|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
 
REFERANDUM

Sürgündeki Kürtler:Geleceğimiz ‘evet’e bağlı

6 Eylül 2010 / HAŞİM SÖYLEMEZ,
BDP’nin referandumu boykot kararı yurt dışındaki Kürtlerin de tepkisini çekti. Berlin’de toplanan aydınlar mesaj gönderdi: Geleceğiniz için ‘evet’ deyin.

İki hafta önce Almanya’nın Köln kentinde bir araya gelen 60 kadar Kürt aydını 12 Eylül’de yapılacak referandumda Türkiye’de yaşayan Kürtlerin ‘evet’ demesi gerektiği sonucuna vardı. Aynı ekip Kürtlerin şartları zorlayarak sandık başına gitmelerinin önemli olacağını da duyurdu. Avrupa Kürdistan Dernekleri Konfederasyonu’nun (KOMKAR) düzenlediği toplantıdan çıkan bu sonuç şüphesiz çok önemliydi. Çünkü bu grubun üyeleri arasında Kürt siyasetçi Yaşar Kaya, sanatçı Şivan Perwer, Yılmaz Çamlıbel, Mesut Tek gibi aydınlar var. Eski tüfek Kürtler Türkiye’de yeni bir sürece girildiği ve bu fırsatların kaçırılmaması gerektiği görüşüne vardı. İşin en ilginç tarafı ‘evet’ çağrısında bulunanların nerdeyse tamamının oy kullanacak durumda olamaması. Kimisi siyasi yasaklı ya da artık başka bir ülkenin ‘zorunlu’ vatandaşı. Fakat Türkiye’yi ve Kürt siyasi hareketlerini yakından takip eden ve Kürt siyasetine yön veren kişiler olmaları bakımından söyleyecekleri önemli. Kürt siyasi hareketinin içindeki en belirgin çizgilerin başında gelen Yaşar Kaya’nın “Sürgün hayatı yaşamamış olsaydım hasta hâlimle gelip ‘evet’ derdim.” sözü, muhakkak ki bölge insanı üzerinde büyük bir etki bırakıyor. Biz de ‘Sürgündeki Kürtler’ olarak adlandırılan bazı isimlere ulaşıp ne düşündüklerini sorduk. Çoğu değişimden yana olduğunu ve Kürtlerin özgür iradesinin artık birileri tarafından ipotek altına alınmasını istemediğini belirtiyor. Dışarıda yaşamak zorunda kalsalar da çoğu Türkiye’nin değiştiğini ve geri dönmek için uygun zamanı beklediklerini kaydediyor. İşte geçmişte Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan aydın Kürtlerin referandum görüşleri…

 Aziz Alış (İsveç Kürt İnisiyatifi Başkanı):

KEMALİST CUNTAYA ‘HAYIR’, DEMOKRASİYE ‘EVET’

 

Türkiye’de DDK çevresinde bulunan Aziz Alış siyasi hayatı boyunca birçok engelle karşılaştı. Cezalar aldı, hapis yattı. 1986 tarihinden beri yurt dışında yaşıyor. Şu anda da Kürtleri Avrupa’da temsil eden önemli bir sima olarak biliniyor. Alış, 19 Eylül’de İsveç’te yapılacak seçimlerde Sosyal Demokrat Partisi’nden bölge parlamentosu adayı olarak seçime giriyor. Cuntacı Kürtlerin değişimin önünden çekilmesi gerektiğini düşünüyor: “12 Eylül anayasası cunta anayasasıdır ve faşizandır. Bu anayasa Kürtleri veya başkalarını tanımıyor, sadece Kemalistleri tanıyor. Bu nedenle anayasa oylamasında Kürtler önleri açılması için ‘evet’ demeli. Mevcut anayasa, devleti yöneten partiler üstü Kemalist yapıyı koruduğu için ‘evet’ demek Kürtlerin boynunun borcudur. Protesto veya ‘hayır’ Kürtlere bir şey kazandırmayacak. ‘Evet’ demek her şey demek olmasa da en azından cunta anayasasından kurtuluruz. Yeni adımların atılmasına imkan sağlayacağı için de önemli.”

Yaşar Karadoğan:

AK PARTİ DEĞİL,DEMOKRASİ GÜÇLENİR

 

PKK yöneticisi olarak suçlandı. DDP-Bakur kurucusu. Serbesti Dergisi’nde Abdullah Öcalan ve derin devlet ilişkilerine dair yazılarından dolayı hakkında davalar açıldı. 29 yıldır yurt dışında bir nevi sürgün hayatı yaşıyor.

- Sizce referandumda Kürtler nasıl bir yol izlemeli?

Kürtlerin tercihi statükoda bir çatlak oluşturacağı için ‘evet’ olmalıdır. ‘Evet galip gelirse AK Parti güçlenir’ kaygısını yersiz buluyorum. Aksine demokrasi gelişir. Türkiye’de ‘Kızılelma’ koalisyonunun en güçlü ayağı Kürdistan’dadır ve PKK yönetimi ‘Kızılelma’nın Kürt yöneticisi rolünü oynamaktadır. Referandumun boykot edilmesi TBMM’de temsil edilen bir parti için absürttür. ‘Anayasada Kürtler için bir şey yok!’ diyen BDP ve PKK mevcut anayasaya göre TBMM’de temsil edilmiyor mu? Eğer amaç üzüm yemekse, ‘Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?’ diye sormak gerekir.

- BDP ve PKK’nın boykot çağrısını nasıl anlamak gerekir?

Bir yandan Türkiye’nin demokratikleşmesi için hançereleri patlatmak diğer yandan demokratikleşme adına atılan mütevazı adımları baltalamaya çalışmak Kürt halkının çıkarına terstir. 18 bin Kürt’ün faili meçhule kurban gitmesinden sorumlu tetikçiler ve onlara emir verenlerin yargılanmasını engellemenin başka adıdır ‘boykot’. Bu tavır, Kürtlerin iradesine ipotek koymaktan öte, geleceğini karartma misyonunu devam ettirmektir. Referandumda ‘hayır’ oylarının yükselmesi için derin devletin iki hamlesi, artık temcit pilavına dönen PKK’nın sözüm ona ateşkesi ve boykottur. PKK silahlarını istirahata çekmeden önce ‘Batman’ın vicdanı’ olarak tanımlanan Salih Özdemir ve 2 kardeşini, insan hakları savunucusu, ‘Batman’ın dervişi’ Sedat Özevin’i mayınla katletti. Derin devletin referandumdaki umudu Kürtlerin boykot oranıdır.

- Türkiye’de olsaydınız oyunuz ne olurdu?

Ben şu ana dek Türkiye’de prensiplerim gereği hiç oy kullanmadım. 30 yıldır sürgünde yaşıyorum. 29 Ağustos günü Türkiye’den çıkarken havaalanında eşimle oy kullanmak istedik. Ancak Türk pasaportumuz olmadığı gerekçesiyle mümkün olmadı. Biz ‘evet’ diyecektik.

 

Cemil Gündoğan:

PARÇALI TAVIR DAHA UYGUN OLUR

 

Öcalan ile ilk başlarda kısa süreliğine aynı evi paylaştı. Daha sonra yolları ayrıldı. KAWA hareketinde yer aldı. İsveç’te yaşayan Cemil Gündoğan, farklı yorumlarıyla dikkat çeken bir isim: “Kanımca Kürtlerin mevcut koşullar altında yekpare bir tercih içinde olmaları gerekmiyor. Bölgede (Güneydoğu) politik bağımsızlıklarını koruyacak, Türkiye’de ise merkezdeki çatışmanın devamına hizmet edecek bir tavır içinde olmaları onların çıkarlarına daha fazla hizmet eder. Bu nedenle iki parçalı bir tavır daha uygun olacaktır. Yani bölgede boykot, diğer yerlerde evet.

 

Yaşar Kaya: (Kürt Siyasetçi-Gazeteci)

KÜRTLER SANDIĞA GİTMEK ZORUNDA

 

Kürt siyasetinde kalın bir çizgi olarak bilinir. Kimine göre yaşayan en bilge Kürt. Hakkında tutuklama kararı olduğu için Türkiye’ye gelmiyor. Yazları Almanya’da, kışları da Erbil’de yaşayan Kaya geçirdiği kalp ameliyatına rağmen referandum için düzenlenen Avrupa’daki toplantılara katılmayı ihmal etmedi. Onun görüşü çok net: “Kesinlikle ‘evet’. 12 Eylül anayasasında delik açan, kapı açan her hareketi Kürtler desteklemeli. Kürtler bu nedenle oylarını ‘evet’ olarak kullanmalı. Bu onların geleceği demektir. ‘Evet’ demek Kürtlere yeni faydalar getirecek, en azından yeni anayasaların yapılmasına zemin hazırlanmış olacak. BDP ve PKK’nın boykot dayatması yanlıştır. Sandığa gitmemek çare değil. Kürtlerin özgür iradesini PKK’nın ve partinin engelleme hakkı yoktur. PKK çizgisinin Kürtlere hiçbir faydası yoktur. Türkiye yeni bir döneme girmiştir. Biz yenilikleri desteklemeliyiz. Hem BDP hem de PKK bunu değerlendirmiyor. Kürtlerin önünü de böylece kapatmak istiyorlar. Yeni döneme giren Türkiye’nin önünün açılması için bu süreci iyi değerlendirmek gerekir. BDP sürekli adres olarak İmralı’yı gösteriyor. Böyle bir siyaset olmaz; derler ki ‘O zaman sen niye Meclis’tesin?’ Zaten BDP milletvekillerinin yarısı kasaba siyasetçisi, diğer yarısı da militandır. Siyaseti nasıl yapacaklar ki? Her vicdanlı Kürt ne pahasına olursa olsun sandığa gidip ‘evet ‘ demeli.”

Paşa Uzun:

OY HAKKIM OLSAYDI ‘EVET’ DERDİM

 

Ankara’da okurken DDKD (Devrimci Demokratik Kültür Derneği) içinde yer aldı. 1977 yılında DDKD genel başkanı seçildi. 1979’un sonlarında bu gruptan ayrıldı. Diyarbakır Cezaevi’nde yattı. Öldürülen Ferit Uzun’un yeğeni ve yazar Mehmet Uzun’un akrabası olan Paşa Uzun, İsveç vatandaşı ve bu ülkede yaşıyor.

- Kürt hareketi istediğiniz düzlemde mi?

Düşündüğüm veya ümit ettiğim düzlemde seyrettiğini sanmıyorum.

- Kürtlerin tercihi bu oylamada nasıl olmalı?

Genel olarak Kürtler, değişiklik, daha fazla demokrasi, özgürlük vadeden partilere hiçbir dönem ilgisiz kalmamıştır. 1950’lilerde Menderes’i, 1970’lerde Ecevit’i, 1980’lerde Özal’ı desteklemişlerdir. Buna rağmen Kürtler için hiçbir şeyin değişmediğini acı tecrübeleriyle görmüşlerdir. Kürtleri bilmem ama oy hakkım olsa, ‘evet’ vererek AK Parti’nin özgürlükten ve demokrasiden ne anladığını gösterme şansını verirdim.

- ‘Evet’ oyu neyi değiştirecek?

Kuskusuz her şeyi bir anda değiştirmek zor. Ancak Kürt sorunu ulusal bir sorundur. Sorunun bu şekilde ele alınmasına ortam sağlayan, çözüme ilişkin düşünce ve görüşlerin özgür bir ortamda tartışılmasını olanaklı kılan her değişiklik, sadece Kürtler için değil, Türkler için de kârdır.

 

Nuri Çelik:

SADECE DİYARBAKIR CEZAEVİ’Nİ DÜŞÜNÜN

 

KDP-KUK çizgisindeyken 12 Eylül’de suçlu bulunup Diyarbakır Cezaevi’ne gönderildi. Daha sonra öteki Kürtler gibi çareyi yurt dışına kaçmakta buldu ve hâlen Avrupa ‘da yaşıyor. Nuri Çelik silahsız ve daha demokratik haklar için Kürtlerin mücadele etmesi gerektiğini söylüyor. Köln’deki toplantıya katılan 60 kişinin arasında yer alanlardan biri de Çelik’ti: “PKK ve çevresinin oluşturduğu dedikodunun aksine Kürtler ‘evet’ demek zorunda. Hem de hiçbir şart belirtmeksizin ve ne pahasına olursa olsun. Sadece 12 Eylül bile Kürtlerin ‘Evet’ demesi için yeterli. 12 Eylül’den en çok Kürtler, solcular, ülkücüler, sonra İslamcılar çekmiştir. Diyarbakır Cezaevi bile başlı başına bir travmadır Kürtler için. Bu nedenle Kürtlerin boykot veya hayır deme lüksü yoktur.