Referandum oylarının kullanılacağı sandık yaklaşık bir buçuk ay sonra önümüze gelecek. ‘Referandum olacak mı, olmayacak mı?’ tartışmaları o kadar uzun sürdü ve ülke olarak bu tali konuya o kadar çok konsantre olduk ki anayasa değişikliğinin demokrasimize kazandıracağı değerler halka henüz yeterince anlatılamadı.
Geçen hafta Güneydoğu’nun anayasa değişikliği hususunda ne düşündüğünü yerinde gözlemlemek amacıyla Diyarbakır’a gittim. Meydanlar ısınmadığı için referandum henüz halkın bir numaralı gündemi değil. Demokratik açılım sürecinde oluşan muazzam ümitvar havanın kısmen dağıldığını gözlemlediğim Güneydoğu’da 12 Eylül’ün demokrat ruhlar için yeni bir iştah oluşturduğunu söyleyebilirim. BDP’nin boykot kararına rağmen referandumun içeriğini keşfeden Güneydoğu’nun, beklenenin ötesinde bir katılım gösterip değişikliğe ‘evet’ diyeceğini tahmin ediyorum.
Boykot, neresinden bakılırsa bakılsın, halkın iradesinin engellenmesi kararıdır. Güneydoğulu, sesinin yıllarca kısılmasından bıkmış. Anayasa değişikliği paketinin her şey olmadığını gören seçmenin, bu paketin hiçbir şey olmadığını ifade edenlere sorabileceği altın soru, ‘Siz tam demokratik ve sivil bir anayasa yaptınız da biz onaylamadık mı?’ olacaktır.
Referandum paketinin Kürtler adına beklentileri karşılamadığını işleyen BDP’nin, fotoğrafın tamamının görülmemesi için illüzyonist taktik bir savaşa giriştiği anlaşılıyor. 12 Eylül Anayasasının revize edilerek yola devam edileceğini işleyen BDP, partilerini defalarca kapatan, hukuku diledikleri gibi işleten bir yapının farkında değilmişçesine propaganda yapmaya çalışıyor.
Peki, sistemden yeterince ders almış olan Güneydoğu’da halk da BDP gibi mi düşünüyor? Her şart altında oylarını BDP’ye veren kemikleşmiş seçmen kitlesi hariç Kürt kökenli vatandaşlarımızın paketteki olumlu maddeleri görmezlikten gelmeyeceğini gözlemledim. Referandum paketini daha ciddi ve demokratik değişiklikler adına atılan ilk adım olarak algılayanların sayısı BDP’nin hesaplarını alt üst edecek kadar çok.
Referandum sonucundan güçlü bir ‘evet’ çıkarsa, bu, BDP için izahı zor bir durum olacak. Süreci AK Parti karşıtlığına oturtan BDP, beklenenin üzerinde çıkacak ‘evet’ oylarını hazmedemeyebilir. Çok küçük bir farkla ‘hayır’ çıkarsa, demokratikleşme adına kaybedilecekler de boykot kararı nedeni ile BDP’nin hanesine eksi puan olarak yazılacak. Dolayısı ile neresinden bakarsak bakalım, BDP’nin tavrı diğer muhalefet partileri gibi oldukça sıkıntılı. Boykot kararının BDP’ye karşı siyasi bir başkaldırıya dönüşmesini arzulamayanlar, niçin ‘hayır’ dediklerini izah etmek için yeni hamleler yapabilirler.
Batı’dan farklı olarak referandum sürecinde Güneydoğu’da tartışılmayacak olan konu ise şüphesiz yargının siyasal bir enst- rümana dönüştürüleceği tezi olacaktır. Yargının yıllarca iliklerine kadar siyasallaştığını içselleştirmiş olan bir kitlenin bu tür bir propagandaya inanması oldukça zor. 12 Eylül darbesinden büyük acılarla çıkan ve son 20 yılı binlerce faili meçhul cinayetle kapatan Güneydoğu, karanlık oyunlardan ve hesaplardan sıkılmış. İnsanca yaşamak için bulunduğu toprakları terk etmek zorunda olmadığına inanan Güneydoğu halkının, her şeyden önce bu gerçek için referanduma evet diyeceğine inanıyorum.
Sistemin kendi kendisini kilitleyip anahtarını yuttuğunu ifade edenler haklılar. Yeni bir anayasayı beğenmeyip reddetme ihtimali olan Anayasa Mahkemesi sağlıklı bir yapıya kavuşturulmadan yapılacak değişiklikler, 9’a 2 çoğunlukla reddedilebilirdi. Demokratikleşememenin anayasal teminat altında olduğu bir sistemde işe bir yerlerden başlama niyetinde olanlar 12 Eylül’de sandık başında uzun bir sürecin ilk adımlarını atacaklar.
12 Eylül akşamı bu ülke adına yeni bir dünya kurulmayacak ama yeni bir dünya kurabilmek için referandum olağanüstü önemde bir dönüm noktası olacak. Güneydoğu’nun içinde olmadığı bir demokratikleşme hareketi, tamamlanmamış bir tablo gibidir. BDP’nin renk katmaktan imtina ettiği bu tabloya demokrat Kürtler mühürleri ve özgür iradeleri ile renk katacaktır.