|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
KAPAK

İngilizler iki Ermeni devleti planladı

11 Nisan 2005 / ERHAN BAŞYURT
Ermeni soykırımı iddiaları yeniden gündemde. Bu kez Prof. Dr. Halil Berktay ve Prof. Dr. Taner Akçam gibi Türk akademisyenler, Orhan Pamuk gibi tanınmış Türk yazarlar soykırımı iddialarını doğru bulduklarını açıktan ifade ediyor. 1915 olaylarının üzerinden 90 yıl geçmiş olmasına rağmen halen netlik kazanmamış olan iddiaların doğru olup olmadığını, konunun uzmanı Prof. Dr. Hikmet Özdemir'e sorduk. Türk Tarih Kurumu'nun Ermeni Araştırmalar Merkezi'nin başında bulunan Özdemir, üç yılı aşkın bir süredir bütün mesaisini Ermeni olayları üzerine ayırmış, yurtiçi ve yurtdışında arşiv incelemeleri yapmış. "1915 olaylarının her gününün hesabını verebiliriz. Elimizde her türlü belge ve bilgi mevcut." diyecek kadar alanında iddialı.
"Salgın Hastalıktan Ölenler" kitabı yeni yayımlanan Özdemir, aslında yakın tarih uzmanı; Turgut Özal ve Erdal İnönü'ye danışmanlık yapmış. Ermeni meselesi üzerine araştırmaları bilimsel merakının ürünü. Özdemir, "Eğer araştırmalarımda soykırımı olduğu neticesine varsaydım, bilim adamlığının gereği olarak bunu açıktan söylemekten de kaçınmazdım." diyor. Özdemir'e göre, iddialar ya bilmemekten ya da kasıtlı çarpıtmalardan ibaret.

Röportaja başlarken, "Sizin sorularınız karşısında konuşmam içerisinde zaman zaman Ermeniler ifadesi geçecek. Bundan kastım, Birinci Dünya Savaşı'nda Türklere karşı çeteler oluşturan, Müslümanları katleden Ermenilerdir. Yoksa, şu anda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yaşayan insanlarımızı kastetmiyoruz." diyerek, bu konuda hassasiyetini ortaya koyuyor.

Uzun süre medyadan uzak kalarak araştırmalarını bilimsel ciddiyetle sürdüren Özdemir, suskunluğunu Aksiyon'a bozdu. İngiliz, Rus ve Fransızların Ermenileri nasıl kullandıklarını delilleri ile birlikte anlatan Özdemir, çarpıtılan gerçekler ve Ermenilerin Atatürk ve İsmet İnönü'ye suikast girişimleri konusunda da çarpıcı açıklamalar yaptı.

-Ermeni soykırımı iddialarının kaynağı nedir?

Bu türden iddialar Birinci Dünya Savaşı başlarken, İngiltere merkezli savaş propagandası olarak gündeme getirildi. Savaş boyunca da sürdürüldü.

-Yani tehcir hadisesi olmadan önce mi gündeme getirildi?

Tehcirden önce başlıyor bu iddialar. Çünkü, zorunlu göçten önce Anadolu'da Ermeni ayaklanmaları var. Bazı meslektaşlarımız konuyu iyi bilmedikleri için ya da bilip de gizlemek niyetiyle olabilir, ayaklanmalara işaret etmeden açıklama yapıyor. Oysa, Anadolu'da ayaklanmaların nerelerde olduğunu, nasıl bir seyir izlediğini biliyoruz. Muş'ta, Maraş Zeytun'da, Şebinkarahisar'da ve değişik yerlerde ayaklanmalar var. Van'da ise, çok kapsamlı bir isyan ve Ermenilerin kendileri için yönetim oluşturmaları söz konusu.

-Peki, İngiliz propagandasının hedefi ne?

Biliyorsunuz birkaç ay sonra, Mart 1915'de İngilizler Çanakkale'ye asker çıkardı. İngilizlerin Çanakkale'ye asker çıkarmasıyla özellikle Zeytun'daki ayaklanma arasında birebir ilişki var. İkisi de aynı gün, 18 Mart'ta başladı.

-Bu ilişki nasıl oluştu?

Savaş öncesine dayanan bir ilişki bu. 1914'te Maraş'ın Zeytun Ermenilerini temsilen bir heyet Rusya'nın St. Petersburg şehrine gidiyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı ile birlikte Fransız ve İngiliz dışişleri bakanlıklarından, ayaklanacaklarını belirterek silah ve cephane yardımı yapılmasını istiyorlar. Bu talep, Rus Dışişleri Bakanlığı'nın yazışmalarında yer alıyor. Paris ve Londra'ya da yansımış.

İzmir'i Yunan'a vermeyi 1914'te planlamışlar

-Sadece Zeytun Ermenileri ile mi bir bağlantı söz konusu?

Van'daki, İstanbul'daki Ermenilerin de özellikle Rusya ile ilişki kurmak suretiyle kapsamlı bir ayaklanma planladıkları görülüyor. Burada dikkat etmemiz gereken bir diğer önemli nokta, Osmanlı hükümetinin savaşa katılacağı henüz belli değilken, Ermeni Taşnak Komitesi'nin Erzurum'da yaptığı kongrede aldığı karardır. Söz konusu kongrede Taşnak Partisi, bir dünya savaşı çıkarsa kendilerinin tarafsız kalmak istediğini karara bağlıyor. Şimdi siz bir devletin parçasısınız, o devlet bazı ittifaklar yapıyor ve siz bağımsız bir karar alıyorsunuz. Biz bu savaşa devletin safında katılmayacağız diyorsunuz.

-Propagandaların mimarı İngiltere'nin rolünü biraz daha açar mısınız?

İngiltere'de yaptığımız çalışmalarda başka bazı sonuçlara vardık. Daha savaş başlamadan evvel, İngiliz devletinin yetkili birimleri Anadolu'da Osmanlı toprakları üzerinde başka tasarruflarda bulunmuşlardı. Ki bunlardan bir tanesi çok önemlidir. Biz hep Sevr Anlaşması ile İzmir'in Yunanlılara terk edildiğini sanıyorduk. Oysa yaptığımız çalışmalarda gördük ki, savaş başlamadan önce İngiliz Savaş Kabinesi'ne sunulan rapor ve haritalarda İzmir'i Yunanlılara bırakmışlar. İstanbul ve Boğazları da Rus bölgesi olarak kabul etmişler. Daha savaş başlamadan Osmanlı topraklarını paylaştırma söz konusu.

-Bu paylaşımda Ermenilere de toprak tahsisi var mı?

Evet. Kilikya diye bilinen bölgede Çukurova'da bir Ermeni krallığı öngörülüyor. Van bölgesinde de bir Ermenistan cumhuriyeti. İki ayrı Ermeni devleti planlanmış.

-Neden birisi krallık, diğeri cumhuriyet?

Bunu kendi aralarında tartışmışlar. Maraş bölgesindeki, Kilikya'daki Ermenilerin dağlı, kaba saba insanlar oldukları ve cumhuriyeti beceremeyecekleri düşünülmüş. Bunların başına Avrupa'dan soylu bir kral atanmasının daha iyi sonuç vereceği tasavvur edilmiş. Van bölgesindeki Ermenilerin okuryazar oldukları ve cumhuriyeti yürütebilecekleri öngörülmüş.

Sanatçı değil, isyanın liderleriydiler

-Bu görüş, Rus Çarlığı'nın yaklaşımı ile de uyumlu mu?

Rus Çarlığı'nın durumu son derece ilginç. Ruslar, sınırın öte tarafındaki Ermenileri de içine alacak şekilde genişlemeleri şartıyla Kafkasya'daki Ermenilere özerklik vereceğini telkin ediyor. Şimdi tabii, tehcir veya zorunlu göç kararının nasıl verildiğini anlayabilmek için Rusya, İngiltere ve Fransa'nın bölge ile ilgili faaliyet ve planlarını birlikte düşünmek gerekiyor.

-Tehcir kararı bunlardan dolayı mı alındı?

Tehcir kararı doğrudan doğruya ordunun güvenliğini sağlamak üzere alınmış bir karar. Belirli birtakım vilayetlerde Ermeniler askeri birliklere saldırmaya başlıyor. O dönemde, askeri sevkıyatlar var. Ordunun mühimmat sevkıyatlarına pusu kuruyorlar. Askerin sevk edildiği bölgelerde demiryolları istasyonlarına, cephane ve evrak taşıyan konvoylara saldırıyorlar.

-Tehcir talebinin ordudan gelmesi bundan mı kaynaklanıyor?

Esasında, Başkumandanlık Vekaleti'nden hükümete gelen yazıda iki öneri var. Güvenlik nedeniyle Doğu Anadolu'daki Ermenileri Kafkasya'ya doğru yöneltelim. Bizce uygun olan budur diyorlar.

-Kafkaslar o sırada Osmanlı toprağı değil, ama...

Evet, değil. Ermenilerin yaşadıkları bir bölge var Kafkasya'da, işte bugünkü Ermenistan Cumhuriyeti. Oraya yönlendirelim diyorlar. Kafkasya tarafına gönderilmeleri halinde, gerçek anlamda 'sınır dışı etmek' (deportasyon) olurdu.

-İkinci önerileri nedir?

Ermenileri savaş alanlarının dışında bir bölgeye aktaralım diyorlar. Dahiliye Nazırı Talat Paşa, Ermenilerin yine Osmanlı toprakları içinde, yeniden iskan edildikleri yerlerde yüzde 10'u geçmeyecek şekilde dağıtılmalarını kabul ettiriyor. Yeni yerleştirme bölgesi olarak da Suriye ve Mezopotamya seçiliyor. Bu bölgelerde o zaman pek Ermeni yaşamıyordu. Gittikleri yerlerde de bunlar kendi yaşamlarına uygun hayat sürdürebilsinler diye, kırsal kesimden olanlar tarım bölgelerine, meslek erbapları da şehirlere yerleştirildi.

-Peki tehcir 'etnik temizlik' kastıyla yaptırıldı denebilir mi?

Eğer kafanızda önyargı varsa, 'bu bir etnik temizliktir' diye bu olayı kullanırsınız. Ama, bu hastalıklı bir düşünce tarzı. Dikkat edilmesi gereken husus şu: Ayaklanma halindeki Ermeni topluluklar göçe tabi tutulmuştur. Diğerlerine kati suretle dokunulmamıştır. Doğu Anadolu'daki Protestan Ermenilere dokunulmamıştır.

-İstanbul'dan da tehcire tabi tutulanlar yok mu?

O dönemde, İstanbul'da 100-120 bin civarında Ermeni varken, zorunlu göçe tabi tutulanların sayısı 2 bindir. Bu kişiler için yayınlarda müzisyen, akademisyen deniyor. Ama bir özellikleri daha var. Silahlı gizli örgütlerin merkez yöneticiliği. Kimse bunları söylemiyor.

-Eskişehir'den de Ermeniler sürülüyor. Onlar niçin?

Çünkü bütün asker sevkıyatı oradan yapılıyor. Daha önce Dörtyol'da, Eskişehir'de sabotajlar söz konusu. Almanya'dan cephane geliyor. Pozantı'ya kadar bu götürülüyor. Tehcirde gaye, geri hatları ve sevkıyat hatlarının güvenliğini sağlamak zaten.

Tehcirin dünyada örnekleri var

-Tehcirin tarihte başka örnekleri var mı?

Maalesef örnekleri var. Bu iyi bir şey değil tabii. Bunun trajik sonuçları oluyor. Nakil esnasında yaşanabilecek bir dolu dramatik olayı göz ardı edemezsiniz. Yeniden yerleştirme, Osmanlı'da bir devlet politikası olarak her zaman uygulanmış. İsyan eden gruplar, başka bölgelere zorla iskan edilmişler.

-Bu politika Cumhuriyet döneminde de sürmüş galiba?

Evet. Cumhuriyet dönemi örnekleri de var. Şeyh Sait isyanı ve ondan sonraki isyanlarda, isyan eden topluluklar, bir önlem olarak yeniden iskana tabi tutulmuş. İsyancı gruplar etkisiz hale getirildikten sonra, yardımcı olan topluluklar zorunlu iskana tabi tutuldu. Eğer burada 'etnik temizlik' kastı bulunsa, tehcir sonrası onlara tarımla uğraşma, hayvancılık yapma gibi imkanlar tahsis etmezsiniz.

-Dünyada da örnekleri mevcut mu?

İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika, Pearl Harbour'daki Japon asıllı vatandaşlarını tehcire tabi tutmuş. 1941-42 yıllarında Doğu Polonya'da Ruslar uygulamış. İkinci Dünya Savaşı sırasında Stalin'in, Sovyetler Birliği'ndeki Türk topluluklara yönelik benzer uygulamaları söz konusu.

-Etnik temizlik nedir, o zaman?

Sırplar, birkaç yıl önce Bosnalı Müslümanlara etnik temizlik politikası uyguladı. Silahlı grupların, silahsız sivil insanları önlerine katarak sürmeleri ve yok etmeyi amaçlamalarıdır, etnik temizlik. Etnik temizlik, Türklere ve Müslümanlara karşı Birinci ve İkinci Balkan savaşlarında yapıldı. '93 Harbi ve Birinci Dünya Savaşı öncesi Kafkaslar'da Türklere karşı yürütüldü. Oysa Osmanlı, sadece savaş sırasında ve geçici olarak tehcir kararı aldı.

-Tehcirin geçici olduğu kaydı çok net mi?

Güvenlik gerekçesi ile yapılan tehcir, Mart 1916'da durdurulmuştur. 1917'de de Geri Dönüş Kararnamesi yayımlanmıştır. Söz konusu şahısların mal ve mülkleri satılmış ise, bunlar defterlere kaydedilmiş ve iade edilmek üzere devletin ilgili birimlerine teslim edilmiştir.

-Tehcirin yok etme kastı taşımadığını gösteren başka ne gibi uygulamalar mevcut?

Herkes şunu kesin olarak bilmeli. Tehcirin hiçbir şekilde yok etme kastı yok. Her kim var diyorsa, iki nedenden dolayı diyordur. Ya Halil Berktay gibi bilgisizlik sebebiyle ya da Ermeni tarihçiler gibi kasıtlı olarak. Kurulabilecek bütün platformlarda, tehcirin imha amacı taşımadığını kanıtlayabilecek durumdayız. Zaten, bir yok etme kararı olsaydı, 1918'de İstanbul işgal altındaydı. Bütün Osmanlı arşivleri kontrolleri altındaydı ki, bunların bir kısmını da götürdüler. Hangilerini götürdüklerini bugün artık biliyoruz. Çünkü fotokopilerini geri getirdik. Meclis-i Mebusan'ı basıp önde gelen şahsiyetleri Malta'ya götürdüler. Orada soruşturmalar yapıldı. Amerika'dan da söz konusu şahıslarla ilgili deliller istendi. O şahıslarla ilgili delil olmadığı için İngiliz hükümetinin kararı ile esirler serbest bırakıldı. Uluslararası açıdan da o dönemde konu her türlü yargıya açıktı.

-Ama deniyor ki, işgal altında İstanbul'da mahkemeler kuruldu. Söz konusu kişilerin suçlu olduğuna karar verildi ve buradaki ifadeler de imha kastını ortaya koyuyor?

Bu Taner Akçam ve Halil Berktay tarafından kamuoyuna yönelik yapılan yanlış bilgilendirmeler. Bir kere Osmanlı döneminde, 1918-19 yıllarında yapılan yargılamalar tehcirle ilgili ilk ve tek yargılamalar gibi gösteriliyor. Bu çok büyük bir aldatmaca. Tehcirle ilgili ihmali görülen görevliler hakkında, Talat Paşa dahiliye nazırı iken 1915-16 yıllarında soruşturmalar yapılmıştır.

-Bu soruşturma kapsamında yargılananlar da oldu mu?

Dahiliye Nazırı Talat Paşa, zorunlu göç sırasında merkeze ulaşan bazı rapor ve duyumlardan hareketle, dört güvenilir ismin başkanlığında dört ayrı tahkikat heyeti kuruyor. Bu nasıl bir iş ki, hem hükümet etnik temizlik kararı almış olacak hem de birkaç ay içerisinde tahkikat heyetleri kurarak, kusuru olan kişileri mahkemeye çıkaracak. Heyetlere, kusuru olan kişileri saptadığınızda bize bildirmeden, bulunduğunuz bölgedeki askeri mahkemeye sevk edin deniyor. Bu şekilde 1347 kişi yargılanıyor. Aralarında ceza alanlar ve görevden uzaklaştırılanlar da oluyor.

Ermeni mebusları öldüren iki kişi idam edildi

-Tahkikat sonucu haklarında idam kararı verilenler var mı?

1915'te Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nda Ermeni kökenli mebuslar var. Olayların gelişim sürecinde anlaşılıyor ki, bu mebuslardan birkaçı Osmanlı ordusuna karşı ayaklanmayı bizatihi örgütleyen kişiler. Silahlı Ermeni gönüllülerini örgütlüyorlar. Ama çoğunluk görevlerine devam ediyor. Hükümeti eleştirseler de yasama görevini yürütüyorlar. Bu Ermeni silahlı ayaklanmasını örgütleyen Ermeni mebuslardan iki tanesi, çete rolü üstlenmiş katiller tarafından Diyarbakır'a sevk edilirken öldürülüyor. İşte bu iki katil, yakalanmış, yargılanmış ve idam edilmiştir.

-Tehcir kararı da, kusurluları soruşturma, yargılama ve infaz da aynı hükümet döneminde oluyor o halde?

Bazı akademisyenlerin söylemek istemedikleri, bilmedikleri veya ihmal ettikleri hususlardan birisi de budur. Diğeri, ayaklanmayı söylemiyorlar. Dilleri onu söylemeye varmıyor. Ayaklanma olması, Türklerin katledilmesi demek. Nitekim Muş bölgesinde 90 bin Müslüman tehcir kararından önce katledilmiştir. Çetelerin öldürdüğü iki Ermeni mebusu, bu katliamların örgütleyicisi olmuştur.

-Çetelerin, Teşkilat-ı Mahsusa tarafından kullanıldığını iddia edenler var?

Fakat, medyanın da aşırı bombardımanı altında, birtakım olaylar tamamen sis perdesi altında kalıyor. Bunlardan biri Teşkilat-ı Mahsusa meselesidir. Teşkilat-ı Mahsusa, Trablusgarb ve Balkan Savaşı sırasında ortaya çıkmıştır. Bir vatanseverler birliğidir. Bir ihtilal örgütü değildir. Batı Trakya Türk Cumhuriyeti'nin kurulması onların gayretleriyledir. Teşkilat-ı Mahsusa içerisinde öyle isimler var ki, onların eli kanlı katiller olduğunu hiç kimse düşünemez ve iddia edemez. Haddine de değildir. Bunlardan biri Mehmet Akif'tir. Biri Bediüzzaman'dır. Askerlere cepheye gitmeleri konusunda telkinlerde bulunmuşlardır. Bediüzzaman, Başkumandanlık Vekaleti'nin başvurusu üzerine Hamidiye Alayları'na telkinde bulunur. Buradan devletin kadrolu memurları anlaşılmasın, zaten Teşkilat-ı Mahsusa vatanseverler, gönüllüler örgütüdür.

-Teşkilat-ı Mahsusa'nın kendinden çok Yakup Cemil'in alayı üzerinde duruluyor. O da bir üyesi değil mi?

Doğrudur. Yakup Cemil'in alayına verilen insanlar, o dönemde Çankırı ve Çorum hapishanelerinden şartlı aff-ı umumi ile salıverilenler. Belli kısım mahkumların, kalan sürelerini cephede savaşarak tamamlayabilecekleri ifade ediliyor. Mahkum da olsa, bir insanın vatanı için savaşmaya hakkı yok mu? Çok önemli başka bir şey daha söyleyeyim. Halil Berktay ya da onunla aynı düşünceyi paylaşan sözgelimi Taner Akçam, Osmanlı ordusuna afla katılan mahkumları çok büyük bir suç olarak dile getiriyorlar. Ama şunu hiçbir zaman söylemiyorlar veya bilmiyorlar. Aynı tarihte, Çarlık Rusyası'nda da, Ermeni mahkumlarla ilgili özel af çıkarılıyor ve Kafkas Cephesi'nde görev veriliyor. Sizler, Osmanlı'ya karşı savaşacaksınız diyorlar. Gelin, dürüst bir şekilde her iki taraftaki kararları birlikte inceleyelim. Bir bilim adamı olarak ben bu kararları çok normal karşılıyorum. Her iki taraf da elindeki imkanları sonuna kadar kullanmak istiyor.

-Tehcir sırasında çok sayıda Ermeninin hayatını kaybetmesi neden?

Kafilelerdeki insanların zorunlu göç sırasında hayatlarını kaybettikleri doğru. Gerek işgüzarlık yapan mülki görevlilerin, gerek çetelerin, gerekse birtakım aşiretlerin saldırıları sonucu hayatını kaybedenler var. Ve en fecisi ise, salgın hastalıklar nedeniyle azımsanmayacak sayıda insan göç sırasında veya gittikleri yerlerde hayatını kaybetmiş. Bu şüphesiz çok büyük bir faciadır, çok büyük bir dramdır. Bu trajedi karşısında kayıtsız kalmak düşünülemez. Bir bilim adamı olarak, bir dünya savaşının ölülerinin dinlerine ve milliyetlerine göre ayrılarak yad edilmesini sureti katiyetle kabul edemiyorum. Ama bu ölülerin bir kısmı üzerinden, Ermeni diasporasının yaptığı budur, 90 yıldır siyaset ve ticaret yapmak bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil.

-Tehcir sırasında ölen Ermenilerin bir milyonu aştığı söyleniyor. Yaşanan trajedinin boyutu bu kadar büyük mü?

Rakam konusunda kişisel olarak sürdürdüğüm bir çalışma var. Henüz sonuçlanmadı. Sadece şu kadarını söyleyeyim. Ermenilerin, 1915-1922 arasındaki savaşlardaki toplam kayıplarının tehcire fatura ediliyormuş izlenimi var. Toplam kayıplarının ne kadar olduğunu bilebilmemiz için, 1914'te dünyada ne kadar Ermeni olduğunu bilmemiz gerekiyor. Rusya'da, Osmanlı'da, Fransa'da, Amerika ve Kanada'da ne kadar Ermeni yaşıyordu? Bizim elimizdeki verilere göre, 1909'a kadar Amerika ve Kanada'ya ekonomik sebepli büyük göçler oluyor. Mesela, 1909 yılında Erzurum'daki İngiliz Ermeni Konsolosu, Erzurum'un köylerinde hiç Ermeni erkek kalmadığını bildiren bir rapor yazıyor.

Kayıp rakamları abartılı

-Rus ve Fransız ordusuyla işgale katılan ve ölen Ermenileri de mi hesaplıyorlar?

Evet. Dolayısıyla, kayıp sayısını tam tespit için Rus ordusunda kaç Rus kaç Osmanlı Ermenisi'nin savaşa katıldığını ve hayatlarını kaybettiklerini bilmemiz gerekiyor. Cenevre'de, Birleşmiş Milletler arşivinde yaptığım araştırmalarda, sadece Rus ordusunda Birinci Dünya Savaşı'nda çarpışırken hayatını kaybeden Ermenilerin sayısı 200 bin. Bunu ben değil, BM yetkilileri söylüyor. Paris görüşmelerinde, Ermeni delegasyonunun açıklamaları var. "Biz Ruslar için, Fransızlar için, İngilizler için, Osmanlılar ile savaşırken öldük. Bizim hukukumuzu korumuyorsunuz." diyorlar.

-Bu serzenişlerin etkisi oluyor mu?

Olmuş olmalı ki, Fransızlar 1919 ve 1920'de Çukurova'yı işgal edince, ordusunda asker ve subay olarak çok sayıda Ermeni yer almıştır. Düşünün Ermeniler, birlikte yaşadıkları insanları katletmek için Fransız üniforması ile geri dönüyorlar.

-Osmanlı Ermenileri mi bunlar?

Evet. Tehcir ile Suriye'ye sürülen Ermeniler. Maraş'ta, Urfa'da savaşlar oluyor. Artık düzenli ordu savaşı söz konusu. Çatışmalar oluyor ve ölüyorsunuz. Dolayısıyla, Fransız üniforması altında ölen Ermenilerin sayısı da tam olarak bilinmeli ki, tehcir kayıpları tam olarak ortaya çıkarsın.

-Tehcir ve savaşları ayrı safhalar olarak mı kabul ediyorsunuz?

Türk-Ermeni ihtilafını incelerken farklı evreler vardır. Bunlardan birincisi, ayaklanma evresi. Bu ayaklanmanın önüne geçebilmek için 1915'te Ermeniler Ruslara yakın bölgelerden alınarak tehcire tabi tutuldular. İkinci evre ise, 1916-17 sonuna kadar Doğu Anadolu'da bazı vilayetlerimiz Rus işgaline maruz kaldı. Bu işgal sırasında daha önce Kafkaslara iltica eden 400 bin kadar Ermeni, Erzincan ve Erzurum'a geri dönmüştür. Üçüncü evre, Osmanlı'nın yenilgiyi kabul ettiği Mondros'la başlamıştır. Suriye'deki Ermeniler, Fransız ordularıyla beraber geri dönmüş ve katliamlara başlamışlardır.

-Bugün Fransa'da yaşayan Ermeniler, askerlik yapanlar mı?

Evet. Burada savaşan Ermeniler büyük oranda Fransa'ya yerleşiyor. Bunların sayıları 67 bindi. Bugün orada güçlü bir lobi oluşturmuşlardır. Fransa, onları yarı yolda bıraktığı için diyet ödemektedir. Tarih yeniden yazılmalıdır. Bunu yapmaya çalışıyoruz. Fransa da tarihi ile yüzleşmek zorundadır.

-İttihat Terakki'nin Anadolu'yu Türkleştirmek gayesiyle, tehciri uyguladığını iddia eden isimler de var. Ne dersiniz?

Bu bir önyargı. Bunu çürütecek ilginç bir bilgi var. Kasım 1918'de Talat, Enver ve Cemal paşalar bir Alman zırhlısı ile İstanbul'dan ayrılmak zorunda kaldıktan sonra, "İttihad-ı İslam Cemiyeti" adıyla bir örgüt kuruyorlar Almanya'da. Bu örgütün Türklükle alakası yok. Tamamen İslam coğrafyasının İngiliz emperyalizmine karşı nasıl birleştirileceği üzerinde duruyorlar. Ne savaş öncesi ne de sonrasında İslam, birinci öğe olmaktan çıkmıyor. İmparatorluğun farklı unsurlardan oluştuğunun bilincindeler. Avrupa'da faaliyet gösterirken, eski Osmanlı İmparatorluğu yerine ayrıca bir Türk-Arap Federasyonu kurma projeleri de var. Enver Paşa'nın bizzat makale yazdığı ve desteklediği derginin ismi de 'El İslam'dı. Kaldı ki, 1908 ihtilali olduğu zaman Talat, Ermeni Komitesi'nin lideri ile "kahrolsun padişah" diye bağırıyor. 1909'da İttihat Terakki, Ermeni komiteleri ile bazı yerlerde ittifak yaparak seçimlere giriyor. Hakeza, 1913 yılına kadar İttihatçı hükümetin hariciye Nazırı da Naradukyan isimli bir Ermeni.

-Tehcir ile ilgili dile getirilen tezlerden biri, Ermenileri de intikam saldırılarından korumak. Peki kimden?

Ermenilerin belli bölgelerden uzaklaştırılmasının önemli bir nedeni bu. Osmanlı ordusuna ve halka yönelik Ermeni saldırılarının Müslüman tebaayı galeyana getirmesinden de endişe edilmiş. Zorunlu iskana tabi tutuldukları bölge de, bu açıdan özelliklere sahip. Biliyorsunuz. Osmanlı'ya Balkanlar ve Kafkaslardan yoğun Müslüman göçü söz konusu. Türkler, Anadolu'ya sığınmak zorunda kalmıştır. Kötü anıları mevcuttur. Mal ve mülklerini bırakıp gelmişlerdir. Sadece 1916'da Kafkasya'dan gelen mültecilerin sayısı 830 bindir. Ermeni toplulukların ayaklanma sürecindeki faaliyetleri kontrol edildikten sonra, Balkanlar ve Kafkaslardan gelen bu toplulukların yer almadığı bölgelere tehcir gerçekleşti. Bu da hükümetin başarısıdır.

ERMENİLER, ATATÜRK'E SUİKASTE GİRİŞTİ

1926 ve 1927'de Türkiye'ye Ermeni suikast çeteleri güneyden sızdırıldı. Görevleri Atatürk'ü öldürmekti. Saldırıların bazılarını İngiliz istihbaratı tespit edip MAH'a bildirmiş. Onlar da Köşk'e.

Atatürk'ün Ermeni iddiaları karşısında sessiz kalmayı tercih ettiğini iddia edenler var. Doğru mu?

Aksine, Atatürk Ermeni soykırımı konusunda en sert tepkiyi verenlerden birisidir. Ermenilerin savaş sırasında katliamları ve Rus ordusu saflarında oynadıkları fevkalade kötü rolle ilgili, bir asker olarak Atatürk'ün çok kesin değerlendirmeleri var. Bunları bilmiyorlar. Atatürk'ün Ermeni Sorunu ile ilgili değerlendirmeleri İsmet Görgülü tarafından koca bir cilt olarak yayınlandı. Bunu okusunlar.

–Lozan'a giden heyete de bu konuda bir talimatı var galiba?

Evet. Lozan'a giderken de heyete verdiği kesin talimat var. "Eğer Ermeni Meselesi ile ilgili talepler gündeme getirilirse, bize sormadan derhal geri geleceksiniz." diyor. Kamuoyumuzun bilmesi gereken başka şeyler de var.

–Ne gibi şeyler bunlar?

Birinci kuşak suikastler yapıldığında Sait Halim Paşa, Talat Paşa, Bahattin Şakir, Cemal Paşa... Maalesef, bu Ermeni çeteleri Türkiye Cumhuriyeti'nin lideri Atatürk'ü de öldürmek için çeşitli çabalar içine girdi. Şahsen, Atatürk'ün cumhurbaşkanı olarak hiç yurtdışına çıkmayışını da buna bağlıyorum.

–Atatürk'e yönelik somut suikast girişimleri söz konusu mu?

Elimizdeki bulgulara göre, 1926 ve 1927'de Türkiye'ye Ermeni suikast çeteleri güneyden sızdırıldı. Görevleri Atatürk'ü öldürmekti. Ayrıca bir Romen şilebinden de İstanbul limanına adam sızdırmak suretiyle, İsmet İnönü'nün öldürülmesi düşünüldü. Zaten daha önce de, İsmet İnönü'nün öldürülmesine ilişkin Lozan görüşmeleri sırasında İsviçre polisine ulaştırılan bilgiler var. Yani Ermeniler yoğun bir intikam arayışı içindeler. Bunlarla ilgili belgeler de mevcut elimizde. İnşaallah kısa bir süre sonra Atatürk'e yönelik suikast girişimlerini, belgeleriyle birlikte yayımlayacağız.

–Ne gibi belgeler bunlar?

Atatürk'e yönelik çok ciddi suikast girişimleri mevcut. Bunlar, İngiliz arşivlerinde de yer alıyor. Benim elimdeki belgelere göre, İngilizlerin haber verdiği tespit edilmiş girişimler de var. Daha doğrusu İngiliz istihbaratı milli emniyet MAH'a bildiriyor, onlar da Köşk'e haber veriyor.

SALGIN HASTALIKTAN ÖLEN SADECE ERMENiLER DEĞiL

Ermeni kafilelerin salgınlarla ölecekleri bilindiği için zorunlu göçün uygulandığını iddia edenler var?

Bu beylik bir iddia. Ağız birliği yapmış gibi herkes bunu tekrarlıyor. Dolayısıyla da soykırımı yapılmıştır kanaati ortaya konuyor. "Salgın Hastalıklardan Ölümler" çalışmam bu konuda çarpıcı bir gerçeği ortaya çıkardı. Aynı tarihte, Osmanlı ordusunun kendisi de bu salgınların pençesinde. Askeri kayıtlara göre 400 bin asker hayatını kaybetmiş. Bu mantığa göre, Osmanlı kendi ordusunu da bile bile ölüme göndermiş oluyor.

– Zorunlu göçlerin yürüyerek yapılması bir başka eleştiri noktası. Alternatifi var mıydı?

Yoktu. O hatta, demiryolu yok. Askerler de yürüyerek sevkıyat gerçekleştiriyor. Ama dikkat edin. Hükümet, kafilelerin güvenliğinin sağlanması ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanması için çok ayrıntılı birtakım çabanın içine girmiş. Açıkça söylüyorum. 1915 yılının her gününün hesabını vermeye hazırım.

– Tedbir alındığı halde mi, açlıktan ölen Ermeniler oldu?

Ermeni kafilelerin nasıl, nerede ve kimler tarafından açlıktan öldürüldüğünü açıklayayım. Lübnan bölgesinde, ki o zaman Anadolu'nun birçok bölgesinde, çekirge istilaları yaşanıyor. Meclis–i Mebusan zabıtlarında bunlar yer alıyor. Bu, o sene mahsulün yok olması demek. Ordunun ambarlarındaki zahireler de bitmek üzeredir. Çünkü, sivil halka ve Ermeni mültecilere de dağıtıyor. Cemal Paşa, bu sırada Papa'ya, Amerikan Başkanı'na ve uluslararası yardım kuruluşlarına çağrıda bulunuyor. İspanya Kralı bir gemi dolusu patatesi bölgeye gönderir. Ancak bölgeyi abluka altında tutan İngiliz savaş gemileri, yardımın ulaşmasına izin vermiyor. Savaş Kabinesi'nin gerekçesi, yardım ulaşırsa Osmanlı ordusunun savaş kapasitesi sürer, yardımı kesip ordu ambarlarının boşalmasını sağlayalım. Ermenilere de gidecek yardım ulaşamaz, ama gemi İngilizlere yardım eden Arapların bölgesine yönlendirilir.

ERMENİLER SANAL BELLEK OLUŞTURDU

Gerçekliği olmadığı halde, soykırımı iddiaları nasıl bu kadar geniş kabul görür hale geldi?

Diaspora Ermenileri dediğimiz topluluğun tamamına yakını Osmanlı Ermenileri. Bunlar öyle bir kin ve garaz duygusuyla kuşaktan kuşağa öyküler anlattılar ki, bugün 1915 ve 1916 ile ilgili bir sanal bellek oluşmuş durumda. Böylesi bir sanal bellek karşısında çok yeni bir yöntemle, çok yeni bir söylemle ancak mücadele edebileceğimizi düşünüyorum. Bu sanal belleğin oluşumu sırasında, Ermeni olmayan dünya kamuoyunu da adeta biz onların eline bıraktık. Sesimizi çıkarmadık. Hatta başlangıçta, bu olanlar Osmanlı dönemine ait, Türkiye'yi bağlamaz diye düşünenler dahi vardı.

–Soykırımı iddialarının gerçek olmadığını gösterebilmek için nasıl bir açılım söz konusu olabilir?

Bugün geldiğimiz noktada, başta Cumhurbaşkanlığı ve Meclis olmak üzere tüm kurumlar, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı uyum içinde hareket etmekte. Muhalefet ve hükümet de bu konuda mutabakat sağlamış durumda. Türkiye önümüzdeki dönemde, bütün kamuoyumuz da dış kamuoyu da şahit olacak. Bu işbirliğinin meyvesini almaya başlanacak. Gelecek için hiçbir şekilde karamsar değilim. Emin konuşuyorum, çünkü tarihi gerçekler bizim yanımızda. Böyle bir soykırımı işlenmemiştir. Bunu dünya kamuoyuna ve uluslararası kuruluşlara anlatmak bizim görevimiz. Durduğumuz yerde, kimse biz haksız ithamlarda bulunmuşuz, özür dileriz demeyecektir. Bunu başarmaya da mahkumuz.