|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
SPOR

Solucan(!) Real Madrid’de

23 Ağustos 2010 / HASAN CÜCÜK
Zonguldak Devrekli gurbetçi bir ailenin çocuğu Mesut Özil, Real Madrid’e transfer olan ilk Türk futbolcu unvanını aldı.

Umutlarını bir bavula sığdırarak ‘acı vatan’ Almanya’nın yolunu tutan Türklerin yaşadıklarını şüphesiz en iyi şekilde ‘En Alttakiler’ kitabıyla Günter Wallraff anlatmıştı. Wallraff, Ali Levent takma adıyla Almanya’da yaşayan Türk işçilerinin dramını kamuoyunun geniş kesimlerine duyurmak için, yaşamının iki yılını en kötü koşullarda, en tehlikeli işlerde kaçak olarak çalışan gurbetçilerle birlikte geçirdi. Wallraff’ın anlattıklarının üzerinden uzun yıllar geçti. ‘En Alttakiler’, Alman toplumunda kendine yer bulmaya başladı. Kimileri de zirveye çıkmayı başardı. Bunlardan biri de Zonguldak Devrekli Mustafa Özil’in oğlu Mesut. Alman Millî Takımı’nın yıldız oyuncularından biri olarak 2010 Dünya Kupası’nda ter döken Mesut Özil, Real Madrid’e transfer olarak bu dev kulüpte oynayan ilk Türk futbolcu unvanını aldı (Türk vatandaşlığı da bulunan Boşnak asıllı Elvir Baliç’i saymazsak). Bu arada, daha önce millî basketbolcu Kerem Tunçeri’nin 2 sezon (2006-07, 2007-08) Real Madrid formasını giydiğini hatırlatalım.

Mustafa-Gülizar Özil çiftinin oğlu Mesut, 15 Ekim 1988’de Gelsenkirchen şehrinde doğdu. Meşin yuvarlakla henüz 7 yaşında tanışan Mesut’un ilk kulübü Westfalia 04 Gelsenkirchen oldu. 2005’te Schalke’nin kapısından adımını atan Mesut, bir yıl sonra profesyonel olarak sözleşme imzaladı. Yetenekliydi, sol ayağı raket gibiydi. Attığı uzun paslar öldürücüydü. Bundesliga’ya 12 Ağustos 2006’da oynanan Frankfurt maçıyla merhaba diyen Mesut, bu maçın 80. dakikasında oyuna girerken, oyundan çıkan Hamit Altıntop’tu. Mesut, o anı “Olup bitenlere inanamıyordum ve oldukça tedirgindim. Ama buna rağmen tamamen oyuna konsantre olmuştum.” diye anlatacaktı. Schalke’de bulunduğu 2 yıl içinde 30 maçta forma şansı bulan Mesut Özil, 31 Ocak 2008’de 4,3 milyon avro karşılığında Werder Bremen’e transfer oldu. Bu transfer sonrası yapılan ilk yorum, “Schalke, Mesut’un değerini bilmedi” idi. Mesut, Werder Bremen’de kısa sürede takımın değişmezleri arasına adını yazdırdı. 2009’da fırtına gibi esen Özil, Werder Bremen ile lig ikinciliği yaşadı. Almanya Kupası finalinde Bayer Leverkusen’i 1-0 yendikleri maçın tek golünü atarak takımını zirveye çıkaran isim oldu.

İsveç’in ev sahipliği yaptığı 2009 21 Yaşaltı Avrupa Şampiyonası’nda Almanya formasını giyen Mesut Özil, bu turnuvaya da damgasını vurdu. Grup maçlarında İngiltere’nin ardından 2. olarak yarı finale yükselen Almanya, yarı finalde İtalya’yı geçerek finalde İngiltere’nin rakibi oldu. Mesut Özil önderliğindeki Panzerler, İngilizleri sahadan sildi. Özil, 90 dakikayı 1 gol ve 2 asistle tamamlarken, maçı 4-0 kazanan Almanya kupaya uzandı. Mesut da ‘maçın adamı’ seçildi.

Werder Bremen’in tartışmasız en önemli yıldızı, Brezilyalı Diego’ydu. Bu oyuncunun Juventus’a transfer olmasıyla tüm gözler Mesut’a çevrilmişti. ‘Acaba Diego’nun boşluğunu dolduracak mı?’ soruları ister istemez akıllara geliyordu. Takımın dümenine geçen Özil, kısa sürede taraftarın sevgilisi oldu. Diego’nun yıldızı Juventus’ta hızla sönerken, Mesut’un yıldızı Werder Bremen’de hızla parladı. Mesut; Marco Marin, Toni Kros ve Sami Khedira ile birlikte Almanların gelecekte ümit bağladıkları isim oldu.

Almanya 21 Yaşaltı Millî Takımı’nın formasını giyerken Mesut’a Türkiye’den davet geldi. Bosna ile oynayacağımız 2010 Dünya Kupası grup eleme maçı öncesiydi. Mesut Özil, Fransa ile oynanacak hayati maçı gerekçe göstererek Türkiye’den gelen millî davete ‘evet’ demedi. Köklerinin geldiği ülke ile doğduğu ve doyduğu ülkeyi tercihte zorlanan Mesut’un zor bir karar vermesi gerekiyordu. Almanların ünlü spor dergisi Kicker’e o günlerde yaşadıklarını şöyle anlatıyordu: “Tercihimi yapmadan önce Halil ve Hamit Altıntop abilerle, arkadaşlarımla, ailemle ve hocalarımla konuştum. Hamit ve Halil abiler Fatih Terim’in beni takımda görmek istediğini söylediler. Çok zorlandım ama iddia edildiği gibi hiçbir zaman beni ayartmaya çalışmadılar. Onlar hep kararı benim vermem gerektiğini belirttiler.”

Sonunda Mesut Özil kesin kararını vererek tercihini Almanya’dan yana kullandı. Almanya’yı tercih etmesi uzun süre polemik konusu oldu. Özil’in 2010 Dünya Kupası’nda gösterdiği üstün performans sonrası bu tartışmalar daha da alevlendi. Aslında Mesut’un Alman Millî Takımı tercihi, Türkiye’nin son yıllarda uyguladığı politikaya destek veriyordu. Özellikle AB sürecinde Başbakan Erdoğan, Avrupa’da yaşayan Türklerin bulundukları ülkenin vatandaşlığına geçmesini, o ülkede etkin konumlara gelmesini istiyordu. ‘Gurbetçi’ kavramının gittikçe anlamını yitirdiği Avrupalı Türkler, Eurotürk olma yolunda hızla ilerliyor. Vatandaşlığa geçen Türklerin tam olarak benimsenmesinin yolu ise spor, siyaset, ticaret ve eğitimde kendilerini ispat edip doydukları ülkeye katkı yapmaktan geçiyor. Mesut Özil’in Alman Millî Takımı’nın yıldızlığına yükselmesi, ‘En Alttakiler’ kavramının tarihe karışmasını sağlamış oluyor.

Almanya Millî Takımı’nı seçmesindeki en büyük faktörün bu ülkede doğup büyümesi olduğunu ifade eden Özil, “Ben bu ülkede doğup büyüdüm. Genç ve 21 Yaşaltı’nda Almanya formasını başarıyla giydim. Burada kendimi iyi hissediyorum. Bu nedenle Alman Millî Takımı’nı seçtim. Almanya A Millî Takımı kadrosunda da niçin başarılı olmayayım?” diyor ve ekliyordu: “Ben ve ailem her zaman Türk kalacağız. Fakat doğduğum, yaşadığım ülke olan Almanya’nın formasıyla kendimi daha iyi hissediyorum.”

2010 Dünya Kupası’nda gösterdiği performans sonrası Mesut Özil’in adı Avrupa’nın dev takımlarıyla anılmaya başladı. Manchester United, Chelsea, Barcelona, Arsenal ve Manchester City’nin Mesut’u transfer edeceği uzun süre Avrupa spor basının sayfalarını süsledi. Özellikle Manchester United ve Arsenal’in ciddi teklifte bulunduğu ifade edildi. Barcelona’nın, Fabregas’ı transfer edemeyince rotayı Mesut Özil’e çevirdiği yazıldı. ‘Yurt dışında tuttuğun takım var mı?’ sorusuna “Evet, hem de iki tane. Barcelona ve Fenerbahçe…” diye cevap vermesi, “Mesut Özil, Barcelona’ya yakın” şeklinde yorumlandı. Ancak Mesut Özil, ‘hayranı olduğu’ Zidane’ın top koşturduğu Real Madrid’i tercih ederek Barnebau Stadı’nda ter dökecek ilk Türk oyuncu oldu.

Werder Bremen ile 2011’e kadar sözleşmesi olan Mesut Özil, 15 milyon avro karşılığında Real Madrid’e transfer oldu. Mesut’un Real Madrid’i seçmesinde teknik patron Jose Mourinho ile yaptığı telefon görüşmesi etkiliydi. Kaka ve Cristiano Ronaldo gibi yıldızlarla beraber top koşturacak olan Özil, yıllık 5 milyon avro alacak.

Mesut Özil, anavatandan binlerce kilometre uzakta doğmasına karşılık değerleriyle bağlarını koparmayan biri. Sahaya çıkmadan önce mutlaka dua ettiğini belirten Özil, Real Madrid’e imza atarken kendisine yöneltilen ‘Oruç tutuyor musun?’ sorusunu ise “Ben profesyonel futbolcuyum. Kendime dikkat etmem gerekir. Fakat izinli günlerimde oruç tutarım.” şeklinde cevapladı.

Geçtiğimiz yıllarda Kaka, Hasselbaink, Sami Hyypia, Shevchenko, Eto’o ve İbrahimoviç gibi isimlerin yıldız olmadan önce Türk takımlarına teklif edildikleri, ancak beğenilmedikleri haber olmuştu. Benzer bir durumun Mesut Özil’de de yaşandığı ortaya çıktı. Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, Mesut’u 5 yıl önce İstanbul’a getirdiğini ama büyüklerin beğenmediğini açıkladı. Mesut’tan, yakın dostu olan ve o dönemde Schalke başkanlığını yürüten Gerhard Rehberg sayesinde haberinin olduğunu belirten Akgün, o tarihte G.Saray Başkanı Özhan Canaydın ile görüşüp gurbetçi futbolcuyu idmana götürmüş. Yöneticiler, “Bu çocuk çok cılız. Solucan gibi. Bundan futbolcu olmaz. Denemeye bile gerek yok.” demiş. Sonra Beşiktaş’ın kapısını çalmışlar ama onlar da “Futbolcu tipi yok” diyerek benzer bir tavır sergilemiş. Bu yaşananlardan sonra F.Bahçe’nin yolunu tutmaya ise cesaret edememişler.

Bu hikâye aslında, daha çok yaşlı yıldızlara para akıtan Türk kulüplerinin içinde bulunduğu durumu çok iyi anlatıyor. Mesut’un yaşı daha çok genç. Belki 10 sene sonra milyon avrolar karşılığında Türkiye’ye gelip Şükrü Saracoğlu, Seyrantepe ya da İnönü Stadı’nda imza şov yapar!