|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
SPOR

3. Fatih'i fazla beklemeyeceğiz

25 Kasım 1995 / NECATI KOLA
Babası adam olacağını biliyor fakat bu kadarını da beklerniyordu. Fatih Terim de, fakir olmalarına rağmen, hayattan o kadar karamsar değildi.
Ne de olsa Allah, her canlının rızkını veriyordu. Fatih Terim günün birinde öyle bir adam oldu ki, tüm Türkiyf} onunla gurur duyd'{t; Arkadaşları onu; alamayacağı birşeyi kesinlikle istemeyen, istediği birşeyi canı pahasına da olsa alan biri olarak tanıtıyorlar. Fatih 'in şu andaki isteği, İngiltere'de en iyi sonucu alabilmek. Biz de alacağı kanaatindeyiz zaten

Daima 'Hocam' ya da 'Hacı' diye hitap ederim. Fatih benim, önce lwder arlwdaşım, can yoldaşım, sonra oğlum. Onun kısmeti doğarken açıldı. Doğarken bile 15 dakikada doğdu. Uykuyu çok sever, çok uyurdu. 7 yaşından beri bana ikstek olmaya çalıştı devamlı. Onu çok seviyorum. Allah'a çok şukrediyorum. Hayırsız çıksa ne yapabilirdim ki? Adam olacak diyordum ama, böyle olacağını ummuyordum. 6 yaşında okula başladı lwyıtsız olarak. Başarılı olunca da hemen lwydını yaptılar. Devamlı büyüklerle oynardı mahallede. Emeği geçenlerden Allah razı olsun!

Bu sözler baba Talat Terim'e ait. Oğlunun başarılarına herkesten çok sevinen o. Şu anda ondan bahtiyar baba da yok Türkiye'de. Bahtiyar olmasına bahtiyar ama, 'Oğlun sana bakıyor mu, gelip gidiyor mu, arayıp soruyor mu?' türündeki sorulardan da çok rahatsızlık duyuyor. Oğlum bana asla vefasızlık etmez, demeyi de ihmal etmiyor.

Talat Terim, belediye emeklisi. Politikadan asla hoşlanmıyor, politikaya bulaşmak da istemiyor. 'İktidar olduğunda varsın, olmadığın zaman yoksun. Beş tane belediye başlwnı eskittim, ama ben eskimedim. Politilwyla ilgim yoktu, bana topçu derlerdi' diyor. Fatih Terim'in de politikaya girmesine kesinlikle karşı. Bunu da şu sözleriyle kesin olarak belirtiyor: 'Ben sağ olduğum müddetçe o politikaya girem ez'. Oğlunu da §Öyle tarif ediyor Talat Terim: 'Zeki, çalışkan, iyileri unutmayan, kötüleri unutan...'

Anne Nuriye Terim de, bir taraftan sohbete kulak vermeye çalışırken, bir taraftan da televizyon kanallarını karıştırarak oğlunu bulmaya çalışıyor. Bir ara o da sohbete ortak oluyor; 'Oğlum benim çorbama ve dolmama bayılır. Adana'ya her gelişinde sadece çorba ve dolma yapmamı ister. İstanbul'a giderken de, tencere dolusu dolma yaparım, onu götürür.' Söz dolmadan açılınca, Talat Terim de Nuriye Hanım'ın dolmasını övmeden edemiyor: 'Diğerlerinin yaptığı dolmalar, kocaya kaçacak kızın bohçasına benziyor. Ama bizim hanımın yaptığı dolmayı onuncu kattan atsan açılmaz. '

ŞINASI HOCA: ONUN IŞINE KIMSE BURNUNU SOKMASIN

Annesi ve babası dışında Fatih'in Fatih olmasında emeği geçenlerden biri de hiç kuşkusuz hocası Şinasi Alkan. Şinasi Hoca, o günleri özlem duyarak anlatıyor: 66- 67- 68'li yıllarda Motor Sanat Okulu'na sporcu seçmek için, bütün mahalle maçlarını, okul maçlarını izlerdim. Fatih'i okul maçlarında beğendim. Çok üstün vasıfları olan bir delilwnlıydı. Fatih; hem basketbol, hem voleybol, hem futbol oynadı. Uçünde de büyük yetenekti. O zaman bana bu çocuğun ileride büyük sporcu olacağı hasıl oldu. Nerede pek hatırlamıyorum, bir maçtan sonra, Fatih dedim, seni bizim okula almak istiyorum, ne dersin. Hocam dedi, ikmale lwldım. 67- 68 Öğretim Yılı'nın yazında Atatürk Parkı'nda hergün öğleden sonra banklara oturarak ders çalıştık. Sonunda onu Milli Mensucat Ortaokulu'ndan mezun ederek, Motor Sanaı'a lwydettirdim. Gıcı Necati liseye, Yener Çokyaşar da Ticaret Lisesi'ne lwydolmuşlardı, Onları da kaçırarak Motor Sanat'a kaydettirdim ve aynı forma altında topladım. O zamanlar böyle bir kısıtlama yoktu. Bir sporcu bütün branşlarda mücadele edebiliyardu, Fatih, okulun hem basket, hem voleybol, hem de futbol takımında oynadı. Voleybolda süper pasör, baskette çok kıvrak, futbolda da çok iyi bir orta sahaydı.

Fatih; çok sevimli, temiz bir çocuktu, Bir evladım gibi severdim. Hiç unutamadığım bir anımız şu: Birlikte oynadığımız bir maçta, Fatih ters düştü, omuzu şişti, ağlıyor. Niye ağlıyorsun, dedim. Çok acıyar, dedi. Benim de acıyor, dedim. Hocam siz sakatlanmadınız ki, dedi. Benim kalbim acıyor, dedim. O zaman sustu. Dudu Bacı mıydı, Apaklı mıydı, ona götürdük de iyileşti. 67 nereee, 95 nere?

Şinasi Hoca devam ediyor: 'Fatih'in en büyük destekçisi babası olmuştur. Du adım adım takip etmiş, üzerinde titremiştir. Sporcuyu çok iyi tanımak, onun halet-i ruhiyesini çok iyi bilmek lazım. Fatih bunu çok iyi beceriyor. Kendi takımında ilk 16 ya bile giremeyen bir futbolcu, Milli Takım'da dört dörtlük futbol oynuyor. Fatih Hocaya ben başarılarının devamını diliyorum, başarılı olacağına da inanıyorum. Yeter ki Fatih 'e imkan verilsin, yeter ki onun işine kimse burnunu, sokmasın!'

TERIM, LAKABI OLMAYAN TEK FUTBOLCU

Fatih Terim'i; çocukluk, okul ve takım arkadaşlanna da sorduk. Lastik Ahmet, Tombik Ahmet ve Gıcı ~ati, Terim'in hem mahalle, hem okul, hem de takım arkadaşları. Gerçekten Fatih Terim'le iftihar ediyorlar. Söze Lastik Ahmet başlıyor. 'Biz Fatih'le ne kadar gurur duysak azdır. Fatih Terim'i, daha doğrusu Sayın Fatih Terim'i anlatmak çok zor. Kendisi bizim çok yakın arkadaşımız ama, artık o Türkiye'nin gururu oldu. Biz ona 'Sayın' diyerek hitap etmeyi uygun göTÜyoruz artık. Sayın Fatih Terim, gerçekten mükemmel bir insan. Onunla gerçekten güzel anılarımız olmuştur. Adana Demir Spor'da QY1!aytp da lakabı olmayan futbolcu çok azdır. Mesela bana Lastik Ahmet lakabınıo takmıştır. Herkesin aşağıyukarı lakabı vardı: Tombik Ahmet, Gıcı Necati, Füze Selam~ Beton Mustafa... Ama lakabı olmayan tek futbolcu Sayın Fatih Terim'di.'

Söze Tombik Ahmet devam ediyor. 'Yoksul bir ai- i lenin çocuğuydu ama, zekiydi, çalışkan- dı. Doğuştan futbolcuydu. Adana Demir Spor'daki başarılı futboluyla Galatasaray'a transfer oldu. O, İstanbul'a giderken hepimiz gözyaşı döktük. Ama şimdi, o gözyaşları sevinç gözyaşlarına dönüştü. Biz diyoruz ki; Allah, Sayın Fatih Terim'e bundan sonra daha çok yardımcı olacaktır. Biz de dualarımızı eksik etmeyeceğiz. '

Sözü tekrar Lastik Ahmet alıyor.

Adanalı tabiriyle basında fısfısçılar var. Yani bedduacılar var. Futboldan gelme bazı spor yazarları, bunca başarıya rağmen hata Sayın Fatih Terim'i eleştiriyorlar, olmadık bahanelerle Terim 'in başarılarını gölgeIemeye çalışıyorlar. Ama Sayın Fatih Terim doğru bildiği yolda ilerlemeye devam edecektir. Zaten Sayın Terim'in bir huyu vardır. Alamayacağı birşeyi kesinlikle istemez, istediği birşeyi de canı pahasına da olsa alır. Sayın Terim, şu ana kadar istediklerini almış, başarılı olmuştur. Başarılı olmaya da devam edecektir. O fısfısçılar eleştirilerinde dikkatli olsunlar!'

Sıra amlara geliyor ve sözü Gıcı Necati alıyor. 'Motor Sanat Okulu 'nda motor dersinden imtihan olacağız. Yener, Fatih ve ben bir grubuz. Üçümüz; bir motoru söküp, tekrar takıp çalıştıracağız ve not alacağız. Biz Fatih'le gidip arabanın içine yattık. Bizim Yener altta motorla uğraşıyor. O sıcakta motoru söktü, taktı ve hocayı çağırdı. Biz de arabadan indik. Hep beraber motorun kolunu çevireceğiz ve çalışırsa sınıfı geçeceğiz. Hep beraber kolu çevirdik, motor çalıştı çalıştı çalıştı, bi patladı mı, motor darmadağın oldu. Tabii sınıfta kaldık.Motorun parçaları hala okulda saklanıyor:.'

OZENT1NIN BOYLESI

Lastik Ahmet de bir anısıno anlatmadan edemiyor. 'F atih Terim, giyimine önceden beri özen gösterirdi. O zamanların en iyi kalecisi Erdem de Fatih Terim'e özenirdi. Terim ne giyerse, o da onu giymeye çalı şırdı. Birgün Fatih Terim, apandisitten fena halde rahatsız olarak hastaneye kaldırıldı ve ameliyat oldu. Aradan bir hafta geçti, bizim Erdem de apandisitten rahatsıztm diyerek hastaneye gitti. Doktor her nekadar hiçbirşeyin yok dediyse de Erdem, apandisiti olduğunu doktora kabul ettirdi ve ameliyat oldu. Ameliyata ameliyat da denmezdi aslında. Doktor, sırf Erdem'in gönlü rahat olsun diye, sağ tarafını kesmiş, tekrar dikmişti. Artık Erdem'in gönlü rahattı. Terim ameliyattan sonra aylarca top oynayamamasına rağmen, Erdem üç- dört gün sonra lig maçına çıkmıştı. Anlayabiliyor musunuz, sırf Terim'e özenmek için, hiç yoktan ameliyat olmuştu kaleci Erdem. '

EVET, ZEKlYlM

Evet; arkadaşları, hocası, anne ve babasından sonra görüşme sırası Fatih Terlm'e gelmişti. Biz de kendisiyle görüşmek üzere Beylerbeyi'ndeki bürosuna gittik. Fatih Terim, şöhret olmanın ve böylesine bir başarı elde etmenin dayanılmaz sıkıntılarını yaşıyordu hala. Herkese cevap verme, herkesle tokalaşma, bütün kanallarda konuşma zorunluluğu, onu çok yormuştu anlaşılan.

Röportaja başlamadan önce, çay içer misiniz, diye sordu Fatih Terim. Biz, sağolun içmeyeceğiz deyince, anlaşılan siz de niyetlisiniz dedi ve bir an evvel röportaja geçmemizi istedi. çünkü, İngiltere için kaybedilecek vakit yoktu ve çalışmalara hemen başlaması gerekiyordu.

-Basının çok sesliliğinden §ikayetçi misiniz? Bir kanaldan, diğer kanala koşuşturmak zorunda kalmanız sizi rahatsız etmiyor mu?

-Çok seslilikten şikayetçi değilim; ama belli bir kalıba oturtulması gerekiyor. Çünkü zaman yetmiyor veya bazı mazeretierimiz oluyor. Gitmediğin zaman, ona gittin, bana gelmedin gibi bir tavır takınıyorlar. Bu da hiç hoş değil yani. O yüzden bunu bir zemin üzerine 0turtturmak lazım. Basın bu konuya anlayışla yaklaşırsa sanırım mesele hallolur. Bunun dışında çok seslilikten bir şikaye tim yok.

-Basınımızın bir hastalığı var. Bir şeyi ya çok abartıyoruz...

-Bizim bu başarımız, fazla mı abartıldı, yoksa olduğu gibi yazılmadı mı? Ben olduğu kadar yazılmadığı kanaatindeyim.

-Peki tam tersi olsaydı, kazara İngiltereye gidemeseydik, basın sizi yerin dibine sokar mıydı?

-Bu Türkiye'de her zaman olan şeyler. Bugüne kadar farklı birşey de olmamış zaten. Böyle deyip de geçmemek lazım tabii. Buna da bir çözüm lazım. İIke mi başarılı, sonuç mu başarılı ona iyi bakmak lazım.

-Kime sorduysak, sizin hep zeki olduğunuzu sirylediler.

-Sağolsunlar! Zeki diyorlarsa zekiyizdir. Fena da değilim hani.

-Babanız diyor ki; Fatih benim önce kader arkadaşım, can yoldaşım, sonra oğlum.

-Çok güzel bir ibare kullanmış. Tabii hayatın yükünü ben küçük yaştayken beraber çektiğimiz için, o da beni öyle görüyor herhalde. Çünkü ben 6-7 yaşında ailemin yükünü hafifletmek için mecburen çalışıyordum.

-Babanızın size, 'Hacı' veya 'Hocam' diye hitap etmesine ne diyorsunuz?

-Gayet güzel. Babam bana nasıl isterse öyle hitap eder. 'Hocam' veya 'Hacı' diyerek hitap etmesi oldukça hoşuma gidiyor.

-Annenizin yaptığı en güzel iki yemeği söyleyebilir misiniz? . .

-Evet, bir tanesi sarma, bir tanesi de yüksük çorbası. Her giniğimde mutlaka onlardan yaptırırım. Zaten annem her gidişimde yapar.

- Ben sağ olduğum müddetçe o politikaya giremez diyor babanız. Gerçekten politiya girme gibi bir niyetiniz var mı?

-Allah başımızdan eksik etmesin babamı. Politikayı pek düşündüğüm yok zaten. Ama ileride ne olur onu da bile mem.

-Adana'da üç tane arkadaşınızla konuştuk. Kimler olabilir?

- Tombik Ahmet, Lastik Ahmet, Gıcı Necati... '

-Lastik Ahmet lakabını siz takmışsınız ve yalnız sizin lakabınız yokmuş.

-Bana niye lakap takmıyorsunuz diye hiç sormadım ki onlara. Ben takarım onlara, onlar da bana taksaydı. Taktılar da ben birşey mi dedim yani.

-ŞinaSi Hoca sizi çok seviyor ve özlüyor. Şinasi Hoca hakkında neler söyleyeceksiniz?

-Spora ve sporcuya çok düşkün bir hocamızdı. Ayrıca eğitim alamnda başarılar için uğraşan biriydi. Şinasi Hoca döneminde Motor Sanat Okulu, profesyonel bir kulüp gibiydi. Her türlü imkanımız mevcuttu top, eşofman, kram pon... Benim de buralara kadar gelmemde büyük pay sahibidir.

BIRGÜN BIZ DE YENILECEĞİZ,

-Geçen yıl Basketbol Milli Takımımız'ın hedefi Avrupa Şampiyonası'na katılabilmekti. Katıldı katılmasına ama, turistik bir seyahattan ileri gidemedi. Acaba...

-Niye, Basketbol Milli Takımı başarısız mı oldu? Avrupa Şampiyonası'na gitmesi bir başarı değil mi? Birdenbire herşeyi isternek mantıklı mı acaba?

-Ama hedef en azından çeyrek jinaldi. -Hep konuşulur şimdi. Ben İngiltere'ye giderken, elenir geliriz mi diyece~im. Oyle der mi hiçbir insan? Demez. Istekler hiç bitmez. Neticelere ulaşılır veya ulaşılmaz. Hedeflere ulaşılmadığı zaman, başarılı mı olunur, başarısız mı olunur, onu iyi tahlil etmek lazım demek istiyorum. Ama Milli Futbol Takımı da İngiltere'ye aynı duygularla gidecektir. Ama başarının ölçüsü; sizin için, benim için, onun için ne? Onu iyi tayin etmek lazım. Biz de erken dönmek istemeyiz oradan. Hedefimiz en iyi neticeyi alabilmek. Belli birşey söyleyemem. Zaten benim iddialı konuşmak tipim de, büyük konuşmak tipim değiL.

-Alamayacağı birşeyi istemeyen, istediği şeyi de canı pahasına da olsa alan bir kişiliğiniz var. Şimdi, İngiltere'de şunu istiyorum deyip, o istediğinizi alamayacak mısınız yani?

-Orası öyle ama, her istediğimizi de alamamışızdır canım. Dünyada öyle bir varlık yok daha. Milli Takım için en iyi sonucu almaya çalışacağız. Ama ortaya bir kayıt koyamam, ilk 2'ye gireriz, yarı final oynarız gibi... Ben böyle birşey söy leyemem. o başkalarının tarzı, benim tarzım değiL.

-Bir röportajımızda demiştiniz ki, 'Benim sözlüğümde mağlubiyet yok.' Başka bir röportajda da 'Dünyada devamlı yenen takım yok. Elbet birgün biz de yenileceğiz' diyorsunuz. Bu iki cümleye bir açıklık getirir misiniz?

-Benim sözlüğümde kaybetmeyi istemek yok veya kaybetmeye tahammülüm yok demişimdir. Ama bu, mağlup olmayacağız anlamına da gelmez. 95'te hiç yenilmedik ama, dünyada hiç yenilmeyen takım yok. Kelimeyi nerede kullandığım çok önemli. Sizce hangisi daha mantıklı? Hiç mağlup olmayacağız diye birşey dedim mi ben size. Sözlüğümde mağlubiyet yok dedim. ikisi çok ayrı şeyler. Olabilirliği ni düşünmek başka, hiçolmayacağını düşünmek başka. Dünyada yenilmeyen takım yok. Ama bizim düşünce tarzımızda yenilgiye tahammül yok.

-Bir de, yenemeyeceksen bile yenilmeyeceksin, sözünüz var. Bu bir bakıma deplasman kavramının ortadan kalkması demek değil mi?

-O da bir felsefe. Uğraşacaksın, didineceksin, yenemiyorsan bile elin boş dönmeyecek. Bu durumlarda beraberlikle dönmek bile sanattır. Deplasman kavramının ortadan kalkması olabilir tabii ama, bulduğunun en iyisiyle yetinmek manasında söylemiştim ben bunu.

ARTIK LİG DAHA DA RENKLENECEK

-Artık futbolcularımız İngiltere'de vitrine çıkacaklar. Bu durum sizce ligimizi renklendirecek mi?

-2. yarının daha çekişmeli, daha zevkli geçeceği muhakkak. Çünkü her futbolcu, Milli Takım'a girmeyi, ingil tere'ye gitmeyi ve vitrine çıkmayı isteyecektir. Dolayısıyle ligde de bir çekişme, bir renklenme mutlaka olacaktır.

-Takımda bir değişikliğe gidecek misiniz?

-Formayı hakeden giyecek. Daha önce emeği geçenleri oynatacağım diye birşey yok. Herkes Milli Takım'ın formasını giyebilir.

-Saffet'in Galatasaray'da ilk onbire giremediği, bu yüzden Milli Takım'a girme şansının az olduğu; İngiltere'de vitrine çıkabilmesi için ilk onbire girmesi gerektiği, bunun için de Kocaeilispor'a transfer olmak istediği yorumu yapılıyor. Bu konuda sizin yorumunuz nedir?

-Biz kendi takımında ilk 16'ya bile giremeyen birçok futbo1cuyu Milli Takım'da oynattık. ilk

16'ya giremeyen bir futbolcu, Milli Takım'da oy nayamaz gibi birşey yok. Önemli olan o formaya futbolcunun layık olması. Bundan dolayı Saffet'in bu amaçla Kocaelispor'a transfer olmak istediğine ınanmıyorum.

-Ben geçmişe değil, geleceğe bakarım, sözünüz var. Anladığımız kadarıyla, geçmişimiz pek parlak değil ve siz dönüp bakmak istemiyorsunuz. Ve siz başarılı bir döneme imza attınız. Peki ileride, bugünlere en azından bir göz atma gerekliliği duymaz mısınız?

-Ben o sözümle, devamlı hatıralarla yaşanmaz demek istiyorum. Anlat, anlat, anlat, başka birşey yok. Hatıraları anmak lazım, onlardan güzel misaller çıkarmak lazım diyorum; ama devamlı da öne bakmak lazım tabii.

-Peki reklam teklifi gelirse kabul edecek misiniz?

-Zaten şu anda on tane filan var. Mantığıma uygun olanı değerlendirmeyi düşünüyorum. Bu münferit olarak da olabilir, Milli Takım'la birlikte de.

-Genelde fakir çocuklarından .futbolcu çıkar, deniyor. Gerçekten öyle mı?

-Genelde fakir çocuklarından futbolcu çıkıyor; ama bu daha ziyade önceleriydi. Şimdi ise durumlar eşit. Fakir çocuğu da eşit şartlarda, zengin çocuğu da.

-2. Fatih 'in ortaya çıkması için 500 yıl bekledik. 3. Fatih'in çıkması için de bir 500 yıl daha bekleyecek miyiz?

-Çıkar, çıkar, çok çıkar artık. Kimse merak etmesin, sistem oturtuldu. 500 yıl falan beklemeyeceğiz artık. Fatihler çok çabuk çıkacak; sadece futbolda değil, ekonomide, edebiyatta, sanatta, tüm branşlarda başarılı olacağız ve 20. yüz yıl, Türk asrı olacak.