|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

Suriye’de çözüm çok uzun sürer

2 Nisan 2012 / SEYİT ARSLAN
Uluslararası İlerleme Örgütü Başkanı Prof. Hans Köchler’e göre Suriye’de çözüm, çok zor olmakla birlikte herkesin temsil edildiği bir hükümetten geçiyor.

Suriye’de güvenlik güçlerinin sivil yerleşim birimlerine yönelik saldırıları devam ederken, farklı muhalif gruplar da Esed rejimine karşı strateji belirlemeye ve ortak hareket etmeye çalışıyor. Biz de Suriye’deki son durumu ve ülkenin geleceğini, Birleşmiş Milletler’e danışmanlık konumuyla bağlı olan ve 70 ülkede üyeleri bulunan Uluslararası İlerleme Örgütü’nün (International Progress Organization) Başkanı Prof. Hans Köchler ile konuştuk. Köchler, Suriye’deki sorunun dışarıdan bir müdahale ile çözülemeyeceğine inanıyor. Suriye’nin başka ülkelerle karıştırılmaması gerektiğini belirten Köchler, ülkedeki çatışmaları, ‘içinde birçok kini ve öç alma aksiyonlarını barındıran, her iki taraftan da ölümlerin olduğu azgın bir iç savaş’ olarak nitelendiriyor. Köchler’e göre, Esed’e, Kaddafi’nin başına gelenlerin onun başına gelmeyeceği garantisi verilmesi gerekiyor. Çözüm ise çok zor olmakla birlikte herkesin temsil edildiği bir hükümetten geçiyor.

-Suriye’deki mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Çözüm için herkes farklı öneriler getiriyor.

Uzun yıllardan beri sosyal yapılar ve dinî gruplar arasında var olan iç politik farklılıklar ve gerilimler, dışarıdan askerî bir müdahale ile çözülemez. Bu tür bir sorun ancak ülke içerisinde çözülebilir. Yabancılar ancak yapıcı ve arabulucu rolünü üstlenebilirler.

-Esed aynen eski Libya lideri Muammer Kaddafi gibi kanının son damlasına kadar ülkesi için savaşacağı mesajını veriyor. Suriye’de de Libya gibi bir son mu bekleniyor?

Sosyal şartlara bakıldığında Libya Suriye’ye göre çok homojen bir yapıya sahip. Özellikle dinî yapıya bakıldığında tarihte Şiiler ve Sünniler arasında yaşananların Suriye’de önemli bir rol oynadığı hesaba katılmalıdır. Ayrıca Aleviler ve Şiilerin İran ile bağlantısı var. Suriye’de bin yıllardır yaşayan Hıristiyan azınlıklar var.  Ülkede bir din savaşının çıkması önlenmelidir. Bu tehlike Libya’da homojenlikten dolayı mevcut değildi. Suriye’de birçok kini ve öç alma aksiyonlarını barındıran, her iki taraftan da ölümlerin olduğu azgın bir iç savaş yürütülüyor. Dışarıdan askerî bir müdahale, daha çok ölümü beraberinde getirme riski taşıyor.

-Esed’in geri çekilmesi için çözüm nedir?

Kimsenin itibarını kaybetmeyeceği bir çözüm bulmak imkânsız. Esed, itibarını kaybetmeden geri çekilmesi sağlanırsa, istifa edebilir. Sosyal olarak homojen olmayan Suriye’de kısa sürede yeni bir yapının oluşmasını beklemek mümkün değil. Ülkede herkesin temsil edildiği bir hükümet kurulmalı. Aksi bir durumda bir grup, diğerinden öç alma yoluna gidecektir. Ülkede bin yıllık hesabı görülmemiş sorunlar mevcut. İnsan doğasının dikkate alındığı bir çözüm yoluna gidilmelidir.

-Avrupa Birliği, muhalifleri de Suriye’nin resmî temsilcisi olarak tanıdı. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkede birçok grup mevcut. Bu durumda savaşan grupları resmî olarak tanımak sakıncalı. Libya’da iç savaş yaşanırken iki büyük ülke çekimser kalmıştı. Suriye konusunda ise büyük güçlerin rekabeti söz konusu. Bu noktada Batılı ülkelerle Rusya arasındaki güç politikası büyük bir rol oynuyor.

-Peki, akan kan nasıl duracak bu durumda?

Suriye meselesi kolay bir şekilde bölgesel bir sorun hâline dönüşebilir. Bölgede tarafsız müdahale ancak insani yardımlarla sağlanabilir. Bir tarafa yardım etme, işleri zorlaştıracaktır. Suriye, hemen müdahale edilip geleceği Paris ya da Londra’da yuvarlak masa toplantılarıyla belirlenebilecek herhangi bir küçük Körfez ülkesi değil.

-Esed geri çekilmek için nasıl bir garanti bekliyor sizce?

Esed’e, kendi ekibiyle birlikte Libya’da olanların olmayacağının garantisi verilmelidir. Libya’da eski liderleri Kaddafi’nin tüm dünyanın gözleri önünde bir hayvan gibi öldürülmesinin direnişçiler için bir utanç olduğunu düşünüyorum. Bu olanlardan sonra diğer ülkelerde hüküm sürenler daha dikkatli olacaktır.

-Söylediklerinizden kısa vadede çözüm beklemenin aşırı iyimserlik olacağı çıkartılabilir mi?

Suriye’de muhtemel bir çözüm uzun sürecek. Özellikle de hükümetin devrilmesi söz konusu olacaksa, bu sorunun çözülemeyeceğini düşünüyorum. Ayrıca İslam dünyası ve Avrupa arasındaki ilişkilerin ve Suriye’deki Hıristiyanların geleceği beni endişelendiriyor. Irak’ta yaşananlardan sonra birçok Hıristiyan’ın Suriye’de geleceği olduğunu düşünmüyorum. Bu durum Batı ile ilişkilere ciddi etkiler oluşturacaktır. Sorun çok kompleks, dolayısıyla dikkatli yol alınması gerekiyor.

-Arap Ligi ülkeleri arasında da Suriye konusunda bir tek seslilik mevcut değil. Arap dünyasını çok iyi bilen biri olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Arap dünyası ve Ortadoğu’daki sorun, tüm bölgenin kolonileştirilmesi sonrasında dışarıdan yeni bir düzen kurulmasıdır. Mevcut devlet, birçok açıdan o dönemki büyük güçlerin -özellikle Fransa ve İngiltere- müdahalesi sonucu oluşturulmuştur. Bir yüz yıl boyunca tüm bu halklar dışarıdan yönetildi. Bu bilinen ‘böl ve yönet’ taktiğidir. Bu, Osmanlı İmparatorluğu’nun bitişinden bu yana böyle. Bölge halklarının kendilerini ifade edebildikleri az ya da çok dengeli bir durumun olduğu dönem, Osmanlı İmparatorluğu dönemidir. Bu da ani bir şekilde sonlandı. Yeni politik yapı güç merkezini Paris ve Londra gibi merkezlere kaydırdı. Bu politik yapı Arap Ligi’ndeki insanların birlikte ve koordineli bir şekilde ortaya çıkmasına ve ortak ilgi noktalarını gerçekleştirmelerine izin vermiyor.

-Son olarak Suriye konusunun bir parçası olan İran’a bir saldırı bekliyor musunuz?

On yıldır bu tür şeyler konuşuluyor. Hatta yedi-sekiz sene önce Amerika’da Cumhuriyetçiler bu durumu çok açık bir dille ifade ediyordu. ABD’deki seçimlerin öncesi tehlikeli bir zaman dilimi. İsrail’in bu dönemde elinin oldukça güçlü olacağını düşünüyorum. Ancak seçimler sonrası İran’a saldırı tehlikesi, Obama’nın tekrar seçilmesi durumunda gittikçe azalacaktır. Ayrıca muhtemel bir saldırı sadece uluslararası hukukun çiğnenmesi anlamına gelmeyecek, aynı zamanda tüm bölgeye benzin dökmek anlamına gelecektir ve geniş bir alanda istikrarsızlığa sebep olacaktır.