|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
RÖPORTAJ

İlhan Selçuk'un kurtarmaya çalıştığı Nur talebesi!

12 Temmuz 2010 / CEMAL A. KALYONCU
İlhan Selçuk, sadece gençleri sola çağırmakla kalmamış, Necmeddin Şahiner gibi kendini Risale-i Nurlara adamış birisine bile çengel atmıştı.

İlhan Selçuk, sadece bir ömür devrim/darbe peşinde koşmakla ve gençliği sola teşvik etmekle kalmamış, Necmeddin Şahiner gibi yine bir ömür Risale-i Nur hizmetinde bulunmuş gençleri davalarından uzaklaştırmaya da çalışmış birisiydi.

Önceki hafta vefat eden Selçuk, Cumhuriyet Gazetesi’nde kendi imzasıyla yazmaya başladığı 1962’den kısa süre sonra solda popüler isimlerden birisi olmuştu. Bu popülaritesini talebe birlik ve derneklerinde, çeşitli konferanslarda gençleri komünizme çekmeye çalışarak kullanıyordu. Ancak, Selçuk, ‘Son Şahitler’ ve bugün 60. baskısını yapan ‘Bilinmeyen Taraflarıyla Said Nursi’ gibi kitapların yazarı Necmeddin Şahiner’e de çengel atmış ama başarılı olamamıştı. İlhan Selçuk ile Necmeddin Şahiner’in yolu ise Şahiner’in dayısı, MİT ve NATO istihbaratında görev yapmış Kurmay Albay Mehmet Ali Tokatlı vesilesi ile kesişmişti.

1943 yılında Antep’te doğan Necmeddin Şahiner, ortaöğreniminden itibaren sıkı bir gazete okuruydu. Bu vesile ile eski zamanlara ait giyim tarzıyla gazete sayfalarında sürekli resimleri basılan ve kendisinden bahsedilen Bediüzzaman Said Nursi’yi ilgiyle takip ediyordu. 1961 senesinde de risalelerle tanışma imkânı bulmuştu. İki sene sonra ise bir yandan Antep Lisesi’nin birinci sınıfında eğitimine devam ederken diğer yandan risalelerin dağıtımında ve sohbetlerinde arkadaşlarına yol gösteriyordu. Hatta 1963 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde, sanki ‘eroin, esrar satıyormuş’ gibi Antep’te risale dağıtan 3 Nurcu yakalandığına dair kendi adının da geçtiği bir haber bile yapılmıştı.

O yıllarda Said Nursi okuyanlar yaftalanıp baskıya maruz bırakılıyordu. Başarılı bir öğrenci olmasına rağmen Nermin Atay diye ismini unutmadığı edebiyat hocası onu kompozisyondan sınıfta bırakmıştı. Suçu ‘çok tehlikeli bir gerici, Nurcu’ olmasıydı. Ayrıca ‘arkadaşlarını camiye götürüp Risale-i Nur okumalarına öncülük etmek’ti. Dolayısıyla Necmeddin Şahiner’in, Antep Lisesi’nden kendisine verilen bir tardname ile Antep ve civarında okuması bizzat valilik kararı ile engellenmişti.

Bunun üzerine Şahiner, kendisini çok seven, dayısı Kurmay Albay Mehmet Ali Tokatlı’ya bir mektup yazdı. Dayısı mektubu alır almaz onu İstanbul’a, yanına çağırdı.

1922 yılında dünyaya gelen dayı Mehmet Ali Tokatlı, çocuk yaşta evden ayrılıp harp okulunda eğitim almış, Türkiye’nin NATO’ya girdiği dönemlerde burada çalışmış, geleceği parlak bir askerdi. İstihbaratta da çalışan Tokatlı, yüzyıllar önce Antep’e Tokat’tan gelmiş, şehrin merkezi ve köylerinde pek çok emlak sahibi olmuş Kadı Abdülkadir Efendi’nin torunlarındandı. Ökkeş Efendi’nin oğlu olan, 1960’larda Antep Alay Komutanı olmasına rağmen Sivas’a gönderilmek istenmesi üzerine her an paşa olabilecekken genç yaşta kurmay albaylıktan emekliliğini isteyerek askerî hayatını noktalayan Tokatlı, Fransa, Japonya, ABD, İngiltere gibi ülkelerde görevlerde bulunduğu için İlhan Selçuk’tan Çetin Altan’a ve Necip Fazıl Kısakürek’e kadar herkesin, karşısında ‘emret albayım’ dercesine durduğu, saygı duyulan birisiydi. İngilizce ile Fransızcası çok iyi olan Kurmay Albay Tokatlı’nın, Kadıköy Mühürdar, Dr. Şakir Paşa Sokak Nur Apartmanı’ndaki evi her gün bu isimleri ağırlamakla meşguldü. Eve gelenler, kurmay albay olan ve Avrupa’da yetişmiş, geleceği parlak bu paşa adayından ikbal peşindeydi muhakkak. Konuşmalar da o günün şartlarına göre şekil alırdı zaten evde.

Dolayısıyla Antep Lisesi’nden ‘Nur’ davasından kovulan Necmeddin Şahiner’in, dayısının daveti üzerine Toros Ekspresi’ne atlayıp İstanbul’a geldiğinde kalacağı apartman da bu Nur Apartmanı olmuştu. Şahiner, 40 gün misafir kaldığı ‘Dayıbey’ dediği Tokatlı’nın evinde bütün bu ilişkilere şahitlik etmişti.

İşin bir de karşı cephesi vardı. Dayısı, en çok sevdiği yeğeni olan Necmi’nin (nüfusta böyle yazılıdır) Risale-i Nurlarla içli dışlı olmasına taraftar değildi. Tokatlı, Antep’e her gidişinde Şahiner’e “Necmi senin adam olman için her gün Cumhuriyet Gazetesi okuman lazım.” derdi. O da dayısına ‘o gazetenin yalancı’ olduğunu söylerdi. Dolayısıyla dayısı onun risalelerle ilişkisine engel olmak istiyordu. Hatta bunun için, o sıralarda Cumhuriyet Gazetesi’nde Pencere adıyla köşe yazmaya başlamış, ayrıca Yön Dergisi’nde de yazılar kaleme alan İlhan Selçuk’tan bile medet ummuştu: “Dayım da onlara ‘Bana yardım edin, bizim Necmi’yi Nurculuktan kurtaralım’ diyordu.”

Böyle kesişmişti Selçuk ile Şahiner’in yolları. Hatta o kadar ki, İlhan Selçuk’un baldızlarından biri, Pendik Lisesi’nde iken Necmettin Şahiner’in velisi bile olmuştu.

Yine misafirlerin olduğu bir ortamda ezan sesi duyar duymaz Şahiner ayaklanmış, “Dayıbey, ben namaza gidiyorum.” demişti. Dayısının cevabı ise “Ya Necmi mütemadiyen namaz kılıyorsun. Sen şu an liseyi, üniversiteyi okuyacaksın. Haftada bir gün müsait olursun, o da cuma günü kılarsın.” olmuştu.

İlhan Selçuk’un ona tavsiyesi de bu yöndeydi: “Selçuk bana ‘başka şeyle değil, dersimle uğraşmam lazım geldiğini’ söyledi. Ben de ‘Tarihi, edebiyatı zaten çok seviyorum. Okuduğum Risale-i Nurlar da doğrudan doğruya edebiyattır.’ deyince dudak büktü. Ben de eğer isterse kendisine de risale gönderebileceğimi söyledim. Oralı olmadı.”

Antep Lisesi’nden uzaklaştırıldıktan sonra eğitimini beş ayrı lise dolaşarak bitiren Şahiner, önce Vefa Lisesi’ne yazıldı. Sonra da Pendik Lisesi’ne geçti. Onu eski çevresinden koparmak için seferber olmuşlardı âdeta. Bir gün, dönemin İstanbul Millî Eğitim Müdürü Halis Bey, Şahiner’in dayısı ve İlhan Selçuk, üçü birlikte Selçuk’un açık mavi Volswagen’ine atlayıp Pendik Lisesi’nin yolunu tutmuştu. Bütün mesele Necmettin Şahiner’in Antep Lisesi’nde iken sınıfta bırakıldığı kompozisyondan geçmesiydi. Pendik Lisesi edebiyat hocası çağrılır. Ve Şahiner’den iki atasözü üzerine bir kompozisyon yazması istenir. Kompozisyonu evde de yazsa olacaktır ama Şahiner, dayısı ve arkadaşları sohbet ederken okulda bir köşede tastamam bir kompozisyon hazırlar. Edebiyat öğretmeni bile ‘bu kadar güzel kompozisyon yazan biri nasıl sınıfta bırakılır’ diye şaşırır. Böylece lise ikiye geçmiş olur.

Sonraki yıllarda İlhan Selçuk, Şahiner’le ilgisini keser. Ama Şahiner Selçuk’la irtibatını koparmaz: “Bendeniz, imanını, ahretini kurtarsın diye kendisine Cumhuriyet Gazetesi eliyle Küçük Sözler, 33 Pencere gibi risaleler gönderdim. Mektuplar yazdım. Hiçbir ses, seda, cevap gelmedi.”

1963’te risale dağıtan 3 Nurcu diye kendisini haber yapan Cumhuriyet Gazetesi, 16 Kasım 1990’da, bu sefer, Necmeddin Şahiner’in, Bilinmeyen Taraflarıyla Said Nursi kitabının reklamını yayımlar. Bu da büyük fırtınalar koparır gazetede. Gazete, 26 Kasım 1983’te de Risale-i Nurların reklamını yayınlamıştır. O da şöyle olmuştur. Cumhuriyet Gazetesi’nden kendilerine bir haber gelir: “Eğer 250 bin lira verirseniz biz Risale-i Nur’un Kur’an tefsiri, Bediüzzaman Said Nursi’nin de büyük bir İslam âlimi olduğunun reklamını yapacağız dediler Cumhuriyet Gazetesi’nden.” Cumhuriyet 14 ve 16 Mart 1984’te de Said Nursi’nin iki ilanını daha girer.

Hatırlatalım, bu dönem gazetede Hasan Cemal’in yayın yönetmeni olduğu dönemdir.

Yeğeni Şahiner’in Risale-i Nurlardan, Nurculardan uzaklaşması için İlhan Selçuk’tan bile yardım isteyen Mehmet Ali Tokatlı ise ölümüne yakın zamanlarda Göztepe’de, rahmetli Osman Demirci Hoca’nın sohbetine katılma imkânı bulur. Cemil Meriç’in de çok yakın arkadaşı olan Tokatlı, o kadar duygulanır ki bu sefer yeğeni Necmi’nin elini öpmek ister: “Osman Demirci Hoca ‘albayım’ diyerek kendisini başköşeye oturttu. Ve dayım orda iki saat Nur dersleri dinledi. Rahmetli Demirci Hoca’nın duaları da meşhurdu. Güzel de bir dua etti. Sonra oradan ayrılırken dayım bana ‘Bana bak Necmi, sen kaç yıldır böyle yerlere geliyorsun?’ dedi. Ben ‘30 yıldır, dayı’ deyince bir kızdı bana. ‘Sen bu kadar güzel bir yere beni niye bu kadar geç getirdin?’ dedi.