Devlet destekleriyle Diyarbakır’da manda sayısı 21 bin 500'e ulaştı
Diyarbakır, 21 bin 500 manda sayısıyla Türkiye'de ikinci sırada yer alıyor. Kentte mandacılık, Tarım ve Orman Bakanlığı ile bankaların sunduğu destek ve sübvansiyonlu kredilerin etkisiyle hızla yaygınlaşıyor ve bölgenin tarımsal kimliğinin önemli bir parçası haline geliyor.
Manda varlığı, üretim ve desteklerin etkisi
Kentte küçükbaş ve büyükbaş hayvancılığın yanında manda yetiştiriciliği de öne çıkıyor. Mandalar; düşük girdi maliyetleri, hastalıklara karşı dirençleri ve doğal beslenmeleri sayesinde hem süt hem de et üretiminde tercih ediliyor. Mandanın taşıdığı yüksek protein ve kalsiyum içeriği, süt ve süt ürünleri tüketiminde özel bir yere sahip olduğunu gösteriyor.
Recep Birtane, Diyarbakır Damızlık Manda Yetiştiricileri Birliği Başkanı, ilin manda varlığı bakımından ikinci sırada olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: "Az bir sayı farkıyla Türkiye’de ikinci sıradayız. Neden manda, girdi maliyetlerinin çok düşük olması ve sağlık sektörü. Manda, en verimsiz yemi en verimli yeme çevirebilen tek hayvan. Hastalıklara karşı çok dirençli bir yapısı var. Doğal beslenmeden dolayı doğal ürünler sunuyor. Bu da mandacılığın önemini ortaya koyuyor".
Birtane, mandacılıkta bir bütünleşme oluştuğunu ve bunun sadece yetiştiricilerle sınırlı kalmayıp Tarım ve Orman Bakanlığı ile bankaların sunduğu destekler sayesinde ilerlediğini belirtti. Ayrıca yetiştiricilerin talepleri arasında, "devletimizin 20 seneden fazladır uygulamış olduğu anaç manda desteğinin geri getirilmesi" ve bankaların sübvansiyonlu kredilerinin iyileştirilmesi bulunuyor.
Yetiştiricilerin deneyimi ve ihtiyaçları
Oya İyibaş, mandacılığın kendilerine aileden miras kaldığını ve mandaların nazlı ama bereketli olduğunu anlattı: "Mandalarımızın sütü yağlı ve kaymağı yoğun olur, özel bir süttür. Doğal ortamın çok büyük katkısı oluyor. Hayvanlar her çeşit ot tüketip, daha güzel verim veriyorlar. Manda etini kimse bilmez ama çok yüksek protein ve kalsiyuma sahiptir. Damızlık dışı olan hayvanlarımızı kesip kavurma şeklinde de tüketebiliyoruz. Yaşlılarımız için de çok önemli bir proteindir. Manda yetiştiriciliğinin önemi, geleneksel kültürümüzü devam ettirmek istiyoruz. En önemlisi, devletimizin bize verdiği destekler çok ön planda. Kendimizi güvende hissediyoruz. Devletimizin verdiği destekle en azında yetiştiricilerin yükü biraz daha hafifliyor."
İhsan Aslan ise manda ıslah projesine katılımla birlikte kayıt tutma ve bilimsel takibin yaygınlaştığını aktararak, "Eskiden imkanlarımızla kendi bildiğimiz gibi seçiyorduk. Ama yanılma çok oluyordu. Şu anda manda ıslah projesinde olduğumuz için günlük ve haftalık defter tutuyoruz. Birliğimiz geldiğinde onlarda kayıtlı olan süt verimlerimizi manda kilo artışlarımızı onlar takip ediyor. Bilimsel olarak daha kalite alıyoruz. Onlar bilgisi dahilinde dişi mandayı bırakıp büyük mandaya çeviriyoruz. Bankanın bize verdiği düşük faizli sübvansiyonlar gayet iyi. En azında bizi rahatlatıyor. Çoban bulmakta zorlanıyoruz. Sigorta ve maaş açısından devlet desteği olursa yönelme imkanı olur" dedi.
Bedia Aslan ise manda yetiştiriciliğinin zorluklarına değinerek, "Kadın olarak sağmada, yetiştirmede zorlanıyoruz. Yağ, yoğurt, peynir yapıyoruz. Destek olursa, sigorta olursa herkes bakar" ifadelerini kullandı. Bu görüşler, sektördeki işgücü ve sosyal güvencelere ilişkin taleplerin üretim kapasitesini etkileyen önemli unsurlar olduğunu ortaya koyuyor.
Özetle, Diyarbakır'da mandacılığın yükselişi, düşük girdi maliyetleri, doğal üretim niteliği ve kamu ile finansal desteklerin etkisinin bir araya gelmesiyle şekilleniyor. Yetiştiricilerin talep ettiği desteklerin geri gelmesi ve sigorta/maaş düzenlemeleri, sektörün sürdürülebilir büyümesine katkı sağlayabilecek ana başlıklar arasında yer alıyor.
TÜRKİYE’DE 21 BİN 500 MANDA SAYISIYLA İKİNCİ SIRADA OLAN DİYARBAKIR, BESİCİLERİN DEVLETTEN ALDIKLARI DESTEKLERLE SAYISI HER GEÇEN GÜN ARTARAK KENTİN SİMGESİ HALİNE GELİYOR.