KAPAK

Tabeladaki yabancı

Tabeladaki yabancı

Alışveriş merkezlerinden hastanelere, lokantalardan apartman ve sitelere kadar hayatımızın neredeyse bütünü yabancı isim istilasına uğradı. Dünyada en çok konuşulan 5. dil olan Türkçenin zenginliği neden tabela ve markalara yansımıyor?

Sabahleyin işe gitmek üzere erkenden kalkıyorsunuz. Çayınız ocağın üzerinde demini alırken siz kumanda ile Star, Show, Skytürk, CNBC-E, Flash isimli televizyon kanalları arasında geziniyorsunuz. “Keşke bugün pazar olsaydı, ne güzel ‘brunch’ yapardım.” diye aklınızdan geçirmeden edemiyorsunuz. Peki, nerede? Bulka Patisserie’de mi yoksa Monopoly Cafe’de mi? Chrysantheme Cafe, Felix yahut Barcelona Patisserie de olabilirdi pekâlâ? Neyse, bunu şimdiden düşünmenin gereği yok. Üzerinize hemen Bisse marka takım elbisenizi giyerek, oturduğunuz Arterium Residence’den çıkıp yine yabancı marka otomobilinizle yola koyuluyorsunuz. Power Türk, Joy Türk, Show Radyo, Radyo Klas, Slow Türk, Capital Radyo kanalları arasında bir süre dolaşıyorsunuz. Yolunuzun üzerindeki Astoria AVM’ye uğrayıp siparişini verdiğiniz Seven Hill gömleğinizi alıyorsunuz. İşlem tamam, şimdi Maslak Mashattan’da bulunan işyeriniz Polaris Plaza’ya, ‘Cengiz Car Wash’, ‘Adnan Showroom’, ‘İsmet Marketing’ ve ‘İpek Dry House’u geçerek ulaşabilirsiniz. Ha, gün ortasında atıştırmak için yol üzerindeki Börekhci’ye uğramayı da unutmayın.

Her ne kadar aktardığımız hadise bir senaryo olsa da birçoğumuzun hayatı bu türden yabancılaşma ile karşı karşıya ve insan “Burası Türkiye mi kardeşim?!” diye sormadan edemiyor. Giydiğimiz giysilerimizden tedavi için gittiğimiz hastanelere, oturduğumuz sitelerden yemek yediğimiz lokantalara, hafta sonları vakit geçirdiğimiz alışveriş merkezlerinden tıraş olduğumuz Musta’fa Coiffeur’a kadar hayatımızın geçtiği her yeri yabancı kelimeler istila etmiş durumda. Dillerini sonsuza kadar yaşatmak üzere Orhun Kitabeleri’ni yazan, Bengü-taşlara bu zengin dili kazıyan bir milletin torunları, bugün led ekranlara, ışıltılı tabelalara yabancı isimleri yazmayı bir marifet sayıyor. Öyle ki herhangi bir yabancı isimli alışveriş merkezinde konumlanan mağazalar arasında Türkçe tabelalı işyerine rastlamak çoğu kez mümkün olmuyor. Yeni yapılan tower, plaza, residence gibi hayat ve iş alanlarının isimleri de bu yabancı kelimelerden hissesine düşeni alıyor. Köşe başına açılan küçücük bir dönerci kendine ‘Dönerchi’ ismini seçmekte, bir oto satıcısı tabelasına Pasha Auto yazdırmakta, bir kafe işletmecisi adına Dervish Cafe demekte, bir fotokopici Can Copy Center ismini almakta bir mahzur görmüyor. İşin tuhafı, İstanbul’un lüks semtlerinde Cevahir, İstinye Park, Kanyon, Akmerkez gibi Türkçe isimler tercih edilirken gelişmemiş semtlerinde açılan alışveriş merkezleri nedense hep yabancı isim seçiyorlar. Sonuçta ne oluyorsa güzel Türkçemize oluyor.

Bu hassasiyeti romantik bir dil seviciliği olarak görenlere karşı Konfüçyus’un şu sözleriyle karşılık vermek icap eder: “Bir ülkenin yönetimini ele alsaydım, yapacağım ilk iş, hiç kuşkusuz dilini gözden geçirmek olurdu. Çünkü dil kusurlu ise kelimeler düşünceyi iyi ifade edemez. Düşünce iyi ifade edilmezse, görevler ve hizmetler gereği gibi yapılamaz. Haliyle âdet, kural ve kültür bozulur. Âdet, kural ve kültür bozulursa adalet yanlış yollara sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir!” Eğer Konfüçyus yeterli gelmediyse Ziya Gökalp’a kulak verelim: “Başka dile uymaz annenin sesi / Her sözün ararsan vardır Türkçesi.” Ama arayıp kendimizi yormaya ne hacet! Genç müşteri kitlesi için yabancı isim hem albenili hem cazip. Öyleyse ‘Hello Türkche!’

Yabancı isim almak niye?

Yabancı kelime istilası, işyeri tabelalarında, tekstil ürünlerinde, kafe, restoran, hastane isimlerinde, alışveriş merkezlerinde ve yeni yapılan sitelerde her geçen gün artarak sürüyor. Dünyada en çok konuşulan 5. dil olan Türkçe ve bu güzel dilin zenginliği yabancı isim koyma çılgınlığına kurban ediliyor. Peki, ürettiğimiz ürünlere, açtığımız dükkânlara neden ‘Türkçe’ isim koymuyoruz? Ülkemize mi, dilimize mi yoksa kendimize mi güvenmiyoruz? Dünya piyasasında saygın bir yeri olan markalar üreten bir ülke olarak Türkçe ismi tabelalarımızda neden gururla taşıyamıyoruz?

Florya’da faaliyet gösteren Flyinn Alışveriş Merkezi’nin Genel Müdürü Zafer Canoğlu, muhit itibariyle yani havaalanına komşu olması hasebiyle alışveriş merkezlerine havaalanını çağrıştıracak yabancı bir isim koyduklarını belirtiyor. “Turistlere hitap ediyoruz. Çevremizdeki müşteriler de üst segmentten. Bir de akıllarda kolay yer etmesi için bu markayı tercih etmiş olduk.” diyen Canoğlu, alım gücü yüksek müşterilerin yabancı markayı daha çok tercih ettiğini kaydederek önemli olanın  bir ismi marka yapmak olduğunu söylüyor.

Damat Tween ADV’nin Genel Koordinatörü Osman Arar ise Damat ismini Orka Group olarak bilinçli seçtiklerini belirtiyor: “Türkiye’de tüketicilerin özellikle ilk algısında markanın yabancı isimli olmasının avantajı var gibi görünüyor maalesef. Ancak bu durumu basitleştirmemek gerekiyor. Yıllardır tüketici gözünde belli bir konuma ve duruşa sahip olan ‘Damat’, koleksiyonlarının içeriği ve niteliği ile Türkiye’de ve dünyada hak ettiği noktaya geldi. Bugün hiç kimse ‘Damat’ isminin Türkçe mi, yabancı mı olduğunu sorgulamıyor.” Damat dışındaki diğer markasını Tween olarak seçen firma yola Türkçe bir isimle devam etmemelerini ise şöyle izah ediyor: “Damat’tan farklı bir koleksiyon ve dünya modasına yön veren, ulaşılabilir tasarım markası olarak konumlandırdığımız için, uluslararası pazarda hedef kitle algısını daha kolay elde etmek başlıca maksatlarımızdandı. Markamızı pazara sunmadan önce, ajanslarla yaptığımız konkurlar sonucu öne çıkan alternatifler içerisinden özenle seçilmiştir. Bugün baktığımızda, Tween isminin, uluslararası alanlarda, söylenişi ve yazılışının kuvveti sayesinde başarılı bir tercih olduğunu görebiliyoruz. Dolayısı ile global bir dil olarak İngilizceyi baz alırsak, markanın isminin Türkçe veya başka bir dilde olması bir anlam teşkil etmiyor. Tween kendine özgü bir isimdir.”

Türkçe isim kullanmak

Benzer durum Kayseri menşeli firmalardan İstikbal için de geçerli. Mobilya ustası olan Hacı Mustafa Boydak ile Hacı Sami Boydak’ın çalışma heyecanı ile ortaya çıkan İstikbal, 1957’den bu yana, yabancı bir kelime olmadığı hâlde, dünyanın pek çok ülkesinde faaliyetlerini başarıyla sürdürüyor. Ancak İstikbal de Bellona isimli yabancı bir ismi markalaştırmayı ihmal etmiyor. Peki ama neden? “Markalarımızın ürün gruplarında pek çok yabancı isim kullanabiliyoruz. Bellona da İstikbal markasının ürün gruplarından birinin adıydı. Ancak tüketiciler tarafından çok beğenilen Bellona’yı ayrı bir marka olarak konumlandırdık. Hâlen gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında tüketicilerimizin beğenerek takip ve tercih ettiği marka konumunu koruyor. Bunların yanı sıra, Bellona isminin ses ve görünüm özellikleri de tabii ki markaya ayrı değerler katıyor.” açıklamasını yapan Boydak Grup da sadece Türkçe isme odaklanmadıklarını teyit etmiş oluyor. İstikbal isminin ülkeye katma değer oluşturarak geri dönmesi açısından önemli olduğunu belirten yetkililer, “Türkiye’nin yurtdışındaki itibarı açısından Türk markaları oluşturmanın önemine inanıyoruz. Bugün İstikbal markasının geldiği nokta da bunu ispatlıyor. Çünkü ülkeler sahip oldukları markalarla zihinlerde kalıyor artık. Türkçe isim kullanmayı ülkemize yapılan bir yatırım olarak görüyoruz.” diyorlar.

Ülkemizin ve dünyanın önemli markalarından biri hâline gelen Mavi’nin Genel Müdürü Cüneyt Yavuz ise Mavi ismini bilinçli bir tercih ile belirlediklerini ve markanın kurucularının, devler arenasına etkili, kişilikli, kalıcı bir markayla girmek gerektiği konusunda hemfikir olduklarını belirtiyor. “O yıllarda ve hatta şimdi bile, blue jean gibi doğasında ‘Amerikanlık’ olan bir ürünün adının da İngilizce olması gerektiği kanısı hâkimdi. Piyasada çıkış yapmaya çalışan diğer yerli markalarda da hep bu eğilim görülüyordu. ‘Blue jeans’in Türkçesi olarak hem evrensel alanda kendini belli eden hem de Türkçe bir marka adı olduğu için Mavi herkesin içine sindi.” diyen Yavuz, o dönemde pek çok kişinin kendilerine “Bu isimle batarsınız!” dediğini hatırlatıyor. Türkçe isimlerin yeterince ‘havalı’ olmadığı görüşü yaygınken kendilerinin buna inanmadıklarını ve Time dergisi tarafından “Dünyanın En İyi 16 Jean Markası” arasında gösterilmelerinin kendilerini haklı çıkardığını söylüyor.

Türkçe bir ismin markanın geldiği noktada kesinlikle belirleyici rol oynadığını düşündüklerini belirten Cüneyt Yavuz, “Mavi, yabancı markaların hâkim olduğu blue jean sektöründe Türkçe isim kullanma cesaretini gösteren ilk marka olarak, daha en başında, tüketici zihninde ayrı bir yerde konumlandı. Daha ilk günden başlayarak ‘markanın özü’ kavramını sahiplendi ve Türkiye’de 16 yıldır sektörünün lideri oldu. 2008’den itibaren ise jean odaklı moda markası olma yolundaki gelişimi sonucu logodan ‘Jean’ çıktı ve Mavi oldu. Başlangıçta birçoğu için dezavantaj gibi görünen marka ismini avantaja çevirmeyi başardı.” diyor.

Kesinlikle değiştirmeyiz

1943’te Bingöl’e bağlı Kiğı ilçesinde doğan ve dedelerinin Kiğılı soyadını taşımasından dolayı söylemesi ve telaffuzu zor olan bir isim olsa da soyismini bir marka yapan Kiğılı Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Kiğılı, 213 mağazası ile Türkiye’nin her köşesinde hizmet veriyor. “Bugün Türkiye’de birçok kişinin söyleyemediği birçok marka bulunuyor. Söylenmesi zor gibi görünse de biz öz Türkçe ismimizle bu markalara nazaran çok daha iyi biliniyoruz. 45 yılda markamıza çok fazla yatırım yaptık. Kaliteli ürünlerimizi müşterilerimize cazip fiyat seçenekleri ile sunduk. Zaman zaman yurtdışında isim değişikliğine gidecek misiniz şeklinde sorular alıyoruz. Bu soruya cevabımız ‘kesinlikle hayır’dır.” diyen Abdullah Kiğılı, isimlerdeki yabancı imajının bizdeki yabancı hayranlığından ileri geldiğini ifade ederek tüketicilerin yabancı markaların çok daha iyi olduğuna inandırıldığını belirtiyor ve ekliyor: “Türkiye’nin her konuda olduğu gibi marka oluşturma adına da çok büyük potansiyeli var. Bundan 10 yıl önce markalarımız ve dolayısı ile Türkçe isimler telaffuz bile edilmezken şu anda yurtdışından tekstil devleri Türkiye’deki potansiyeli görüp Türk markalarını satın alma veya ortaklık oluşturma girişimlerinde bulunuyorlar. Türkiye’nin markaları belki yeterli değil; ama önümüzdeki yıllarda daha prestijli algılanacağımıza yürekten inanıyorum.”

Kiğılı gibi marka ismini Türkçe bir kelimeden seçen Adana merkezli Süvari Giyim’in Kurumsal İletişim Müdürü Yusuf Bal ise markalarının özellikle Türkçe bir isim olmasına dikkat ettiklerini ve Türkçe bir ismi dünya markası yapmak için yola çıktıklarını söylüyor. “Bir markanın yabancı isimli olmasından ziyade erişilebilir ve istenilen kriterlere uygun olması gerekir. Son 10 yılda tekstil sektörümüz dünya ile yarışır hâle geldi. Artık Türk markaları da dünyanın birçok ülkesinde kendi mağazalarını açıyor. Türkçe isim tercih etmek bizim açımızdan dezavantajlı değil, avantajlı oldu. Süvari birçok dilde ‘atlı asker’ anlamına geldiği için herkes kendisinden bir parça buldu. Özellikle yurtdışında Türk insanının sıcakkanlılık ve samimiyetini markamıza yansıtarak olumlu bir imaj oluşturduk. “ diyen Bal, dünya tarihinde çok uzun yıllar liderlik yapmış bir ülkenin evlatları olarak kendi değerlerimizin kendimize ve tüm dünyaya yeteceğine dikkat çekiyor.

Hasılı kelam, memlekette en az bilinen, sarf u nahvi her gün hırpalanan bir lisan varsa o da Türkçe. Yabancı marka hayranlığının ve kullanımının sonu ne zaman gelecek diye merak etmeyi bırakmalı ve caddelerde gördüklerimiz, günlük konuşmalarımız, gazetemiz, dergimiz, yiyip-içtiğimiz pek çok şeyin yabancı olmasını kabullenmeli miyiz? Çünkü bizler artık yabancı isimlere hiç de yabancı değiliz. Türkçeyi eğip bükmeye devam ediyoruz. 

 

Alışveriş merkezleri Türkçe satmıyor!

İstanbul’da devlet eliyle açılan ilk alışveriş merkezinin adı Galleria olursa devamı nasıl olur dersiniz? Buyurun: Atrium, Capacity, Flyinn, Airport, Town Center, Mayadrom, Metro City, Atirus, Carium, Optimum, Deposite, Grenn Mega, Colony, Olimpa, Optimum, G-Mall, Maxi City, Olivium, Upda, Capitol, Carousel, City’s Nişantaşı, Addres, Astroia, Kadir Has Center, Aquarium, Atirus, Autopia Otomobil, Beyaz City, Beylicium, Blackout, Fabulist, Foxcity, Historia, Kardiyum, Kemermall, Lilyum, Maxi, Metronom, Metroport, Neocity, Neomarin, Palladium, Paradise, Parkway, Polcenter, Prestige, Sapphire, Tepe Nautilus, Verde Molino, Viaport, World Atlantis...

Konut projelerine yabancı isim koyma zorunluluğu mu var?

İstanbul’daki konut ve yaşam alanı isimlerinden birkaç örnek: Uphill Court, Kentplus Ataşehir, Incity, Fîbalife, Evidea, Sunflower, Millenium Park, İstanblue, Antrium Residence, Elysium Residence, Arterium Residence, Pelican Hill, Rings İstanbul, Agena Park, Nev İstanbul, Adanus Park, Anthill Residence, İstanbul Lounge, Nish İstanbul, Airport Hill, Yooİstanbul, Terrace Hill, Spradon Teras Evler, City Forever, Atirus Hill, Konformist Residence, G Plus, Plis Flats, Kent Palas, Elite City, Academia Apartments, Merihome, Parkone, Avenue Residence, Lavinya City, Fi-Yaka Fi-Tower, Crown Residense, Rose Marine, Citycourt Konutları, Home Art, Evviva Yaşam Merkezi, Ukra City, İstanbloom, İnnovia Evleri, Orion Park, Astrum Towers, Hera Clup Residence, Spine Kule Tower, Colorist, Mimarhill Residence, Green Garden City, Miyansera Evleri, Beyaz City Residence, Çınar Olimpia Park Konutları, Middleist, L’ist İstinye Suites, Mors Vizyon, Gloria Evleri, Sunflower Evleri, Fantasia Elite Residence, Garage Zekeriyaköy Evleri, Ka Green Konutları, Allgreen Village, Makrom City, Blox Haliç, Filife, Perla Vista, Elysium Fantastic Bomonti, Astera Park Evleri, AgenaPark Evleri, Uni Konut Ispartakule, Spradon Evleri, Luxist, Silver House, Kemer Corner, Capital Courtyard, Sunset Park Evleri, Misstanbul, Spradon Teras Evler, Ginza Residence, Selenium Twins, Ağaoğlu My World, My Towerland, My City, My Home, My Europe, My Roseville, My Office 212...

Ortaya karışık Türkilizce isimler

Laila, Kiosk, Mardini, Ramsey, Yu-Ma-Tu, Weber Jeans, Benson Jeans, Efendy, Cotton Shop, Rainbow Kasabı, Groseri Market, Coiffeur Angle, Galila Restaurant,  Dürüm Land, CoonDra, Velini, Eskidji,  Bems, Polaris, King Paolo, Crispino, Asorti, Wenice, Twist, Flo, Collezione, My Moon,  Seven Hill, Eastpak, Galvani, Asortie, Pritt Kırtasiye, Jimmy Key, Allu’re Koçak Aksesuar, Homend, Rubberduck, Bernardo Mutfak, Stabilo Kırtasiye, Theorie Giyim, Silver Tarak Berber, Köftechi, Börekchi...


Ahmet Turan Alkan (Yazar): Dil giderse her şeyimiz gider

-Nedir bu yabancı isim çılgınlığı? Kompleks mi, ticari kaygı mı, özenti mi?

Galiba birkaç asırlık aşağılık komplekslerinin baskı altına aldığı ticari endişeler en doğru cevaptır. “Ecnebi malı” kavramı, Tanzimat’tan beri kalitenin, sağlamlığın alamet-i farikası gibi anlaşıldı. Araya ‘Dil Devrimi’ni de koymayı başardık; Türkçe kelimeler parlaklığını kaybetti. Şundan eminim ama: Firmalar, Türkçe isimle daha çok ciro yapacaklarını bilseler, Türkçeye o saat döneceklerdir.

-Yeni açılacak işyerlerine Türkçe adlar konulması konusunda devlet neler yapmalı?  

Akla ilk gelen yasak ama çıkar yol değil. Daha etkili bir yol bulmalı. Birkaç misli ağır vergilendirme geçici bir çare olabilir; en kesin çözüm vatandaşın dükkândan içeri girip “Yabancı kelimeyi firma adı yaptığınız için sizden alışveriş etmiyorum.” diyerek kınamasıdır. Bir firma, ayda 30 kere böyle şahsi ve nazik protestoya uğrasa, bundan etkilenir.

-Bazıları da diyebilir ki “Ee yabancı dil olsa ne olacak, bu kadar abartmayın.” Sizce bu konuyu yeterince abartıyor muyuz?  

‘Lisan varlığın evidir’ diyor bir ecnebi filozof ve doğru söylüyor. Türkçe giderse, Türk’e dair her şey, hatta İslam bile onunla gider bizim için. Anavatanımız Orta Asya, Anadolu veya Rumeli değil, Türkçedir.

-Sizce dilimizden utanıyor muyuz?

Türkçe, bazılarımız için evdeki anne gibi. Esas oğlan zenginleşmiş, zengin ve tahsilli bir kızla evlenmiş ama ana evinde bir değişiklik yok. Onları, yeni dünyasına tanıtmaya çekiniyor. Yerli filmlerde çoktur böyle sahneler...


Doğan Ceylan (Müfettişler Derneği Başkanı):

Türkçenin korunmasına ilişkin kanun çıkarılmalı

TBMM Araştırma Komisyonu’na sunulmak üzere bir rapor hazırlayarak dilimizin korunmasına yönelik önemli önerilerde bulunduk. ‘Televizyonun olumsuz etkilerini gidermek için sunucu ve seslendirme sanatçılarının eğitime alınması, yerli çocuk programlarının sayısının artırılması, yabancı marka reklamlarına sınırlama getirilmesi, denetimin artırılması, dilimizin korunmasına yönelik millî bir şuur oluşturulması için öğretim programlarına kazanımlar eklenmesi, halka eğitimler verilmesi, yabancı kelimeler Türkçeye yerleşmeden karşılık bulunması için TDK’nın daha etkin çalışması, TSE patentli ürünlere Türkçe isim koyma zorunluluğu getirilmesi gibi birçok öneri. Önemli olan raporda yer alması değil, hayata geçirilmesidir tabii ki! Önerilerimiz arasında yer alan TDK tarafından sesli sözlük hazırlanması, Türk Cumhuriyetleri’ne yönelik ortak bir televizyon kanalının kurulması (TRT AVAZ kuruldu), Dil Bayramı’nın etkin kutlanması gibi bazı öneriler ilgili kurumlarca yerine getirildi. Ancak rapora alınan birçok öneri temenni olarak kaldı. Apar topar kurulan TRT AVAZ da amacına hizmet etmedi. Dil bir milletin benliğidir. Dilinizi kaybederseniz millet olma özelliğinizi de kaybedersiniz. Yüzlerce yıldır yok edilemeyen Türk milleti, yavaş yavaş dilini kaybetmektedir. Bu yüzden Türkçenin korunmasına ilişkin bir kanunun çıkarılmasını istiyoruz. “Türk Dilinin Kullanılmasına İlişkin Kanun Tasarısı” 15 yıldır yasalaştırılamadı.

   İşyerine veya ürüne yabancı isim koymak özentiden ibaret. Gayrimenkul projeleri ve alışveriş merkezleri belki de yabancı yatırımcıyı çekmek için yabancı isim koyuyor olabilir. Bu sektörde işler çığırından çıktı, neredeyse Türkçe isim göremez olduk. Avrupa’nın en yüksek binasını yaptık diye övünüyoruz ama binanın adı yabancı. Memleketimizde bir alışveriş merkezine gideceğiz ama adını okuyup söyleyemiyoruz. İçeri giriyoruz, satılan markaların çoğu yabancı. Üstelik mağazada sürekli yabancı müzik çalıyor. Hastaneler deseniz onlar da aynı. Önünde dolmuştan inmek isteyen vatandaşların alfabemizde yer almayan harflerden oluşan hastane adını söylemekte ne sıkıntılar çektiğini görüyorsunuz. Bu hastaneye giden insanların tamamı Türkçe konuşuyor ama hastanenin adı yabancı. Sömürge bir ülke izlenimi veriyoruz. Dilimizin korunması için temenniden öteye giden tedbirler acilen alınmalı. Yoksa vekillerimizin temsil edecekleri bir millet kalmayacak!


Doç. Dr. İlyas Akdemir Sema Hastanesi Başhekimi-Kardiyoloji Uzmanı:

İsmimizin Türkçe oluşu ayrıcalığımız değil, sorumluluğumuzdur

-Birçok hastane yabancı bir ismi seçerken siz neden Türkçe tercih ettiniz?

Millî birlik ve beraberliğimizin en temel unsurlarından biri de ana sütü kadar duru, temiz dilimiz Türkçemizdir. Bizi biz yapan ve bir arada tutan değerlerden aldığımız güçle çıktığımız insanlığa hizmet yolculuğunda, bu değerlere sadakat ölçüsünde muvaffak olabileceğimize inanıyoruz. Bu sebeple ismimizin Türkçe oluşu ayrıcalığımız değil, sorumluluğumuzdur. Ayrıca dünyanın dört bir yanında açılan Türk okulları ile insanlığa Türkçe öğretilir, kendi kültürümüzü tanıtmak, sevdirmek için dünyayı bir köye dönüştürmüş binlerce gönüllü, fedakârlıklarının sözünü bile etmeden, tek sermayeleri olan ömürlerini verirken ismimizi başka diyarlarda aramamız ne kadar dünyayı iyi okumak, anlamak olabilir ki. Analar çocuklarına sütünü helal etse de evlatlar edepte kusur etmemeli.

-Tüketicilerin zihninde bir markanın ismi yabancı olunca daha cazip bir algı oluşuyor sanırım ve daha kaliteli hizmet verildiğine inanılıyor. Buna katılıyor musunuz?

Tabii ki katılmıyoruz. Verilen hizmet, sunulan kalite, konfor, ürüne olan güven ismin çok önünde önemsenmesi gereken konulardır. Artık uluslararası ilişkilerin bu kadar güçlü olduğu, ürün ve hizmetlerimizin dünyanın dört bir yanına ulaştığı bir dönemde bize bir ismin arkasına sığınmak değil, daha çok çalışıp biz de varız demek düşer.

–Hastanenize Türkçe isim vermenin dezavantajını yaşadınız mı? Avantajları neler?

İsmimizden kaynaklanan bir olumsuzluk yaşamadık. Zaman içinde bizden hizmet alanların bu isimle bizi kendilerine daha yakın hissettiklerini gördük. Bu arada entelektüel manada Türkçeyi dert edinmiş bir hastamızın “Sema ismini koymakla tam da kendinize yakışanı yapmışsınız.” ifadesi bizi ferahlattı.  

-Kendilerine yabancı bir ismi seçen firmalara karşı bir çağrınız olacak mı?

Nasıl çocuklarımıza güzel isim koymak için çaba sarf ediyor, anlamına, telaffuzuna önem veriyorsak, hizmet vereceğimiz şirket ve kurumlara da güzel anlamı olan Türkçe isimler koymak, mazi ile ati arası sağlam bir köprü olmanın, kendi köklerine güvenmenin gereğidir.


Ahmet Said Kavurmacı Aydınlı Grup Yürütme Kurulu Başkanı:

Türkçe ismin dezavantajını yaşamadık

“Aydınlı Grup, Aydın ilimizden gelen Kavurmacı ailesinin 1965 yılında Kavurmacı Kardeşler Koll. Şti. adıyla kurduğu bir şirket. “Aydınlı Yerli Mallar” adıyla İstanbul Fatih’te ilk mağazamızı açtık. Firmaya “Aydınlı” adının verilmesinde, hem Kavurmacı ailesinin Aydınlı bir aile oluşu hem de firmanın kurucusu Mustafa Şevki Kavurmacı’nın rahmetli başbakanlarımızdan Adnan Menderes’in başına gelen olaylardan üzüntü duyarak onun anısına hürmeten bu ismi tercih etmesi etkili olmuştur. Bugüne kadar Türkçe bir isme sahip olmanın herhangi bir dezavantajını yaşamadık. Bilakis firmanın bir hikâyesi olduğunu anlatan, köklerine işaret eden bir addır. Marka mirası bugün hem ülkemizde hem de dünyada çok sayıda firma-markanın eğildiği, sahiplendiği, öne çıkardığı bir unsurdur. Aydınlı Grup olarak Türkçemizi sahiplenmeye, Türkçe kullanmaya ayrı bir özen gösteriyoruz. Örneğin sunumlarımızda, iç iletişim materyallerimizde Türkçe kullanmaya, yabancı kelimeler katarak dilimizi kirletmemeye dikkat ediyoruz. Bu anlayışa olan inancımızla her yıl düzenlenen Türkçe Olimpiyatlarını da sponsoru olarak destekliyor ve yakından takip ediyoruz.”


Doç. Dr. Şahin Köktürk - 19 Mayıs Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Halk Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı:

Yabancı isim kullanmak aşağılık kompleksidir

“Yabancı kelime salgını, aşağılık kompleksinden kaynaklanmaktadır. Dil, dile savaş açmaz ama onu konuşanlar dil adına hasmane tutum takınıyor. Dünya küreselleşirken niçin Türkçe etkin bir rol sahibi olmasın? Türkçenin buna hakkı yok mu? Orhun Âbideleri’nin yazıldığı yüzyılda daha doğmamış olan İngilizce ile yan yana getirildiğinde Türkçe sadece korunmayı değil, kendine mahsus yapısıyla dünya dili olmayı da hak ediyor. Diller atarak değil, alarak zenginleşir. Biz ise kültürümüzün parçası olmuş kelimeleri atmaya çalışıyoruz. Başka dillerden aldığımız kelimeleri hem onlar gibi yazmak hem onlar gibi söylemek bir zaaftır. Mesela İngilizler Türkiye kelimesini Turkey yazar Törki okurlar, biz ise Shakespeare yazıp Şekspir okumaya çalışıyoruz.