|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
 
DARBE

Öğretmenler için 12 Eylül hâlâ sürüyor

6 Eylül 2010 / BURAK KILIÇ,
Türkiye’nin en büyük öğretmen yapılanması olan TÖBDER 12 Eylül darbesiyle kapatılmış, yöneticileri tutuklanmış ve işkencelerden geçirilmişti. 7 bin öğretmen de görevden alınmıştı. TÖBDER hâlâ kapalı.

 

12 Eylül, en büyük darbelerden birini eğitim hayatına vurdu. Türkiye’nin en büyük öğretmen yapılanması olan Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖBDER) kapatıldı. Yöneticileri tutuklandı ve işkencelerden geçirildi. 7 bin öğretmen görevden alındı. 210 öğretmen çeşitli yollarla öldürüldü. Dört başkanından üçü, işkenceden dolayı kanser oldu. Biri kanserden, biri de astımdan öldü. İkisi hâlen kanserle boğuşuyor. Aksiyon, hayatta kalan yöneticilerle konuştu.

220 bin öğretmen üyesi bulunan bu dev örgütün bugün hayatta kalan yöneticileri İsmet Yalçınkaya (68) ve Seyfettin Bican (62) için 12 Eylül hâlâ sürüyor. Yalçınkaya, o dönemde TÖBDER’in genel başkan yardımcısı, Bican da genel sekreter yardımcısı idi. Sıkıyönetim mahkemesinde 9 yıl ceza alan ve Mamak Askerî Cezaevi’nde yatan iki arkadaş, bugünlerde farklı bir heyecan yaşıyor. TÖBDER’i yeniden kurmak için çalışmalara başlayan ikili, “Demokrasi mücadelesi için kendimizi yeniden doğmuş gibi hissediyoruz.” diyor.

Yalçınkaya ve Bican, darbeden önce farklı siyasi görüşlere sahipmiş. Ancak yaşadıkları onları aynı yerde birleştirmiş. Referandum öncesinde farklı cepheler oluştuğuna dikkat çekip darbelere karşı sağ-sol ayrımı yapmadan herkesin ortak mücadele etmesi gerektiğini savunuyorlar: “Bugün farklı cephelerde duranlar da 30 sene sonra bizim gibi aynı noktada buluşabilir. Ancak iş işten geçmiş olur.”

Seyfettin Bican, TÖBDER üyeliğinden 9 yıl hapis cezası aldığında 21 günlük yöneticiymiş. Mahkeme kararı ‘her ne kadar suça katılmamış ise de…’ ifadesiyle onu cezalandırdığında kendisini Mamak Cezaevi’nde bulmuş. Sıkıyönetim mahkemesi, öğretmen olan eşini de işten atmış. Mamak’ta sağcı, solcu, akıncı, kurtuluşçu aynı kaderi yaşamış. İdeolojiler ortadan kalkmış, hepsi aynı anda işkence görmüş.

“İnsanı insanlıktan çıkarmak için ne gerekiyorsa yapıyorlardı.” diyen İsmet Yalçınkaya, hapishaneden çıkanların bir ‘et yığını’ olarak hayata döndüğünü anlatıyor. Dayaksız bir günleri geçmemiş. İstiklal Marşı, Andımız, Atatürk’ün gençliğe ve orduya hitabesi işkence aracı olarak zorla okutulmuş. “En ufak bir şaşırmada dayak vardı. Kendilerinin Atatürkçü olduğunu iddia ediyorlardı ama Atatürk’ten nefret edilmesi için ellerinden geleni yaptılar.” diyor ve devam ediyor: “Koğuşun çöpünü dökmeye gidiyorduk, ‘Bu çöp niye kirli!’ diye dayak yiyorduk. Banyoya götürüyorlar dayakla, havalandırmaya çıkıyoruz dayak eşliğinde. Tabii orada da dayak bekliyordu bizi. Sayımlara dayakla çıkıyorduk.”

Yalçınkaya, karşıt görüşten, Millî Selamet Partisi Samsun İl Başkanı ile aynı koğuşta kalmış ve arkadaş olmuş. Onunla ilgili bir anısını da şöyle anlatıyor: “Boyu iki metre ve kilolu bir arkadaştı. Kapalı alan fobisi vardı. Kapılar kapanınca rahatsızlanıyordu ve sık sık hastaneye gidiyordu. Askerin biri soruyor ‘Kaç yaşındasın, boyun kaç, kilon kaç?’ diye. Arkadaş diyor ki ‘Ben içimden geçiriyorum ki yaşlıyım, kilom ağır, boyum uzun beni dinlenmem için oturtacaklar’ ama askerin sözü onu şoke etmiş: Sana ne dayak atılır ha!”

Öğretmenlerin birçoğu ağır işkencelerden geçirilmiş. İşkenceden sonra tedavisi yapılmayanlar ölmüş. Bir de 3. kattan atlayan öğretmenler var. Seyfettin Bican, “Samsun’da Abdurrahim Aksoy isimli arkadaşı 3. kattan attılar. O dönem intihar ettikleri söylenen bu insanların sonradan aslında atıldığı ortaya çıktı.” diyor. Travmadan dolayı intihar edenler de olmuş tabii. Yaşadıklarından dolayı aklını yitirenler de…

1971 muhtırasıyla kapatılan Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS)’ndan doğan boşluğu kapatmak için kurulan TÖBDER, 12 Eylül öncesindeki mücadelesiyle Türkiye’de en çok öne çıkan örgütlerden biriydi. Bu sebeple 12 Eylül’ün hışmına en çok uğrayan kurumlardan biri oldu. Tüm Türkiye’de örgütlenen, şehir ve ilçelerin yanı sıra köylerde de üyeleri bulunan TÖBDER’in 650 şubesi vardı. O dönem Türkiye’de çalışan 360 bin öğretmenin 220 bini TÖBDER üyesiydi. Bunların büyük kısmı da köylerde çalışıyordu. 12 Eylül darbesiyle TÖBDER de kapatıldı. Üyeleri sürekli baskı altındaydı. Sürüldüler, işten atıldılar ve evleri kundaklandı. Başkan Gültekin Gazioğlu kanserden öldü. Gazioğlu, “Bu darbeciler hepimizi kanser etti.” diyormuş. Diğer başkan Cemil Çakır astımdan öldü. Diğer başkanları Ali Bozkurt ve Haydar Orhan hâlen kanser tedavisi görüyor.

Seyfettin Bican, o günleri anlatırken “Yıllarca arkamıza baka baka evimize gittik.” diyor. Demokrasi ve özgürlük mücadelesinin ‘zorlu bir yol’ olduğunu belirtiyor: “Bu mücadeleyi başlatanlar bu topraklarda sürekli baskı altında kaldı, sürgün edildi ve öldürüldü.” Bican, 12 Eylül’ün ve diğer tüm darbelerin üreten ama söz sahibi olmayan bir insan tipi istediğini, kendilerinin bu insan tipinin dışında kaldığını vurguluyor.

Kenan Evren’in bütün hitaplarında TÖBDER’i suçladığını belirten İsmet Yalçınkaya, “Sanki 12 Eylül öncesinde Türkiye’deki kaos ortamını darbeciler değil de biz oluşturmuşuz gibi. Hâlbuki o ortamdan en büyük zararı biz gördük.” diyor. Sıkıyönetim mahkemeleri özel bir yargılama yöntemi uygulamış. Gözaltı süresi 15 günden 90 güne çıkarılmış; tabii işkence izlerinin geçmesi için… Sanıkların temyiz hakkı elinden alınmış. Birçok kez hâkimler avukatları duruşmadan atmış. Hapishaneye teslim edilen bir suçlu, hapisten çıkarılıp tekrar sorgulamaya götürülmüş.

Yalçınkaya, 1921’de yayımlanan bir bildirinin bile TÖBDER iddianamesine konulduğunu söylüyor: “Ben daha doğmadan cezam kesilmiş hâlbuki.” TÖBDER’in tüm şubeleri aranmış, mallarına el konulmuş. Üyeler çeşitli cezalar almış. Yurt dışına çıkan ve yıllar sonra Türkiye’ye dönen öğretmenler 1986’da başlayan bir süreçle sivil mahkemelerde yargılanıp beraat etmiş. 12 Eylül’ün darbesini yiyen öğretmenler ise 141 ve 142. maddeler kalkınca 1991’de öğretmenlik haklarını yeniden alarak görevlerine dönmüş. Yalçınkaya emekli olmuş. Bican, ilerleyen yaşına rağmen öğretmenliğe devam ediyor.

1402 sayılı sıkıyönetim yasasında yapılan değişiklikle sıkıyönetim komutanlarının ağzından çıkan her emir yasa hâline geldi. Komutanlıklar istemediği memurları bakanlıklara bildiriyor ve görevden uzaklaştırıyordu. O dönem 7 bin öğretmen görevden alındı. Sürgün edilenlerden bir kısmı sürgün yerine gitmeyerek istifa etti. Üniversitelerden 120 öğretim üyesi ve yargıda 47 hâkim görevden alındı. Bu durumu protesto eden 1182 öğretim üyesi istifa etti. 12 Eylül’ün en büyük darbeyi eğitime vurduğunu söyleyen Seyfettin Bican, nitelikli öğretmenlerin görevden alınmasıyla eğitimde bir boşluk oluştuğunu anlatıyor: “Eğitimin niteliği düştü. Bugün hâlâ eğitimde istenilen noktaya gelememişsek bunda o günkü kıyımların büyük rolü var.”

12 Eylül yasalarının bugün hâlâ yürürlükte ve demokrasi için tehdit olduğunu belirten öğretmenler, 12 Eylül’ün sürdüğü görüşünde: “O dönemde çıkarılan tüm yasaların, ayrıca YÖK ve MGK gibi benzeri kurumların ortadan kalkması şart.”

Darbelerle bir korku toplumu oluşturulduğunu belirten İsmet Yalçınkaya, bu vesayetin 27 Mayıs’a dayandığını söylüyor: “12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, e-muhtıra… Daha bugün ortaya çıkan bir sürü darbe girişimi var. Türkiye bir vesayet altında.”

12 Eylül’deki referandumla bu vesayetin bir kısmının kalkacağını belirten Yalçınkaya, “Ancak yeterli değil. 12 Eylül’ün çıkardığı onlarca yasa duruyor. Bunlar düzeltilmeden gerçek bir demokrasiye ulaşamayız.” diyor. Pakette önemli özgürlükler bulunduğunu belirten Yalçınkaya, sendikal hakların genişletilmesini, çocuk, kadın, engelli ve yaşlılara pozitif ayrımcılığın getirilmesini de olumlu buluyor. Öğretmenleri ‘evet’ veya ‘hayır’ oyu konusunda yönlendirme haklarının bulunmadığını belirten Yalçınkaya, “Ancak ‘hayır’ dersek 12 Eylül darbe anayasasına evet demiş oluruz.” şeklinde konuşuyor.

 

TÖBDER, mal varlıklarını geri istiyor

 

1990’dan bu yana tüzel kişiliğini ortaya koyarak devletin el koyduğu mallarını alma mücadelesi veren TÖBDER, referandum sürecini fırsat sayarak yeniden faaliyete geçmek için çalışmalara başladı. İlk etapta devletin kendilerini tanıması için çalışan TÖBDER’liler, Türkiye’nin dört bir tarafında 50 trilyonu bulan mal varlıklarını geri istiyor. Geçen yıl başladıkları hazırlık çalışmalarına Eğitim-Sen de destek vermiş. TÖBDER’in yeniden kurulması ve 12 Eylül ile hesaplaşma fikrinin son yıllarda Türkiye’deki demokratikleşme adımlarından cesaret aldığını belirten öğretmenler, AK Parti’nin ‘Kim mağdur olmuşsa bize gelsin’ çağrısını önemsiyor. Bir heyetle Meclis’teki partileri ziyaret edip taleplerini aktaran TÖBDER’liler, AK Parti’den Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı ile görüşmüş. AK Parti başta olmak üzere Meclis’teki tüm partilerden destek almışlar. Ancak AK Parti’den beklentileri daha yüksek: “Bu işi iktidar tek başına çözebilecek konumda. Yeter ki istesin. Talep ettik. Devlet artık bizi yormasın.” TÖBDER’liler önümüzdeki günlerde bir yasa tasarısı önerisini Meclis’e götürmeye hazırlanıyor.