| TERÖR |
‘Bazıları için tek kabul gördüğü yer orasıdır. Ben para istemiyorum, onur istiyorum. Dağa en büyük akışı sağlayan, devlet görevlilerinin hatalarıdır.’ diyen Hakkârili vatandaş, bölge insanının devlet görevlilerine bakışını anlatıyor.
“Roj TV dağları övüyor. Dağdaki adamlar çocukların He-Man’leri (çizgi film kahramanı). TRT-6 daha cazip hâle getirilmelidir. Roj neden gençleri çeker? Psikologlar tarafından incelenmeli ve buna göre TRT 6’nın yayınları gözden geçirilmelidir.” diyerek dağa çıkışın nasıl özendirildiğini Hakkârili bir öğretmen anlatıyor.
“Okumasaydım ben de dağda olabilirdim. Yol aramaları! (Van’dan Hakkâri’ye giderken 6 yerde arama yapılıyor) Yani bu kadar zulme ne gerek var? Asker insanların boynuna binmiş. Bunlar nesilden nesile aktarılıyor. Örgüt bilinçsiz, işsiz insanları götürüyor. Bu tamamen o insanların suçu mu?” diyor bölgeden bir okul müdürü.
Terör örgütü PKK, taban kazanmak için her daim devletin hatalarını istismar ediyor, tabanı canlı tutmak için her yola başvuruyor. Polis Akademisi Uluslararası Terörizm Merkezi ise (UTSAM), hükûmetin Kürt açılımına yol haritası niteliği taşıyabilecek bir çalışmaya imza attı. Hakkâri, Yüksekova ve Van’da güvenlik güçlerinden vatandaşlara, PKK sempatizanlarından eğitimcilere kadar birçok kişiyle görüşerek bir alan çalışması yaptı. Polis Akademisi’nden Doç. Dr. Süleyman Özeren ve Dr. Murat Sever, terör örgütüne devam eden katılımın sebeplerini gün yüzüne çıkardı, çözüm önerilerini masaya yatırdı. “Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Terörü Besleyen Sorunlar” adlı araştırma sadece üç şehirde yapılmış olsa da bütün bölgenin sorunlarını yansıtıyor.
Terör örgütüne katılımın temelinde yatan sebeplerin başında göç olgusu geliyor. Araştırmayı yapan ekip, “Göç, terörün bir sonucu halinde gelişirken sonraki süreçte terörün beslendiği ve bu beslenmenin de uzun vadede devam etmesini sağlayıcı bir faktör haline gelmiştir.” diyor. Sadece büyük şehirlere değil, bölgedeki il merkezlerine de göç oldu. Hakkâri nüfusunun üçte birini terörden dolayı çevre köylerden kaçanlar oluşturuyor. Bu, şehri ‘sorunlu’ konumuna getiriyor. UTSAM uzmanlarına göre, Hakkâri ve çevresinden gelenler dışında insan sirkülâsyonu olmaması ili kendi sorunları içinde yaşayan durağan bir yer hâline getirmiş. Yani diğer illerden fiziksel olarak kopuk olması beraberinde psikolojik kopukluğa ve terörün daha fazla taban bulmasına sebep oluyor. Neticede Hakkâri diğer illerle kaynaşamıyor.
Hayvancılık ya da ziraat yapamayan bu kesim, şehirdeki gecekondu mahallesine gelip 10 çocukla yaşamak zorunda kalıyor. Üstelik iş bulamıyor. Bir iş adamı şunları söylüyor: “Geçmişte buralardan aylarca hayvan taşınır bitmezdi. ‘PKK’ya yardım ediliyor’ denilerek hayvancılığı bitirdiler. Başkale’de 3 milyon hayvan vardı, şimdi 100 bin yok. Sabahtan akşama 15 liralık yardım için banka önünde bekleyen, itilip kakılan kadının çocuğunda onur olur mu? Fakirleştirerek, onursuzlaştırarak o çocuk kazanılır mı? İstanbul’da cinayet işleyen çocuk Beytüşşebap’tan gitmiş. Nasıl oluyor bu?”
Ekonomik açıdan son derece zor şartlarda yaşayan aileler, 1-2 odalı evlere mahkûm. Bu ortam bireysel gelişimi engelliyor, psikolojik sorunlara yol açıyor. Bu da toplumu, kitle psikolojisi içinde hareket etmeye zorluyor. Bireyselleşeme ve sorunu yaşayanların başında kadınlar geliyor; zaten örgüte katılımda kadınlar ön planda. Bunun altında yatan olgu, kız çocuklarına bakışın olumsuz olması. Terör örgütü kadınlara gerçek anlamda sahip çıktığını göstermeye çalışıyor.
Alan araştırmasına katılan uzmanlardan biri kız çocuklarıyla ilgili şunları söylüyor: “Burada sadece erkek çocukları sayılır, kızlar yok sayılır. Kız doğunca sevinmezler. Ailede yeri yok, okula gitmiyorlar. Zorla evlendiriliyorlar. Başlık parasından dolayı tam takır bir eve gidiyor. Damat bütün parasını başlık için harcıyor. Kız çocuklarının miras hakkı yoktur. Bu çaresizlik içinde kız çocuğu ne yapsın?”
Araştırmaya göre, kızlar bu sorunlardan kaçmak için örgüte katılıyor. Yüksekova’da başı kapalı bir bayan terör örgütüne katılma gerekçesini şöyle anlatıyor: “Babam sakat olduğu için evde erkek gibi çalıştırılıyordum. Hayattan bıkmıştım. Kaçış yolu olarak dağa gitmeye karar verdim. Haram olmasa intihar edecektim. ‘Bari dağa gideyim; ya dağdakiler beni öldürsün ya da çatışmada öleyim kurtulayım’ dedim.”
Eğitim düzeyindeki düşüklük, sosyo-ekonomik olumsuzluklar ve yıllar süren devlet-vatandaş arasındaki güven sorunu Kürt milliyetçiliğini yükselten sebepler olarak öne çıkıyor. Irkçı düzeyde milliyetçilik, devletin geçmişte yaptığı hataların hesabını sorma düşüncesi dağa çıkışın gerekçeleri arasında hâlâ yer alıyor. Bu milliyetçi söylemin nasıl etkili olduğunu bir psikiyatr şöyle açıklıyor: “Burada milliyetçilik tabanlı varoluş, temel ihtiyaçların önüne geçmiştir. İnsanın normalde kendisine hizmet edene zarar vermemesi beklenen bir davranıştır. Ama burada durum tersine cereyan etmektedir. Halk hizmet aldığı hastanenin camlarını taşlamaktadır. Halkın tamamına yakını politize olmuştur. Bunun örgüt tarafından istismar edildiğini görüyoruz.”
Bir sağlık görevlisinin başkası adına yeşil karta reçete yazmaması bile menfi bir durum olarak algılanıyor; “Bize kimliğimizden dolayı böyle davranıyorsunuz!” tepkisiyle karşı karşıya kalınabiliyor. Bir çocuğun psikiyatra, “Dağda ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazısını görünce anama küfrediliyor gibi hissediyorum.” demesi milliyetçilik duygusunun geldiği noktayı gözler önüne seriyor. PKK terör örgütü ise “Kürdüz diye bize bunu yapıyorlar” diyerek her daim bu propagandayla halka yaklaşıyor. Halkın ‘sürekli şikâyet’ psikolojisi içinde olmasının kaynağında da bu propagandalar yatıyor.
Hakkâri ve Yüksekova kırsalının Irak’ın kuzeyindeki kamplara yakın olması terör örgütüne katılımı arttıran etkenler arasında sayılıyor. Bölge, coğrafi şartlar sebebiyle fiziksel bir izolasyon içinde yaşıyor. Bu beraberinde psikolojik, kültürel, sosyal ve ekonomik izolasyonu getiriyor. Havaalanı olmaması, karayolunun yetersiz kalması, yatırımcıların bölgeye gelmemesi, turizme yatırım yapılmaması kaynaşmayı engelliyor.
Hâliyle birçok vatandaş sırtını örgüte dayıyor; çünkü terör örgütü hem ailesine hem de kendisine dokunulmazlık vadediyor. Alan araştırmasında görüşülen bir yetkili, “Örgüte katılım toplumda saygınlık, itibar, dokunulmazlık zırhı sağlamaktadır. Bu ailelerin, kaçakçılık yapmasına da örgüt imtiyazlı yaklaşmaktadır.” diyor. Böylece bölgede bu tip aileler hem ‘ödüllendiriliyor’ hem de ‘onurlandırılıyor.’ Bunu gören diğer insanlar da örgüte katılımın dokunulmazlığından faydalanmak istiyor. Evinde sorun olmayan, eğitimini sürdürenler üzerinde örgütün etkisi daha az hissediliyor. Hakkârili bir okul müdürü, bin 100 öğrencisinin olduğunu ve bunlardan sadece birkaçının kayıp olduğunu söylüyor: “Birinin annesi öldü. Diğeri ise üvey kardeşlerinin baskısına dayanamayıp dağa çıktı.”
Araştırma ekibinin tespitine göre örgüt, çocukları sokakta tutarak hem tabanı canlı tutuyor hem de örgüte katılımın temelini atıyor. PKK, kalabalık ailelerden bireylerin örgüte katılmasını önemsiyor. Böylece kalabalık aileler örgütle irtibata geçiyor ve PKK daha geniş tabana ulaşıyor.
Şehir merkezlerinde terör örgütünün baskısında geçmişe göre kırılma yaşanmış olsa da araştırmaya göre, halk devlet baskısı ile örgüt baskısı arasında sıkışmış durumda. Mesela dükkânının kepengini kapatmayana “Örgüt istiyor. Yoksa evinizi, dükkânınızı yakarız.” şeklinde tehditler savruluyor. Örgüte karşı olanlar bile bölgedeki bu baskıya direnemiyor, “Siz olsanız ne yapardınız?” diye sitemde bulunuyor.
Bölgede vatandaşın bu sıkışmışlığını aşması için İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın açıkladığı en somut öneri yol kontrollerinin gevşetileceği, yayla ve meralara çıkış yasağının kaldırılacağı yönündeydi. Ancak henüz atılmış somut adım bulunmuyor. UTSAM araştırmasında, yol aramalarının bölgede ciddi sıkıntı oluşturduğu belirtiliyor. Bu durum, “Bir yanlış adam için bin adamı küstürmenin anlamı yok” şeklinde ifade ediliyor. Yol kontrolleri, “Biz Kürdüz diye yapılıyor” şeklinde değerlendiriliyor, bu da terör örgütünün propagandasına dönüşüyor.
Devletin vatandaşı kazanmak adına bölgeye yaptığı yatırım ve yardımlar PKK tarafından kullanılıyor. “Bu imkânlara bizim sayemizde kavuştunuz” denilerek halkın PKK’nın yanında yer alması isteniyor. Ancak Doç. Süleyman Özeren ve Dr. Murat Sever’in araştırmasına göre devletin bölgede yaptığı ayni ve nakdi yardımlar bireyleri hazırcılığa ve tembelliğe alıştırmış, dilencilik kültürünü yaygınlaştırmış. Bankaların önünde oluşan yardım kuyruklarının insanları ‘onursuzlaştırdığı’ yapılan mülakatlardan çıkan ortak sonuç. PKK ise yine “Biz olmasaydık bu yardımları alamazdınız” diye bunu istismar malzemesi yapıyor. Birçok insan ise bu yardımları alabilmek için sigortalı işe girmiyor.
Doğu’ya giden kamu personelinin bir kısmı tecrübesiz, bazısı bölgeye yabancı ve kendini geçici gördüğü için hizmetlerde aksama yaşanıyor. İki yıllık hizmet süresinin birinci yılı alışma, ikinci yılı ise dönüş hazırlıklarıyla geçiyor. Birçok personel tercih dışı geldiği için bölge bir bakıma ‘sürgün yeri’ olarak görülüyor. “Sorunlu bir yere sorunlu personelin gelmesi, ildeki sorunları çözmekten öte daha da derinleştirmektedir.” diyen Doç. Özeren ve Dr. Sever, devleti temsil eden mülki idare amirleri, adli sistemdeki personel, güvenlik birimleri, öğretmenler ve sağlık personelinin mesleki kalitesinin yanı sıra kişisel özelliklerinin de önemine dikkat çekiyor.
Hakkâri halkı mülki idare amiri olarak mevcut validen son derece memnun. Bölgede yaşayan bir vatandaş şunları söylüyor: “Jandarma’dan çok korkardık. Bir cumhurbaşkanı kadar etkisi var. Bilinçaltında bir korku var. Yani ‘Ne istiyorsun benden?’ diyemeyiz. Gelen idareci vatandaşa iyi davranırsa, buranın insanı kendisini süpürge yapar.”
Bazı kamu görevlilerinin suça meyilli olması da bölge insanı nezdinde devlet imajını zedeliyor, devlet kurumlarına güveni yıpratıyor. Bazıları örgüt lehine davranıp yolsuzluklara göz yumuyor. Örneğin köy boşaltma komisyonlarının yaptığı çalışmalarda vatandaşların kayıpları yüksek gösterdiği ve haksız kazanç elde ettiği dile getiriliyor. Özürlü olmayan çocuklar özürlü gösterilerek devletten fazla para alınıyor, bu paraların bir kısmının PKK’ya aktarıldığı öne sürülüyor. Bir sağlık görevlisi “Çocuğu özürlü diye sevinen anneler var!” diyor. Bir esnaf ise “Hakkâri yoksulluk şehri değil yolsuzluk şehridir.” ifadesiyle durumu özetliyor. UTSAM uzmanları bölgeye gönderileceklerin tecrübeli, halkla irtibat kuracak gönüllü isimler olması, sorunlu kamu görevlilerinin kesinlikle gönderilmemesi çağrısında bulunuyor.
Bölgedeki din görevlilerinin de gerek bilgi gerekse halkla diyalog noktasında yetersiz olduğu vurgulanıyor. Bu kişiler halk nezdinde saygı görmüyor. Vaaz ve sohbetlerde bölgeye özgü sorunlar hiç dile getirilmiyor. “Tüm bunlar bölgenin din konusundaki ihtiyaçlarının resmî mekanizmalar aracılığıyla karşılanamamasına sebep olmaktadır.” diyen araştırma ekibi, terör örgütünün halkla iletişim kurmak için dini kullandığını tespit etmiş. Seyit Rıza, Ahmed-i Hani gibi dinî kişilikler öne çıkartılıyor, örgüt devletin boş bıraktığı bu alanı da kullanıyor. “En dindarları bile partiye sempati duymaya başladı. DTP (BDP) son zamanlarda dinî motifler kullanıyor. Diyarbakır’daki imamın birisi gösteride Kuran-ı Kerim’i gösterdi. Bu bir milat.” diyor, bölgede yaşayan bir vatandaş.
Okul sayısının artmasına karşın eğitim kalitesi aynı oranda artmıyor. Araştırmada yapılan görüşmelerde, bölgeye kaliteli öğretmen gelmediği, gelenlerin de örgüte yakın eğitim müdürleri tarafından şehir dışındaki uzak köylere gönderildiği belirtiliyor. Öğretmen eksiği ise örgüt sempatizanı bazı vekil öğretmenlerle kapatılıyor. Ayrıca dışarıdan gelen öğretmenler kendini misafir olarak görüyor, uzun vadeli projeler hazırlamıyor. Çocukların örnek aldığı kişi sayısı bu yüzden az, polise taş atan ağabeylerini daha çok örnek alıyorlar. Bir öğretmen şu değerlendirmeyi yapıyor: “Bazı kimlikler özendirilebilir. Reklam panoları bu amaçla kullanılabilir. Bilinçaltında bunun uyarılması gerekir. Çocuğun biri resim çiziyor. Resimde panzer var, MOBESE kamerası var ve bir çocuk taş atıyor. Dehşet verici bir durum. Çocuğun hayal dünyası bu. Kafalardaki kimlik probleminin çözülmesi gerekir.”
Velilerin çoğu okuma yazma bilmiyor, öğretmenler bunlarla irtibata geçmiyor. Okul-aile birlikleri çalıştırılamıyor. Okumaya hevesli çocuklar evlerinde ders çalışma ortamı bulamıyor. Bir okul müdürünün verdiği rakamlar çarpıcı: “Hakkâri merkezde geçen yıl liseden 4 binin üzerinde genç mezun olmuş; ancak bunlardan sadece 150’si üniversiteye yerleşebildi.”
Hakkâri ve Yüksekova’da çocuk nüfus oranı hayli yüksek. 19 yaş altındakiler toplam nüfusun yüzde 50’sini, 14 yaş altındakiler ise yüzde 40’ını oluşturuyor. İşsiz, okumayan ve örgüt propagandasına açık hâle gelen bu çocuklar dağa yöneliyor, sokakta güvenlik güçlerine taş atıyor ya da 10-15 çocuklu aileler evin geçimini sağlamak için çocuklardan birini kaçakçılığa yolluyor. Bir öğretmen mülakatta “Bu nesli kotarabilirsek sorunu çözebiliriz.” diyor.
Açılım, beklentiyi yükseltti
UTSAM uzmanlarına göre, halk güvenli ve huzurlu bir ortamda yaşamak istiyor, çatışmadan bunalmış durumda. Açılım bölgedeki beklentileri yükseltmiş. Bazı belirsizliklerin olmasına rağmen halk, devlet büyüklerinden ve hükûmetten sürecin devam ettirilmesini istiyor. Bir vatandaş, “Kardeşlik, barış için açılımı istiyoruz. Afganistan, Irak olmak istemiyoruz. Ayrılmak istemiyoruz. Şiddeti istemiyoruz. Polis, çocuğa vurmasın, kadına vurmasın. Ben niye dağa gideyim; evliyim, çocuklarıma kim bakacak?” diyor. Mülakat yapılan birçok bölge insanı ise örgüte yönelik operasyonlardan gizliden gizliye memnuniyet duyuyor. “Aslında KCK operasyonlarına içten içe seviniyoruz. Vergilendirme yapanların (sözde vergi toplayanların) gözaltına alınması bizi mutlu ediyor; ama bunu göstermiyoruz. Anadilinde eğitim protestosuna katılacak adam bulamadılar.” diyorlar.
İşte çözüm önerileri:
İzolasyonu kaldırmak için Hak kâri-Van arasına alternatif karayolu yapılmalı. Bölgeye canlılık getirecek Yüksekova Havaalanı açılmalı. Kış sporlarına yatırım yapılmalı. Psikolojik izolasyonu kırmak için bölgeye batı illerinden iş, sağlık gezileri düzenlenmeli. Örgütün kırsal ile şehirdeki bağlantıları kesilmeli. KCK operasyonları sürmeli. Sınır güvenliği tam olarak sağlanmalı. Kaçakçılığın önüne geçilmeli. Sınır güvenliği için askerler sınıra çekilmeli, iç bölgelerdeki arama tedbirlerinin etkisizliğinden dolayı bunlar sınıra kaydırılmalı. Yol kontrol noktaları azaltılmalı, teknolojik donanım artırılmalı. Bölgeye sorunlu kamu görevlisi gönderilmemeli. Hakkâri’ye gönderilen kamu görevlilerine 500-750 lira fazla ücret verilerek burası sürgün yeri olmaktan çıkarılmalı. Personel bölgeye gelmeden önce kursa tabi tutulmalı. Genç, tecrübesiz kamu personeli bölgeye gönderilmemeli. Hakkâri bir şehir görüntüsüne kavuşturulmalı. Sosyal alanlar oluşturulmalı. Çocukların eğitimine destek verilmeli, okula gelişler teşvik edilmeli. Okul idarecilerine rehberlik için ilave bütçe verilmeli. Kürtçe bilen eğitimcilere öncelik verilmeli. İlköğretim okullarında sabahçı-öğlenci uygulaması kaldırılmalı, tek dönemli sisteme geçilmeli. Öğrencileri okul saatleri dışında da okulda tutmak için etüd, atletizm, folklor, masa tenisi, basketbol gibi ilave uygulamalar geliştirilmeli. SBS sınavları için kurslar açılmalı. Halkın milliyetçilik duygularının istismar edilmesinin önüne geçilmeli, demokratik adımlar atılmalı. Faili meçhullere ilişkin davalar sürmeli. Maden, arıcılık, dokumacılık gibi alanlar canlandırılıp istihdam oluşturulmalı. Yardımlar karşılıksız olmamalı. Ağaç dikme gibi nakdi yardımlar için belirli şartlar konmalı. Sınır ticaret merkezlerine yenileri eklenmeli. Bölgeye bilgili, eğitimli din görevlileri gönderilmeli. Devlet tarafından verilen çocuk yardımı belirli bir sayı ile sınırlandırılmalı.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||