DOSYALAR

Ailenin üvey evladı

  • Cemal A. Kalyoncu
Ailenin üvey evladı
Ahmet Altan'ın bir yazısında okumuştum. Altan, bir ilişkinin en tehlikeli anının neresi olduğunu soruyor, cevabını da kendisi veriyordu. Altan'a göre ilişkinin en tehlikeli anı bitime en yakın zamanıydı.Adı Zafer Mutlu. Petrol Ofisi'nde memurluk yapan bir babanın iki çocuğundan biri olarak 1956 yılının ağustos ayında İzmit'te dünyaya geldi. İlk çocukluk yıllarını Malatya'da geçirdi. Ankara Üniversitesi Gazetecilik Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. Yeni Ortam'da başladığı gazetecilik yaşamını Vatan, Dünya, Günaydın ve Sabah'ta sürdürdü. Üniversiteden mezun olduktan iki yıl sonra, 1979'da Nuray Hanım'la evlendi. İstanbul'a yerleşmek fikrinden hiç bir zaman vazgeçmedi, 1980'lerde Ankara'dan ayrılarak bu emelini gerçekleştirdi. 1980 yılında ilk kızı Güneş, üç yıl sonra da Zeynep dünyaya geldi. 1987'de ilk eşinden boşanarak o zamanlar Günaydın gazetesinden meslektaşı Füsun (Arsan) Hanım'la hayatını birleştirdi. Sabah gazetesinde Dinç Bilgin'le tavla partileri yapacak kadar yükseldi, Bilgin'in kelimenin tam anlamıyla 'sağ kolu' oldu. Bu yüzden Dinç Bilgin, Sabah'ın yüzde 3.84 hissesini ona verdi.

Bu Zafer Mutlu'nun kısa özgeçmişi ama aslında biraz sonra anlatacağım Can Ataklı'nın hikayesinin de bir özeti gibi. Şimdi, filmi başa saralım ve Can Ataklı'nın itirafçı gibi algılanmasına yol açan sürece bir yolculuk yapalım.

Can Ataklı, baba tarafından Kafkaslar'dan gelip bir kısmı Erzurum, bir kısmı da Balıkesir'e yerleşmiş bir aileye mensuptur. Ailenin Erzurum kanadında en tanınmış kişilerden biri 27 Mayıs'ın ileri gelen generallerinden ve sonraki yılların senatörlerinden olan Mucip Ataklı, diğeri de onun kardeşi Korgeneral Vecihi Ataklı'dır. Can Ataklı'nın ailesi ise ailenin Balıkesir kanadını oluşturmaktadır.

Türk kamuoyu tarafından gazeteci olarak tanınan Ataklı, eğitimci Cemil Ataklı ile Rumeli (Makedonya) kökenli, bir dönem Atatürk'le aynı sınıfta okuyan Ali Rıza Ardıç'ın kızı Semiha Hanım'ın da torunudur. Ailenin tek çocuğu olan babası Hikmet Ahmet ise kimya mühendisliği yapar. Ataklı'nın annesi Kadriye Özkan da kocası gibi; general, harp gazisi ve Libya Kralı'nın daveti üzerine bu ülkede başbakanlık yapan, Orhan ve Doğan Koloğlu'nun da babası olan Suut Sadullah Koloğlu Kabinesi'nde Savunma Bakanlığı yapmış Hıfzı—Gülten Betin çiftinin beş kızından biri (diğerleri Nermin Kalaycıoğlu, ilk dönem ANAP Milletvekilliği yapan Rezzan Şahinkaya, Nurhan Güneş ve Neşe Arıkan olarak kimya mühendisi olur.

'Adamın akıllısı Ankara'da kalmaz'

Ahmet—Özkan Ataklı çiftinin ilk görev yeri Diyarbakır olduğundan ailenin ilk çocuğu Can da (diğeri 1961'de dünyaya gelen Cem'dir) 1956 Mayıs'ında burada doğar. Ahmet Bey kadro olmadığı için lisede öğretmenlik yaparken, Özkan Hanım ise Tekel Fabrikasında kimya mühendisi olarak işe başlar. Bir süre sonra her ikisi de Şeker Şirketi'ne girer ve sırasıyla Susurluk, Uşak, Erzincan Şeker Fabrikaları'nda çalışır ve 1977'de emekli olurlar. 4—7 yaşlarını Erzincan'da geçiren Can, Balıkesir Atatürk İlkokulu'ndan mezun olur. Milliyet gazetesinin düzenlediği bilgi yarışmasında Türkiye genelinde ilk ona girerek Balıkesir'i temsil eden Ataklı, İstanbul Erkek Lisesi'nde yatılı okumaya başlar (1968): "Orada serseriliğe başladım. Mesela ilk sigarayı orada içmeler, okuldan kaçmalar falan orada başladı." Ataklı, lise iki ve üçüncü sınıfı, ailesi Ankara'ya taşınacağından Gazi Lisesi'nde bitirir: "Komando Ayvaz Gökdemir o zaman Ortaokullar Genel Müdürü idi. Bu okul da şimdiki adıyla MHP'lilerin elindeydi. Bende de, belki hakim olma duygusuna bir isyan vardı. MHP'li isen ben senden değilim diye. Böylece zaten hamurda olan CHP solculuğu yaparken TİP'lilerle tanıştım." Can Ataklı, imtihanda kendisine çok güvenmektedir. Ancak onu hayal kırıklığı beklemektedir, hayalindeki maden mühendisliği veya gazeteciliği kazanamaz. Can Ataklı da aynen Zafer Mutlu gibi İstanbul'a gitmekten yanadır: "Burada kalırsam öleceğim. Sonradan düşünüyorum, kullandığım bir laf var, 'Adamın akıllısı Ankara'da kalmaz.' O zaman babama rağmen İstanbul'daki İktisadi Ticari İlimler Akadamesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu'na kaydoldum. Babam çok öfkelendi. O, bilinçsizce hayatımda aldığım en önemli karardı. O süreç beni bugüne getirdi." 1974'ün sonlarına doğru Ataklı İstanbul'a ayak basar. Bir yandan okula devam ederken; babasının kuzeni, 27 Mayıs generallerinden ve o tarihte senatör olan Mucip Ataklı'nın, Vatan gazetesini yeni almış yine 27 Mayısçı Numan Esin'e yazdığı bir mektupla gazetecilik yaşamı başlamış olur: "Benim yeğenimdir, onu yanına alır mısın? 1975'te Vatan'a girişimiz böyle oldu. Alp Kuran vardı, Cengiz Çandar gelmişti, Nihat Behramoğlu, Kemal Sülker gibi isimler vardı o zaman." O sırada Zafer Mutlu da Yeni Ortam'dan Vatan'a geçmiştir: "Zafer de benim gibi bir çömez o zamanlar. Biz önce telefonla tanıştık. O zaman Milli Birlikçi Doğan Yurdakul'un oğlu öldürülmüştü. Milli Birlikçi'lerden görüş almak gerekiyordu. Kimse alamıyordu. Ben de Zafer'e dedim, Mucip Ataklı benim amcam. Ona git, seninle konuşacak. Mucip amcaya ilk gönderdiğim Zafer'dir." Bu şekilde başlayacak dostluk 25 yılın sonunda zamanla, Can Ataklı'nın deyişiyle 'sapık bir ilişkiye' bile dönecektir.

TİP'ten soğuyor

Ataklı, o yıllarda solun uç noktasında bir yerde bulunmaktadır: "Zafer de solda ama ben daha keskindim. Türkiye İşçi Partisi için afiş astım, bildiri de dağıttım. Fakat bir şekilde kendimi korudum. 70'lerde bütün sol grupların içine girebilen nadir insanlardan biri idim. Bir tarafa angaje olmayan, bir tarafa çok düşmanlık yapmayan, tavrını da söyleyen biri idim." 1978 yılında Vatan gazetesi kapanmadan bir süre öncesindeyiz: "TİP'i bırakma sebeplerimden bir tanesi, Vatan'da yazı işlerine geçince, bir süreden sonra gece sekreterliği yaptım. Gece olan olaylarda ben gazetenin genel yayın müdürü gibi davranıyordum. Gece 2—3'te çıkıyordum ama o bana çok gurur veriyordu. Bir gece dediler ki bize, Alibeyköy'de o fabrikaların olduğu yerlerde sabah saat 5'te —işçiler vardiya değişiyor— bildiri dağıtılacak. Ben de TİP'in Eminönü İlçe Teşkilatı'na kayıtlı gözüküyorum. O gece 2—3'te işten çıktım. Sabah 5'e doğru beni kaldırdılar. Eyüp/Alibeyköy'e gittim. Derken jandarma geldi. Ben de acele Eminönü ilçe binasına kaçtım. Bir baktım bizim ilçe başkanı 4 tane sandalyeyi yanyana koymuş uyuyor. O bende derin bir kırıklık yarattı, bu işte bir yanlışlık var diye. Ulan ben orada 19 yaşında çocuğum, canımı tehlikeye atıyorum. Bir de Behice (Boran) Hanım'la, Bursa'da parti toplantısına katıldık. Orada Fransa Komünist Paritisi'nden gelen bir Türk'le sohbet ederken o 'Türkiye benim umudumu kırdı, burada herkes yoksulluktan bahsediyor. Biz Fransa Komünist Partisi olarak ikinci ev, araba, ne bileyim bir tatil yardımı falan istiyoruz' dedi. O zaman bu işte bir yanlışlık var, ben bu işin çok fazla bayraktarı olmamalıyım dedim." Vatan kapandıktan sonra Melih Aşık, o zaman Günaydın'ın başında bulunan Rahmi Turan'a ondan bahsedince Ataklı da buraya geçer. İhtilalden 6 ay önce Zafer Mutlu da İstanbul'a taşınmıştır. Hatta üç ay boyunca Ataklı'nın İstanbul Laleli'deki bekar evinde beraber kalmaktadırlar: "Zafer'le aynı kafadayız ancak birtakım kuşkularım da vardı. Rahatsız edici hırslı bir tarafı vardı Zafer'in. Hayat hikayelerimiz de birbirine benziyor zaten." Bu arada Ataklı 16 aylık askerlik görevini yapmak için askere gider: "Haldun Bey ona çok kızdı. Benim askerliğimi yaptığımı zannediyordu. 'Sen de aptal çıktın' dedi. Necati Zincirkıran'ı devreye sokup benim Deniz Kuvvetleri'ne yazılmamı sağladı. Orada çok rahat askerlik yaptım, hep gazetede çalıştım. Hatta Deniz Kuvvetleri'nin bir dergisini yapıyorduk orada. 7 bin 500 adet basıyordu. Haldun Bey, 'yapsınlar, kağıdı da verin' dedi." 1983 yılında Can Ataklı da Zafer Mutlu gibi ilk evliliğini gerçekleştirir, Handan Türkeli ile birleştirir hayatını. 1989'a kadar sürecek bu evlilikten sonra Ataklı boşanır ve Vizon dergisini kuran meslektaşı Ayşe Savaşçın'la ikinci evliliğini yapar. Hüsnü ve Naime Savaşçın çiftinin kızları olan Ayşe Hanım'ın abisi Demir Savaşçın da masonların üstadı azamı olarak bilinen bir kişidir. Ailenin bir diğer kızı Gülper Hanım ise ünlü sinema yönetmeni Halit Refik Refiğ'le evlidir. Can Ataklı'nın, eşi Ayşe Hanım'ın önceki evliliğinden olan Tuvana ve Begüm adında iki kızı vardır.

1986 yılına kadar, 1984—85 yılları arası hariç Haldun Simavi'nin olan Günaydın gazetesinde çalışan Ataklı, o iki yıl da Tan gazetesini yönetir: "Askerden dönünce Haldun Bey, bana birtakım işler icat etti. Önce gazete ile birlikte verilen sonra ayrı bir gazete olarak çıkan 24 Saat adlı bir gazeteyi emanet etti. Sonra bu Rahmi Turan'lar ekip halinde Sabah'a gidince Tan'ı ben çıkardım. Ben tabii severek yapmadım o işi. Bir yıl sürdü. Haldun Simavi ile 'Olmadı oğlum, sen gazete yönetemezsin. Daha pişmen lazım' gibi bir muhabbet oldu. O günkü aklımızla alındık bu laflara. Ben gazetenin ticari tarafında değilim, ama gazete idareciliği komple bir iş." O sırada Çetin Emeç, onu Hürriyet'e çağırır. Derken Rahmi Turan ve ekibi Günaydın'a dönünce, Sabah'a giden ekipten sadece Zafer Mutlu geride kalır. O da eski 'kankası'nı Sabah'a çağırır (1986): "Bundan sonra beraberiz' dedi." Ama birliktelik sonsuza dek sürmeyecektir. 2000 yılının sonlarına doğru Etibank'a el konacak, 2001'in ocak ayında da Can Ataklı, 15 yılını verdiği Sabah grubundan dışarı itilecektir: "Bir defa bitmeyecek gibi geliyordu. Ama ben çok iyiyim, onun için bana ölüm yok ki bu işte. Ancak hırsızlık yaparsam veya başıma kaza gelirse... Onun dışındaki faktörler benim aklıma hiç gelmedi. Biz 25 yıldır Zafer'le beraberiz. Hikaye şey, onun için öfkeliyim ya Zafer'e."

'Sapık bir ilişki'

— Sizin anlattıklarınızla yazılan Amiral Battı adlı kitaptan anladığım kadarı ile Sabah'ta siz üvey evlat gibiydiniz sanki...

"Biraz öyle tabii. Ama ben onu 10 sene fark etmedim. O yüzden çok taviz verdim, hiç sorun yaratmadım. İşimi çok seviyordum ben."

— Peki insan bu kadar krediyi niye verir bir kişiye?

"Kişiye değil mesleğime veriyordum."

— Sizde eksik olan neydi? Bunu sordunuz mu kendinize?

"Kendimi sunmayı bilmiyorum. Zafer'in hırsı çok fazlaydı. Zengin olmayı zaten takmıştı kafaya. Çok büyük gücü ve kazancı, özellikle gücü elde etmeyi istiyordu. Zafer o on yıl çok iyi oynadı oyunu. Gazeteyi o yönetti. Ama onu bize hiç hissettirmedi. Biz Zafer'e şunu sağladık. 'Kardeşim biz seni tanırız.' Bunun için Dinç Bilgin'le hiç iş ilişkisi kurmadık. Sorduğunda da Zafer'e söyledik. Zafer'e bizim yaptığımız en büyük destek odur. Ben de hırslı bir adamım, belki belli başarıları, yetenekleri olan bir adamım. Ben de Dinç Bey'in teknesine gidiyorum, karım onun karısı ile en yakın arkadaş. Beraber yüzüyoruz yani. Ama benim gördüğüm kadarı ile Zafer kendi kafasında bir yer çizmişti, 'buraya kadar' diyordu. Gazetede güçlüsün, ama gazetenin dışında da ben herkesi tanıyorum, çok faalim. O zaman bir tek yol kalıyor, para ile terbiye edersin. Tabii benim bu kadar öfkelenmeme neden olan tek olay değil.

— Etibank'a el konmasa, bu süreç yaşanmasa idi ne olacaktı?

"Aynen devam ederdi. İşte bir nokta geldi ben çok öfkelendim. Ve gazeteden 8 ay ayrı kaldım. Sonra beni tekrar çağırdılar. İkinci çağrılışımda çok artmıştı maaşım, ama ben de çok daha fazla iş yapıyordum. Tam sayfa yazı yazıyordum, Kanal 6'ya çıkıyordum. Benim aylık gelirim o günün parası ile birden 18 bin dolara çıktı. Ama üç ay sonra bankaya el kondu. Paraları alamadık. Devam etseydi ben o parayı artırarak alırdım. Aslında bir şeye girişmiştik, Zafer de bakmıştı 'Can'la artık didişmenin gereği yok.' Çünkü bir de biz didişiyoruz. Yani sapık bir ilişki var. Ben ona dedim 18 bin dolar maaş değil bir defa senin bana 25 bin vermen lazım, artı bir de başka bir şey vermen lazım, beni kurtarman lazım, ben artık sorunsuz olayım. Her patron konumuna gelen adam kendi yoldaşlarının hayatını bir şekilde kurtarır. Ondan sonra sen bana sorumluluk verme, görme ama beni kurtarmak zorundasın. Bunca sene bana sen birşey yapmadın, çırılçıplak kaldım ortada.

— Geriye dönüp baktığınızda kendinizde en büyük kusur ya da hata olarak neyi görüyorsunuz?

"Zafer'le ilişkiyi o tür sürdürmek. Onun daha şey olacağı dönemlerde daha bastırabilmeliydim. İşte ondaki karakter değişikliğini belki öneleyebilirdim. Çünkü çok çetrefilli işlere girdiler. .

'Bu iş bitsin, cezasını göreceksin'

— Zafer Mutlu açıklamalarınızdan sonra sizinle konuştu mu?

"Yok, onu kontrol edemeyeceğini biliyor. Zaten bütün sorun orada. Bankaya el konduğu andan itibaren Zafer'le görüşmedim.

Ayrıldıktan sonra 'dinci basın' diyerek Zaman, Yeni Şafak gibi gazetelerde yazmayacağını söyleyen Ataklı, zamanında Aydın Doğan aleyhinde yazılar yazdığından dolayı ancak internet üzerinden 'atakhaber' sitesiyle sesini duyurabilmekte, bir de habertürktv'de program yapmakla yetinmektedir bugünlerde: "Ben bu medyanın en iyilerindenim, benim gibi 10 tane daha adam yok. Beni dışarıda bırakması için bu insanların aptal olması lazım."

Kim ne derse desin Can Ataklı, Türkiye için çok önemli bir 15 yıllık dönemin gündemine yön veren ve perde arkası gelişmeleri çok iyi bilen birisi. Onun için onun hayatı salt Can Ataklı'nın hayat hikayesi olmaktan çıkıp bir nevi Türkiye'de dönen dolapların perde arkası olayların da hikayesi oluveriyor, tabii ki Can Ataklı'nın bizimle paylaşmak istedikleri kadarı ile...

Şimdi Ahmet Altan'a tekrar dönelim, ne demişti Altan?

Sizce de öyle mi?

ckalyoncu@hotmail.com

ÖNERİLEN YAZILAR