı duyuyorum gerçekten TV programcısı olarak. Çok acı duyuyorum. Ve Mehmet Ali Erbil somutunda değil, bu insanların daha çok cezalandırılmasından, bu programı üreten, başlatan Mehmet Ali Erbil gibi yani, öyle bir cemaat var. Her gün bir rezillik üretiyor. Bu sezon nasıl bir rezillik üretirim diye yöneticilerin önüne proje koyuyorlar. Ben bunların azalmasını istiyorum.

-ATV'de bir gecede programınıza son verildi. Sebebi neydi?

ATV'de bir gecede yönetim değişti. İlk vurulan Bir Yudum İnsan oldu. Ben orada 7 yıl emek verdim. ATV, Bir Yudum İnsan'ı ortaya çıkaran kanaldır. Yeni yönetimin hem patronaj hem de hiyerarşik anlamda, genel müdürlük düzeyinde, belgesellerle, sohbet programları ile bence kültür programları ile hiç ilgisi olmadığını hayat gösteriyor zaten. Bütün bu rezilliklerin de en çok olduğu kanal, benim terk ettiğim kanaldır. Kuşum diye başlıyor Mehmet Ali Erbil ile devam ediyoruz. Öğleden sonra başka bir rezaletle sürdürüyoruz hayatımızı. Belgesellerin az seyredildiğini düşünen bir yönetim kurulu geldi. Belgeselin az seyredilmesi karşılığında biz de daha az reklâm alıyoruz fikri öne çıktı. O yüzden bir gecede kaldırıldı yayından.

-Size ne zaman tebliğ ettiler?

Pazartesi öğlen gibi. Biz çarşamba yayınlanıyoruz. O programı da yayına hazırlamıştık. O da yayınlanmayacak dediler. Az daha kriz çıkıyordu. 10 saatlik bir telefon trafiği sonucunda hazırlanmış o bölüm yayınlandı. Hıncal Uluç vardı o bölümde.

-O mu aracı oldu?

Bilmiyorum. Ben aracı oldu demiyorum. Hiç öyle bir şey yok. Hıncal Uluç bölümünü az daha yayınlamıyorlardı. Hıncal Bey aynı grupta yazı yazan bir insan. Yani o krizin daha büyük bir krize dönüşmesini önlediler belki de.

-Ne tür programlar izliyorsunuz?

Ben açıkçası keyiflenmek, eğlenmek için Okan Bayülgen'in pek çok programından mutlu oluyorum.

-150 kadar biyografi, portre çalışması yaptınız. Sizi en çok etkileyeni Latife Hanım portresi olmuş.

50 yıl boyunca bir insan nasıl susabilir? First Lady diyoruz. Ben o kadını şaşkınlıkla tanıdım. Şimdiki dünyaya tepki diye çok saygı duydum zaten.

N. FAZIL PORTRESİ YAPMAK İSTERİM

-İnsanlar özel hayatlarını kolay açmazlar. Zorluklar yaşıyor musunuz?

Benim yaptıklarım özel hayat değildir. Hep fonda Türkiye olduğu için, o fonda da Türkiye'nin hikâyesini verdiğimiz için o insanlar seve seve, onur duyarız diye geldiler. Şimdi yapılan Yasemin'in Penceresi vs. onlar özel hayattır. Bir Yudum İnsan serisine konuk olmak için çırpınan insanları fark ettim ben. Ve sanki Bir Yudum İnsan bir taçlanma durumu oluşturdu. Bazı isimlere geç gittiğim için kırıldıklarını fark ettim, 'Ooo, sıra bize geldi mi nihayet?' diye bir küçük tepki ile bile karşılaştım.

-İçinizde ukde kalan portre var mı?

Şu anda devam ediyoruz. Hem en güzel hikâye henüz anlatılmamış olandır. Daha çok hikâyemiz var diye düşünüyorum. İşin doğrusu ben ünlü falan peşinde değilim. Hikâyesi zengin olanların peşindeyim. Bu yüzden eğer bir sıkıntı çekiyorsam birdenbire Orhan Veli'ye, Necip Fazıl'a dönebilirim. -Necip Fazıl portresi yaptınız mı?

Yapmadım, ama yapmayı çok istiyorum.

-'Sağ'dan isimler yer tutmuyor çalışmalarınızda.

Ben sağcı-solcu diye bakmadım, kültür adamları diye baktım. Herkes şakasını yapar ya, özellikle sol kesim kültür ve edebiyatta öne çıktı denir. Belki de bu yüzdendir.

-Bir Mehmet Akif mesela.

Ama yaşamayanları az yapıyoruz.

-Bunları çalışmamanızın özel bir sebebi var mı?

Nasılsa sırası gelir diye düşündüm. Doğrusu Necip Fazıl ile ilgili bir çalışma girişiminde bulunduğum sıralarda oğlu kendilerinin de bir belgesel çalışması olduğunu söylemişti. Ki geçenlerde yayınlandı o.

-Benim gördüğüm bir şey var. Edebiyat dünyasında özellikle solda bir bloklaşma söz konusu.

Doğru söylüyorsunuz, yıkılması gerekir. Ama bakın Necip Fazıl ya da Mehmet Akif'in işin İslamî ya da sağ siyasi merkez olmalarından çok hayatlarının ne kadar çok serüven taşıdığı ile ilgiliyim ben.

-Bir Yudum İnsan'da Türkiye'den portreler yapıyorsunuz ama şu anda bir Filistin dramı yaşanıyor. Bunu konu yapar mısınız?

Çok güzel, çok vicdani bir soru sordunuz. Ben bir Filistinciyim aslında. Filistin meselesinde hep gözümün yaşı akar, kalbimin yarısı oradadır gerçekten. Filistin meselesi Bir Yudum İnsan serisine girer mi? O da ayrı bir mesele. Ama girmelidir. Bir gün bir Filistinlinin bir yaşam öyküsü, bir kız çocuğunun üç adım ötedeki bir hastaneye götürülememesinin hali Bir Yudum İnsan öyküsü olmalıdır bence. Olacaktır da yani. Geçmişte Lübnan'a, Beyrut'a gittik. Sabra ve Şatilla katliamlarının yapıldığı mülteci kampında bir gün kaldım. Şaron ile Hitler'i karşılaştıran yazıyı yazan bir adamım yani.

-Tepki geldi mi size?

İğrenç geldi, evet. Tehdit de geldi. Yazılarını kessin diye.

-Türk cemaatinden mi?

Evet ama şimdi ciddiye almak gerekiyor mu?

-Şu an İsrail'e Amerika, Rusya destek veriyor.

Ben bunu dünyanın medya gücünün, görsel dünyanın hâkimiyetinin Yahudi kökenli insanların elinde olmasına bağlıyorum. Murdoch biliyorsunuz Yahudi kökenli bir patrondur. Amerikan medyasının yüzde 80'i Yahudi kökenlidir ve orada siz okuyamazsınız İsrail-Filistin meselesini açık seçik. Türkiye şu anda özgür kaleme alıyor. ABD'de oturanın haberi yok şu anda Filistin'de olup bitenlerden. O yüzden bunu neye bağlıyorsunuz, siz de biliyorsunuz. Dünya medyasının da hâkimiyeti hatta Yahudi kökenli olmasalar bile Yahudi cemaatini karşısına almama pahasına konunun yazılamadığı Fransa'da da öyledir mesela. En özgür ülke Türkiye'dir. Medya bu konuda çok duyarlı.

28. ŞUBAT'TA EN ÇOK SABAH YIPRANDI

-kimse bir şey yapmıyor ama...

Irak'a yaptı mı kimse bir şey? Bu kadar mı dünyanın derebeyi olur bir ülke yani. Çok acı çekiyorum. Filistin meselesinde niye bu kadar sessiz kalınıyor, hiç kimse bir şey yapamıyor?

-28 Şubat sürecinde sıkıntınız oldu mu hiç?

Hayır ama sonuçta Sabah yönetimi benim gözümün önünde muhabbetler yapıyordu. Ne kadar tedirgin olduklarını fark ediyordum. 28 Şubat'ta en çok Sabah yıprandı biliyorsunuz, zarar gördü biraz da. Orada bir tedirginliğin olduğunu, medyanın da gerektiğinde elinin ayağının bağlanabileceğini gördüm.

-Ama direnen de direnebiliyor değil mi?

Direnen bir grupta değilmişim ben. Bu tür medya böyle direnç gösteren medya değil ki. Ticarî medyadır.