| KAPAK |
Yazın yakıcı sıcağı ve çatışmaların acısı birleşerek Güneydoğu’yu yakarken, imdada ramazan yetişti. Önce gönüller duruldu, ardından ilan edilen çatışmasızlık hâli umutları yeşertti. Amacı veya tayin edici saiki ne olursa olsun, silahların susması halkı memnun etti. İnsanlar, kan ve barut kokusundan bıkmış durumda. Bir dönem PKK’nın sivil itaatsizlik amacıyla kullandığı ‘Edi Bese’ (Artık Yeter) şimdi PKK için kullanılıyor.
Peki, PKK neden çatışmasızlık pozisyonuna geçti? Kürt aydınlar, kanaat önderleri bunu tartışırken birkaç konunun üstünde duruyor. Belki de ilk kez, Güneydoğu’daki bütün illerden silahların susması noktasında açıklamalar geldi, sesler yükseldi. Sivil toplum örgütleri çağrı üstüne çağrı yaptı. Örgüt, halktan yükselen bu seslere bigâne kalamadı.
İkinci husus, PKK hakkında yıllardır var olan soru işaretlerinin son zamanlarda ete kemiğe bürünmesi. Son dönemlerdeki neredeyse bütün eylemlerle ilgili bir soru işareti belirdi. Hiçbir saldırı halkın vicdanında ‘meşru’ bulunmadı. Kızıltepe’de 2 polis şehit edilince, Türkiye’de ilk kez, Güneydoğu’daki bir yerde devlet görevlisi için taziye çadırı kuruldu. Binlerce kişi çadırı ziyaret ederek kaymakama, emniyet müdürüne üzüntülerini iletti, onlarla acılarını paylaştı. Reşadiye’deki saldırıyı Öcalan bile anlamakta zorlandı! Hantepe dâhil, askerî birlik ve karakollara yönelik saldırılarda görülen akıl almaz ihmaller gündemi sarstı. Heronlarla ilgili tartışmalar, bazı subayların komutanlarını arayarak ‘Heronları ya çekin ya da düşürün; çok zayiat veriyoruz’ dediğinin ortaya çıkması, tabiri caizse PKK’nın karizmasını çizdi. Batman ve Dörtyol’da yaşanan hadiseler ise örgütü iyice köşeye sıkıştırdı. Batman’da eski baro başkanı dâhil 4 kişinin hayatını kaybettiği mayınlı saldırı, örgüte yönelik eleştirilerin dozunu artırdı.
Burada ilginç bir durumun altını çizmekte fayda var. Bölgedeki sivil toplum örgütlerinin, silahların susması için yaptığı açıklamalara örgüte yakınlığıyla bilinen dernek ve gruplar da katıldı. Hatta Diyarbakır’daki açıklamaya imza atanların neredeyse yüzde 80’i BDP’ye yakın dernek veya oluşumlardı.
Türkiye demokratikleşme yolunda adımlar attıkça PKK’nın alanı daralıyor. Ergenekon soruşturmasında ortaya çıkanlar, sorgulamayı beraberinde getiriyor. PKK’nın eylemleri ile vesayet düzeninin sürdürülmesi arasında ilişki kuruluyor.
Bir de Öcalan meselesi var. Avukatlarıyla yaptığı haftalık görüşmelerde sürekli kendisini merkeze koyan Öcalan, ‘Ben aradan çekiliyorum’ diyerek çatışmaları yeniden başlatmıştı. BDP, sokak ve PKK üzerinde tek etkili kişinin kendisi olduğunu göstermek için büyük çaba sarf eden Öcalan, şimdi yeniden inisiyatif almaya çalışıyor. “Herkes benden bir şeyler bekliyor. Her şey omuzlarıma yıkılmış. Devlet zorlanıyor, KCK zorlanıyor. Her şey yine bana yüklendi. Beklentiler var.” 20 Ağustos’ta internete yansıyan bu sözler, psikolojik bir tahlile tabi tutulsa nasıl bir sonuç çıkar acaba? Aslında belki de PKK, Kürt sorunu ve Öcalan problemini ayrı ayrı düşünmek lazım.
Son dönemlerde öne çıkmaya başlayan Demokratik Toplum Kongresi (DTK)’nin takip edeceği siyaset son derece önemli. DTK, bugüne kadar olduğu gibi Öcalan ve KCK’nın direktifleriyle hareket eden bir yapı olmaktan kurtulabilirse Kürt sorununun çözümüne önemli katkılar sunabilir. Türkiye’nin referanduma gittiği hassas bir dönemde ‘Özerk Kürdistan’ talebini bayrak hâline getirmek vesayetçilerin ekmeğine yağ sürse de ‘demokratik özerklik’ talebini öne çıkaran DTK, kendini özerk hâle getirebilirse devlet tarafından da dikkate alınacaktır.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||