Bana göre halk oylamasında “Evet” çıkacak.
“Evet” Türkiye’nin “makul”de buluştuğunun göstergesi olacak.
“Evet” makulde buluşmak olacak, çünkü anayasa değişikliği paketine giren hususlar, bu konuda en tepkisel konumda olması beklenen Anayasa Mahkemesi “çoğunluk iradesi”nde bile bazı rötuşlar dışında onay aldı.
AYM’nin çoğunluk iradesi kendini zorladı, şekilden esasa girdi, çıktı, ama sonunda “iptal talebi”ne onay vermedi. AYM, değişiklik paketinin en dikenli iki maddesini bile tornadan geçirerek onaylamak zorunda kaldı.
Diyelim CHP’nin, diyelim MHP’nin itiraz edeceği konular var idi de AYM bunu görmedi demek için, AYM’nin oy yapısını ve oradaki çoğunluk iradesinin AK Parti’den gelenler konusundaki neredeyse alerji diye nitelenebilecek hassasiyetini gözardı etmek gerekiyor.
Evet, AYM çoğunluk iradesinin bile iptal edemediği değişiklikleri onaylamak, makulde buluşma göstergesidir. Doğrusu Türkiye toplumuna da bu yakışır.
Öteki tarafta yapılmak istenen nedir, toplumu “akıl dışı” bir karara yöneltmektir. Hadi bu “akıl dışı” ifadesini yumuşatalım, “irrasyonel” diyelim, “makul olmayan” diyelim, tanımlamaların bana göre en masumu “duygusallık”tır. “Duygusallık” nereden kaynaklanır, AK Parti’ye yönelik muğberiyetten - öfkeden - kaynaklanır? Yani halk, anayasa oylaması yapmaz, AK Parti oylaması yapar.
Böyle yapmak ne demektir? Anayasa değişikliği ile getirilmek istenen olumlu adımları gözardı etmek, geri itmek, Türkiye’yi ve bizzat kendi kendisini, onlardan mahrum kılmaktır.
Diyelim engellisiniz, engelli yakınısınız ve “Hayır” oyu verdiniz, böylece ne yapmış oldunuz, kendinizi ve kendinizle birlikte tüm engelliler dünyasını “pozitif ayrımcılık” gibi bir olumlu imkandan mahrum edecek bir tavır sergilemiş oldunuz. Bu makul mü? Kendiniz için makul mü, Türkiye için makul mü? Değişiklik paketinin her bir maddesini bu somut boyutuyla ele alıp, rasyonel - irrasyonel kıyaslaması yapmak mümkündür.
“Terfiler konusuna siyasi irade müdahale etmemeli” diyen bir ana muhalefet lideri için, askerî alan üzerinde sivil irade belirleyiciliğini pekiştiren düzenlemeler pek anlamlı görünmeyebilir, demokrasinin ve o yapı içinde kendi reyinin önemini bilen için, Kılıçdaroğlu’nun bu sözü, tamamen “irrasyonalite yüklü” bir yaklaşımdır. Kılıçdaroğlu’na inanıp “Hayır” oyu verenler de, bu irrasyonalitenin değirmenine su taşımış olurlar.
Benzeri bir biçimde, Anayasa’nın 42. ve 10’uncu madde değişikliğine oy veren, bu yolla başörtülü genç kızlar için üniversite kapısının açılacağına inanan MHP camiası, 411 oyla geçen bu değişikliğin AYM’de iptal edilmesini doğru okumuşsa, bu iptalin arka planı üzerine kafa yormuşsa, bu sonuçta AYM’nin sistem içindeki yerinin ve üye yapısının sağlıksızlığının etkisini görmüşse, “makul olan” nedir? AYM’nin üye yapısını değiştirecek ve daha geniş ve demokratik bir temsile imkan verecek olan anayasa değişikliğine “Evet” demektir. “Hayır” demek, “AYM bugüne kadarki statüsünü korusun” anlamına gelecektir. MHP’nin, “Anayasa Mahkemesi bugüne kadarki yapısını korusun” demesi, tabanındaki duyarlılıklar açısından bakıldığında, makul müdür, akli midir, rasyonel midir? Bizim bildiğimizden başka bir aklilik ölçüsü yoksa, hayır akli değildir. Bu MHP’nin, kendi çizgisine aykırıdır. Ya da MHP, 411’lik değişiklikte yanlış oy kullanmış olmaktadır. Hangisi?
Ben şöyle diyorum:
Devlet Bahçeli’nin veya MHP üst yönetiminin “Hayırcı” çizgisi, muhtemel ki, MHP tabanını tam bir “muhasebe” ortamına sürükleyecektir. MHP yönetimi söyler, tak - şak, taban da uyar, ben böyle olacağını düşünmüyorum. Bir “makuliyet sorgulaması” kaçınılmazdır. Bunca yazılanlar, söylenenler, MHP dünyasına hiç nüfuz etmemiş olamaz. MHP tabanındaki başörtülü bir hanımefendi, 411 oyla geçen değişiklik paketinin iptali için AYM’ye başvuran CHP ile elele tutuşmak makul mü değil mi, bunu sorgulamayacak mı? Anayasa Mahkemesi daha böyle binlerce karar versin ve başörtü yasağı binlerce yıl devam etsin, demek, bir MHP’li için makul müdür?
Bugün artık, Kürtler de, BDP’nin “boykot” kararındaki “irrasyonalite”yi sorguluyor.
Özet: Evet, halk oylaması bir rasyonel - irrasyonel seçimi olacak.
Bana göre halkın çoğunluğu rasyonelde buluşacak. Onun adı, “milletin sağduyusu”dur.
Toplumu irrasyonaliteye sürüklemeye çalışan üç siyasi parti, süreci bir “AK Parti ile hesaplaşma” noktasına götürmeye çalışıyor.
Bunun anlamı da, zaten, “Anayasaya hayır prim yapmaz, biz işi oradan başka yere kaydıralım, bir illüzyonla topluma başka şey üzerinden anayasa oylaması yaptıralım” demektir ve işte bu “illüzyon”, toplumu akıl dışılığa götürmenin adıdır.
Eğer muhalefetin planladığı gibi, bu süreçte anayasa değil de, partiler oylanacaksa, -ki en azından muhalefet açısından durum budur, yani çıkacak “Hayır” oyları, AK Parti karşıtı - muhalefet yanlısı oylar olacaktır.
AK Parti daha başından, “Evet oylarını AK Parti’ye verilmiş saymayacağız” diyerek, en azından kendisi açısından oylamayı bir parti oylaması olarak görmediğini ortaya koymuştur.
Ama, muhalefetin tüm propaganda kurgusu, iktidar karşıtlığına endeksli olunca, “Hayır” oyları, bir anlamda hem iktidara tepki, hem muhalefete destek niteliği taşıyacaktır.
Durum bu ise, bence ortaya çok önemli bir soru çıkıyor:
-Bu oylar hangi muhalefet partisinin hesabına yazılacaktır?
Ortada bir tane “Hayırcı” parti olsaydı, o zaman, “AKP ve karşıtı” gibi bir yarılma söz konusu olabilirdi. “Evet”ler AK Parti lehine yazılır, “Hayır”lar da karşıt parti için ölçü kabul edilirdi?
Şimdi AK Parti diyor ki: Biz “Evet” oylarının içindeki, diyelim Saadet, BBP, bazı Kürt partilerin oylarını yok farz etmeyeceğiz.
Peki “Hayır”cılar oyları nasıl paylaşacak?
BDP, “boykotçu” olduğu için, o, mesela Doğu - Güneydoğu’da katılım düşüklüğünü etkinlik kriteri olarak değerlendirecek. Ne olur? Sandık güvenliği ve oy kullanma özgürlüğü sağlanabildiği ölçüde, BDP için çok sıkıntılı bir sonuç çıkabilir. Görüldüğü kadarıyla Kürt kamuoyu, halk oylaması konusunda hiç olmadığı kadar BDP ve PKK ile araya mesafe koyuyor.
Asıl pandomim, CHP ile MHP arasında kopacak. “Hayır” oyları gerçekte kimin hanesine yazılmalı? Bu sorunun CHP ve MHP cenahındaki karşılığı üzerine şimdiden kafa yorulmakta mıdır acaba?
Belli ki Kılıçdaroğlu ismi, statüko dünyasında AK Parti’ye alternatif oluşturmak için üzerine oynanan bir isimdir. Yani bir adam çıksın, tek özelliği Tayyip Erdoğan’ı aşağılamak olsun, ama böylece statüko için bir çıkış imkanı üretsin... istenen budur ve her şey onun için seferber edilecektir.
Beklenen, Kılıçdaroğlu için yaldızlı bir görüntüdür.
Şöyle Tayyip Erdoğan’ı bir kere yere yatırsın ve tribünler ayağa kalksın! İstenen budur.
Kılıçdaroğlu ve CHP için bu çığlığı atacak bir medya mevcuttur.
Peki çıkacak sonuçta MHP’nin payını savunacak bir medya var mıdır?
Eğer, “Nasıl olsa bir koalisyona doğru yol alınacaktır, statükonun büyük hesabı budur, o halde ha CHP, ha MHP, ona verilmiş oy ötekine verilmiş sayılır” gibi bir mantık yürütülebiliyorsa, denecek bir şey yoktur.
Ama parti kimliği önemseniyorsa, denecek çok şey olacaktır.
“Büyük ortak CHP, küçük ortak MHP...”
Acaba bu formül, MHP dünyası için her şeyi meşrulaştıracak bir formül müdür?
Eğer bu formüle fit olunmuşsa, yüzde kaç “Hayır” oyu bu ikiliyi kurtarır? Yüzde kaç hezimettir? Yüzde kaç CHP için hezimettir, yüzde kaç MHP için hezimettir?
Ben yüzde 60 “Evet” yüzde 40 “Hayır” çıktığında, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin nasıl bir sabaha uyanacağını merak ediyorum.