AB ile yeni bir başlık açılması için Brüksel’de bulunan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun İsrail kabinesinin Türk dostu olarak tanınan Sanayi ve Ticaret Bakanı Binyamin Ben Eliezer ile gizlice buluşması oldukça önemli bir gelişme. Ortadoğu’da atılacak yeni adımların tamamını kilitleme noktasına getiren Türkiye-İsrail çatışmasına kronikleşmeden müdahale edilmesinin birçok sebebi var. İran’ın manşetlerde kalıp üzerindeki baskı araçlarının artırılması gereken bir dönemde patlak veren bu kriz başta ABD olmak üzere Batılı müttefiklerin canını sıkmışa benziyor.
Daha önce Davos ve TRT’nin Ayrılık dizisi nedeni ile vuku bulan krizlerde ön plana çıkan Binyamin Ben Eliezer’in bu krizde de bir şekilde hükûmeti adına inisiyatif alması dikkat çekici. Binyamin Ben Eliezer ile geçen sene içinde Amerikan Yahudi Komitesi’nin (AJC) davetlisi olarak gittiğim İsrail’de bir araya gelme fırsatını yakalamıştık. Son dönemlerde ortaya çıkan hemen her kriz sonrasında ikili ilişkilerin düzeltilmesi için koalisyon ortaklarına rağmen girişimlerde bulunan İsrail’in Sanayi ve Ticaret Bakanı’nın şu sıralar ‘anti Türkiye’ rüzgârlarının estiği kamuoyuna rağmen bu uğurda risk alması bize önemli ipuçları veriyor.
İsrail kâr edemeyeceği ve sonuç alamayacağı bir çıkmaz sokağa girdiğini çok iyi biliyor. Bölgede İran üzerinde yoğunlaşılması gereken bir dönemde attığı agresif ve hatalı adımlar neticesinde Batılı bir müttefik olan Türkiye’yi haddinden fazla İran’a yakınlaştırdığının da farkında. İsrail karşıtlığı ile Ankara’nın her geçen gün Arap dünyasında biraz daha sözü dinlenen ve prestij kazanan bir aktör olduğunu da görüyor. Tel Aviv açısından sadece yukarıda saydığım sebepler bile artık zirve yapan Türkiye-İsrail çatışmasının devam ettirilmemesi için yeterli gerekçelerdir. Bunların üstüne başta ABD’de olmak üzere uluslararası toplumdan gelen tepkiler de eklendiği zaman tenha bir yerlerde buluşarak diplomasinin devreye sokulması kaçınılmaz oluyor.
Türkiye’nin İsrail’den beklentileri çok açık: Özür dilenmesi; Mavi Marmara’da vefat edenlerin yakınlarına tazminat ödenmesi; sorunun çözümü adına bir uluslararası bağımsız, tarafsız komisyon kurulması ve Gazze’ye uygulanan ambargonun ivedilikle kaldırılması. Tüm bunlar bir anda karşılanmasa da kısmi bir normalleşmenin başlatılması için İsrail’in geri adım atarak bir şeyler yapmaya çalışacağını tıpkı diğer krizlerde olduğu gibi ‘Mavi Marmara’ krizinde de göreceğiz.
İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman’ın iki bakan arasında gerçekleşen görüşmeyi kastederek ‘bu durum, Netanyahu’ya olan güvenime bir darbedir, arkamdan iş çevirdiler’ ifadelerine siz kulak bile asmayın. Mavi Marmara krizi ile Türkiye’yi Ortadoğulu bir ülke gibi tepki veren, ‘Batılı değerlerle’ çatışan ve ekseni kaymış bir fotoğrafa büründürmek isteyen İsrail hükûmeti başarılı olamadı. Planladıkları krizden istedikleri ekmeği yiyemeyen Netanyahu yönetimi uluslararası kamuoyunda artık sırtlayamayacağı kadar büyük bu sorunu taşımaktansa ondan kurtulmanın yolunu arıyor. Türkiye’nin ne pahasına olursa olsun geri adım atmayacağını en son G-20 zirvesinde de gören İsrail görüşme talebinde bulunarak bir adım atmış oldu.
İki bakanın Brüksel’de İsrail’in talebi ile bir araya gelmeleri hadisesinde Türkiye’nin daha fazla ötekileştirilmesinden endişe duyan Başkan Obama’nın büyük bir rol oynadığına inanıyorum. Ortadoğu’da sürekli çatışma hâlinde olan iki demokrat ülke ile yol alınamayacağını çok iyi bilen Amerikan yönetimi bu hamle ile zannımca Türkiye-İsrail krizini popülist iç politik çekişmelerden de kurtarmış oldu.
Netanyahu hükûmetindeki bütün bakanlar değişse de Türkiye ile mütemadiyen sorunlar yaşayan İsrail hükûmetleri bir sorun çözücü ve Ankara ile her şart altında görüşme kabiliyeti olan Binyamin Ben Eliezer’e görev vermelidir. Ufak bir farkla! Kabinede Sanayi ve Ticaret Bakanı olarak görev yapan Binyamin Ben Eliezer bundan sonra Türkiye ile alakalı krizlerden sorumlu devlet bakanı olarak görevlendirilebilir. Netanyahu gibi başbakanı, Lieberman gibi dışişleri bakanı olan bir kabinenin böylesi bir revizyona ihtiyacı var.