|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
SÖYLEŞİ

Çaresizliği yaşadım...

24 Haziran 2000 / AYDOĞAN VATANDAŞ
Türkiye onu 80'li yılların yakışıklı, karizmatik ve başarılı jönü olarak tanıyordu. O yıllarda çevrilen filmlerin en çok aranan ismiydi. Sonra birdenbire, hiç beklenmedik bir haberle sarsıldı Türkiye...
Filmlerinde uyuşturucu kaçakçılarına karşı amansız mücadelelere giren komiser tiplemesiyle tanıdığımız ünlü aktör, bu kez İspanya'da 3,5 kilo eroinle yakalanmıştı. Artık o eski güzel günler geride kalmış, yerini ihanete, zorluklarla geçen günlere bırakmıştı. Ateşi ve ihaneti görmüştü. Artık yanlız bir adamdı. Kısa bir süre öncesine kadar dost bildikleri onu tanımazlıktan geliyordu. Hapiste geçirdiği neredeyse 10 yıllık süre boyunca babasından başka tek bir ziyaretçisi bile olmamıştı. Kendisiyle görüşmek isteyen bir muhabir ise dolandırıcı çıkmış, avukat bulacağı gerekçesiyle aldığı binlerce dolardan bir daha haber alınamamıştı. Hapisten çıktıktan sonra Türkiye'ye gelen ünlü aktörün peşini talihsizlikler bir türlü bırakmıyordu. Ölümden kıl payı kurtulduğu kaza ile ilgili olarak aşırı hız açıklaması yapılsa da konu ile ilgili sır perdesi aralanamadı. Onu tanıdınız değil mi?

Hayat tevafuklarla doludur. Bundan üç yıl önce yaptığımız bir İspanya gezisinde Kenan Kalav'ı aslında bir roman olabilecek yaşam öyküsü ile ilgili ziyaret etmek istemiş ancak başarılı olamamıştık. Aradan yıllar sonra işte bu gecikmiş söyleşiyi gerçekleştirdik Kenan Kalav'la.

'Çizme', 'Gülün Bittiği Yer' gibi oldukça ses getiren filmlere imza atan Kenan Kalav'ın başrölünü oynadığı 'Kurt Kapanı' dizisinin ünlü yönetmeni İsmail Güneş büyük bir incelik göstererek ısrarlı sorularımız karşısında uzun süredir merak ettiğimiz bir gerçeği paylaştı bizimle. İsmail Güneş, Kalav'ın canlandırdığı 'Serdar Yılmaz' karakterinin ünlü baba Kürşat Yılmaz'ın hayatından da kesitler taşıdığını sadece bize söyledi. Bu kuşkusuz hem Kalav'ın konumunu, hem de dizinin yaslanmış olduğu sosyal arkaplanı anlamak bakımından son derece önemliydi.

İşte ilginç gerçekler...

— 80'li yılların en başarılı jönlerinden biriydiniz. Ve birdenbire İspanya'da 3.5 kilo eroinle yakalandığınızı duyduk. Aradan geçen on yıldan sonra yaşadıklarınız hâlâ esrarını koruyor. Neler geçti başınızdan ve kendinizi böyle bir olayın içinde nasıl buldunuz?

Şu an ismini bile anmak istemediğim, o zamanlar benim yardımcılığımı yapan bir arkadaşımın çantasından 3.5 kilo eroin çıktı. Tutuklanmamız böyle oldu. 55 gün Barselona'da tutuklu kaldım. Sonra babam geldi ve kefaletle serbest kaldım. 6 ay boyunca mahkeme gününü bekledim. Beraat kararıyla birlikte eve gideceğimi düşünürken hakim yüzüme bile bakmadan 10 yıl 4 ay 1 gün cezaya çarptırıldığımı söyledi. Herşey o kadar ani olmuştu ki, eve gitmeyi umarken bir kaç dakika sonra cezaevinin yolunu tuttuk. Ne tür bir şok hatta şoktan da öte bir şey olduğunu tahmin bile edemezsiniz o duygunun. Ailece ne yapacağımızı düşündük ancak böyle bir durumda ne yapabilir insan. Çaresizdim. Türkiye'ye dönebilirdim dönmesine ama içime sinmedi bu ve bavulumu toplayarak cezaevinin yolunu tuttum. Yüksek mahkemeye müracaat ettik ve 2.5 yıl da yüksek mahkemenin kararını bekledik. Yüksek mahkeme de kararı onayınca yapacak hiç bir şeyimiz kalmadı ve 10 yıl dört ay 1 günlük cezamızı çekmeye devam ettik. O zamanlar benim dostum olduğunu söyleyen bazı insanlar eğer bana sahip çıksalardı böyle bir ceza sözkonusu olmazdı.

— Size nasıl yardımcı olabilirlerdi örneğin?

Kimliğimizle ilgili birtakım bilgileri verselerdi zaten en büyük yardımı yapmış olurlardı.

— İsim verebilir misiniz?

Çok fazla isim vermek istemiyorum. Bunlar geçmişte kaldı. Geçmişte kalan bu olayları yeniden canlandırmak istemiyorum. Geçmiş zaten fazlasıyla alıp götürdü benden. Ama o zamanlar bir Cengiz Bozcaada vardı bana sahip çıkan. Yine sinema camiasından hemen herkesin üstünde imzası bulunan Bülent Bilgiç vardı. Sonraları benden af diledi. Açıkçası o zamanlar bu insanların bana sahip çıkmalarını beklerdim. Ama olmadı. İnsan üstelik bir başka ülkede 10 yıl hapis yattıktan sonra bu tür sorulara nasıl cevap vereceğini de şaşırıyor. 10 yıl geçtikten sonra sanki bir zaman yolculuğuna çıkmışçasına ülkenize geri dönüyorsunuz ve bıraktığınız herşey değişmiş, dostluklar, ilişkiler, her şey... İnsan o on yıl boyunca yaşadığı o hücreye çok şeyini bırakıyor. İnsanın hafızası eskisi gibi olmuyor. İnan bir çok şeyi eskisi gibi net hatırlamıyorum artık.

— Nasıl geçti hapishane hayatı?

Hapishanede yaşanan her bir gün, her bir saat, her bir dakika başlıbaşına bir anıdır aslında. İnsan öyle bir ortamda hayatta kalmaya çalışıyor. Hiçkimse tarafından tanınmadığınız, dilinizden anlamayan, yabancı bir ülkenin hapishanesinde yaşamak çok zordur. İçeri girdikten kısa bir süre sonra ne yapmam gerektiğini kavradım ama ilkin sanki bir kaybolmuşluk hissini yaşıyorsunuz. Çok tanınmış bir insanken birdenbire hiç tanınmayan bir insan oluyorsunuz. Bu da ancak bir başka ülkenin bir hapishanesinde yaşamak zorunda kalarak tecrübe edilebilecek bir şeydi. İmkanlarınız son derece geniş olduğu bir ortamdan, imkansızlığın tam ortasına düşmek. Benim kaldığım cezaevinin koşullarının Türkiye'dekilerle hiç alâkası yoktu. Biz hücrelerde kalıyorduk. Bunun ne kadar büyük bir yalnızlık olduğunu kim bilebilir? Kuşkusuz bunu yaşayan. Düşünün bir kere. Bir insanla konuşmadan ne kadar zaman geçirebilirsiniz? Bir saat, bir gün, bir yıl... Ne kadar? Yıllarca insanlarla konuşmadan yaşamak zorunda kaldığınız bir hayat.. İşte böyle bir ortamda müthiş boşluk hissi yaşadım. Kendi içinizde kaybolduğunuzu hissediyorsunuz. Ve şunu öğreniyorsunuz: "Kendinin bile ücrasında yaşayan bir insan için gidecek yer sanki ne kadar uzak olabilir?"

— Ziyaretinize gelen oldu mu?

Evet sadece bir kişi: Babam... Başka hiçkimse gelmedi.

— Peki sizinle görüşmek isteyen bir gazeteci de mi çakmadı?

Çıktı çıkmasına da adam dolandırıcı çıktı. Lütfü Tokatlıoğlu vardı. Adam bize avukat bulma gerekçesiyle bizden o zamanın parasıyla oldukça büyük bir para aldı. Parayı da bir başkasının hesabına yatırmamızı istedi. Çaresizlik içindeydik. Ve bu adam bu durumumuzdan istifade etti. Bir daha da göremedik tabii adamı. Allah'a havale ediyorum tüm bunları.

— Kenan Kalav denince talihsizliklerin bir türlü peşini bırakmadığı bir insan akla geliyor. Onca yıl hapis yattıktan sonra bu kez çok büyük bir trafik kazası geçirdiniz. Tüm bunlardan bir sonuç çıkarıyor musunuz?

Özellikle bu son geçirdiğim kaza beni çok yıprattı. Ölümden kılpayı kurtuldum. Yanan bir arabanın içinden çıkartıldım. Üstelik beni arabadan çıkaran Nadir adında bir arkadaşım çıktı. Ben bunu bir tesadüf olarak algılayamıyorum. Düşünün bir kere. Yanan bir arabanın içinde, hareketsiz ve bilincinizi kaybetmiş bir şekilde yatıyorsunuz. Ve o sırada oradan bir arkadaşınız geçiyor ve sizi kurtarıp doktora götürüyor. Eğer o sırada doktora götürülmemiş olsam ayağım kangren olacaktı. Buradan çıkardığım sonuç şu: Yaşadığımız her gün, saat ve dakika, nefes aldığımız her an Allah'ın biz insanlara verdiği bir nimet. Bu kaza çok açık bir şekilde Allah'ı hissettirdi. Allah'ı yanımda hissettim. Aslında yaşadığım bütün bu olaylarda Allah'ı gördüm. Tüm bunların yaşanması gerekiyordu. Hapishanede yaşadığım yıllara bir de bu gözle bakın. Buradan çıkarılacak ne kadar büyük dersler var aslında. Allah sevdiği kullarına bu dünyada çektirirmiş derler. Bazen böyle değerlendiriyorum. Allah insanlara belirli bir noktaya gelebilmeleri için bazen bu tür ağır tecrübeler yaşatıyor bence. O kadar meşhur bir insanken bana aslında bunun ne kadar geçici birşey olduğunu gösterdi. Ve ben de bunu anladım. Her şey o kadar hızlı hareket ediyor ki, bazen neyi nereye koyacağımı, olayları nasıl yorumlayacağımı bilemiyorum. Allah'la olan ilişkilerimize baktığım zaman biraz 'lakayt' davrandığımızı hissediyorum. Bunun karmaşasını, çelişkisini de yaşıyorum. Ama o kazadan sonra beni affettiğini ve 'yaşa' dediğini düşünüyorum.

— Son zamanlarda sizi barlarda ve benzeri eğlence mekanlarında görmüyoruz. Bu yaşadıklarınızın bir etkisi olabilir mi?

Kuşkusuz 'eski Kenan' yok artık. 15 yıl önceki Kenan değilim. Herkes gibi ben de geziyorum. Bunun sınırlarını çok iyi öğrendim. Özel hayatımı elimden geldiğince magazin dünyasına malzeme yapmamaya çalışıyorum. Özel hayatım sadece beni ilgilendirir çünkü. Buna başkalarının da müdahil olmasını ya da beni gündemlerine alıp bundan rant elde etmeye çalışmalarını pek doğru bulmuyorum. Bunu ahlaki de bulmuyorum doğrusu. Elimden geldiğince kapalı bir hayat yaşamaya çalışıyorum.

— DGM'de yargılanırken bir de askerlik problemi çıktı. Askerlik nasıl geçti?

Askerliği de geçtiğimiz aylarda yaptım. Buradan Burdur'daki değerli komutanlarıma teşekkür ediyorum. Özellikle bazı paşalarıma saygı ve sevgilerimi iletiyorum. Benim ideolojime çeki düzen verdiler açıkçası. Beni hizaya getirdiler. Milliyetçilik görüşümü yeniden gözden geçirme fırsatı buldum. Hayatımın bu 30 günü benim için çok keyifli günlerdi. Paşalarımla yaptığım sohbetlerden çok şey öğredim. Bu yüzden bu 30 günün benim hayatımda çok büyük önemi var. Bu kadar kısa sürede çok şey öğrettiler bana. Neyin milliyetçisi olduğumun, hangi şartların milliyetçisi olduğumun bilincine vardım. Milliyetçilik görüşümü epey geliştirdiklerini düşünüyorum. Bu konulara çok fazla girmek istemiyorum ama bir Türk milliyetçisiyim ve herhangi bir fraksiyona bağlı da değilim.

— Kurt Kapanı dizisinde bir mafya babasını canlandırıyorsunuz. Canlandırdığınız karakterle hiç özdeşleştiğiniz oluyor mu?

Olmaz mı? Yaşanan olaylarda kendimi buluyorum. Çünkü olaylar güncel hayattan, bazı gerçeklerden alınmış olaylar. Kaldı ki dizide canlandırdığımız karakterler bazı arkadaşlarımızın hayatlarından izler, kesitler taşıyor.

— Kürşat Yılmaz'ın hayatını mı oynuyorsunuz?

Evet, denebilir. Canlandırdığım Serdar Yılmaz'ın hayat hikayesi, büyük oranda Kürşat Yılmaz'ın hayatından kesitler taşıyor.

— Kürşat Yılmaz'ı tanır mıydınız?

Hayır. Yönetmenimiz İsmail Güneş tanıştırıncaya kadar aslında tanışmıyorduk. Ama onu tabii ki tanıyordum. Onunla tanıştığıma çok memnunum. Onu ziyaret etmeyi de, onunla sohbet etmeyi de çok seviyorum. Daha geçen hafta ziyaret ettim. Gazetelerde onunla ilgili birtakım polemikler görüyoruz. Bu beni hiç ilgilendirmiyor. O benim dostumdur ve dostum olarak kalmasını da çok istiyorum. Başkalarının ne düşündükleri beni hiç bir şekilde ilgilendirmiyor. Kürşat Yılmaz son derece değerli bir insandır. Onun yakınında olmak beni mutlu ediyor.

— Peki dizi beklediğiniz performansı sizce yakaladı mı?

Geçirdiğim kazadan sonra dizi biraz amacından saptı. Senaryoda bazı değişiklikler oldu ister istemez. Ama yine de oldukça başarılı buluyorum diziyi. Bir çok insan Serdar Yılmaz'ı dolayısıyla beni tanıyor. Çok iyi bir ekiple çalışıyoruz. İsmail Güneş gibi son derece başarılı bir yönetmenle çalışmak açıkçası büyük şans. Dizi bundan böyle daha güncel hale gelecek. Dolayısıyla daha çekici hale gelecek.

— Son olarak sormak istediğim bir şey var İspanya'da yakalanmanızla bağlantılı olarak... Acaba sanat dünyasından bazı insanlara yaptırılmak istenen işler mi oluyor birileri tarafından?

Yoo.. Hayır o olayın yaşanması gerekiyordu yaşandı. Kuşkusuz o olayın perde arkasında başka şeyler de olabilir. Birileri bizim başımıza böyle bir çorap örerek acaba hedef saptırıp başka işler yapmış olabilir mi? Açıkçası bilmiyorum... İnanın öğrenmek de istemiyorum. O günleri geçmişte bırakmak istiyorum. Öyle büyük haksızlıklarla karşı karşıya kaldım, öyle büyük ihanetler yaşadım ki, bunlarla hesaplaşmak bile istemedim. Yeter artık dedim yani. Artık mutlu, huzurlu bir hayat istiyorum. Sükunet ve sağlık istiyorum. Artık geçmişi bir tarafa bırakarak zaten oldukça kısa ve ölümün kapımızı ne zaman çalacağını bilemediğimiz bu dünyada biraz yüreğimin sesini dinlemek istiyorum. İnsan özgürlüğün anlamını elinden alındığı gün anlıyor. Her an nefes alabilmenin ne büyük bir imkan ve nimet olduğunu anlaması insanın ölümle yüz yüze gelmesiyle, olgunlaşmasıyla korkularıyla yüzleşmesiyle mümkün. Ben bunu yaşadım.

Kürşat Yılmaz kimdir?

Kürşat Yılmaz 12 Eylül öncesi MHP'nin yan kuruluşu ÜGD'nin (Ülkücü Gençlik Derneği) üyesiydi. 12 Eylül'de yeraltı dünyasının aşağı yukarı bütün tanınmış isimleri toplanmıştı. Gençlik yıllarında Ülkücü Hareket içinde yeralan bazı isimler bu boşluğu doldurmaya talip oldular. Bu isimlerden biri de Kürşat Yılmaz'dı. Ülkücü Kürşat Yılmaz, yeraltı dünyasında adım adım ilerleyerek kendisine yer açtı.

Kürşat Yılmaz'ın ismini duyurması silah, uşuturucu kaçakçılığı ve tefecilik sektörünün önemli isimlerinden Kayahan Güvelioğlu'nu Kadıköy'de arabasının içinde öldürmesiyle olmuştu. Aslında bu iki isim arasındaki problem 12 Eylül öncesine dayanıyordu. Bütün Ülkücüler gibi Kürşat Yılmaz da Dev—Yol'a silah veren Kayahan Güvelioğlu'ndan nefret ediyordu. Bunu bilen Güvelioğlu Kastelli'den yapılacak tahsilat işini Yılmaz'a vererek bu büyük düşmanını yumuşatmak istemişti. Ancak Kürşat Yılmaz affetmedi ve Güvelioğlu'nu gözünü kırpmadan öldürdü. Bu olay sayesinde Kürşat Yılmaz "Babalar Dünyası"na görkemli bir giriş yapmış oldu.

Kürşat Yılmaz artık bir kaçaktı. Ama bütün aramalara rağmen bir türlü ele geçirilemiyordu. Arandığı yıllarda gazete ve dergilerde boy boy resimleri çıkıyor, katıldığı düğünlerin haberi yayınlanıyordu. Öldürdüğü Kayahan Güvelioğlu'na Didim Oteli'nin sahibi Fevzi Akbudak'ın 6 milyar borcu bulunuyordu. Kürşat Yılmaz bu borcu Akbudak'tan istemişti. Akbudak ise bu parayı veremediği için otelin yüzde 70 hissesini kaptırmıştı.

İstanbul'a döndükten sonra adı yine büyük çaplı uyuşturucu olaylarına karışmış ünlü armatör Osman Ayanoğlu'nun öldürülmesi emrini verdi. İşi en güvendiği adamlardan Yavuz Kaşıkçı'ya havale etmişti.

Kaşıkçı, Ayanoğlu'nu 1991'i 92'ye bağlayan gece Aksaray'daki Çakıl Gazinosu'nda eğlenirken öldürdü. Kaşıkçı, kaçmaya çalışırken, Ayanoğlu'nun yanında oturan adamlarının ateş etmesiyle yaralı olarak yakalandı.

Her yerde aranan Kürşat Yılmaz, üzerine gelmeye başlayan zamanın 2. Şube Müdür Muavini Süleyman Başgör'ü aşağılayan bir şiir yazdırttı. Şiiri tanınmış ülkücü Ozan Arif hazırlamıştı. Yılmaz şiirin altına kendi imzasını atarak Başgör'e gönderdi.

Çember daralmıştı. Yılmaz, İzmir'de Ankara Ülkü Ocağı Başkanı Ahmet Özer ve Ali Kara'yla birlikte yakalanmıştı. Polisin sorgusu sonucunda Kürşat Yılmaz'ın adamları Osman Kara, Ömer Palavar ve Şükrü Savaş da gözaltına alınmıştı.

Bu süre içinde aranan Kürşat Yılmaz'ın telefonları dinlemeye alındı ve bantlar mahkemeye kanıt olarak sunuldu. Mahkeme bantları deşifre ettirdi. Kürşat Yılmaz'ın ilişkileri gözler önüne serilmişti. Kürşat Yılmaz babalar içinde uyuşturucu işine bulaşmaması ile tanınıyordu. İstihbarat çevrelerine yakınlığıyla tanınan Melih Aktaş'a Kürşat Yılmaz'ı sorduk. Cevabı son derece ilginçti: "Uyuşturucu işine hiç bir zaman girmedi. Ülke çıkarları için bazı işler yapmış olabilir."

Kürşat Yılmaz... Kimilerine göre bir katil, mafya lideri, kimilerine göre de idealist bir kahraman... Hikayesini izlemek isterseniz, kendisi şu an Eskişehir Cezaevinde olsa da, sûreti Kurt Kapanı'nda...