|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
SPOR

Bursaspor Devrimi!

24 Mayıs 2010 / NECATİ KOLA
Türk halkı, yarım asırdır siyasete yapılan darbeleri, asıl yeşil sahalarda bekliyordu. Ertuğrul Sağlam’lı Bursaspor, nihayet bu ihtilali yaparak “Anadolu’dan şampiyon çıkmaz” anlayışına son verdi.

Uzun yıllar ‘tek parti’ zihniyetiyle yönetilen, çok partili hayata geçişin ardından kısa bir süre için (1950-1960) ‘demokrasi’ye kavuşan Türkiye, 50 yıldır darbe ve muhtıralarla yaşıyor. Her 10 yılda bir, güya ‘kurulu düzeni’ korumak ve kollamak adına, bu yollara başvuruluyor. Halkın içinden çıkan siyasetçilerin iktidar olmasına ya da uzun süre iktidarda kalmasına müsaade edilmiyor. Eskiden her darbeye, her muhtıraya boyun eğilirdi; fakat son yıllarda durum değişti. Muhtıralara karşı bildirilerle cevap veriliyor, darbeciler yargılanıyor, toplum vesayetçi anlayış karşısında dik duranlara büyük destek veriyor.

Ülke futbolunu da Türk siyasetinden ayırmak mümkün değil. 1959’da başlayan lige baktığımızda, ilk yıllarda ‘tek kent’ hâkimiyetini görüyoruz. Futbolun Anadolu’da henüz kök salmadığı o dönemde 1. Lig takımlarının çoğunu İstanbul kulüpleri oluşturuyor ve şampiyonluklar G.Saray, F.Bahçe, Beşiktaş arasında paylaşılıyor. 70’li yıllarda İstanbul büyüklerine Eskişehirspor tarafından muhtıra veriliyor; ama bu, kurulu düzeni yıkmaya yetmiyor. Sonra Trabzonspor sahneye çıkıp Türk futbolundaki ilk ihtilali gerçekleştiriyor, yerli teknik adamlarla 6 kez şampiyon oluyor, 1. Lig’de yaklaşık 10 yıl süren farklı ve renkli bir dönem yaşanıyor.

1980’lerin ortalarından itibaren hâkimiyet yine İstanbullu üç büyüklerin eline geçiyor. Çeşitli dönemlerde Samsunspor, Kocaelispor, Gaziantepspor, Gençlerbirliği ve Sivasspor gibi takımlar, İstanbul takımlarına karşı ciddi muhtıralar veriyor; fakat Türk futbolunu yönlendiren vesayetçi anlayış, her seferinde “Boşuna uğraşmayın. Trabzonspor’un şampiyon olduğu dönemle şimdiki dönem bir değil. Bundan sonra Anadolu’dan bir şampiyonun çıkması imkânsız.” diyerek umutları suya düşürüyor. Bu takımlar son haftalarda çeşitli sebeplerle şampiyonluğu kaçırınca da bilinçaltına pompalanan anlayış ister istemez güçleniyor.

Şampiyonluğu son haftalarda kaçıran son Anadolu takımı, geçen yıl Sivasspor olmuştu. Acaba bu sezon da bir Anadolu takımı çıkıp Sivasspor’un yükselttiği çıtayı daha yukarıya taşıyabilecek miydi? Bu takım, Bursaspor olabilir miydi? Zira Ertuğrul Sağlam, 2 Ocak 2009’da Bursaspor ile üç buçuk yıllık sözleşme imzaladığında, hedeflerinin büyük olduğunu, en geç 2011-12 sezonunda şampiyon olmak istediklerini belirtmiş ve 2008-09 sezonunun ikinci yarısında elde ettiği sonuçlarla da bunu başarabileceğini göstermişti.

Yeşil-beyazlı takım, bu sezonun başlarında genel itibarıyla iyi sonuçlar alıyordu ama kimse şampiyon olacağına, en azından şampiyonluk için mücadele edeceğine inanmıyordu. Ta ki ligin ikinci devresinde Şükrü Saracoğlu Stadı’nda oynanan F.Bahçe-Bursaspor maçına kadar. Çünkü o maçta Ertuğrul Sağlam yönetimindeki Bursaspor, 2-0 geriden gelip güçlü rakibini hem de kendi evinde 3-2 mağlup etti. Bu sonuçla Timsahlar, 46 puanla ikinci sıraya yükseldi. Lider G.Saray ile arasında sadece bir puan fark vardı. Nitekim Ertuğrul Hoca da şampiyon olduktan sonraki demeçlerinde bu maça vurgu yaptı: “Şampiyon olacağımıza, 3-2 kazandığımız F.Bahçe maçından sonra inandım.”

Evet, Bursa’nın plaka numarasıyla hatırlanacak 16 Mayıs 2010 Pazar günü, Türk futbolunda bir devrim yaşandı. Yeşil sahalarda hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı; artık ‘kral çıplak’tı. Ve bu sonuç, gönüllerin ittifakıydı. G.Saraylısı, Beşiktaşlısı, Trabzonlusu, Sivaslısı, G.Anteplisi, Antalyalısı, Vanlısı, Muşlusu, Bursaspor’un bu başarısına kendi takımları şampiyon olmuş gibi sevindi. Hatta birçok F.Bahçeli, kendi takımına üzülse bile Bursaspor’un tarihî başarısını saygıyla karşıladı.

Bu başarıda en büyük pay, herkesin ittifak ettiği gibi, Teknik Direktör Ertuğrul Sağlam’ındı. Sağlam, sadece takımın değil, kentin de kenetlenmesini sağladı. Doğru metot ve strateji ile hedefe ulaştı.

Genç teknik adam, aslında tüm bunları yıllar önce planlamaya başlamıştı. Ertuğrul Sağlam ile ilk röportajımı bundan 14 yıl önce yapmıştım. 1996’nın kasım ayı idi. O zamanlar Beşiktaş formasını giyen genç bir futbolcuydu. Bir idman sonrası Fulya Tesisleri’nin hemen karşısındaki Ihlamur Kasrı’nın bahçesinde keyifli bir sohbet gerçekleştirmiştik. Profesyonel futbolcuların askerliklerinin 33 yaşına kadar ertelenmesi uygulaması yoktu o zamanlar. Millî futbolcu, hem askerlik yapıyor hem futbol oynuyor hem de okuyordu. Tezkeresine de az kalmıştı. Röportajımızın asıl konusu, ‘futbolcu’ ile ‘tahsil’ kavramlarının kolay kolay bir araya gelmediği ülkemizde onun Sakarya Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümü’nde yüksek lisans yapmasıydı. Aksiyon’da ‘Futbolun profesörü olmaya kararlı’ başlığıyla yayımlanan röportajda “Türkiye’de tahsil ortalaması düşük bir futbolcu profili var. Siz ise yüksek lisans yapıyorsunuz. Neler söyleyeceksiniz?” şeklindeki sorumuza şu cevabı vermişti: “Türk futboluna hizmet edeceksem öğreneceğim çok şey olduğuna inanıyorum. Hem akademik kariyerim açısından hem de kendimi bilgilendirme açısından böyle bir olaya giriştim. İnşallah alnımın akıyla çıkarım. Öğrenmenin yaşı ve sınırı yok. Madem bu işe giriştik, profesörlük neden olmasın?”

Ertuğrul Sağlam, üç-dört yıl daha futbol oynadıktan sonra Beşiktaş’tan mutsuz bir şekilde ayrıldı. Bir sezon başında Avrupa’da hazırlık kampındayken kendisinin Samsunspor’a verildiğini öğrendi. Hiç fikri alınmadan böyle bir karar alınmasına üzülmüştü. Eski takımı Samsunspor’da üç yıl daha forma giydikten sonra antrenörlüğe başladı. İlk tecrübelerini Samsunspor’da Gigi Multescu ve Erdoğan Arıca’nın yanında yaşadı. Ardından bir süre takımı tek başına çalıştırdı.

Sonra Kayserispor ile anlaşıp ilk çıkışını burada yaptı. Kayserispor, onun sayesinde tarihinde ilk kez Avrupa kupalarına katıldı. UEFA Kupası’nda Hollanda’nın AZ Alkmaar takımına son anda elendi. Kayseri’deki rövanş maçından bir gün sonra, yani 29 Eylül 2006’da kendisiyle bir kez daha sohbet etmiştik. Konu yine eğitime gelince şunları söylemişti: “Ben futbol oynarken aynı zamanda 4 yıl üniversite okudum, 3 yıl master yaptım. Sırf ileride iyi bir teknik direktör olmak için. Hakikaten şimdi çok faydasını görüyorum. Bir teknik direktörün anatomiyi, spor fizyolojisini, spor psikolojisini, antrenman tekniklerini çok iyi bilmesi gerekiyor. Şimdi baktığım zaman işime yarayan birçok bilgiyi almışım o zaman.”

Kayseri’yi çalıştırırken UEFA da fark etmişti kendini büyük başarılara hazırlayan Ertuğrul Sağlam’ı. UEFA’nın Ocak 2006 sayılı dergisi Champions, Sağlam’ı, ‘Gelecek Vadeden 20 Teknik Adam’ arasında göstermişti. Üstelik bu isimler arasında en genci o idi. Sağlam, 39 yaşındayken Beşiktaş’ın başına geçti. Siyah-beyazlı takımı bir buçuk yıl kadar çalıştırdı. Beşiktaş, UEFA Kupası’nda Ukrayna’nın Kharkiv takımına elendikten sonra istifa etti. Çünkü yönetim, o görevdeyken hoca aramaya başlamıştı. Tribünler onu, ‘Adam gibi adam, Ertuğrul Sağlam’ tezahüratıyla uğurladı. Bu tezahürat, tarihe geçti.

Bir süre dinlendikten sonra 2008-09 sezonunun devre arasında Bursaspor’dan gelen teklife üç buçuk yıllığına ‘evet’ dedi. Çünkü Bursaspor; taraftarıyla, camiasıyla, şehriyle, mazisiyle, büyük hedeflere ulaşılabilecek bir kulüptü. Sağlam’ın en büyük hedefi şampiyonluktu ve bu hayali de 2011-12’de gerçekleştirmeyi planlıyordu. Fakat Bursaspor, tarihe iki yıl erken geçti. Fair Play Ligi’nde de G.Birliği ile zirveyi paylaşan Bursaspor, önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi’ne direkt katılıp büyük kazançlar elde edecek.

Sonuç olarak, bundan sonra ‘5. büyük’ olarak adlandırılacak Bursaspor, teknik heyetin, futbolcuların, yönetimin ve kentin yoğun gayretiyle 16 Mayıs’ta bir ihtilal gerçekleştirdi. Bundan sonra artık “Anadolu’dan şampiyon çıkmaz” yalanının arkasına sığınılamayacak, futboldaki kurulu düzene boyun eğilmeyecek… Bir Anadolu takımını şampiyonluğa koşturanlar, herkesten büyük destek görecek.