16 Haziran 2001 / NECLA POLAT,
Çok yükseklerdesiniz, gözünüzde alabildiğine dağ manzarası. Tepeye ulaşana kadar zirve sizin için ulaşılmazdı, çıktığınızda "İşte buradayım" diyorsunuz. Aklınızda bu seyahati planladığınız günlerde yaşadığınız heyecanın görüntüleri, dilinizde zaferin tadı.
Bir serüveni sona erdirebilmenin tadı hep aynı, türü değişik. Bu, yaşam standartlarına ve özel zevklere bağlı bir şey. Ama bana sorarsanız, yükseklik sarhoşluğu ayrı bir olay, maceraya yatkın kimselerin kolay kolay gözardı edemeyeceği bir deneyim.
Doğa sporlarını yükseklik tutkusu ile harmanlayan ilginç bir sporcu var karşımızda. Rafting, dağcılık, trekking, mağaracılık, kampçılık gibi adrenalin saporlarını hayatının tümüne yaymış bir adam: Tunç Fındık. 1993'ten beri profesyonel dağcı ve milli sporcu. Türkiye Dağcılık Federasyonu ile yüksek irtifada tırmanışlar yapmış. Bulgaristan, Kırgızistan, Kazakistan, Kafkasya vb. daha birçok ülkede, daha doğrusu dağ sitelerine tırmanış yapmış. Onun dışında AKUT'ta Ankara Operasyon Birim Sorumlusu. Dağ kurtarmalarına katılıyor. Bilkent Üniversitesi'nde spor bölümünde yine dağcılıkla ilgili dersler veriyor ve bütün bunların haricinde Türkiye dağları ile ilgili olarak rehberkitap yazıyor, çeviriler yapıyor. Türkiye'de dağcılığın düşünsel yönü oturmadığı için Türkçe dağcılık rehberini hazırlamaya özel ihtimam gösteriyor. Fırsat buldukça Türkiye'deki favorisi olan Aladağlara gidip birkaç zirve yapıp geliyor. Her işte parmağı olan bu adam bunların hiçbiri yetmezmiş gibi 'Dünyanın Damı'na yani Everest'e güney rotasından tırmanan ilk Türk dağcı oluyor. Onun beş kollu ve beş ayaklı olduğunu sanmanız gayet doğal, ama yanıldınız, o bizden biri. "Ben de Everest'i daha önce kitaplarda okuyordum ve bir gün buraya tırmanabilecek miyim diye kendi kendime soruyordum. Çünkü siz bir dağcı olarak çok iyi olmalısınız, finansal desteğiniz çok iyi olmalı, kararlılığınız çok yüksek derecede olmalı ve en önemlisi de 'Başarılı bir erkeğin arkasında mutlaka zeki bir kadın vardır' sözünü hatırlamalısınız."
Tunç Fındık, Meteksan Sistem'in sponsorluğunda üç etaptan oluşan zirve tırmanışları gerçekleştiriyor. Oluşturulan proje çerçevesinde mevsimsel şartların uygunluğu gözönünde tutularak, önce Türkiye'nin en yüksek zirvesi Ağrı'ya, 11 18 Şubat tarihleri arasında bir haftalık bir tırmanış gerçekleştirmiş. 5165 m. yükseklikteki dağa tırmanışta hava şartları çok iyi değilmiş. "Kış tırmanışlarında çok zorlanabiliyorsunuz çünkü, Ağrı Dağı kışın vahşi bir dağ oluyor. Mevsimsel sertlik çok belirginleşiyor. Fakat yazın Ağrı'ya tırmanışlar çok kolay oluyor. İklim koşulları çok yumuşak olabiliyor." İkinci etapta ise dünyanın en yüksek zirvesi Everest'e 15 Mart1 Haziran tarihleri arasında tırmanışını gerçekleştirmiş. Son olarak da 15 Temmuz15 Ağustos tarihleri arasında Alplerin Mart Blanc rotasını izleyerek daha önce ilk defa 1961'de tırmanış gerçekleştirilen 700 m.lik Freney Duvarı'na tırmanacak ve yine bu zorlu kayayaya tırmanan ilk Türk dağcı olacak.
'Dünyanın Damı'na tırmanış çok da kolay değil, ne kadar profesyonel olsalar da dağcıların başına birçok tehlike gelmesi olası. "Everest'e tırmanırken, vücudunuzun yüksek irtifaya uyum sağlayabilmesi gerekiyor. Biz bunu sağlayabilmek için, ana kamptan hariç zirveye doğru tırmanırken dört kamp daha kurduk ve 8 bin m.lerden sonra alışma süresi için daha fazla zaman harcadık. Ve ayrıca Everest gibi yüksek dağlar büyük riskler içerebilmekte. Çığ düşmesi, kaya düşmesi, kötü hava, Türkiye'de olmayan, yüksek dağlar üzerindeki buzulların kendine has tehlikeleri sizi bekliyor. Bunlar büyük sorun yaratabilir. Ama tecrübe ve biraz da şansla atlatılabilir de."
Dağ izin verir dağcıya...
Tunç Fındık'a göre bu söz kesinlikle doğru. "Zirveye ulaşmanızın ya da tırmanışın bir garantisi yok. Günlerce kar yağar büyük çığ tehlikesi oluşur, dağda biriken kar nedeniyle, kamptan bir adım öteye gidemezsiniz. Ya da Everest'in iyi dönemlerinde hava çok açık, çok güzel olur ve bir günde 100 kişinin, 125 kişinin dağın zirvesine ulaştığı görülür. İnsanlara, şansınıza ve havaya bağlı, çok değişkeni olan bir denklemdir bu."
Everest'e tırmanışlarda amatör dağcılar, çok yüksek rakamlarla rehber tutup tırmanışı yapabiliyorlar. Fındık ve katıldığı ekip ise tırmanışı rehbersiz gerçekleştirmiş. "Bizim tırmanışımız tamamiyle dağcılığın etiğine uygundu. Ben tırmanışı uluslararası bir ekiple gerçekleştirdim. Amerikalı, Kanadalı arkadaşlar vardı; tabii bir de Nepalli, Şerpa dediğimiz kişiler. Zirveye 23 Mayıs'ta bizim ekipten olmayan bir Amerikalı ve iki Şerpa ile vardım. Tırmanışa gece dokuzda başladık. Yıldız ışığı ve kafa lambalarının ışıkları ile dağda gece yol aldık. Zaten orada saat 4'te gün doğuyor, yolunuza devam edip, erken zirveye varıp erken aşağı iniş yoluna geçmek zorundasınız, çünkü inerken de sizi uzun bir yol bekliyor." Fındık, 7 bin 500 metrelerden sonra oksijen maskesi kullanmaya başladığı tırmanışında zirveye vardığında 'Dünyanın Damı'nda sadece 45 dakika kalabilmiş. "Bana kalsa daha fazla kalabilirdim ama insan vücudu için de bu zararlı. Çünkü orada oksijen deniz seviyesindekinin yüzde otuzu kadar. Ayrıca 8 bin 900 m.yi düşünürseniz bir jet uçağının uçtuğu yükseklikten daha fazla."
Dağa inmek mi zor, çıkmak mı? "Aslında tüm tırmanışların kendine has sorunları var, üstesinden gelinmesi gereken. Ama iniş apayrı. Zirveye ulaşmaktaki konsantrasyonunuz olmuyor, yoruluyorsunuz, motivasyonunuz azalmış oluyor. Enerjinizi korumak ve kendinizi sağ salim aşağı ulaştırmak zorundasınız. Dağcılar için faaliyet en son yerleşim yerinde başlar ve tekrar oraya geri dönüldüğünde biter, yani o aradaki herşey azami dikkat gerektirir. İnişte ölen insan sayısı dağlarda çok fazladır, çünkü çıkışta daha dikkatlisinizdir. İnişte gardınızı asla düşürmemelisiniz."
Profesyonel dağcının aklında olan daha birçok proje var. Avrupa'dan Çin'e kadar uzanan, Türkiye'yi, İran'ı, Kafkasya'yı, Hindistan ve Pakistan'ı kapsayan, Nepal'in olduğu Everest'e kadar devam edip, kuzeyde Rusya'yı da içine alan AlpHimalaya dağlarında yeni tırmanışlar yapmayı planlıyor. Bununla birlikte bu yerlerin yerleşik kültürünü de inceleyip, bu birikimleri mali kaynaklara da dayanarak, belki bir kitap ya da belgesel haline getirmek istiyor. Dünyanın değişik yerlerinde, farklı kıtalarda, kaya, buz ve yüksek irtifa tırmanışları yapmayı düşünüyor.
"Bu sponsorluk olmasaydı böyle bir hayali gerçekleştiremezdim" diyor Fındık. Dağcılık kariyerine bu kadar işi sığdırabilmiş bir profesyonel için bile bu hayal olabiliyor çünkü belli bir birikimin yanında sağlam bir finansör olmadan bu iş asla yapılamıyor. "Türkiye'de tırmanırsınız ama yurt dışına gitmek uçak parası, tırmanış malzemeleri vs. bunları cebinizden karşılamanız mümkün değil. Bu benim adıma Meteksan Sistem'in yardımlarıyla oldu." Fındık, kendisi için Everest tırmanışının daha sonraki projelerinde sponsorluk bulmada referans olabileceğini düşünüyor.