| SAĞLIK |
Türrkiye bir yıldır dumansız hava soluyor. 19 Temmuz 2009’da uygulamaya geçen yasayla kapalı ortamlarda sigara içmek yasaklandı. Fakat İzmir Kahveciler Odası’nın Danıştay’a başvurması sonunda kurumun aldığı karar, yasağı yeniden tartışmaya açtı. Danıştay 10. Dairesi, kahvehanelerde sigara içilmemesi yasağını Anayasa’ya aykırı bularak, kanunun iptali için Anayasa Mahkemesi’ne müracaat etti. Mahkeme de yasağın kaldırılmasına ilişkin maddenin iptalini esastan görüşmeye karar verdi.
Kahveciler Odası, iptal talebini, yasak getiren kanunun ‘özel girişim özgürlüğü ve mülkiyet hakkını ihlal ettiği; eşitlik, ölçülülük ve gereklilik ilkesine aykırı olduğu’ gerekçelerine dayandırmıştı. Danıştay, Kahveciler Odası’nın itirazını haklı buldu. Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuruda, 5727 sayılı yasayla ‘kahvehane işleticilerinin faaliyetlerini sürdürebilmesinin zorlaştırıldığını, ekonomik çıkarlarının göz ardı edildiğini, ölçülülük ilkesine aykırı biçimde çalışma özgürlüklerinin sınırlandırıldığını’ iddia etti. Din, vicdan, ibadet özgürlüğünü es geçen Danıştay’ın tütün ürünlerini tüketmenin kişi özgürlüğü alanına girdiğini savunması kafaları karıştırdı. Ancak sigarayla mücadele eden sivil toplum kuruluşları başka bir noktaya dikkat çekiyor. Zarar ettiklerini öne süren sigara firmalarının bir yıldır yasayı kaldırmak için uğraştıklarını belirten uzmanlar, önemli bir iddiayı dillendiriyor: “Danıştay’ın kararının altında sigara endüstrinin oyunları var!” İşte birinci yılında sigara yasağının serencamı ve şirketlerin yasa dışı pazarlama stratejileri.
Tütün ürünleriyle ilgili ilk yasal düzenleme 1996 yılında yapıldı. Ancak yeterince takip edilmediği için etkisi sınırlı kaldı. 1996’da kısmen (otobüs, uçak, tren, dolmuş gibi toplu taşıma araçlarında) başlayan sigara yasağı, 2004’te uluslararası statüye kavuştu. Uluslararası Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’nin imzalanmasından sonra yasa daha da genişledi. 2008’de pasif içicileri korumaya yönelik, ‘dumansız bir Türkiye oluşturmak’ adına tüm kapalı alanlarda (restoran, bar ve kafeler hariç) sigara tüketiminin yasaklanması amaçlandı ve Dumansız Hava Sahası kampanyası başlatıldı. Yasağa restoran, kahvehane, bar ve kafelerin dâhil edilmesiyle Türkiye’de tüm kapalı alanların dumansız hâle getirilmesi sağlandı. Geçen yıl kamusal alanda başlayan ve Sağlık Bakanlığı’nın başarılı reklam kampanyası Dumansız Hava Sahası projesiyle kısa zamanda benimsenen yasak bir yılı geride bıraktı. Peki, Bakanlık hedeflerinin ne kadarına ulaştı?
Özellikle sigara içmediği hâlde dumanına maruz kalanları sevindiren yasa, sadece sigara içmeyenlerin hakkını korumak için çıkarılmadı şüphesiz. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Seraceddin Çom’a göre, yasak ile tiryakilerin sigara içme davranışlarını tekrar gözden geçirmeleri ve sigarayı bırakma yolunda adım atmaları da hedeflenmekteydi. Öncelikle aktif ve pasif içici birbirinden ayrılacaktı. Ardından sigaraya başlayan insan sayısı azalacak ve nihayetinde bağımlıların sigarayı bırakmasına imkân sağlanacaktı. Bu da 100 bin kişi içerisinde hastalanan ve ölenlerin yüzde 30 azalması ve ülke ekonomisine 7 milyar dolar girdi sağlanması anlamına geliyordu. Zira tiryakiler, sigara için yılda 20 milyar dolar harcıyor. Yaklaşık 30 milyar dolar da sigara içenlerin hastalık tedavilerine gittiği için ülkenin sigaradan kaynaklı maddi kaybı 50 milyar doları buluyor. Yasayla sadece kapalı alanlarda yasak uygulanmadı; 18 yaşından küçüklere satışın engellenmesi, sigara paketlerindeki ‘zararlı’ uyarısının daha belirgin hâle getirilmesi gibi ince ayrıntılar da vardı. Nihai amaç ise Türkiye’yi sigarasız bir toplum hâline getirmekti.
Bu denli kapsamlı bir yasak, dünyada ilk defa İrlanda’da (Mart 2004) başlatıldı. Onu Avrupa’da İngiltere, ardından Türkiye takip etti. Türkiye, yasağı uygulamada Bermuda, Yeni Zelanda, Uruguay, İngiltere ve İrlanda’dan sonra dünyada 6’ncı, Avrupa’da 3’üncü ülke konumunda. Tabii böyle bir yasak söz konusu olduğunda tartışmalar beraberinde geldi. Öncelikle yasanın ne kadar ciddiye alınacağı tartışıldı. Ancak bakanlığın yaptırdığı anketlere göre yasak halkın yüzde 97’si tarafından benimseniyordu. Dr. Seraceddin Çom, özellikle sigara satış rakamlarının bu anlamda önemli bir gösterge olduğunu belirtiyor. İstatistiklere göre, 2009’un ilk dört ayında 34 milyar 480 milyon sigara satılmış. 2010’un ilk dört ayında bu rakam 28 milyar 118 milyona gerilemiş. Yani bir yılda sigara satışı yüzde 18,4 oranında azalmış. Kanunun benimsendiğine dair ikinci önemli gösterge bakanlık tarafından yapılan anketler. Vatandaşlar arasında yasağa uyma yüzde 97 oranında. Bakanlık yetkilileri kısa sürede başarıya ulaşılmasında Başbakan’ın bireysel mücadelesinin de payı olduğunu düşünüyor. Zira Başbakan, gerek partisinden gerekse vatandaşlardan birçok kişiye sigara bıraktırdı, bu yöndeki tavsiyelerini de sürekli yineliyor.
ŞİRKETLER BİR YILDIR ÇALIŞIYOR!
Bakanlık yetkililerinin yaptığı anketler yasanın başarıya ulaştığını gösteriyor. Ancak bu durum sadece sigara içmeyenleri sevindiriyor. Madalyonun diğer tarafında sigara içenler ve zor duruma düştüklerini iddia eden şirketler var. Bazı şirketler çareyi yasa dışı yollarda bulmuş. Kimi sigarayı çağrıştıracak oyuncak ve benzer nesnelerle sigaranın çocuk yaşta bilinçaltına yerleştirilmesine çabalıyor. Kimi de medyaya yasağın kaldırılacağına dair haberler yaptırıyor. Firmalar bu tür iddiaları kabul etmiyor; fakat sigara mücadelecileri somut işaretler ortaya koyuyor.
Türk Akciğer Kanseri Tütün Kontrolü Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Celal Karlıkaya, sigara şirketlerinin daha yasa çıkmadan çalışmaya başladığını anlatıyor: “En bariz etkinliklerinden biri, milletvekillerine gönderilen mektuplar. Ayrıca, sigara şirketlerinin tuttuğu avukatlar bu yasaları engellemeye çalışıyor. Türkiye de dâhil birçok ülkede yasak anayasa mahkemelerine taşındı.” Karlıkaya, şirketlerin, sigaraya özendirmek ve alışkanlık kazandırmak için pazarlamanın her türlü yolunu kullandıklarını öne sürüyor: “Tütün endüstrisi daha çok sigara satabilmek için yeni, etkili, sinsi ve yasa dışı taktikler kullanıyor. Çok izlenen filmler, televizyon ve dünya modası ile sigara tüketimi garanti altına alınmaya çalışılıyor. Şirketler konserler, gösteriler, spor karşılaşmaları ve benzer popüler aktivitelere destek vererek mevcut kullanıcıları elde tutmayı ve yenilerini kazanmayı hedefliyor. Dünyada gençler arasındaki tüketim artışı sigara salgınının yayıldığının, şirketlerin reklam ve pazarlama taktiklerinin kötü emellerine ulaştığının acı habercileri.”
Uzmanlar sigara şirketlerinin yeni müşteri bulmak için çocukları hedef aldığını ileri sürüyor. Çocuklar için sigarayı çağrıştıracak oyuncaklar piyasaya sürüldüğünü belirten Karlıkaya’ya göre, araştırmalar, sigara reklamına ne kadar maruz kalırlarsa gençler ve çocukların bağımlı olma ihtimallerinin o kadar arttığını gösteriyor. Bunu çarpıcı bir örnekle izah ediyor Karlıkaya: “Edirne’de, yalnızca ilköğretim öğrencilerinin bulunduğu bir dershaneye bitişik bakkalda, belli bir sigara markasını taklit eden, şaka amaçlı (su sıkacak) ve ucuz fiyatıyla (50 kuruş) özellikle çocuklar arasında cazibe oluşturacak bir ürün tespit edildi. Ürünün şekil ve görüntüsünde hangi sigara markasını taklit ve teşvik ettiği açıkça belli. Ürün ilk bakışta masumane, basit bir oyuncak gibi görünmekle birlikte aslında bir şaka oyuncağı. Gizli düğmesine basınca sigara ikram etmek isteyen kişi karşısındakinin suratına su fışkırtmış oluyor. Bu özellik sebebiyle çocuklar için çok cazip. Sigara içmese bile çocuk sigara markası ile tanışmış olacak.”
Sağlık Bakanlığı’ndan Doç. Dr. Seraceddin Çom da dev şirketlerin özellikle gençlere yöneldiğini belirtiyor. Sigara yasağının zayıflatılacağı, kapsamının daraltılacağı, kapalı mekânlarda odalar oluşturulacağına dair asılsız kampanyalar yaptırıldığına değiniyor. Ayrıca nikotin oranı azaltılmış, zarif görünümlü, şık paketlerde sigaralar piyasaya sürülerek ‘Güçlü kadının tercihi’ şeklinde gösterilerek pazarlanmaya çalışılıyor. Sigara içme oranının kadınlar arasında daha yüksek olduğunu göz önünde bulunduran Dünya Sağlık Örgütü, bu seneki Dünya Tütünsüz Günü’nde ‘Tütün Endüstrisinin Hedefi Kadın’ temasıyla kadınlara yönelik pazarlama taktiklerine ve sigaranın zararlı etkilerine özellikle dikkat çekti. Bakanlık da kadınlarla ilgili reklam kampanyaları ve afişler hazırlatıyor.
Sigara ve Sağlık Ulusal Komitesi Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı, firmaların özellikle satış noktalarında ‘parıltılı reklamlar’la sigara kullanımını cazip hâle getirmesine karşı çıkıyor: “Firmalar promosyon ve reklam yapmamalı. Türkiye’nin en büyük zafiyeti satış alanlarındaki reklam; giriyorsun bakkala pırıl pırıl bir raf. O reklamları kaldıracağız. Satış noktalarında tam karartma olması lazım. Yurt dışında sigara tezgâh altından alınıp veriliyor. Türkiye’de de tezgâh altına inecek, müşterinin gözüne batmayacak.”
Sigara şirketi Philiph Morris’in genel müdürü Turhan Talu, kişilerin, kamu binaları, iş yerleri ve toplu taşıma vasıtaları gibi yerlerde pasif içici konumunda kalmak zorunda bırakılmamaları gerektiğine katılıyor. Ancak çeşitli Avrupa ülkelerinde olduğu gibi bar, kafe ve restoran gibi mekânlarda sigara dumanını tümüyle izole eden bölümler oluşturulmasına izin verilerek sorunun, aynı çatı altında sosyal uzlaşma ile çözümlenmesinin mümkün olabileceğini savunuyor. Fakat bu sorunu tamamen çözmüyor. Çünkü sigara dumanının kanser yapıcı tanecikleri bir alandan diğer bir alana rahat geçiş yapabildiği için bölmeler dumansız hava sahasının oluşmasını sağlamaz. Havalandırma tertibatı da sigara dumanının zararını önleyemiyor. Zira hiçbir klima, sigara dumanının içerisindeki partikül taneciklerini ve gazı temizleyemiyor.
Sigara firmaları pazarı ne yönde etkileyecek, bundan sonra ne gibi çalışmalar yapacak zaman gösterecek. Tiryakilerde ise sigara yasağında yumuşama olacağına dair bir beklenti ortaya çıkmış durumda. Ancak akıllardaki soru şu: Hukuk, insan sağlığını korumak için mi var, ticari kazanç yitirdiğini iddia eden kahvehaneleri yaşatmak için mi? Ayrıca, sigara içilmesine izin vererek toplumu hasta etmek temel özgürlük müdür?
TBMM Sağlık Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Cevdet Erdöl
Yasakta geri adım yok
“Açık şekilde söylüyoruz ki bu kanunda herhangi bir geri adım atılması söz konusu olamaz. İkram sektöründe, kanun çıktığı dönem dillendirilen ‘battık’ iddiaları üzerine ilgili sektörün temsilcilerinden resmî yazıyla kapanan kahvehane sayısı gibi rakamları istedik. Buna rağmen 6 aydır hiçbir cevap gelmedi. Açılan ve kapanan kahvehaneler arasında her yıl olduğu gibi yüzde 50’lik fark var. Kanundan dolayı kahvehanelerin kapandığı söz konusu değil. İşçi sayılarında da bir fark yok.”
Bakanlık bir yılda ne yaptı?
642 bin 120 denetim yapıldı. Denetimlerde 31 bin 840 tutanak düzenlendi. 10 bin kişiye sigara içtiği için, 8 bin işletmeye sigara içmeye müsaade ettiği için toplam 18 bin 685 lira ceza kesildi.
Verilen idari para cezaları: 2008: 341 bin 184 TL, 2009: 1 milyar 151 bin 19 TL, 2010: 3 milyar 461 bin 488 TL; Yasaya uyma oranı: Kamu binaları: % 96; Özel işletmeler: % 94; Toplu taşıma araçları: % 96
Restoran ve kafeler yasadan sonra zarar etti mi?
Bilkent Üniversitesi’nin 2009 Aralık ayında yaptığı çalışmaya göre, kafe ve restoranlar zarar etmiyor. Yasa temmuzda yürürlüğe girdi. Temmuz-kasım döneminde Türkiye’nin Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’sı (GSYİH) yüzde 3,3 oranında düşerken, restoran ve kahvehanelerin de içinde bulunduğu ikram sektöründe yüzde 5,2’lik bir gelir artışı olmuş. Maliye Bakanlığı’na göre, 2009 yılı Ocak-Ekim ayları arasında ikram sektöründeki işletme sayısında yüzde 2,7, lokanta vb. yemek sektörü sayısında yüzde 3,5 ve alkollü içki servisi yapan işletme sayısında yüzde 3 oranında artış yaşanmış.”
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||