|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
Mavi Rüya 16 Ağustos 2010, Pazartesi 0 0 0 0
Melda Bekcan
m.bekcan@aksiyon.com.tr

Zihnimin çengeline takılanlar…

Sıradan bir öğle yemeğiydi bizimkisi. Yeni evlenen bir arkadaşımla sohbet ediyorduk. Konu zamanın kıymetini bilmeye gelmişken, boşa geçirilen saatleri konuşur olduk.

Çok mu zor?

İnsanın kendi ayaklarının üzerinde durabilmesi.

Hiçbir menfaate boyun eğmeden,

Kimseye teslim olmadan,  

Alnı ak, yüzü pak ‘İşte ben buyum!’ diyebilmesi.

Mevcut enerjisiyle,

Başkalarının  yaptığına göz koymadan,

Ötekilere sırtını dayamadan,

Kendi yağıyla kavrularak geçinebilmesi.  

Sahip olduklarıyla yetinerek,

Yeri geldiğinde egosunu dizginleyerek,

İmkânlarının elini kolunu bağladığı durumlarda dâhi hâline şükrederek

Mutlu olabilmesi...

Hep ‘yukarıdakilere’ bakıp özenmek yerine,

‘Aşağıdakilerin’ hayat şartlarından kendine pay çıkarabilmesi,

Gerçekten merak ediyorum; çok mu zor?

Neden insanlar, başkaları gibi olmanın derdindeler?

Diziler, magazin programları, filmler

Defalarca haykırdım ama sesimi duyuramıyorum.

Ekranın önü ve arkasındaki gerçekler, aynı değiller,

Bunların hepsi kurgu, hepsi sahte karakterler.

Gazetelerde, haber bültenlerinde görülüyor,

Kara büyüye tutulanların başlarına gelenler,

Her şey gün ışığı gibi ortadayken,

Niçin benliklerini kaptırıyor, gencecik nesiller?

Renk skalasında, grinin tonları, net görünmese de,

Hayatın içinde onun farkına varmak,

Gerçekten çok mu zor?

   

Biliyor musunuz…          

Artık vampir insanlardan, binlerce kilometre uzağa kaçıyorum

Sadece kanlarımı emseler razıyım,

Hayallerime, umutlarıma da musallat oluyorlar.

Onun için üzülüyorum.

Önce kendilerini şirinlik muskası gibi gösterip,

Sonra beni kandırıyorlar…

Yakaya bir yapıştılar mı,

Mümkün değil, bir daha bırakmıyorlar.

Aman ha, vampir insanlara dikkat!!!

Geç kalınmış pişmanlığın ardından toparlanması,

Maalesef  çok zor oluyor.

Sıradan bir öğle yemeğiydi bizimkisi

Yeni evlenen bir arkadaşımla sohbet ediyorduk

Konu, zamanın kıymetini bilmeye gelmişken,

Boşa geçirilen saatlere değindik.

Arkadaşım, çalışan bir bayan olmasına rağmen

Televizyonun karşısında bile el işi yaptığını, hiç boş durmadığını anlattı.

Şaşırdım!

Hakikâten bu devirde el işi yapan bayan kaldı mı?

Onunla şaşkınlığımı paylaştığımda,        

‘Peki, eskiden bu kadar panik atak vakası var mıydı?

İnsanlar boş boş oturmaktan, kendileriyle uğraşmaktan hasta oluyorlar!’

Diye lafı ağzıma yapıştırıverdi.

Hiçbir şey söyleyemedim, cevap veremedim.

Doğru söze muhalefet edebilmek,

Hak verirsiniz ki

Pek de kolay olmuyor…