Demokrasilerde sistemin dayandığı üç kuvvet vardır. Yasama, yürütme ve yargı. Bizde buna bir de orduyu eklemek gerekiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, 1960 darbesiyle kurduğu, sonraki müdahalelerle revize ettiği vesayetçi rejimle kendini üç erkin üstünde konumlandırmıştı. Aslen yürütmenin altında bir organken bütün erklerin üzerine çıkıyor. Başbakan azarlamak, parlamentoyu takmamak, yargıya kafa tutmak şeklinde özetlenebilecek teamülleri var. Susurluk Skandalı’nı araştıran Meclis Komisyonu’na ifadeye gitmedikleri gibi hakaretamiz cevaplar gönderilmişti. Bırakın yargılamayı iddianamede adlarının geçmesi bile savcıların meslek hayatının bitmesine yetiyordu. Tayin ve terfilerde kanunen yetkili olan hükümet ve cumhurbaşkanı noterden öte anlam taşımıyordu. Neredeyse tek istisna rahmetli Turgut Özal’dı. 12 Eylül ihtilal kadroları henüz işbaşındayken, genelkurmay başkanını seçme yetkisinden geri adım atmamıştı. Ancak sonrasında o çizgi sürdürülmediğinden askerî vesayet yoğunlaşarak sürdü. Sorunun temelinde ‘darı olmayı’ kabullenmiş siviller var. Teamülleri kanunun önüne koymayı sindirmiş iktidarlar; buna payandalığa gönüllü medya en az askerler kadar suçlu. 2002’de görevini devretmeye hazırlanan Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, en kıdemli orgeneral Edip Başer’i tasfiye ederken tanım ‘sürpriz’ oluyor. 2010’da yetkinin gerçek sahibi Başbakan Erdoğan, soruşturma geçiren Hasan Iğsız’ı veto ettiğinde ‘kriz’ biçiminde sunuluyor.
Son YAŞ toplantısı yeni dönemin habercisi olmaya namzet. Başbakan Tayyip Erdoğan, patronun sivil otorite olduğunu gösterme konusunda önemli bir adım attı. Darbe teşebbüslerini hesaba çeken yargı, tehditlere pabuç bırakmayacak görünüyor. Parlamento vesayetçi düzene ağır darbe niteliğindeki anayasa değişikliklerini yasalaştırabildi. Orduyu kendi sınırlarına çekilmeye zorlamanın yolu, yetkinin asıl sahiplerinin alanlarını korumasından geçiyor. Eskiden mahkemelere hakaret dolu mesajlar gönderen generaller, şimdi mazeret bildiriyor. Kara Kuvvetleri Komutanı olsun diye günlerdir ülkenin meşgul edildiği Org. Hasan Iğsız dâhil 19 asker savcılara sağlık raporu ve mazeret yazısı beyan etmek zorunda kaldı.
Taşlar yerine oturduğunda bundan en büyük yararı, asli işine zaman ayırmaya başlayacak olan askerler görecek. Bir avuç teröriste karşı zaaf sergilenen bölgelerdeki komutanların çeşitli darbe girişimlerinin sanığı olması tesadüf değil. Demokrasinin teamül hâline gelmesi onlardan başlayarak ülkeye yayılacak.