ABD gençliği üzerine yapılmış ve istatistikle psikiyatrinin birlikte çalıştığı ilmî araştırmaları konu alan aynı adlı kitap bir dönem ilgi toplamıştı. Jean M. Twenge imzalı eser, özgüven adı altında pompalanan egonun varacağı tehlikeli limanları anlatıyor. Ama konumuz o değil. Zaten her fırsatta egosuna hava pompalanan fertler olarak bir de mesleklerimizin gazına geliyoruz. Benliklerimizin şişirdiği yetmiyormuş gibi kartvizitlerimizle hepten uçuşa geçiyoruz. Aslında kainatın esrarını çözmek için elimize tutuşturulan anahtarı, ‘ene’yi istismar ediyoruz. O ölçü ve mikyasla kendimizi, çevremizi anlamamız gerekirken psikolojik sorunlar yumağına düşüyoruz. Narsisizmden, kaygı ve depresyon gibi uçlara savrulup gidiyoruz.
Bu hafta Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın benzetmesiyle cildimiz değil elbisemiz olan meslekler ve onların egomuza kattıklarını masaya yatırıyoruz. Elbette elbisesini derisi zannetmeyenler vardır ve bazı mesleklerde çoğunlukta da olabilirler. Fakat bizim sözümüz ikinci kısma, yani üniformasını, kimlik kartını gerçek bir değer sananlara. Hadi gazetecilerden başlayalım: Fotoğraf makinesini silah gibi taşıyanlar yok mu? ‘Her şeyi bilirim’ havasında, karşılaştığımız bütün sorularla ilgili bir şeyler söylemiyor muyuz? Bilmiyorum kelimesi kaç gazetecinin lügatinde hâlâ yer alıyor? Devlet dairesinde işlem yaptırırken basın kartını insanların gözüne sokmak için bahaneler üretmiyor muyuz? Beyaz önlüğü içinde ‘paşa da olsan başbakan da elime düşersin’ cakası satan doktorlar var değil mi? Şifayı bizzat verdiğini vehmedenler az mı? Ya din adamları arasında kendini hesap meleği ya da cennet pazarlamacısı görenler… Hele medyatik hâle gelmişse iyice istikametten uzaklaşanlar… Bizim dışımızdaki herkes vatan hainidir diyen askerler… Üniformanın içinde insanlığını yitiren polisler… Asistanları dâhil kendileri dışındakileri ikinci sınıf gören akademisyenler…Normal vatandaşlarla muhatap olmayı zül sayan yargıçlar…Liste böylece uzayıp gidiyor.
O ben var ya ben, o aslında yok gibi bir şey; vehmin gölgesi kadar mevcut. Biz o vehme ve gölgeye dünya inşa etmeye kalkıyoruz. Hayal kırıklığı muhakkak ve mukadder.