|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
KÜLTÜR

Almanya’da bir Osmanlı otağı

1 Şubat 2010 / MESUT ÇEVİKALP
Almanya’nın kültür kenti Dresden’de bir Osmanlı müzesi açılıyor. Daha önce 450 yıllık Dresden Devlet Sanat Koleksiyonu bünyesinde tutulan Osmanlı ve Doğu orijinli 600 eser, yeni kurulan ‘Türckische Cammer Müzesi’nde görücüye çıkıyor. Açılış 7 Mart’ta.

2. Dünya Savaşı’nı tüm şiddetiyle yaşayan kentlerden biriydi Dresden. Doğu Almanya’nın bilim ve kültür beşiği bu kent, Almanların yenileceği kesinleşince, ABD-İngiliz uçaklarının bombardımanıyla yerle bir edilmişti. Üç gün boyunca süren acımasız bombardımanda 4 bin ton bomba yağdırılmıştı Dresden’e. Hiroşima ve Nagazaki’de de olduğu gibi taş üstünde taş kalmamıştı tarihî hükümdarlık şehrinde.

Dresdenliler o günlerde evlerini, yollarını, kiliselerini yağan bombalardan kaçıramasalar da canları pahasına da olsa yaklaşık 400 yıllık geçmişi bulunan Saksonya Prensliği’nin tarihî eser koleksiyonunu korumayı bildi. Savaş öncesinde oluşturulan planlar çerçevesinde bu paha biçilmez eserler gizli sığınaklara, şatolara ve tünellere taşındı. Bir kısmı Rusların eline geçse de, savaşın ardından izi sürüldü, Almanya’ya geri getirildi. Bugün bu eserlerin çoğu kente ruh veren Dresden Rezidans Sarayı’nda sergileniyor.

Müzeler şehri olarak da bilinen Dresden’de önümüzdeki mart ayında bir ilke imza atılacak. Bu yıl 450 yaşına giren Dresden Devlet Sanat Koleksiyonu, bünyesindeki eserlerin bir bölümünü ‘Türckische Cammer’ adıyla yeni bir müzeye dönüştürdü. İsminden de anlaşılacağı üzere bu müzede, 16 ve 19’uncu yüzyıl aralığına ait Türk ve Doğu kültürü eserleri sergilenecek. Silahlardan günlük kıyafetlere, at koşumlarından Osmanlı sadrazam çadırlarına kadar çok geniş bir yelpazede 600 eser ilk kez gün yüzüne çıkarılıyor. Askerî Eserler Müzesi’nde ayrılan 750 metrekarelik alanıyla müstakil bir müzeye dönüştürülen koleksiyonun gözdesi, 4 asırdan fazla geçmişi bulunan Osmanlı Büyük Sadrazam Çadırı. Restorasyonu için 3,6 milyon avro harcanan paha biçilmez çadırın uzunluğu 20, genişliği 8, yüksekliği 6 metre.

Saksonya Hükümdarı II. August’e (Güçlü August) ait ipek ve altın işli deri bezemeli saltanat çadırının yanı sıra ahşap malzemeden yapılan 5 Osmanlı atına giydirilen ve değerli taşlarla süslü 400 yıllık koşum ve eğerler de göz kamaştıran cinsten. 1703 yılına ait Osmanlı kaftanı da görülmeye değer. Koleksiyonda yalnızca askerî eserler değil, Osmanlı’da günlük hayata dair nesneler de yer alıyor. Türckische Cammer’da (Türk Odası) sadece Türklere ait eserler yok. Osmanlı coğrafyasına yakın İran ve Arap kültürüne ait parçalar da mevcut.

VİYANA KUŞATMASINDAN KALAN GANİMETLER

Peki, bu kadar geniş yelpazede Osmanlı ve Doğu kültürü eserleri nasıl toplandı? Biz de bu soruyu Dresden Devlet Sanat Koleksiyonları Genel Müdürü Prof. Dr. Martin Roth’a yöneltiyoruz. Prof. Dr. Roth, ilk bakışta herkesin bu eserlere Osmanlı’dan kalan ganimetler olarak yaklaştığını, ancak durumun böyle olmadığını söylüyor: “Bugün elimizdeki eserlerin büyük bir bölümünü Saksonya Hükümdarı II. August 1700’lerde parasını vererek İstanbul’dan aldırmış. Dönemin Osmanlı modasına uyan ve sarayını Osmanlı eserleriyle donatan bu hükümdarın bazı kutlamalara Osmanlı kıyafetleriyle katıldığı da biliniyor. Bununla birlikte bazı eserler de Osmanlı’daki örneklerine uygun olarak Avrupa’da üretilmiş. Elbette aralarında az da olsa savaş ganimetleri de var. Özellikle Viyana kuşatmalarından kalanlar... II. August’ün Osmanlı kültürüne aşinalığı bilindiği için İstanbul’dan gönderilen bazı hediyeler de olmuş. Şimdi bu hediyelerin tümü koleksiyonda sergilenecek.”

Saksonya Hükümdarı II. August’ün Osmanlı aşinalığı kültür bazında da kalmamış. Eşlerinden biri Fatma isimli Türk’müş ve adı daha sonra değiştirilmiş. Hükümdarın oğlu II. Friedrich August Von Sachsen de Türk kültürüyle ilgilenmiş. Hâliyle Kraliyet Sarayı’nda 400 yıllık bir Osmanlı eserleri birikimi oluşmuş.

Çoğu 400 yaşına yaklaşmış olan 600 tarihî eseri bir bütünlük içinde teşhire hazırlamak çok da kolay olmamış. Sadece Saltanat Çadırı’nın restorasyonunda 38 kişi çalışmış. Tüm eserlerin restorasyonu tam 20 yıl sürmüş. 600 eserin dışında teşhire çıkarılmayacak 200 eserin daha bulunduğunu öğreniyoruz. Bunların birçoğu gün ışığında dahi zarar görecek hâle gelen el yazmalarıymış. Restorasyon ve müze hazırlığı esnasında Türkiye’deki uzmanlardan da destek alınmış.

Türckische Cammer’in tanıtımı için İstanbul’da bulunan Dresden Devlet Sanat Koleksiyonu Grünes Gewölbe ve Rüstkammer Müzeleri Müdürü Prof. Dr. Drik Syndram, daha şimdiden Almanya ile birlikte Avrupa’nın en zengin koleksiyonları arasında gösterilen Türckische Cammer’e ciddi bir emek ve bütçe ayrıldığını anlatıyor. Başküratörlüğünü Holger Schuckelt’in, proje koordinatörlüğünü Güven Günaltay’ın üstlendiği koleksiyonun hem kültürel hem de politik mesajlarının bulunduğunu ifade ediyor. Prof. Dr. Syndram’a göre, Türckische Cammer koleksiyonu öncelikle Almanlarla Türklerin tarihte birbirinden ne denli etkilendiğini, yakın ilişki ve iletişim içinde olduğunu yansıttığını aktarıyor: “Bu eserlerin özel bir müzede sergilenmesinin kararı 20 yıl önce alındı. Ancak yeterli elamanımız olmadığı için uzun sürdü hazırlık dönemi. Osmanlı eserleri üzerine çalışan Schuckelt’in bu müzenin hayata geçmesinde çabası büyüktür.”

TÜRKLER GEÇMİŞTE DE AVRUPA’NIN BİR PARÇASIYDI

Prof. Dr. Syndram’a göre; İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ilk kez gün yüzüne çıkarılan eserler iki ülke arasındaki kültür paylaşımının yanı sıra politikalara da katkı sağlayacak: “Türckische Cammer koleksiyonu, özellikle son dönemde Avrupa Birliği (AB) üyelik süreci kapsamında ortaya çıkan Türkiye-Avrupa gerginliğinin giderilmesinde katkı sağlayacak. Zira bu koleksiyon Türklerin geçmişte de Avrupa’nın bir parçası olduğunu yansıtıyor.”

Türckische Cammer’in Proje Koordinatörü Güven Günaltay da, Türckische Cammer müzesinde sergilenecek tüm eserlerin yüksek kalitede olduğunu ve tümünün detaylı envanterinin bulunduğunu hatırlatıyor: “Yeni müzede sadece Türklerin değil Çin’den İran’a kadar birçok Doğulu ülkenin eserleri de bulunuyor. Ancak koleksiyon arasındaki büyük Osmanlı çadırları paha biçilemez değerde.”

Aynı zamanda projenin küratörlerinden olan Günaltay, Türckische Cammer müzesinin iki ülke arasında kurulan yeni bir kültür köprüsüne benzetiyor: “Alman-Türk ilişkilerinin 500 yıllık geçmişini ortaya koyan bir müze oluştu. Özellikle Lehistan kralı ve Saksonya Elektörü II. August’ün Osmanlı eserlerine hayranlığı ve Osmanlı modasını sarayına taşıdığı açıkça okunacak bu müzede. Bu sayede Almanya’daki gurbetçiler de kendi tarihlerini tanıma fırsatı bulacaklar.” Günaltay, müzenin yeni nesle hem Osmanlı ve Türk kültürünü hem de Alman kültürünü inceleme fırsatı vereceğini belirtiyor. Ona göre müze aynı zamanda Türk kültürünün dönemin Avrupa’sını nasıl etkilediğini de yansıtıyor. Günaltay, müzeye yakışır bir açılış hazırladıklarını, sadece geçen yıl 38 ayrı restorasyon ekibinin müzede çalıştığını anlatıyor. 7 Mart’taki açılışa katılabilmek için dünyanın her noktasından davetiye istendiğini, Ankara’dan da üst düzey protokolün Dresden’de hazır olacağını vurguluyor.

Üç ayrı oda ile bir mültimedya bölümünden oluşan Türckische Cammer’in tanıtımına katkı sağlamak üzere iki kültür elçisi de görev alıyor. Eskişehir göçmeni bir ailenin sunucu kızı Nazan Eckes ile oyuncu Adnan Maral, müzenin geniş kitlelerce tanınması için çalışıyor.