|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
KÜLTÜR SANAT

O bir sanatçı sarrafı...

9 Haziran 2003 / EMIN AKDAĞ
Bircan Usallı Silan, Türkiye'de sanatçılara basın danışmanlığı hizmetini ilk başlatan kişi. Hayran kitleleri ile aralarında toz pembe ilişki atmosferi oluşan sanatçıların, sahne ve ekran dışındaki hayatlarını en iyi bilenlerden biri. Çoğu kişinin meşhur bir sanatçıdan imza almak, onunla fotoğraf çektirmek ya da telefonla konuşmak için can attığına şahitsinizdir. Bir imza, fotoğraf ya da alo bu insanları öylesine mutlu eder ki, şaşar kalırsınız.
Sanatçılar ise onları sürekli alkışlayan hayranlarına hep el sallarlar ya da gülücükler gönderirler. Hayran kitleleri ile sanatçılar arasındaki ilişki atmosferi işte böylesine toz pembedir. Ama sanatçılar kuşkusuz günün her saatinde, ekran ve sahnedeki gibi değiller. Film setlerinde nice stresler yaşanır. Konser başlamadan önce onlarca aksilik meydana gelir. Sanatçı, program dakikası dakikasına planlanmışken ve herkes onu bekliyorken birden rahatsızlanabilir. Üzücü bir haberle demarilize olabilir. Hele bir de zaman zaman magazincilere de yakalandıkları öfkeli anları yok mu? Bazen sanatçı öfkeli halinden daha korkunç psikolojik havaya girebilir. Yani kapris yapar. Kaprisleri, sıradan insanlarınkine hiç de benzemez.

Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın, Türk sinemasının dört duayen aktristi. Emel Sayın, Kayahan ve Ajda Pekkan da müziğimizin beş on duayeninden üçü... Halkın gönül tahtına oturan bu sanatçıların işlerindeki maharetini anlatmaya hacet yok. Aksi halde o tahtın yanından bile geçemezlerdi. Mesleklerinde 40 yılı geride bırakan bu insanların sahne ya da ekran öncesi ve sonrası halleri ile gerçek hayatlarındaki kişiliklerini Türkiye"de sanatçılara basın danışmanlığı başlatan ilk kişi Bircan Usallı Silan"a sorduk. 15 yılı aşkın bir süredir Güneş ve Hürriyet gazetelerinde televizyon muhabirliği yapan Silan, "Sezen Aksu, Nilüfer ve Zerrin Özer"lerle büyüdüm. Gençliklerimizi beraber paylaştık" diyecek kadar sanatçılarla içli dışlı olmuş. O dönemler tek kanal TRT. Bütün sanatçılar da bu kanala gidip geliyor. Oğluna daha fazla vakit ayırma düşüncesiyle mesleğe ara veren Silan, tam bu sırada Nükhet Duru ile Nazan Şoray"dan, "Basın danışmanlığımızı yap" teklifini alır. O gün bugündür bu işle uğraşan Silan, şimdiye kadar Duru ve Şoray"ın haricinde Nilüfer, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Emel Sayın, Kayahan, Kerem Alışık, Ülkü-Gazanfer Özcan ikilisi, Anjelika Akbar, Yeşim Salkım, Ajda Pekkan ve Zuhal Olcay gibi sanatçılarla çalışmış. Bazılarının aynı zamanda menajerliğini yapmış. Ancak Silan"a göre basın danışmanlığı sanat camiasında henüz kurumsallaşamamış. Meslek bu sektörde biraz ayağa düşmüş. O yüzden işlerini bilinçli olarak seyrekleştiriyor. Biri Belgin Doruk"un hayatını kaleme aldığı, diğeri Filiz Akın ile birlikte hazırladığı iki kitabı bulunan Silan, şu sıralar Türk sinemasının dört bayan duayeni Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın"ı anlatacağı bir kitap üzerinde çalışıyor. Kitap büyük bir ihtimalle Ekim"de raflarda olacak.

Ajda Pekkan ile çalışmak için kişiliğini evde bırakacaksın...

Basın danışmanlığı zaten başlışabına zor bir meslek. Bu mesleği sürdürebilmek için, halk tabiriyle "insan kahrı çekebilmeyi" iyi bilmek gerekiyor. Bir de hizmet verdiğiniz kişi meşhur bir sanatçıysa, işiniz daha da zorlaşıyor, çetrefilleşiyor ve stres katsayısı olağanüstü artıyor. Bircan Usallı Silan"ı en fazla zorlayan sanatçıların başında Ajda Pekkan geliyor. Pekkan ile kısa bir süre çalışmış ama bu süre Silan"a yetmiş de artmış bile. Bakın Silan, Pekkan için neler söylüyor: "Ajda Pekkan ile çalışabilmek için, kendi kişiliğini, kimliğini, herşeyini kapıyı üstüne kilitleyip evde bırakacaksın, Ajda Pekkan 2 olarak onun yanında yer alacaksın. Onun fikrini onaylayacaksın. Çünkü Ajda Pekkan fikir verilmeyi sevmiyor. Onun bir fikri vardır. Yanındaki insanlar o fikrini yalnızca onaylarlar. Ona aykırı bir şey söyleyemezler. O da benim kişiliğime tersti. Dostumdur her zaman. Çok severim onu. O da beni çok sever. Fakat beraber çalışmayı asla düşünmem."

Türkan Şoray, evde bile kamera var sanıyor...

Türkan Şoray, Silan"ın çalıştığı sanatçılar arasında en alıngan olanıymış. Şoray, yıllarca, güzel kadın tanımlamasının ötesine geçerek oyunculuğundan söz ettirmenin mücadelesini vermiş. Hayatı varsa yoksa sinema olan sanatçı, mesai haricinde de normalleşemiyormuş. Evet, Türkan Şoray, evinin içindeyken bile kamera tarafından çekildiğini zanneden bir kadın!... Şoray, mesleğindeki başarıyı güzelliğinin önüne geçirebilmiş fakat işin bir aması var. Amasını Silan şöyle anlatıyor: "Türkan Şoray imajı o kadar yapışık ki üstüne. Türkan, Türkan olamıyor, çok az olabiliyor. Çünkü bu konuda bir çabası yok. O Türkan Şoray olmayı çok seviyor. İmajını seviyor. İnsanları gördü mü öpücükler... Şimdikilerde böyle bir şey yok." Silan yıllarca, hayatı evde bile sinema olan Şoray"ın, normal hayattaki işlerini yürütmeye çabalıyor.

Hülya Koçyiğit"in çığlıkları hâlâ kulağında...

Basın danışmanlarının sanatçıların en zor anlarını onlarla paylaşan insanlar olduklarını söylemiştik dosyanın başında. Bunlardan birini Hülya Koçyiğit"in aylar önce yaşadığı rahatsızlık sırasında iliklerine kadar yaşamış Silan. Sanatçının bütün sevenlerini telaşlandıran rahatsızlığı film setinde meydana gelmiş. Sette aniden yere yığılan sanatçının tansiyonu ölçüldüğünde 17"ye 7 çıkmış. Bir süre sonra devam edelim demişler. Yeniden yere yığılınca, Koçyiğit, ambülansı beklemeden, hastaneye götürülmesini istemiş. Sol kulakta dengeyi sağlayan bölge soğuk ve stres sebebiyle error vermiş. Rahatsızlık sırasında ağrının yanı sıra herşey hızla 360 derece dönüyor gibi oluyormuş. Hastaneye varılana kadar ecel terleri dökülmüş. Hastaneye varana kadarecel terleri dökülmüş. Şiddetli baş dönmesi ve ağrılar yüzünden çığlıklar atan Koçyiğit, öte taraftan o kadar değişik dualar okumuş ki, onu yakından tanıyan Silan bile hayretler içinde kalmış: "Bildiği bütün duaları okudu. Sonra dedim ki ne çok dua biliyormuşsun. Ne kadar dua varsa. Ben üç Kulhuvellahü, bir Elham biliyorum. Dünyayı biliyormuş!..."

Hülya Koçyiğit, Silan"ın, çocukken adına ayrı bir defter tutacağı kadar hayran olduğu biri. O kadar yakınlar ki onun için "dördüncü ablam" diyor. Nikahında şahitlik yapan, çocuğu doğduğunda ilk kucağına alanlardan olan Koçyiğit, 10 yıllık araya, Silan"ın artık dön ısrarlarıyla son veriyor ve yeniden ekranlardaki yerini alıyor. O da Silan"a, "Madem beni döndürdün, sen de hakkını ver" diyormuş. Silan, üzerinde çalıştığı kitap için geçenlerde Koçyiğit"in 35 yıllık eşi eski futbolcu Selim Soydan ile konuşuyor. Soydan, görür görmez âşık olduğu Koçyiğit"e üçüncü buluşmalarında evlenme teklifi ediyor. Evlilik, Soydan"ın ısrarıyla oluyor. Koçyiğit, 35 yıl boyunca bir defa dahi Soydan"ı asık suratla ya da soru dolu bakışlarla evden uğurlamamış ve eve karşılamamış.

Soydan her sabah eşinin kahvesini yaparmış. Silan, Koçyiğit"i kopartılırken hemen dökülüveren gelincik çiçeğine benzetiyor, çok kırılgan bir yapısı olduğundan söz ediyor. Silan, Koçyiğit"in, hayatın içinde olmasıyla diğer sanatçılardan ayrıldığını vurguluyor. Çok okuyan ve genel kültür düzeyi yüksek olan Koçyiğit, mantık süzgecinden geçirdiği fikirlerini çekinmeden herkesle paylaşan biriymiş. Çoğu sanatçı evlilik yerine beraber yaşamayı tercih eder ve kolay boşanırken, sevgi ve saygıyla 35 yıl süren bir evlilik, dile kolay...

Filiz Akın"ın sezgileri çok güçlü...

Silan, Filiz Akın"ı ilk defa Yılmaz Güney ile birlikte çevirdiği Umutsuzlar filminin setinde görüyor. Güney, Silan"ın ailesinde önemli bir yere sahip. Sette, Güney"e kitap imzatırken, ayıp olmasın diye Akın"dan da imza istiyor. Silan, gazeteci olarak hiç muhatap olmadığı Akın ile mesleğinin son dönemlerinde bir röportaj yapıyor. Ardından, Akın, Silan"a beraber kitap yazma teklifi getiriyor. Tabii ki, Silan bu teklife derhal evet diyor.

Silan, çok güçlü olduğunu söylediği Akın"ın altıncı hissi ve sezgileri için şunları aktardı: "Sizinle karşı karşıya geldiğinde anında sizin onunla ilgili ne düşündüğünüzü çözebiliyordu. Kafamda bir soru işareti vardı. Otururken, şimdi kendi kendine muhakeme yapıyorsun değil mi dedi. Şimdi beni ötekilerden daha çok sevmekten korkuyorsun, haksızlık yapacağını düşünüyorsun değil mi dedi. Gerçekten onu düşünüyordum. Niye daha fazla onu seveyim duygusu geçmişti birden bire..."

Peki Akın, sinemayı neden bırakmıştı? İşte cevabı: "Sinemada edindiği mirası yemek istemediğini söyledi. Türk halkı ona büyük bir miras verdi diye düşünüyor. 20 yıl sinema yaptı. Sonra da bıraktı. En az film çeken o. Türkan Şoray 200 film yaparken Akın 110"larda kalmış. Sahiden de Türk halkı 40 yıldır bunların yerine kimseleri koyamadı. Böyle anılmak istiyor. Hep hoş ve güzel anılmak istiyor. Şu sıralar Türk halkı için bir şeyler yapmam lazım diyor. Eğitim ile menopozlu kadınlar dernekleriyle yoğun temas halinde. Şu an Bebek"te oturuyor." Filiz Akın, İlker İnanoğlu"nun annesi. İlker"in babası da Türker İnanoğlu.

Fatma Girik, siyaseti film çeker gibi yaptı...

Şişli Belediye Başkanlığı döneminde Fatma Girik, Silan"dan basın danışmanı olmasını istiyor. Olayım mı olmayayım mı karar veremeden bir buçuk iki ay yanında bulunuyor. O dönem çok sık beraber oluyorlar. Silan, Girik"in siyaseti film çeker gibi yaptığını düşünüyor: "Çok talep vardı. Çevresindeki herkes siyasete girmesinin çok doğru olacağını söyledi. Fena da olmadı. Ama kullanıldığını da düşünüyoruz Fatma Girik"in. Hiç siyasete girmeseydim demedi. İkinci seçimleri kaybettikten sonra artık bu defter benim için kapanmıştır dedi." Habercilik denemesi niyeydi?: "Girik ona gelen önerilere anında sıcak bakardı. Yapabileceklerini yaparım derdi. Habercilik uğruna kendini 5"inci kattan aşağıya atacak kadar gözü pek. Belini kırmıştı. Aylarca yatağa çakıldı kaldı. Fatma Girik içinden geldiği gibi yaşamayı seven biri."

Girik"in evladı yok ama 25 yaşında olan bir yeğeni var. Silan: "Onun için çocuk gibi bir şey. O baktı, sevgi dolu bir kadın. Annesi gibi bir şey. İlla ki çocuk doğurmaları gerekmiyor ki bu insanların. Nilüfer için de hep bana gerçek anne gibi mi diye sorarlar. Ben de söylerim. Oğluma ne hissediyorsam, o da kızına aynı şeyleri hissediyor. Emel Sayın"ın da çocuğu yok. Yeğeni var. Ama keşke bir çocuğum olsaydı duygusunu yoğun yaşıyor. Çocuk yapmadığına pişman olanlardan."

Emel Sayın, en vesveseli olanı...

"Çok naif, yanlış anlaşılmaktan çok ürken bir kadın" diye nitelediği Emel Sayın"ı, Silan şöyle anlatıyor: "Ben bile telefonda konuşurken, Emoş bugün bunu yapmayalım dediğimde ses tonumdan alınganlık yapıp bana bir hafta küser, bundan senin haberin olmaz, niye küsmüştür bilemezsin. Hep böyle öpülüp koklanmak, okşanmak istiyor. Belki çocuğu olmamasının getirdiği bir şey bu. Hep insanların onu sevmesine alışmış. Bundan çok mutlu. Bu hâlâ sürsün istiyor. Mesela hayır demesini de çok az biliyor. İnsanlara kırılmasınlar diye önce evet der, ardından, ne yapsak diye formül arar. Bu tamamiyle iyi niyetinden kaynaklanıyor. Yüreği çok güzel, çok şeker ama çok kararsız."

Kayahan, bir çok şarkıyı ilk defa Silan"a okumuş

Kayahan"ın sonuncudan önceki 5 albümünün tanıtımını Silan üstlenmiş: "Kayahan, 40 yaşından sonra şöhret olmuştur. Hep bana şunu anlatır. TRT muhabirliği yaptığım dönem. Nilüfer ile şarkı söylüyormuş. Ben Nilüfer"in fotoğrafını çekmek istemişim. O da yayındaymış. Siz çekilir misiniz, demişim. Beni adam yerine koymamıştın, der. İçinde kalmış. Olayı hiç hatırlamıyorum." Silan, Kayahan"ı anlatmaya şöyle devam ediyor: "Çok dosttur. Ama ona hep sen bilirsin, sen doğruyu söylüyorsun demek gerekir. Bu konuda Ajda Pekkan"ın erkeği de diyebiliriz. Ama yüreği çok iyidir Kayahan"ın. Yani ona telefon açıp Kayahan gel, hastayım, bana bir şarkı söylersen iyi olacağım dersen, koşa koşa gitarını alır gelir, şarkısını söyler." Kayahan, bir çok şarkıyı nasıl buldun diye ilk defa Silan"a okumuş. Kayahan, son eşi İpek hanımdan olan küçük kızının üzerine titriyormuş.

Kayahan, bestelerine talep olduğunda istediği bedellerle de gündeme geliyordu: "İnsanların bu yönlerini anlatmak çok sevimli değil ama Kayahan, Mehmetçik Vakfı"na çok ciddi bağışlarda bulunuyor. Kendi hakkı olan para neyse alır, ihtiyacı olan neyse yanındaki insanlara verir, o konuda adaletlidir. Fakat kendi hesabını kitabını müthiş yapar. Adam hayatını müziğe adamış. Müzikle yaşıyor. Evinde her hoparlörden bir ses çıkıyor. O cd değil, bu cd de değil. O şarkının ikinci paragrafı burada, üçüncüsü burada. Sahiden müzik ile soluk alıp veren bir adam. Gitarı, sevgi kelimesi onun için kutsaldır."