|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
TERÖR

PKK’nın rakamsal açılımı

16 Kasım 2009 / HAŞİM SÖYLEMEZ
‘Demokratik Açılım’ın geleceği kritik rakamlara bağlı. Türkiye, PKK’nın etkilediği rakamları devşirebilirse Avrupa, İran, Irak ve Suriye’den binlerce kişi ülkeye gelecek.

Habur Sınır Kapısı’ndan giriş yapan 34 PKK yandaşına yönelik tartışmalar hâlâ sürüyor. Siyaset ve toplum nezdinde ağızlara pelesenk edilen ‘Demokratik Açılım’a yönelik farklı sesler çıkıyor. Ancak toplumun geneli süreci desteklerken mutlu sona nasıl ulaşılacağını merak ediyor. Hükûmet ise bu konuda kararlı olduğunu her seferinde dile getiriyor.

Daha önce düşünülen ancak sekteye uğrayan ilk hamlede Mahmur’da bulunan mültecilerin Türkiye’ye getirilmesi var. Aslında bu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın direktifleri doğrultusunda MİT Müsteşarı Emre Taner’in aylar öncesinde hazırladığı bir programdı. Ancak süreç örgütün müdahalesiyle ertelendi. Hatta AK Parti, 2009 sonuna kadar Mahmur’u tamamen boşaltacaktı. Yeni projeye göre, önce Mahmur’dakilerin önemli bir kısmının, ardından PKK’dan ayrılıp Kuzey Irak’ta yaşayanların Türkiye’ye gelmesi sağlanacak. Daha sonra Avrupa, İran ve Suriye’de yaşayanların gelmesine imkân tanınacak. Kandil’den inişler ise projenin son aşamasında hayata geçirilecek. Geri dönüşlerde kimliği ve pasaportu bulunmayanlara ilgili ülkelerde kurulacak ofislerde kimlik ve pasaport verilmesi de gündemde.

Özellikle Kuzey Irak, İran ve Suriye’de bulunanların neredeyse tamamının pasaportu bulunmuyor. Hükûmet, pasaport şartını, gelişleri sınır kapılarında siyasi şova dönüştürmek isteyenlerin önünü kapatmak için devreye sokuyor. Gelişlerin bir nevi sessiz sedasız, normal yolcu sıfatıyla gerçekleştirilmesi hedefleniyor.

Hükûmetin ‘Demokratik Açılım’ kapsamında yapmak istediklerine karşılık PKK, Demokratik Toplum Partisi (DTP) ve İmralı’da tutuklu Abdullah Öcalan, görüş değiştirmişe benziyor. DTP yetkilileri ‘bizi yok sayamazlar’ minvalindeki açıklamalarıyla süreci biraz gererken, PKK’nın tavrı net. Murat Karayılan, yaptığı açıklamada, çizgilerinin değiştiğinin sinyallerini verdi: “Türkiye’nin Abdullah Öcalan ile diyalog kurması gerekir. Eğer Ankara diyaloğu reddederse PKK çarpışmaya devam edecektir. Kürt halkı bizimle ve Kuzey Irak’taki dağlarda onlarca yıl mücadelemizi sürdürebiliriz.”

Öcalan’ın ‘artık barış grupları gelmeyecek’ açıklaması ise PKK ve Mahmur’dakiler nezdinde kısa sürede yankı buldu. En azından önemli ölçüde kafa karışıklılığına neden oldu. Türkiye’ye gelmek isteyen Mahmur mültecilerinin Öcalan’ın açıklamasıyla umutsuzluğa kapıldıkları belirtiliyor. Ancak Türkiye’nin Mahmur’dakilerle irtibata geçmesi durumunda oradakilerin PKK’ya rağmen Türkiye’ye dönmek istedikleri vurgulanıyor. Aynı durum Kandil için de geçerli. PKK militanlarının dağdan inmek istedikleri, hatta hazırlık yaptıkları; ancak son gelişmelerden sonra yöneticilerin inişlere izin vermeyeceklerini açıkladıkları aktarılıyor. Örgüt yöneticilerinden Nuriye Kesbir’in (daha önce Avrupa’da bulunuyordu) umutlandıklarını ancak Öcalan’ın çıkışıyla heyecanlarını yitirdiklerini açıkladığı belirtiliyor. Bu açıklamalar militanların dağdan inişlerini biraz daha uzatacak gibi.

Hem hükûmet hem de PKK cephesinde Kürtlere yönelik projeler aslında karşılıklı hamlelerle sürüyor. Ancak hükûmet her şeye rağmen planlarına devam edip çözüme giden yolda bütün riskleri göze almış durumda. Ama söz dönüp dolaşıp rakamlara takılıyor. Çünkü gerçekte  PKK’nın etki alanında olanların sayısı hakkında bilgiler yeterince net değil.

Öncelikle açılımın konuşulduğu ve adımların atıldığı bir dönemde PKK’nın tavrı çok önemli. Örgüt bu süreçte boş durmadı. Açılıma rağmen militan devşirmeyi sürdürdü. Belki de üzerinde durulması gereken en tehlikeli rakam bu. Çünkü PKK, son 4 ay içinde 400’e yakın kişiyi devşirerek dağa çıkardı. Tabii bu süreçte açılımdan umutlanarak örgütten kaçanlar da vardı. Bu rakamın ise 80 olduğu tahmin ediliyor. Aslında PKK, yeni alımlarla, 3 bin 500 olan sayısını sabitlemek istiyor. Bir taraftan sembolik bir heyet gönderen örgütün diğer yandan gençleri dağa kaldırıyor olması, ‘barış istiyoruz’ çağrılarının ne derece sahte olduğunu da ortaya koyuyor. Aslında bu durum PKK’daki gruplar arası çatışmadan kaynaklanıyor. Ankara grubunun örgütte hâlâ etkili olduğu sonucuna varılıyor. Bu grubun aynı zamanda Ergenekon ile irtibatlılardan oluşması da dikkat çekici. Her ne kadar Murat Karayılan örgüt lideri durumunda olsa da karar mercii durumunda değil.

Aslında dağdaki ve Mahmur’dakilerden çok, PKK’nın değişik ülkelerde etkilediği Kürtler başlı başına en büyük problem. Örneğin bu zamana kadar PKK’dan ayrılıp Kuzey Irak ve İran’da yaşayan toplam 4 bin kişi geri dönmeye dünden razı. Ancak bunların çoğu nasıl bir sonuçla karşılaşacaklarını bilmediklerinden gelmek istemiyordu. Fakat açılım ile birlikte 4 bin kişinin vatana dönüş umudu yükselmiş durumda. Kuzey Irak’ta yaklaşık 3 bin 500, İran’da ise 500 kişi bulunuyor. Diğer bir nokta ise PKK’nın etkilediği Kürtlerin sayısı. Yani örgütün yön verdiği, etkisi altında tuttuğu ve kendi amaçları doğrultusunda kullandığı Kürtler. Aslında bunlar da Türkiye’ye kesin dönüş yapmak istiyor. Ancak PKK’nın tasallutundan kurtulmak için hükûmetin uzatacağı ele bel bağlamış durumdalar. Mesela örgüt, Suriye’de yaşayan 200 binden fazla kimliksiz Kürt içinde 30 bin kadarını etkileyebiliyor. Aynı şekilde 15 bin Kürt de İran’da bulunuyor. Sıkıntı sadece bu ülkelerde değil. Aynı şekilde Ermenistan’da 8 ila 10 bin, Azerbaycan’da da 8 bin kadar Kürt PKK’nın kontrolünde. Bu nedenle örgütün taban bulduğu Kürtler eli silahlı Kürtlerden daha fazla önem kazanıyor.

Türkiye’nin, Kürt meselesini çözmek için ülkedeki Kürtlere yönelik bazı hakları vermesinin ardından dışarıdaki ‘etki altındaki’ Kürtlere yönelik de çözüm geliştirmesi gerekiyor. Çünkü sorun sadece Kandil’den ibaret değil. Bunun için Türkiye, İran, Irak, Suriye, Azerbaycan ve çok sayıdaki Avrupa ülkesi ile irtibata geçmek zorunda. Eğer tam manasıyla açılım sağlanacaksa…