|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
RÖPORTAJ

Anayasa bakkal defteri değil

2 Ağustos 2010 / CEMAL A. KALYONCU
YARSAV’ın kurucu başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, değişecek yapısıyla Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın halkın çoğunluğunun görüşünü yansıtacak olmasından şikâyet ediyor.

YARSAV’ın (Yargıçlar ve Savcılar Birliği) kurucu başkanı ve Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu, son dönem kamuoyunda öne çıkan isimlerden biri oldu. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı dönemindeki dosyaları ile AK Parti’nin kapatılma sürecindeki verilerin toplanması işlerini de yürütmüş olan 1967 Şavşat doğumlu Eminağaoğlu, yüksek yargıç ve eski CHP Artvin Milletvekili Saffet Eminağaoğlu’nun kardeşinin torunu. Halası da Mehmet Haberal’ın üniversitesinde çocuk doktoru. Bandırma ve Delice yargıçlıklarından sonra ‘eş durumundan’ Yargıtay’a atanmış. Avukat olan eşi de Genelkurmay’da hukuk müşaviri, mevzuat şube müdürü. CHP’li bir aileden gelmesi bir yana, Ergenekon’dan gözaltına alınanların ‘Koçum’ diye hitap ettiği birisi o. Referandumda oyunun rengini söylemedi ama neredeyse bütün maddelere tepkiyle karşı çıkması düşündürücüydü. Referandumun önemini de anlatıyordu.

-‘Yargı ele geçirilecek’ diye bir söylem var. Yargı kimin elinde, kim ele geçirecek?

Yargı, yargının elinde değil. Bunun için bizim sesimiz çok çıkıyor, daha çok çıkması gerekiyor.

-AK Parti’ye kapatma davası açılmadan bir-iki ay önce gazeteci Mehmet Ali Kışlalı, şöyle bir yazı kaleme almıştı: “Görünen odur ki bu aşamada meydanda güç ve kararlılık gösterme misyonu öncelikle üniversiteler ve yargıçlarca yüklenilmektedir. Onlara sivil toplum örgütleri, CHP ve DSP gibi anayasal rejime inanmış siyasi partiler eklenecektir.” Yani yargıya özellikle bir ‘son kale’ gözü ile niye bakılıyor? Güç sizde mi?

Şimdi güç keşke yargıda olsa. Ama yargının hukuk devleti içerisinde yetkilerinin ne olduğunu iyi kavrayan, dersine iyi çalışan siyasi irade, o yetkiler üzerinden bir başka şey yapıyor. Yargının o yetkilerini kullanarak belli yerleri, kişileri bastırma, edilgenleştirme gibi bir süreci işletiyor. Bakın bahsettiğiniz sorunun yanıtı, 5 Eylül 2008, bir soruşturma izni düşünün. İçinde isim yok, ‘Ergenekon ile ilgili olarak gerekli soruşturmanın yapılması’ diye dönemin adalet bakanı…

-Sizin nasıl haberiniz var bundan?

Dönemin bakanı bir soruşturma izni imzalıyor.

-Size nasıl geliyor bu bilgi?

Bu ne anlama geliyor? Türkiye’de şu an yaklaşık 11 bin 500 olan yargıç ve savcının tamamını bir Ergenekon’dan soruştur. Böyle bir şey olabilir mi? Kimin soruşturulacağı belli değil. Bu soruşturma izni, yaptığımız birtakım başvuruların ardından 4-5 ay sonra elimize geçiyor. Ve onun iptali için dava açıyorum. Bir taraftan o soruşturma iznine dayalı olarak dinlendiğim ortaya çıkıyor. Adalet Bakanlığı o davaya diyor ki “Eminağaoğlu’nun ismi bu soruşturma izninde yer almadığından böyle bir dava açamaz.” Madem benim adım yok, o soruşturma iznine dayalı olarak beni nasıl Ergenekon denilen soruşturmanın içine sokup, dinleyip, yürütüyorsun.

-Şöyle bir şey olabilir mi orada? Emekli Orgeneral Şener Eruygur, sizin için “Eminağaoğlu bizim adamımız” diye bir ifade kullanmış. 

Ben hukukun adamıyım, kimsenin adamı değilim. Hayatta da kimsenin adamı olmayacağım.

-Bunu neye dair söylemiş olabilir?

Şunu saklamıyorum. Kent Otel denilen toplantılara katıldım. Bundan da herhangi bir şey duymuyorum. Niye katıldığımı da sorgulamıyorum. Çünkü son derece ileri düzeyde fikirsel tartışmaların da yapıldığı bir toplantı idi o. Hiçbir koruma ya da özel korumanın olmadığı, kapalı olmayan, sokaktan geçen herkesin dalıp girebileceği bir salonda yapılan yemekli toplantılardı. Böyle gizli toplantı olur mu?

-Şu anda o tür toplantılar yapıyor musunuz peki?

Hep evimde oturacağım diye bir şey var mı?

-Yok ama şimdi yapılıyor mu bu toplantılar mesela?

Herkes sağlık derdine düştü, kimi hayatta değil.

-Ve Engin Aydın ayrıca, sizin için ‘Koçum’ diyor mesela. Yine Aydın’ın bir sözü var. 7 kişinin daha gözaltına alınacağına dair bir ifade geçmiş bir yerde. Aydın da “Biri benim, diğeri Ömer’dir.” demiş. Sonra o alınmış.

Engin Aydın, Adalet Bakanlığı’nda basın müşavirliği de yapmış, hukukçu kökenli, geçmişte ilişkim ve yakınlığım olan bir kişidir. O özel yaşamdan kaynaklanan yakınlık o hitabeti gerektirmektedir. Yani süreçte onun başına gelenler, bu hitabetin bir başka tarafa çekilmesini gerektirmez. Kaldı ki ona ait okulda oğlum bir süre okuduğu için oğlumun veliliğini de bir süre yapmış, o nedenle ayrı bir ilişkim olan bir kişidir.

-Ergenekon sürecine nasıl bakıyorsunuz?

Bu adlandırmayı yanlış buluyorum.

-Bu, savcıların koyduğu bir isim değil.

Biliyorum. Onun nereden çıktığını da biliyorum. O belgeleri edinebildiğim ölçüde, kamuoyuna yanlış bir düşünce yansıtmamak için, olabildiğince inceledim, hâlâ da inceliyorum.

-Ortaya çıkanlarla ilgili bir şey söylemiyorsunuz ama.

Türkiye’de herkes soruşturulsun; ama hukukun herkes için olduğu asla unutulmasın. Böyle bir örgütün varlığı ve yokluğuna, mahkeme karar verir. Ama bugün Türkiye, yargı kararını beklemeden böyle bir karara vardırılmıştır. O zaman bu yargılama niye yapılıyor? Sakatlık buradadır.

-Bu kadar paşayla, subayla ilgili tutuklamalar veriliyor.

İster paşa olsun, ister…

-Bunlar senaryo mudur yani?

Senaryodur.

-Ergenekon senaryodur!

Hayır, söz yanlış tarafa çekilmesin. Burada bir senaryo var. Şu an üst düzey görevde veya emekli askerler hakkında tutuklama kararları... Görevdeki, ordunuzun komuta kademesindekileri kaçma şüphesi içinde tutukluyorsanız…

-Elinde silah var ama.

Bir saniye, kanıtları karartmayı demiyorum.

-Darbe yapmalarını bekliyorsanız amenna!

Başka bir şey söylemek istiyorum. Ordunuzun üst düzey komuta kademesini kaçma şüphesiyle tutukluyorsanız, bu nasıl bir ordu, bu nasıl bir ülke, bu nasıl bir cumhuriyet?

-Heronlarla ilgili yazıları okudunuz mu?

Okudum.

-Ne düşünüyorsunuz? Genelkurmay da kabul etmiş.

Bakın, üst düzey paşa tutuklanamaz mı? Elbette tutuklanabilir ama nasıl?

-Tutuklanamaz gibi bir hava var Türkiye’de.

Koşulları varsa herkesi tutuklarsınız. Ama şunu kabul edemiyorum. Şu an 82 Anayasası’nda hüküm var. Anayasa Mahkemesi de bir karar verdi. Şu anki anayasaya bakarsanız görevdeki o kişilerin askerî yargıda yargılanmaları gerekiyor.

-Albay Dursun Çiçek davası ile ilgili askerî yargı görevsizlik kararı verdi.

Şimdi devlet aleyhine işlenen suçlar her durumda adli yargıda görülür diye anayasaya hüküm konuyor.

-Buna karşı mısınız?

Şu an madem böyle bir şeye gerek yoksa niye anayasaya koyuyorsun?

-Zararı ne bunun?

Anayasa dediğiniz bakkal defteri değil.

-Yapmayın ama! O kadar maddeyi koyduk da bir bu mu rahatsız etti sizi?

Anayasalar kısa, öz ve genel metinlerdir. Her şeyi getir anayasa koy. Böyle bir anayasa olmaz.

-Ama Türkiye’de her şeyi koymazsanız herkes bir yorum çıkarıyor kendine göre sonra. Bunun anayasada yer almasının zararı ne olabilir?

Anayasa böyle bakkal defteri olamaz.

-Bunun hiçbir faydası yok mu vatandaşa?

Şu an hukuksal engel yoksa niye koyuyorsunuz?

-Bu mu rahatsız ediyor sizi?

Çünkü şu an hukuksal engel var. Şu an yapılanlar hukukun yerle bir edildiği bir süreç.

-Dursun Çiçek davasını neden askerî mahkeme kabul etmedi o zaman?

Somut olaya yönelik yanıtlamayayım ama ben askerî yargının varlığını tartışırım sizinle. Şu an askerî yargıya reform getiriliyor söylemi, sadece şu anki kamuoyunca bilinen davalarda olası tartışma ve olası engelleri kaldırma adımlarıdır. Askerî yargıda reform adımı değildir. Eğer reform olsa idi, en basitinden 12 Mart’ın dünyada ikinci bir örneği olmayan Türkiye, yarattığı bu Askerî Yüksek İdare Mahkemesi’ni kaldırırdı. Gerçek amaç şu an hukuksal yönden engel olabilecek olası adımları, durumları ortadan kaldırmak.

-Onlar nedir size göre? HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin yapıları mı?

HSYK ve Anayasa Mahkemesi de var bu durumda. Yani bu temel haklarla ilgili ‘Türkiye’ye özgürlük, hak geliyor’ deniyor. Hangi hak ve özgürlüğün kapsamı genişlemiş? Bakın ben referanduma sunulan tüm anayasa maddelerini soru soru inceleyen, ‘12 Eylüllere hayır’ başlığını taşıyacak bir kitap çalışması yapıyorum.

-Niye hayır?

Siz 12 Eylüllere evet diyebilir misiniz?

-Kelime oyunu yapıyorsunuz şu an. Referanduma hayır diyebiliyor musunuz?

Referandum hukuksal bir konu.

-Hayır mı diyorsunuz?

Ben 12 Eylüllere hayır diyorum. 12 Eylül 2010’da vereceğim oyu söylüyorsanız oy hakkı gizli. Şu yazdığımı okursanız sizin benimle aynı düşünceye geleceğinizden eminim.

-Yani engellilere, yaşlılara daha fazla hak getirilmesine hayır mı diyorsunuz?

Şimdi o maddeyi oraya koymazsanız engelliye, şehit ve gaziye o hak tanınmıyor mu? Bu, onların duygu sömürüsü ile kullanıldığı bir anayasa maddesidir. Çünkü bu madde olmadan da anayasa zaten pozitif ayrımcılığı yasaklamıyor. Sorun uygulama, yönetmelik, tüzük ve yasalarda.

-Anayasada olsa kolay çözüm olmaz mı?

Her şeyi anayasaya koyarsanız binlerce sayfalık cilt oluşturmanız lazım.

-Özel verilerin korunması mesela. Bunun anayasa ile güvence altına alınmasının zararı nedir?

O olmadan onu sağlayamıyor mu anayasa?

-Niye rahatsız oluyorsunuz?

Sorun kişisel verilere ilişkin yasanın çıkmamasında.

-Bunun anayasada olması bize ne kaybettirir?

Artı güvence sağlamıyor anayasada olması size.

-Sadece hayır demek için mi bunları söylüyorsunuz?

Anayasaya niye konur biliyor musunuz? Size artı hukuksal güvence sağlamak için...

-Tamam da bizden götüreceği bir şey var mı şu anda?

Bakın, size artı bir hukuksal güvence getirmiyorsa niye konuluyor? Öbür maddelerde yapılanlar bu yolla perdeleniyor da ondan.

-İnsan hak ve özgürlüklerine dair beş madde daha olsun anayasada, beni neden rahatsız eder ki?

Temel hakları zaten anayasa ile güvence altına almak zorundasınız. Ama anayasada mevcut düzenlemeler zaten bunları güvence altına almış. Bir cümle ile ifade edeceğiniz şeyi iki-üç cümle ile ifade etmenin anlamı ve mantığı yok. İnsan haklarının evrensel bir tanımı var. Dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez haklardır onlar.

-Somut bir neden söyler misiniz? Anayasada bir madde daha olmasın diyorsunuz, başka bir şey söylemiyorsunuz. Beni hayırda ikna edin.

İnsan hakkı vazgeçilmez diyoruz değil mi? Kişinin rızası ile kişisel verileri işlemek demek, bu vazgeçme tartışmasını yaratmıyor mu?

-Zararına yönelik bir tane sebep söyler misiniz?

Zararı, boş lafla insanlar aldatılıyor. Artı, yeni getirilen hükümlerle de yeni kısıtlama ve sınırlamalara dayanak getiriliyor.

-Kişisel verilerin korunması bana zarar mı veriyor yani!

Talep üzerine korunma gibi, madde tersinden yazılmış. 10. maddede türbana yönelik, gelecekle ilgili bir yol haritası gizli olarak işlenmiş.

-Bakın en keskin hayırcılar PKK-TKPML-DHKP-C. Onlar da hayır demiş gazetelerin haberine göre. Onlarla aynı safta yer alıyorsunuz yani.

Bakın bu yaptığınızı kabul etmiyorum. O zaman bazı yasa dışı örgütler veya bazı örgütleri de getirin evet diyor. Bu bir çarpıtmadır. Bunu doğru görmüyorum. Kişisel eşitlikle ilgili madde, artı bir koruma getirmiyor. Anayasa ile o sonucu zaten sağlıyorsunuz. İkinci bir cümle ile ifade ediyorsunuz. Fişlemeler tarihe karışıyor söylemi ile insanlar aldatılıyor. Fişlemeler hâlâ devam ediyor.

-Kim yapıyor fişlemeleri?

Gücü, kamusal yetkiyi elinde tutan herkes yapıyor. Yani şu 70 milyonun izlenmesi, dinlenmesini bana bir izah edin. Doğru olarak jandarmanın bunu yapması engellendi. MİT ve Emniyet için Adalet Bakanlığı niye buna engel olmadı. Türkiye’nin özel bir kişisel verileri koruma yasasını çıkarması gerekiyor. Çıkacak olan odur.

-Bu madde referandumla onu getiriyorsa, ben buna niye hayır diyeyim?

Bu anayasa onu getirmiyor. Ama o yasanın çıkması gerekiyor.

-O yasanın çıkması için gerekli olan zemini ortaya koyuyor. Tatmin edici değil ‘hayır’ için söylediğiniz sebepler. 80-90 yıllık cumhuriyet tarihinde bunlar yapılmamış. Bugün de yapılmasın mı diyorsunuz?

Şu anda hukuk devletinde ne gerekiyor? Temel hak ve özgürlükleriniz anayasada güvence altına alınacak ve bu temel hak ve özgürlükleri yasa ile düzenleyeceksiniz.

-Bu da onu getiriyor işte. Ömer Bey, başını örtmek bu ülkede kişisel bir özgürlük müdür?

Eeeee, şimdi sorudan nerelere gideceğiniz… Baş örtmek Türkiye’nin…

-Niyet okumayın, soruma cevap verin lütfen.

Okumuyorum. Geleneksel yapı içerisinde…

-Bakın cevabı dolandırıyorsunuz!

Hayır, hayır orada ona çok net yanıt veririm.

-Ee verin.

Sırf onu sizinle konuşalım.

-Hukukçusunuz. Doğru kişi ile konuşuyoruz ama siz karşı mısınız başörtüsünün serbest kalmasına?

Üniversitelerde olmasına, kamuda olmasına karşıyım. Şimdi Türkiye’de yargı, hukuk, temel hakların bütünüyle düzenlenip değiştirildiği bir konuda, evrensel hukuk değil, bir siyasi partinin tabanının oluru ile yargı, hukuk, temel haklar biçimlendiriliyor. İnsanlık tarihinin ortak mirasına bir siyasi partinin tabanı karar verebilir mi?

-Nereden varıyorsunuz bu kanaate. Anayasa Mahkemesi’nin, HSYK’nın yapısının değişmesi ile mi olacak bu?

Getirilen düzenlemeler çok çok iyi niyetli bir siyasi iradenin evrensel hukuku bütünüyle gözeterek yaptığı şeyler olsa. Böyle de değil.

-Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısının artması neden korkutuyor sizi?

İsterse 10 kişi olsun, isterse 50 olsun ama etki altında kalmadan olsun.

-Zihin okumuyor musunuz? Siz de o görevlere gelebilirsiniz. Etki altında mı kalacaksınız o zaman?

Anayasaya niye koyarsınız hükümleri? Temel hak ve özgürlükleri kullanamadığınız için koyarsınız. Şimdi Anayasa Mahkemesi, HSYK, temel haklar, bir şeyler anayasada yazılıyor, koruma ve güvence yok. Bakın Kamu Denetçiliği Kurumu kurulacak. Anayasaya ilke konmuş mu? Yasa ile konurken orada hangi felsefe hâkim olacak? O yasayı siz a iktidarı a meclisi öyle yorumlarsınız, ben b iktidarı b meclisi böyle yorumlarım.

-Belki YARSAP diye bir parti kurarsınız, o da o şekilde yorumlar!

Bu parti devletini yaratan bir birim olacak o Kamu Denetçiliği Kurumu. Bu, parti müfettişliği olacak.

-Parti müfettişliği dönemini atlattı Türkiye 50’den önce.

Şimdi parti müfettişliği geliyor.

-Nedir sizi bu kadar korkutan şey?

Değişikliğinin güvence ayakları eksik.

-Oralarda görev alacak kişilerin nasıl birileri olacağını bugünden nasıl görüyorsunuz? Aklım almıyor bunu.

Ben koruma istiyorum, güvence istiyorum.

-Yani bu değişiklikler sizin elinizden neyi alacak ki bu kadar tedirgin oluyorsunuz?

Getirilen metin siyasi iktidarı öne çıkarıyor, yargıya gerçek anlamda güvence getirmiyor. Bağımsızlık getirmiyor.

-Ben de şu anki HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısını beğenilir bulmuyorum.

Şu anki HSYK’yı ben de benimsemiyorum.

-Nesini beğenmiyorsunuz?

Hiçbir şeyini... Daha ne söyleyeyim! Getirilenin şu ankini arattığını düşünüyorum.

-İleride tarih sizi 12 Eylül referandumuna karşı gelen birisi olarak mı ansın istiyorsunuz?

Ben 12 Eylüllere hayır diyorum. Getirilen anayasa değişikliğinin 12 Eylül 1980’i aratacağını düşünüyorum. Bunu hiçbir siyasi düşünce, hareketle değil, tamamen, getirilen anayasa değişikliğini hukuksal yönden irdeleyerek söylüyorum.

-Siz nereden biliyorsunuz HSYK’nın yapısı değişince ortaya başka bir yapı çıkacağını?

Sizin yapılandırdığınız bir mahkemeden size aykırı bir şey çıkmaz. Bu bir sivil darbe sürecini yaratan anayasa değişikliği sürecidir diyorum.

-Burada çok önemli bir imtiyaz davası var demek ki. Yoksa bu kadar tepki verilmez.

Şimdi HSYK konusunda da deniyor ki kürsüden 10 kişi seçeceğiz. Çok güzel. Biz de savunuyoruz. Hep yüksek yargıdan olmasın. Yerel mahkemelerden arkadaşlarımız da orada olsun istiyoruz. Peki. Teftiş edilen bir HSYK olamaz. O 10 kişi doğrudan bakanın gözüne bakar duruma getiriliyor. 10 kişi böyle. 4 de cumhurbaşkanı, etti 14. İki de adalet bakanı ile müsteşarı. 16. Bir de Adalet Akademisi’nden vardı, 17. Temmuz 2010 da yapılan düzenleme ile Din İşleri Yüksek Kurulu'nda süresi dolan üyelerin atanacakları yer güvenceye bağlanmış, HSYK'ya kürsüden seçilenlerin süresi dolunca nereye atanacaklarının bile güvencesi yok. Türkiye'de gözetilen ve güvence altına alınan ne sizce?

-Oralara gelecek isimleri yine mevcut yapıdakiler Yargıtay’dan, Danıştay’dan vs. yerlerden önerecek ama.

22 kişiden 17’si böyle.

-Siz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e göre düşünüyorsunuz. Halk seçecek cumhurbaşkanını artık.

Kişilere göre değil.

-Türk halkına güvenin ama.

İktidarı ne belirler? Çoğunluk iradesi belirler. Cumhurbaşkanını da aynı çoğunluk iradesi belirleyecek. Dolayısıyla orada bir yakınlaşma, bir örtüşme, çok senaryo bir durum değil.

-Halkın çoğunluğunu yansıtıyorsa amenna. O zaman şimdi Anayasa Mahkemesi azınlığın görüşünü yansıtıyor, öyle mi düşünelim? HSYK halkı değil, azınlığı mı temsil ediyor? Halkın çoğunluğunun bunu seçmesi… Bunda garip olan ne?

Bakın burası HSYK. Biz burada yargı yargıya bırakılsın diyoruz. Ama burada bir güç savaşı var.

-Halkın oraya geliyor olması niye rahatsız eder ki?

Halk kimseyi rahatsız etmiyor.

-Ama işte söylediklerinizden o anlaşılıyor.

Halk dediğiniz siyasi irade olarak tezahür eden bir irade ise eğer, o zaman siyasi iradenin yönetimindeki bir HSYK olacaksa eğer, o zaman tarafsız ve bağımsızlığı nereye oturtacaksınız?

-O zaman çoğunluğun düşüncesini aksettirmeyen birileri mi gelsin oraya?

O zaman siz yargıda hakkınızı aramak istiyorsunuz. Çoğunluk düşüncede değilseniz, azınlıkta kalan bir düşüncede iseniz o yargıda nasıl hakkınızı arayacaksınız?

-O zaman Yargıtay Savcılığı’nı size terk edemeyeceğiz!

Hayır. Onun nasıl olacağına yönelik açık kuralları koyacaksınız. Bu anayasa ile Anayasa Mahkemesi’nin 4 yedek üyesi asıl üye yapılıyor.

-Asıl üyelerde sorun yok da yedek üyeler mi sorunlu?

Kim yapıyor bunu? Şu anki yasama organı. Bu organın işlemleri ile ilgili olarak, o kişiler imza attıklarında bu yasama organına karşı bağımsız olmadıkları hiç mi tartışılmayacak?

-Siz seçileceklere güvenmiyorsunuz. Bizler şu anki üyelere nasıl güvenelim o zaman?

İşte güvenilecek sistemi oluşturalım. Herkes bu gücü elime alayım tartışmasına girmesin.

-Bugün yaşanan, güç elimizden gidiyor tartışması mı?

İşte bu gücü ben elime alayım olayı var şu anki siyasi yansımada.

-Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının tanınması da başlı başına bir hadise değil mi?

Tanınmalıdır.

-Buna da karşı çıkıyorsunuz.

Hayır, Yargıtay karşı çıkıyor.

-Yargıtay neden karşı çıkıyor?

Yargıtay’ın kararlarının orada denetleneceği gibi bir yol açılabileceği düşüncesi hâkim.

-O zaman bireysel başvuru hakkı da olmasın!

Hayır bireysel başvuru hakkı olsun da... Ama bireysel başvuruları hukukçular inceler, sistemler öyle. Oysa 17 kişiden oluşacak Anayasa Mahkemesi’nde mutlaka hukukçu olacak üye sayısı neden 8? Bu çelişki değil mi?

-Memura toplu sözleşme hakkı…

Toplu görüşmenin adı toplu sözleşmeye dönmüş. Siz uyuşmazlık çıkar sözleşemezseniz karar verecek bir organ var. Bunun adı sözleşme. Halka doğruları anlatmanız gerekiyor.

-Son zamanlarda bir parti başkanı gibi çeşitli yerlerde konferanslar düzenliyorsunuz.

Parti başkanı gibi değil. 15 Haziran’a kadar cumartesi bir yere, pazar bir yere gidiyordum. Hukuku insanlara anlatmak için.

-Hukuku insanlara anlatıyorsunuz ama öbür tarafta Ergenekon’la ilgili evleri aranacak insanların yanında duruyorsunuz.

O kapsamdaki kişilerin hakları olamaz mı?

-O kapsamdaki kişilerin evleri aranamaz mı? Bunları tarih yazacaktır.

Mutlaka. Bakın doğru adımlar atabilmek için bugün gördüğümüz yanlışları da bugün eleştirmek zorundayız. Hukuku hukuka bırakın.

-Bırakalım. Bir hâkim bütün sanıkları salıverebilir mi? Verir. Arkasından gelen aynı davada bir hâkim, o salıverilenlerin hepsini içeri alabilir mi?

Şimdi orada bir yanlış var. Nerede? Salıverme kararı doğru ise içeri alabilmek için o salıvermeden sonra ortaya çıkmış nedenler olması lazım.

-Hangisi yanlış?

Salıvermeden sonra ortaya çıkan somut nedenleri koymamız gerekir. Kişiye göre uygulamalar olmamalı. Yargı çok ciddi sorunlar içinde. Bu değişiklikle bu sorunlar çözülmüyor. Bununla, siyasi irade, yargının gücünün ne olduğunu kavradığı için o gücü eline geçirme mücadelesi veriyor ve bunun için de temel hak ve özgürlükler söylemini kullanarak somut güvence ve açılım getirmeyen maddeler halka yeni bir açılım, demokrasi, özgürlük gibi sunularak Türkiye’nin yaşayacağı tehlikeler perdeleniyor. Yargı, yürütmenin şemsiyesi altına sokulmak isteniyor. 12 Eylül’le gerçek anlamda yüzleşecek bir siyasi irade bu süreçte elbette çok önemli işler yapabilir. Ama yargı bağımsızlığını gerçek anlamda sağlayabilmek de sadece yargının yapabileceği bir şey değil. Siyasi irade olmadan gerçek anlamda yargı bağımsızlığı sağlanamamıştır, sağlanamaz da.

-12 Eylül anayasası değişmesin o zaman!

12 Eylül anayasası Türkiye’ye yakışan bir anayasa değil. Mutlaka yeni bir anayasa gerekiyor. Burada hiçbir tartışma da olmamalı. Ama 12 Eylül’le mücadele ediyorum diyerek 12 Eylül’de yeni bir 12 Eylül getiriliyor. Yapılan açılım, darbelerin üniforma olmadan da yapılabileceği, üniformasız da darbe olabileceği açılımıdır.