| REFERANDUM |
Referandum sürecinde en ilginç tartışmalar, ekonomi cephesinde. Neredeyse liderlerin miting meydanlarındaki atışmalarını bile gölgede bırakacak polemikler yapılıyor iş dünyasında. İlgili ilgisiz her konuda görüş açıklayan bazı iş dünyası sivil toplum kuruluşlarının referandumla ilgili ısrarla tarafsız kalma çabasından tutun da sandıktan çıkacak ‘evet’ kararının getireceği ekonomik ve siyasi istikrar ortamından ürken patronlara, hem ‘hayır’ oyu verme kararı alıp hem de muhtemel bir ‘evet’ sonucundan ilk önce faydalanmak isteyen sendikaların çelişkilerine kadar bir dizi tuhaflık havada uçuşuyor. Bütün bu toz duman içerisindeyse anayasa değişiklik paketinin girişimcilere ve ekonomiye neler kazandıracağını konuşmak pek mümkün olmuyor. Peki, bu anayasa paketi ekonomiyi ne kadar ilgilendiriyor? Referandum ve ekonomi ilişkisini anlatmaya, önce bu soruya cevap vererek başlamakta yarar var.
12 Eylül’de halkın oyuna sunulacak anayasa değişikliğinde, iş hayatını ilgilendiren en önemli madde, ‘Ekonomik ve Sosyal Konsey’in anayasal bir kurum hâline getirilmesi. Yapılan değişiklikle, Anayasa’nın 166. maddesine şu ifade ekleniyor: “Ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında hükümete istişari nitelikte görüş bildirmek amacıyla Ekonomik ve Sosyal Konsey kurulur. Konseyin kuruluş ve işleyişi kanunla düzenlenir.”
Aslında, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Türkiye’de 2001’den bu yana var. Anayasa değişikliği, bu konseyi anayasal güvenceye kavuşturuyor ve daha işlevsel hâle getiriyor. Bu değişiklikle, sosyal ve ekonomik politikaların belirlenmesinde hükümet tek belirleyici olmaktan çıkıyor. Sürece bürokratlar, sendikalar, meslek kuruluşları ve iş dünyası da dâhil oluyor. Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. İbrahim Öztürk, bu maddenin önemine işaret ederek Türkiye’nin artık devletçi bir ekonomi olmaktan çıkıp bir piyasa ekonomisi hâline geldiğini ancak ekonomideki bütün kararların hâlâ iktidarlar tarafından alındığı tespitini yapıyor. Anayasa değişikliği ile bu konseyin anayasal bir kurum hâline gelmesiyle, Türkiye’de özel sektöre ve piyasa ekonomisine uygun bir ekonomik yönetişim modeli ortaya çıkacağını vurgulayarak iş adamlarını bu durumun farkında bile olmamakla eleştiriyor.
Pakette patronları ilgilendiren ikinci önemli konu ise Anayasa’nın 23. maddesinde yapılan değişiklik. Seyahat hürriyetini düzenleyen bu maddenin yeni hâli şöyle: “Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.”
Bu madde aslında toplumun tamamını ilgilendirse de konunun asıl muhatapları iş adamları. Çünkü hâlen Türkiye’de vergi borcu sebebiyle 300 binin üzerinde insan yurt dışına çıkamıyor. Üstelik bu yurt dışı yasağı, bir mahkeme kararı olmadan, idare tarafından uygulanıyor. Türkiye’de iş adamlarının büyük bir kâbusu, referandumda evet çıkması durumunda tarihe karışacak. Çünkü yurt dışına gidip gelme hakkını kısıtlamaya hukuk güvencesi gelecek. 23. maddede yapılacak değişiklik iş adamlarının itibarı adına son derece önemli.
İSTEMEM YAN CEBİME KOY!
Anayasa paketinde patronlar kadar çalışanları da ilgilendiren ciddi değişiklikler var. Bunların en önemlisi memura toplu sözleşme hakkı tanınması. Konuyla ilgili Anayasa’nın 51, 53, 54 ve 128. maddelerinde değişiklik öngörülüyor. Buna göre memurlar ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı getiriliyor. Toplu sözleşmede uyuşmazlık çıkması hâlinde tarafların uzlaştırma kuruluna başvurabileceği; uzlaştırma kurulu kararlarının kesin olduğu ve toplu sözleşme hükmünde olacağı vurgulanıyor. Değişiklikle ayrıca çalışanlara birden fazla sendikaya üye olma hakkı tanınıyor.
Anayasa değişikliğindeki toplu sözleşme maddesinin, memurlar için ne kadar önemli olduğu daha referanduma gidilmeden ortaya çıktı aslında. Toplu görüşmeler için hükümetle masaya oturan memur sendikaları Kamu-Sen, KESK ve Memur-Sen, görüşmelerin referandum sonrasına ertelenmesi ve referandumdan evet çıkması hâlinde, ‘toplu görüşme’ yerine ‘toplu sözleşme’ yapılmasını istedi. Böylelikle anayasa değişikliğinden sonra memurlar 1 yılı daha kaybetmeden toplu sözleşme yapabilecekti. Bu teklif bir yönüyle makul görünüyor. Madalyonun diğer yüzünde ise memur sendikalarının referandumda aldıkları tavır var. Kamu-Sen ve KESK, referandumda hayır oyu vereceklerini daha önce açıklamıştı. Bir yandan anayasa değişikliğine hayır diyen iki sendikanın, diğer yandan anayasa değişikliğinin getireceği nimetlerden ilk faydalanan kurumlar olma çabası, trajikomik bir durum olarak kayıtlara geçti.
İki memur sendikasının bu derin çelişkisinin bir benzeri, bu süreçte iş dünyasında da ortaya çıktı. Yüksek Askerî Şûra toplantılarında yaşananlar hakkında bile görüş açıklayan Türkiye Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD), referandum sürecinde ısrarla sessiz kalmayı tercih ediyor. Patronlar kulübü, açıkça evet demediği değişiklik önerilerine, açıkça hayır da diyemiyor. Bu durum Başbakan Erdoğan tarafından eleştirilince de kıyamet koptu! Erdoğan’ın derneğe yönelik ‘Bitaraf olan bertaraf olur’ sözü tartışmaları alevlendirdi. Elbette hiçbir kişi veya kurum referandum öncesi oyunun rengini açıklamak zorunda değil; ancak konu TÜSİAD olunca durum değişiyor. Çünkü patronlar kulübünün sözcülerinin bugüne kadarki söylemleri ile referandum sürecindeki eylemleri arasında derin çelişkiler bulunuyor. Yıllarca darbe anayasasını eleştiren dernek, bu anayasaya yönelik en kapsamlı değişiklik paketine ‘evet’ diyemiyor.
BOYNER DARBE ANAYASASINI
İÇİNE SİNDİREMİYOR AMA…
Çelişkinin başlangıcı, AK Parti’nin henüz iktidara gelmediği 2001’e kadar uzanıyor. 24 Eylül 2001’de gazetelere tam sayfa ilanlar veren TOBB, TÜSİAD, TİSK, TESK, TÜRKİŞ, DİSK ve HAKİŞ gibi kuruluşlar, aynen şu görüşleri savunuyordu: “Atatürk’ün Türk Milleti’ne hedef gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyini yakalamak ve demokrasi, barış ve özgürlük içerisinde yaşayan, insan haklarına saygılı, yüksek yaşam düzeyine, eğitim, sağlık ve çevre kalitesine, rekabet gücü yüksek bir ekonomiye ulaşmış, güçlü ve güvenli bir ülke olma yolunda adım atmak için; Anayasanın değiştirilmesine EVET.”
TÜSİAD’ın ilk kadın başkanı sıfatıyla yılbaşında koltuğa oturan Ümit Boyner, 21 Ocak’taki 40. genel kurulda aynen şu ifadeleri kullanıyordu: “Hâlen demokrasimizi topal kılan pek çok eksiğin varlığından da rahatsızlık duyuyoruz. 12 Eylül rejiminin kurulmasından neredeyse 30 yıl sonra, hâlâ o dönemin darbe anayasası ile yönetilmeyi içimize sindiremiyoruz.”
İşte bütün bu ‘anayasa’ çıkışları, anayasa değişiklik paketi Meclis’ten geçip referandum sürecinin başlamasından sonra kesiliverdi. Anayasa değişikliği için gazete ilanı veren TOBB sessiz kaldı. Israrla yeni anayasa isteyen Ümit Boyner, herkesin istediği yeni anayasanın belki temelini oluşturacak bu kapsamlı paket karşısında tarafsızlığını ilan etti. Darbe anayasası ile yönetilmeyi içine sindiremeyen TÜSİAD Başkanı, darbe anayasasına en büyük darbeyi indiren 26 maddelik pakete yüz vermedi! Peki, bu tavrın arkasında ne var? Neden söylem bazında sürekli yeni anayasa isteyen kurum, iş eyleme dökülünce sessiz kalıyor ve değişime evet diyemiyor?
Türkiye’de son iki haftadır bu sorulara cevap aranıyor. Sabah gazetesi yazarı Süleyman Yaşar’a göre TÜSİAD, IMF’siz ve askerî vesayetsiz bir Türkiye istemediği için demokratik anayasaya karşı çıkıyor. Yaşar’ın köşesindeki tespitleri son derece çarpıcı: “IMF anlaşması yapılsaydı bütçe vesayetini, yani kimin kamudan ne kadar para alacağını kontrol edeceklerdi. Statükocu iş adamları da bütçe rantlarını kendi istekleri doğrultusunda arttıracaktı. Kısacası, bütçe vesayetini IMF sağlarken, siyasi vesayeti de asker aracılığı ile yürütecekler ve kendilerine haksız paralar kazandıran statükoyu sürdüreceklerdi… Anlayacağınız TÜSİAD, bu ülkede vesayetçi rejimin bitiyor olmasını içine sindiremiyor, bu nedenle de demokratik anayasaya ‘evet’ diyemiyor.”
TÜSİAD’ın anayasa paketinde genel olarak HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştiren maddelere itirazı olduğu biliniyor. Buna karşılık patronların, çalışanlara önemli haklar getiren 51, 53 ve 54. madde değişikliklerinden rahatsız olduğu kamuoyuna yansımaya başladı. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Başkanı Tuğrul Kutatkubilig, bu konudaki endişelerini hükümete iletmişti. Bugün gazetesi yazarı Perihan Çakıroğlu’nun yazısına göre TÜSİAD, kendi mücadelesini daha çok siyasi alanda yürütürken, bu alandaki mücadeleyi TİSK’e bırakmış. Doğrudan çalışan kesimi karşısına almak istemiyor. Görünen o ki patronlar kulübü anayasa değişikliğinin çalışanlara önemli haklar getirmesinden de tedirgin! Kısacası TÜSİAD’ın referandum tavrı, patronların ne kadar demokrasi ve sivilleşme istediğine dair bir turnusol kâğıdı işlevi görüyor.
Referandum sürecindeki ilginç ekonomik tartışmalardan biri de ihracatçılar cephesinde yaşandı. Aslında anayasa değişikliklerine TOBB ve TÜSİAD’ın aksine ihracatçılar önemli ölçüde destek verdi. Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi, tavrını net bir şekilde ortaya koydu ve referandumda evet oyu vereceklerini açıkladı. Buna karşılık, referandumdan çıkacak muhtemel bir evet sonucunun, siyasi ve ekonomik istikrarı güçlendirerek döviz kurlarını daha da düşüreceği beklentisinin ihracatçıları tedirgin ettiği de basına yansıdı. Vatan gazetesi, 19 Ağustos’ta konuya geniş yer ayırarak şöyle bir başlık attı: “Evet ile bertaraf olma riski ihracatçıyı korkuttu.” Bu başlık, ihracatçının ülkedeki siyasi ve ekonomik istikrarın güçlenmesinden duyduğu korkuya işaret ediyordu! Yıllardır istikrarsızlıktan şikâyet eden iş dünyasının, bu kez istikrardan ürkmesi de Türkiye’ye özgü çelişkilerden olsa gerek!
İSTİKRARDAN KORKMAK!
İhracatçıların döviz kurlarına ve aşırı değerli Türk Lirası’na yönelik sıkıntıları aslında epeydir devam eden bir problem. Ancak ihracatçının dolar düşmesin diye, ekonomik ve siyasi istikrardan vazgeçmesi de pek akıl kârı görünmüyor. Buna rağmen, böyle bir tartışmanın yaşanması bile Türkiye ekonomisinin geldiği noktayı göstermesi açısından önemli. Yıllarca istikrarsızlığın haber olduğu bir ekonomide artık istikrar süreci haber konusu oluyor.
Referandum sürecinde, ekonominin bütün aktörleri ‘bitaraf’ değildi elbette. Türkiye’nin en büyük iş dünyası kuruluşu konumundaki, Türkiye İş Adamı ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON), Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği (MÜSİAD) ve Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) gibi kuruluşlar, referandumda evet diyeceklerini net bir dille ifade etti. Aynı şekilde, İstanbul Ticaret Odası’nın başkanı Murat Yalçıntaş da referandum için evet kararını açıkladı.
Anayasa değişikliğine iş dünyasının en net tavırlarından biri ise Diyarbakır’dan geldi. Doğu ve Güneydoğulu sanayiciler, Diyarbakır’da yaptıkları ortak açıklamada, BDP’nin boykot kararını tanımadıklarını ve sandığa giderek evet oyu kullanacaklarını açıkladı. Güneydoğu Sanayici ve İş Adamları Derneği Başkanı Şah İsmail Bedirhanoğlu, Doğu ve Güneydoğu Sanayici ve İş Adamları Dernekleri Federasyonu Başkanı ve TÜİSAD yönetim kurulu yedek üyesi Tarkan Kodaoğlu ile Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Galip Ensarioğlu’nun öncülüğünde bir araya gelen 14 sivil toplum kuruluşu, bölge adına çok önemli bir açılıma imza attı. Dernek başkanları, referandumdan evet kararı çıkmasının bölgenin geleceği adına büyük önemi olduğunu vurguladı.
Sonuçta birçok açıdan referandum, Türkiye ekonomisinin geleceğini de yakından ilgilendiriyor. Süreç aynı zamanda eski sistemden beslenen iş dünyası ile yeni dönemin iş dünyasının farkını ortaya koyuyor. Referanduma açık evet desteği verenler, üretimden kazanan, ihracat yapan ve dünyaya açılan Anadolu sermayesi olurken, Ankara’nın aldığı mali kararlar üzerinden zenginleşmeye alışmış sermaye çevreleri, evet demeyi bir türlü içlerine sindiremiyor.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||
| Ali Bayramoğlu | ![]() |
||
| Kemikler, askerler, süpürgeler… | |||
| Ahmet Turan Alkan | ![]() |
||
| Muktedir bir Türkiye, Batı’yı korkutuyor | |||
| Ahmet Taşgetiren | ![]() |
||
| Hangi Türk, hangi Kürt? | |||
| Selim Savaş Genç | ![]() |
||
| Mısır’ın demokrasi adımları | |||
| Adem Güneş | ![]() |
||
| Ne padişah olsanız anlayabilirsiniz ne vezir... | |||
| M. Nedim Hazar | ![]() |
||
| Aksan kurban olsun sana! | |||
| Melda Bekcan | ![]() |
||
| Hepimiz ‘yalancı emzik’ ile aldatıldık | |||