| RÖPORTAJ |
Enver Aysever, sosyoloji mezunu birisi ama tiyatro oyunları ile bilindi. Gazeteci olarak Aykırı Sorular, en son yaptığı TV programı idi. Burada birkaç kez ağırladığı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’de Deniz Baykal’ın yerine Genel Başkan oldu, Aysever de onun listesinden parti meclisine girdi. Ama listede ismini görene kadar, her an bir çalım yiyebileceğinin bilincinde idi. Henüz yeni CHP’li. Ama iki saatlik ve çok uzun cevaplı mülakat sırasında sanki 40 yıllık CHP’liymiş gibiydi. Nasıl bir CHP’li olduğunu anlamak için şu sözünü aktaralım, yeter sanırım: “Türbanlı kızların önündeki en büyük engel AK Parti’dir.” Soru-cevapta ortaya çıkan sert üslup sizi yanıltmasın, kavga etmedik. Ama anlaşamadık da... Çünkü satır arasındaki ifadelerinde hep solu yüceltme tutumu, kendisi farkında olmasa da hissediliyordu.
Deniz Gezmiş’i ‘kutsalımız’ diye nitelendiren, 12 Mart ve 12 Eylül süreçlerinde sadece solun bedel ödediğini düşünen Aysever, Deniz Gezmiş’in saklandığı 12 Mart döneminde Tarım Bakanı’nın arabası ile Ankara’da dolaştığını ilk defa duyduğunu söylüyor. CHP’de ömrü ne kadar olur? Ergenekon için ne düşünüyor? Partiyi Önder Sav mı, Kılıçdaroğlu mu yönetiyor? Biz sorularımızı sorduk, o cevaplarını verdi
Bir not daha düşelim. Aysever, konuşmasında hep ‘Adalet ve Kalkınma Partisi’ ifadesini kullandı. Biz de her seferinde uzun halini değil, kısasını tercih ettik.
-“En kötü olan bilip de söylememektir, bilip de başını çevirmek zorunda kalmaktır.” diye bir sözünüz var. Bağlayıcı olsun diyerek, onu hatırlatarak başlayalım. Sizi CHP’ye kim verdi? Çünkü ‘birkaç dakika öncesine kadar benim de haberim yoktu’ diyor, parti meclisini kastediyorsunuz galiba?
Partilerde genel başkanların iki dudağı arasında olan bir egemen yapı olduğu için siz davet almış olsanız da size türlü garantiler verilmiş olsa da Türkiye’de siyasi partilerin yapısından kaynaklı olarak, parti içi demokrasinin hiçbir partide işlemediğini, -CHP de dahil olmak üzere-, bilenler için, sizin, listede adınızı görene kadar parti içerisinde herhangi bir etkin görev almış olmanız söz konusu değildir. Dolayısıyla benim buradaki meselem, bu göreve geleceğim yönünde bir fikrim vardı tabii ama bir beklentim olmadığı için, seçiciler kimse, genel başkan ve genel sekreter ise eğer o yapıda, onun onayı gerçekleşip de listeye konulduğumu duyduğum ana kadar böyle bir güvencenin olmadığından hareketle bunu söyledim. Yani benim de sizin de bilmediği bir alan particilik. O acemiliğime bağlı olarak bunu söylüyorum.
-Yani bir noktada tombaladan çıkmış gibi mi hissettiniz kendinizi?
Tabii ki liste açıklandığı zaman ben oradaki insanlar gibi ‘Aa Enver Aysever adı burada ne arıyor?’ demedim.
-Enver Aysever, parti içi demokrasinin olmadığı, belki kendi sesinin çok çıkmayacağı bir yapıyı neden kabul etti ve listeye girdi?
Ben özel bir durumda partiye katıldım. Sürgit eski alışkanlıkların tekrarlanacağı bir yapıya talip olmadım. Türkiye’de demokrasinin kurumsallaşması için hepimiz için temenni edilen mesele odur ki siyasi partilerin kapanmadığı, siyasi hayatların özgürlük çerçevesinde sürdürülebildiği, gelişkin bir demokrasi düşlüyoruz. Türkiye’de batı tipi bir sosyal demokrat anlayışta olan merkez siyasetten sosyalist siyasete kadar geniş görüşleri kendi içinde barındıran bir sosyal demokrat partiye gereksinim var.
-Bu, hiç gerçekleşti mi Türkiye’de?
Bence Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin bir dönemi bunun için namzettir.
-Hangi dönemi?
Özellikle Kürt siyasetçilerin de parlamentoya taşındığı, Güneydoğu raporlarının da yazıldığı, Türkiye’de 12 Eylül’ün vahşetinden sonra büyük ağır bedeller ödeyen sosyalist solun da parlamentoya taşındığı 1990’lı yıllar, bir sosyal demokrat hamle olabilmesi için…
-80 yıllık sürece baktığımızda sadece burayı mı görüyorsunuz?
Bir de belki 1977’deki Bülent Ecevit’in, CHP’nin, özellikle 6 oktan sonraki ilk yenilenmesinin gerçekleştirildiği yani örgütlenme haklarından temel insan haklarına kadar pek çok maddeyi tüzüğe koydurttuğu ve evrensel değerlerde hukuk normlarında bir sosyal demokrat parti yapma arayışının belgeli hâle getirildiği dönemdir.
-O da Ecevit’ten kaynaklanan bir şeydi.
Sonuç itibariyle CHP cumhuriyetçi bir partidir. Cumhuriyetçi bir partinin sosyal demokrat bir partiye evrilme süreci kolay değildir.
-Bunu yaparken ‘halkçı’ kısmını çok unutmadılar mı?
Onu söylüyorum. Cumhuriyetçi bir partinin halkla birlikte emek yanlısı, asgari olarak sosyal demokrat ilkelere bağlı bir partiye dönüşmesi zor bir süreçtir.
-Kürt siyasetine dönersek o zaman siz Kürt siyasetini meclise soktunuz. Şimdi bir sağ parti Kürt açılımı yapmaya çalışıyor, CHP tam karşısında duruyor. Ne değişti?
Bir kere AK Parti’nin tepe kadrosunun, belki başbakan ve yakın çevresindeki bir grubun, küresel iklimi de görerek Kürt sorununu çözmek için iyi niyetli ya da aşırı bir cesaretle bir hamle yapma arayışında olduğunu kabul ederim.
Ne değişti dersek, üç şey değişti. İki kutuplu dünyanın değerleri üzerinden siyaset yapma anlayışı ortadan kalktı. Ya Amerika merkezli ya da daha kutuplu bir dünya tarif ediliyor artık. Özellikle sosyalistler, sosyal demokratlar bütün diğer siyasi eğilimlerden daha fazla bir eksen bunalımı yaşadılar.
-Eksen kayması…
Kayma denir mi bilmiyorum, ideolojik ve zemin sorunu yaşadılar. Zemin sorunu yaşanırken üç grup solcu ortaya çıktı. Halen enternasyonal sol olan küresel yani genel anlamda sınıfsal çatışmayı eksenine koyan işte ‘dünya işçileri birleşin’ söyleminin solun temel ekseni olduğunu düşünen bir grup. Diğer grupta ulusalcılar ortaya çıktı. Ve küresel ekonomik saldırıya karşı ulus devletler içerisindeki ulusun açmazını savunmaya çalışarak bir milliyetçi dalgalanmaya döndü bu. Bir de bugün Türkiye’nin başına bela olan liberal sol denen, benim ne işe yaradıklarını ve ne söylediklerini tam olarak kavrayamadığım bir grup var.
-Siz hangi gruptasınız?
Ben dünyadaki bütün varsıllık-yoksulluk sınıf hareketini önemseyen ama bir taraftan da Anadolu toprağına bağlı olan birisiyim. Yani yurtseverlik duygumu asla milliyetçiliğe dönüştürmedim, milliyetçiliği ilkellik olarak tarif ederim.
-2. gruba giriyorsunuz o zaman.
Hayır. Kendimi ulusalcı olarak tarif etmem; çünkü ulusalcılığın milliyetçilikle ilişkisi olduğunu düşünürüm. Birinci gruba daha yakınım. Birinci grup dediğiniz insanlar bu toprağın insanları idi. Bunlar 12 Eylül’den önce milliyetçi/ülkücü saldırıya karşı göğüslerini siper ettiler. 12 Eylül’de askerlere karşı bedel ödediler. Bunu 12 Mart’ta da böyle yaşadılar.
-Kürt açılımına dönersek…
Evet, CHP’nin içindeki seküler olan Kürt hareketi ortadan kalkınca, ortaya daha ulusalcı refleksler veren bir sol söylem çıktı. Milliyetçiliğe varan bir solculuk. Bunun sebebi hiç kuşku yok ki 12 Eylül darbesidir.
-27 Mayıs’ı diğerlerinden ayırıyorsunuz. İyi darbe-kötü darbe ayrımı mı yapıyorsunuz?
Hayır, yapmıyorum.
-27 Mayıs’ı nereye oturtuyorsunuz?
27 Mayıs olmasaydı Türkiye ya bir iç savaşa girecekti ya da ilk seçimde iktidar değişecekti.
-Bir sene sonra seçim vardı zaten.
Tabii, iktidar değişecekti. DP’nin de o zaman CHP’ye yönelik son derece saldırgan bir tutum içerisinde olduğunu, gazetecilerin içeri tıkıldığını ve giderek DP’nin bir tür otoriter rejimi tesis etmeye çalıştığını …
-CHP bu işin neresinde peki?
Neyin neresinde?
-Bu darbe ile ilgili eylemlerin, hazırlıkların, kışkırtmaların…
CHP hangi darbenin içinde oldu? Bütün darbelerin karşısındadır CHP.
-27 Mayıs döneminde ihtilalciler tarafından Savunma Bakanı Şemi Ergin’in emir subaylığına getirilen Adnan Çelikoğlu’nun anıları çıktı yeni. Orada da 1957 seçimlerinden önce İsmet İnönü’ye mesaj ulaştırıyorlar ‘darbe yapalım mı?’ diye. O da ‘Şu anda yapılmasın. Çünkü şu anda yapılırsa bizim adımıza yapılmış gibi olur, zaten seçimler var’ diyor.
Bu şöyle bir hâle geliyor. Sanki CHP Türkiye’deki rejimi korumak için askerle işbirliği yapan ve kimi çevrelerin vesayet rejimi dediği rejimin bir parçası imiş gibi oldu.
-Bunun tersini savunmak için ortaya koyacağınız verileri söyleyin.
Söyleyeyim. Bu meselede en ağır bedel ödeyen CHP’liler oldu. 12 Eylül darbesine kimsenin karşı durmaya cesaret edemediği dönemde Bülent Ecevit karşı durdu, 12 Mart döneminde Ecevit görevinden istifa ederek o zaman devleşen bir lider oldu, CHP özellikle 12 Eylül’de bütün kadroları ile çok ağır bedeller ödedi, bunlar belge.
-Siz bütünüyle Bülent Ecevit’i anlatıyorsunuz. Ecevit dışına çıktığınızda ne görüyoruz?
Bir parti, eğer 80 yıllık bir tarihi varsa, bugünkü AK Parti’nin on katından daha büyük bir yaş süreci yaşıyorsa, önce cumhuriyeti kurma sorumluluğu, arkasından tek partiden çok partili hayata geçme süreci, arkasından muhalefet etme deneyimini yaşama süreci… Ve Türkiye’ye yansıyan sol hareketlerin güçlenmesi ile birlikte kendisini merkez parti olmaktan sola taşıma süreci… Bütün bunları yaşarken hiç kuşku yok ki büyük sıkıntılar, savrulmalar yaşayacaktı. Siz bana ‘CHP’nin 80 yıllık tarihinin tamamına ve bütün siyasi figürlerine sahip çıkar mısın?’ deseniz böyle bir şey olamaz. Bu eşyanın tabiatına aykırı.
-CHP’de Baykal hâkimdi. Şimdi de Kemal Kılıçdaroğlu değil de Önder Sav var. İşte sabah bazı açıklamalar yapıyor, akşam olmadan sözlerini geri alıyor. İşte Dersim konusu… Radikal’deki başörtülü öğrencilerle ilgili açıklaması… Önder Sav ne derse o mu oluyor?
Cevabını vereyim. Bunun Aysever bunu dedi diye Aksiyon’da çıkması beni çok mutlu eder. Kılıçdaroğlu demokrat olduğu için tek adam değil, Erdoğan demokrat olmadığı için tek adam. İki, CHP’de Kılıçdaroğlu dönemi vardır. Çünkü Kılıçdaroğlu’nu ne CHP’nin delegeleri, ne üyeleri, ne de sadece CHP’liler getirmiştir. Delegenin de üyelerin de içinde bulunduğu Türkiye’nin halkı getirmiştir.
-Kılıçdaroğlu, daha çok medyanın adayı sanki.
Ya ne kadar haksız, nasıl bir önyargı. Bir kere Kılıçdaroğlu’nu halk bir seçenek haline getirmiştir. Önder Bey CHP’nin ve Türkiye’nin önünü açan bir karar vermiştir. Çünkü Kılıçdaroğlu halkın talebi ile buraya gelecekti, parti içi yapılanmada bunun gereken hamlesini Sav yapmıştır. Dersim meselesine gelince… Öymen ile ilgili olan meselede Kılıçdaroğlu geri adım falan atmadı. O, medyanın büyük bir yalanıdır.
-Yapmayın!
Yahu ben söylediği sözü biliyorum.
-Başörtüsü konusu, Necla Arat’ın itirazı…
Necla (Arat) Hanım’ın konuşmasını TV’den dinledim. Öyle demedi. Ama benim fikrimi soruyorsanız bir kere Necla Arat Hanımefendi’nin haddi değildir genel başkana bunu söylemek. Haddi değildir. Olamaz da. Yani Baykal döneminde Baykal’ın söylediği herhangi bir şeye zıt diyebiliyorlar mıydı? Ama bir taraftan da hoş bir şey vardır. Bizim gerçekten öyle bir genel başkanımız vardır ki parti içi demokrasi özgürlükler ölçeğinde cereyan etmiştir. Ben de TV’de türbanlı kızlar okula gidecek dedim. Toplumsal mühendislik bittiği zaman zaten bu sorun ortadan kalkacaktır. Türkiye’de türban sorununu çözebilecek tek parti vardır o da CHP’dir.
-Bunu sorun haline getiren herhalde sağ zihniyet değildir. Parti Meclisi’nde ne yapacaksınız?
Parti Meclisi’nin ben o kadar işe yarayacağını pek sanmıyorum ama inşallah olur. Türbanlı kızlarla ilgili şunu yapacağız. Önce bize oy verecekler. İktidara geleceğiz. CHP iktidarında korkuların ortadan kalktığını görünce insanlar, türbanlı kızların da zaten fiili olarak okullara girme engeli ortadan kalkacak.
-İzmir il örgütüne gelelim. En son orası kalmıştı, Önder Sav bastırdı istifa ettirdi. Sav, partinin hâkimi şu anda.
Önder Sav’ın partiye bu anlamda hâkim olması iyidir.
-Erdoğan bunu yapınca antidemokratik, Kılıçdaroğlu demokrat oluyor. Şimdi Sav antidemokratik olmuyor mu!
Önder Sav CHP’nin mevcut tüzüğü gereği, Kılıçdaroğlu’nun bilgisi dahilinde CHP’nin yeni dönemini hazırlamakla görevli olan bir genel sekreterdir. Yani bütün bu olup bitenlerden Kılıçdaroğlu’nun haberi vardır. İki, Kılıçdaroğlu kurultay konuşmasında iki şey vaat etti.
-Kılıçdaroğlu niye kendisi yapmıyor da ‘haberi var’ diyorsunuz.
Hayır, onun talimatı ile olmuştur. CHP’de hiçbir şey genel başkanın talimatı dışında olmaz. Geçmişte de böyle idi. Şimdi değişen bir şey yok. Kılıçdaroğlu’nun talimatı ile olmuştur bunlar.
-Olmuştur, ihtimal yani.
Oldu. Yani onu bilemem, ben içini biliyorum.
-Baykal dönüş hazırlığı yapıyor herhalde.
Demokrasi içerisinde partide örgütlenme hakkı vardır. Benim duyduğum bir şey yok. Baykal da bence CHP’nin iktidar olmasını istediği için göreve talip olmayacaktır. Çünkü Kılıçdaroğlu Türkiye’de CHP’yi iktidar yapacak.
-Kendinize ne kadar ömür biçiyorsunuz CHP’de?
Ben Kılıçdaroğlu’nun, sosyal demokrat, halkçı ve Türkiye’deki sınıfsal siyasete de vurgu yapan siyasetine olanak sağlandığı sürece CHP’de kalırım. Bana diyebilirsiniz ki Kılıçdaroğlu önümüzdeki dönem güçlü bir siyasi iktidar alternatifidir ve başbakan olacaktır. Ben onun yanında dururum. Dersiniz ki yüzde 10 barajının altında kalır, tasfiye olur, gider. O zaman ben de onunla giderim.
-CHP’de kırmızı çizginiz nedir? Ne olursa ayrılırsınız CHP’den?
Niye benim CHP ile bağımı koparmamı istiyorsunuz! Benim sadece CHP’ye yönelik değil, her türlü siyasi yapılanmaya yönelik kırmızı çizgilerim vardır.
-Nedir mesela?
Ben sınıfsal anlamda yoksul sınıfların, Türkiye’deki çalışanların aleyhine olacak hiçbir hamlenin içinde olmam, bir. Olabildiğince Türkiye siyasetinin demokratikleşmesine katkıda bulunacak bir yapının içinde bulunmak isterim, iki. Türkiye’de milliyetçiliğin ilkellik olduğunu kabul eden bir anlayışın içerisinde olmak isterim, üç.
-Gerçeklere dönersek…
Gerçekleri söylüyorum. Bunların hepsi için mücadele edeceğim. Şimdi gerçekleri söyleyeyim. Kılıçdaroğlu’nun bütün seçim kampanyası halkın iktidarı ve sınıfsal mücadele üzerine oturdu mu oturmadı mı?
-Yani içi dolu tam bir şey vermedi bana. Söylüyor, geri adım atıyor hep.
Sınıfsal hangi konuda geri adım attı?
-Söylediğinin arkasında durmuyor.
Bir dakika. Kılıçdaroğlu, halkın iktidarı, halkçı iktidar diyecektir, varsıllık-yoksulluk ekseninde bir kampanya yürütecek.
-Bunlar 80 yıldır hep söyleniyor. DP ‘söz milletin’ diyerek gelmişti mesela.
Ya DP iki yüzlü bir organizasyon, ben ne yapayım ona. Bunlar kapitalist partilerdir. Halkı kapitalizmin uyuşturuculuğu içerisinde…
-CHP gelince İş Bankası’ndaki hisselerini halka mı dağıtacak yani?
Orada da bir yanlış bilgi var. CHP, İş Bankası’nın yönetiminde falan etkili değildir. Ben CHP gelecek ve Türkiye’deki rejimi değiştirecek demiyorum ki.
-Ergenekon için ‘bu yapıya inanıyorum’ dediniz. Sizi bu yapıya inandıran şeyler nelerdir?
Türkiye’de derin devlet tipi örgütlenmelerin olduğunu her dönemde biliyoruz. ETÖ diye iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü gibi örgütlenmelerin olup olmadığını mahkeme ortaya koyacak. Dolayısıyla ben o konuda spekülatif bir değerlendirme yapmak istemem. Benim temel kanaatim şudur. Türkiye’de Susurluk sürecinde de gördük ki derin devlet türü örgütlenmeler olduğu, özellikle Kürt bölgesinde inanılmaz infazlar yaptıkları ve infazların sonucunda da toplumsal bunalımı, ayrışmaları doğuracak birtakım çatışma iklimi yaratıldığına yönelik hiçbir kuşkum yok. Bu bir. Türkiye’de her zaman askeri darbe isteyenler ya da darbe yapmak için çeşitli eylemler yapan insanlar olduğuna yönelik bir kuşkumuz yok; iki. Fakat bu, Ergenekon iddianamesinde olduğu gibi çok geniş, uzun uzun yazılmış olan ve hukuk yöntemi itibariyle de yöntemsel olarak da problemli gizli tanıklara dayanan ve insanlara çamur at izi kalsın türünde kimi bölümleri de olan, telefon dinlemelerine dayanan, insanların neredeyse bütün hayatını gözaltında bulundurdukları gibi bir duygu uyandıran bir dava sürecinin sağlıklı işleyen bir dava süreci olmadığını düşünüyorum. Davaya kamuoyu desteğini sağlamak için tutukluluğun hükümlülüğe dönüştürülmemesi gerekir. Ben bunu Türkiye’deki bütün sanıklar için istiyorum.
-Partiniz Ergenekon sürecine inanıyor mu?
Ben kendi payıma demin söylediklerimin partinin genel anlamda da çizgisi olması gerektiğini düşünürüm. Ergenekon tipi örgütlenmelerin, iddia edildiği tipte derin devletin içindeki örgütlenmelerin, soğuk savaş anlayışı ile teröre yönelik mücadele veren kirli, şer odaklarının olduğuna her zaman inanmışımdır. İnanırım. Bundan zarar görmüş olan CHP’liler de herhalde böyle bir şey yoktur demezler. CHP’liler her zaman derin devlet tipi mücadelede ön safta olmak zorundadırlar.
-Geçmişte öyle algılanmadı ama.
Bunun dışına çıkmış olanlar olabilir. Ama burada mesele şu. Mustafa Balbay mesela. Ben Balbay’ın ne yaptığı ile ilgili değilim. Ona hukukçular karar verecek. Kuddisi Okkır’ın içeride bu türden can çekişerek ölmesi… Generalleri habire bırakıyorlar. General olamayanlar bırakılmıyor. Şimdi bunu tartışmak lazım.
-Kayseri’de bir hipnozcu yarbay olayı da oldu. Ceza da aldı.
Sizde eleştirmek istediğim bir şey var. Benim verdiğim örneklerin hepsine bir kontra örnek veriyorsunuz. Ben size diyorum ki ortaklıkları kuralım.
-Okkır’ı dile getirirken bu hipnozcu yarbay olayını da gündeme getirmenizi beklerim.
Ya hangi olay bu?
-Kayseri’de hipnozla ifade aldı.
Öyleyse iğrenç bir şey. Ya böyle bir şey olabilir mi?
-HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısının değişmesi neden bu kadar kaygılandırıyor bir kesimi?
Çünkü AK Parti korkutmuş insanları. O yüzden kaygılandırıyor. Yurttaş olarak pakette evet diyeceğim maddeler var, hayır diyeceğim maddeler var. Referandumdan sonra biz nasıl bir anayasa hayal ettiğimizi açıklayacağız.
-Sanki muhalefet etmek her şeye muhalefet etmek demek. Dün Kürt raporu açıkladı CHP, bugün işte açılıma karşı. Sonra anayasa değişikliği yapıyor AK Parti, CHP ona da karşı çıkıyor. Şimdi diyorsunuz biz de anayasa paketi hazırlayacağız.
Olur mu? Ben 40 günden sorumluyum. 40 günde yaptığımız iyi şeyleri konuşalım.
-Referanduma hayır için siyasi olmayan üç tane neden söyler misiniz?
Siyasi olmayan neden olmaz. Bu siyasi bir oylama zaten. Birinci neden, halk neyin oylandığını bilmiyor. İkinci neden, yöntemsel olarak aslında parlamentonun işini konunun tarafı olmayan halkla çözmeye çalışıyorlar. Üç, bugün erken seçim iklimi doğmuştur. Keşke referanduma gideceğine herkes gelecek dönemde neler yapacağını ortaya koysun seçime gidelim deseydi AK Parti. Türkiye, AK Parti’den dolayı aşağı yukarı her konuda siyah ve beyaz olarak ikiye ayrılmış.
-Referanduma kadar Türkiye’de terör neden artar? Artacağını söylüyorlar çünkü.
Terör eğer artarsa onu yapanları, bütün partiler, en sert biçimde ve ortak bir dilde lanetlememiz gerekir. Çünkü terör bu tarz durumlardan nemalanmak ister. AK Parti’yi terör baskısı ile kıskaca almak, oradan sıkıştırmak isteyenler olabilir. Bu, dediğiniz gibi terör örgütü kanalı ile olabilir. Başka odaklar noktasında olabilir. Biz CHP ve demokrasiye inanan insanlar olarak bu saldırıların hiçbirini AK Parti’ye yönelik değil, demokrasiye ve cumhuriyete yönelik olarak algılamamız gerekir. Orada AK Parti ile aynı saftayız. Terör ne amaçla olursa olsun lanetlenmelidir.
-Parti Meclisi’nden sonra CHP’de hedefiniz nedir? Vekillik falan…
Benim böyle bir hedefim yok. Yazar adamın en büyük hedefi iyi roman yazmaktır. İkinci romanımı da bir ay sonra yayınlayacağım. Yazarlar parlamentoda tatmin olacak adamlar değildir. Parlamentoda konuş konuş ondan sonra Allah selamet versin.
-Nedir romanın konusu?
Adı ‘Bir İhtimal Daha Var’... 21. yüzyılın temel travmasının, herkesin bir diğer hayat hayali olduğunu düşünüyorum. Türkiye’deki bütün hayatlar, yani zevk-u sefa içerisinde olanlardan yoksullara kadar herkes yarım kalmış bir hayat yaşadığını düşünüyor. Keşke bir şansım daha olsun diye geçiriyor.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||