|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
ŞEHİR

Bekleyen dev: Adana

4 Ekim 2010 / ZAFER ÖZCAN
Çukurova nimeti üzerinden Türkiye’nin en zengin kentlerinden biri hâline gelebilen Adana, günümüzde kaybettiği avantajlarını yine bu topraklar üzerinden kazanarak güneyin ve Türkiye’nin parlayan yıldızı olabilir.

Nur Özkan, Çukurova’da çiftçilik yapan bir iş kadını. Adana Tahıl Üreticileri Birliği’nin de başkanı. Gerek hayat hikâyesi gerekse yaşantısıyla, günümüzde ‘hanımağa’ sıfatını fazlasıyla hak eden bir isim. Toprak ağasının tek oğluna âşık olup onunla evlenen, genç yaşında da kocasını kaybedince işlerin başına geçmek zorunda kalan, hiç bilmediği tarım sektöründe kısa sürede başarıya ulaşan bir hâkim kızının öyküsünden bahsediyoruz. Başlangıçta ‘Kadından çiftçi mi olur!’ diyenler, bugün Nur Özkan’ın başarılarına saygı duyuyor. İlk yıllarda kendisinin Çukurova’daki tek örnek olduğunu anlatan Nur Hanım, “Çalışanlarım benden para bile almazlardı, ‘kadından para alınmaz’ anlayışı vardı. Şimdi alıştılar, cüzdanımı boşaltıyorlar.” diyor, espriyle karışık.

Nur Özkan’ın hikâyesinde, gerek Adana’daki sosyolojik dönüşümden gerekse Türkiye’nin en önemli tarım havzalarından Çukurova’daki gelişimden izler var. Toprak ağalarının çok olduğu dönemin Adana’sı, aynı zamanda Türkiye’nin en zengin şehirlerindendir. 1950’de çok partili döneme geçilmesiyle başlayan Marshall yardımından en fazla istifade eden illerden olur. Özellikle 1955-1980 arası, Adana’nın tarımsal zenginliğinin ve tarımsal sanayideki gelişiminin zirve yaptığı dönemdir. Şehrin ekonomik anlamda gerileme dönemine girmesi, Türkiye’nin dışa açılmasıyla başlıyor. Bugün Adana’yı anlayabilmek için, 150 yıllık yakın tarihi 4 bölümde incelemek gerekiyor. 1860’tan Cumhuriyet’e kadar geçen dönem, Cumhuriyet’in kuruluşundan çok partili hayatın başladığı 1950’ye kadarki dönem, Marshall yardımı ve kapalı ekonomiyle şekillenen 1950-1980 dönemi ve 80 sonrası dışa açılma süreci…

AMERİKAN İÇ SAVAŞI VE ADANA

Adana’nın gelişimini ve bu gelişimin altyapısını oluşturan süreci daha iyi analiz edebilmek için, başlangıç noktasını, Amerikan iç savaşına kadar götürmek gerek. 1861’de başlayan ve 1865’e kadar devam eden Amerikan iç savaşı, Avrupa-Amerika ve Osmanlı arasındaki ekonomik dengeleri etkileyen bir gelişmenin de başlangıcıdır aynı zamanda. 1861’e kadar Avrupa sanayiinin pamuk ihtiyacını büyük ölçüde karşılayan Amerika, savaşla birlikte bu özelliğini kaybetmeye başlar. Kuzey-Güney çatışmasında Amerikan çiftçileri ve pamuk ekim alanları büyük ölçüde tahrip olmuştur. Amerika’dan yeteri kadar pamuk alamayan Avrupalılar, o dönem için en önemli sanayi sektörü konumundaki tekstil endüstrisinin hammadde ihtiyacını karşılayabilmek için yeni arayışlara girer. Amerika’daki iç savaşla birlikte başlayan küresel pamuk kıtlığından en fazla etkilenense Avrupa’nın en güçlü ekonomisi İngiltere olur. Özellikle Manchester Dokuma Fabrikaları, dönemin en önemli tekstilcisidir. İngilizler, pamuk ihtiyacını karşılamak için Osmanlı’dan yardım ister. Sultan Abdülaziz’in 1867 yılındaki Avrupa gezisinde konu gündeme gelir. Nil Ovası (Mısır) ve Adana Çukurova, Avrupa’nın pamuk ihtiyacını karşılamak için belirlenen bölgelerdir. Mısır, Vali Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın öncülüğünde pamuk ekimine ve modern ziraata başlar. Pamuk ekimi için Avrupalıların ısrarları, Mısır’ın yanı sıra Adana’da da netice verir. Sultan Abdülaziz döneminde üretim için Toroslar’daki Türkmen aşiretleri (Yörükler) ovaya indirilir. Sarayın zorlamasıyla başlayan üretim sonucu Çukurova, kısa sürede Mısır ile birlikte Avrupa’nın tekstil endüstrisine hammadde sağlayan en önemli bölgelerden biri hâline gelir.

O yıllarda Yörüklerin Toroslar’ı mesken tutmasının sebeplerinden biri de Çukurova’nın durumudur. Adana tarihini iyi bilenler, 1800’lü yıllarda bu bölgeden ‘ölüm ovası’ diye söz edildiğini anlatıyor. İnenin bir daha geri dönemediği, karadan tek ulaşımın bulunduğu, daha çok denizden girilebilen bataklık bir araziden bahsediyoruz. Toros dağlarındaki karların erimesiyle ilkbaharda sel altında kalan ova, akarsu taşkınlarının da etkisiyle tam bir bataklığa dönüşmektedir. Göçmen aşiretlerin ağaçları kesip kurutması da bu coğrafi şartlara eklenince ortaya nasıl bir manzaranın çıkacağı aşağı yukarı tahmin edilebilir. O bakımdan bugünün verimli  ovasında o dönem ziraat yapmak kolay değildir. Ovanın bol sulu olması önce bölgeyi çeltik ekimi için uygun hâle getirir. Çeltik ziraatı ise sivrisinekleri ve buna bağlı sıtma gibi hastalıkları artırır. Bölgede sıtmanın kontrol altına alınması 1940’ları bulur.

Adana’nın Cumhuriyet dönemindeki kompozisyonuna bakıldığında ise ekonomik yapının büyük ölçüde değiştiği görülüyor. Yakın döneme kadar bölgede ciddi bir nüfusa sahip ve ticaretin neredeyse tamamını kontrol eden Ermeni, Musevi ve diğer gayrimüslimlerin, Cumhuriyet’in kuruluşu ve mübadele politikalarıyla ülkeyi terk etmesi sonucu, bütün ülkede olduğu gibi Adana ekonomisinde önemli bir boşluk oluşur. Gayrimüslimlerin işlettiği pek çok tesis boş kalmıştır. Cumhuriyet’in kurulmasından sonra Adana ticaretinde üç önemli aktörün öne çıktığı görülüyor. Birincisi, şehri terk etmeyen ve ticari faaliyetlerini devam ettiren az sayıdaki gayrimüslimler. İkincisi, rızkını bu verimli topraklarda aramak için Adana’ya göç eden Kayserililer. Üçüncüsü de şehrin birkaç yerli ailesi…

Adana’daki Kayserililer denince elbette akla ilk gelen isim Sabancı ailesi. Aslen Kayseri’nin Akçakaya köyü doğumlu Hacı Ömer Sabancı, kendi bölgesinde rızkını bulamayınca Adana’ya gelir. Hamallık yaparak başladığı iş hayatında önce ticarete atılır, daha sonra da sanayici olur. Merhum Sakıp Sabancı, anılarında bu süreci anlatırken, Kayserililerin neden Adana’ya göç ettiklerini, güzel bir sözle açıklıyor: “Akçakaya’nın otu saz, kuşu kazdır. Amma velakin Adana’nın otu kekik, kuşu kekliktir.”

Adana’daki Kayserililer arasında Mustafa Özgür, Seyit Tekin, Nuri Has, Nuh Naci Yazgan gibi iş adamları da vardır. Yine Sabancı’nın tespitlerine göre o dönemin Adana’da kalan en önemli gayrimüslim tüccarları, Alber Diyap, Çorç Lütfullah, Salamon Rafael Glido ve Vital Eskenazi gibi isimlerdir. Adana’nın Cumhuriyet dönemindeki tarım ve sanayisini şekillendiren bu iki gruba katkı sağlayan en ünlü yerli tüccarlar ise Bekir ve Ahmet Sapmaz kardeşler ile Asım Özbilen olur.

Demokrasiye geçişle birlikte başlayan Marshall yardımları, Adana’yı kısa sürede Türkiye’nin en zengin şehirlerinden birine dönüştürür. Çukurova’nın meşhur suları bu dönemden itibaren ıslah edilir. Sulama sistemleri kurulması ve ovanın modern tarım aletleri ve özellikle traktörle tanışması, bölgeyi tarımsal üretimde bir merkez hâline getirir. Pamuk üretimindeki gelişim tekstil sanayisini öne çıkarır. Sapmaz ailesi tarafından kurulan Avrupa’nın en büyük tekstil fabrikası Güney Sanayi, Sabancı Holding’in kurucusu Hacı Ömer Sabancı’nın ilk göz ağrılarından Bossa, çiftçi birliği olarak faaliyet gösteren Çukobirlik ve kamu işletmesi Sümerbank, o dönem Adana’sının dev sanayi kuruluşlarıdır. Ancak Adana’nın o dönemdeki zenginleşmesi tabana yayılan bir zenginleşme olmaz. Büyük toprak ağaları ve gümrük duvarları ile korunan sanayicilerle sınırlı kalır bu sermaye birikimi. İşin ilginç yanı, bu dev işletmelerin hiçbirinin artık faaliyette olmaması. Bugün Adana üzerine yazıp çizenlerin ve şehrin ileri gelenlerinin, ‘eski zenginliğimizi kaybettik’ yakınmasının gerekçelerini, Adana ekonomisi için bahsettiğimiz dördüncü dönemde aramak gerekiyor.

1980’e kadar gümrük vergileri ile korunan Adana sanayisi, Turgut Özal’ın iktidara gelmesiyle dünya ile rekabet etmek zorunda kalır. Özal’ın getirdiği dışa açık büyüme modeline, o güne kadar devlet tarafından korunan işletmelerin uyum sağlayabilmesi kolay olmaz elbette. Yeni dönemdeki rekabet ortamı, sanayicileri olduğu kadar toprak ağalarını da olumsuz etkiler. Yapılan düzenlemelerle ihracat hamlesi kadar ithalatın da kolaylaşması, düşük kaliteli ürünü yüksek fiyattan satma imkânını ortadan kaldırmıştır.

Nitekim Türkiye’nin 12 Eylül darbesi sonucu girdiği süreç, ülkenin genelinde olduğu gibi Adana’da da ciddi bir ekonomik ve sosyolojik değişime sebep olur. Üretim anlayışı ve sermaye yapısı, bu dönemden en fazla etkilenen iki ana unsurdur. 1980 sonrası Adana ekonomisinin yaşadığı sıkıntıların en önemli sebebi, yeni döneme uyum zorlukları olsa da ikinci gerekçe zenginlik döneminin iyi değerlendirilmemiş olmasıdır.

50-80 arası yaşanan zenginlik döneminin sonuçlarından biri de Adana’daki eğlence kültürünün yaygınlığıdır. Daha çok pavyon kültürü denebilecek bu gelişme, uzun yıllar Adana’yı ülkenin eğlence merkezlerinden biri hâline getirir. Yükseliş döneminde elde edilen sermaye birikiminin iyi değerlendirilmeyişinin sembollerinden biridir eğlence kültürü. Adanalı gazeteci Mehmet Uluğtürkan, bu döneme atıf yaparak, “Adanalı iş adamları ve toprak ağaları pavyonlarda yedikleri parayı Ar-Ge’ye yatırsaydı, şimdi bu şehir Avrupa’nın silikon vadisi olurdu.” diyor.

1970’lerdeki zenginliğin sembollerinden biri de o yıllar İstanbul’da bile fazla görülmeyen, sekiz silindirli Chavrolet arabaların Adana’da kullanılması. 80’lerden sonra bir süre taksi-dolmuş hizmeti veren bu araçlar, artık tedavülden kalkmış. İşte bu ekonomik yapı ve o yapının beslediği Adana toplumunun uzun süre bir orta sınıf üretememesi, bugünkü sıkıntıların temel sebebi. Uzun yıllar sadece büyükler ve küçükler arasında giden bu yarı-feodal yapıdan, şehrin lokomotifi işlevini görecek bir orta sınıfın çıkması 1990’ların sonlarını bulur.

Adana’nın ekonomide Kayseri, Gaziantep, Konya gibi benzer illerin gerisinde kalmasının temelinde de orta sınıf oluşturmadaki gecikmesi yatıyor. 80’lerden itibaren hızla gelişen ve Anadolu’nun çehresini değiştiren Anadolu Kaplanlarının, istisnaları bir kenara bırakacak olursak, Adana’da oldukça gecikmeli şekilde devreye girdiği görülüyor. Sanayi Odası Başkanı Ümit Özgümüş’e göre, bu gecikmeye rağmen küresel rekabet ortamında kurulan şirketlerin ilk 500’de yer alması Adana için sağlıklı bir sanayileşme modelinin başladığına işaret ediyor.

Ümit Özgümüş’ün sözünü ettiği, Türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşu sıralamasına 2009 yılında Adana’dan toplam 11 firma girmiş ve bunların önemli bölümü, 1990’lardan itibaren kurulan şirketler. Şehrin ve Türkiye’nin tanınımış markalarından Yağmur Mobilya, Adana Organize Sanayi Bölgesi’nde üretim yapıyor. Yönetim kurulu başkanı Yağmur Akkülah, 80 öncesi Adana’nın mobilyada bir sanat merkezi olduğunu ve birinci sınıf ustaların çalıştığını belirterek, şehrin mobilyadaki dönüşüme ve endüstriyel üretim sürecine ayak uyduramadığı tespitini yapıyor. İl genelinde mobilyayla ilgili hiçbir yan sanayi bulunmaması sebebiyle, Kayseri ve İstanbul’dan yan sanayi girdisi temin etmek zorunda kaldıklarını belirten Akkülah, Adana’nın hem yerel yönetim hem de yerel siyaset açısından sahipsiz kaldığı görüşünde. 

KENDİYLE KAVGALI BİR ŞEHİR!

Yerel yönetimdeki sahipsizlik, büyükşehir belediyesinden başlıyor.  Şehir son altı ayda 3 belediye başkanı değiştirdi. Belediyede yaşanan problemler önemli ama Adana’nın sorunları belediyeyle sınırlı değil. Kiminle konuşsanız, özellikle yönetim organları arasında yaşanan problemlerden yakınıyor. Büyükşehir ve ilçe belediye başkanlarının birbiriyle kavgası, oda yöneticilerinin anlaşmazlıkları ve bir araya gelmemesi, odaların belediyeyle yaşadığı sorunlar, milletvekillerinin birbiriyle anlaşamaması, rektörün eski rektörle mahkemelik olması, hatta öğretim üyelerinin bile bir araya gelememesi… Listeyi uzatmak mümkün. Adana’dan bahis açıldığında herkesin altını çizdiği husus, şehirdeki bu kaotik ortam. Bu durumun bedellerinden biri de şehrin ortak bir ekip kurup Ankara’ya derdini anlatamaması oluyor. Adanalılar, şehrin problemlerinin Ankara’da yeteri kadar dikkate alınmadığını düşünüyor ama bu konuda çuvaldızı da kendilerine batırmayı ihmal etmiyor.

İşte şehirdeki bu bölünmüşlüğü, bu derin iletişim sorununu bir nebze olsun çözebilmek adına bir grup akademisyen, girişimci ve siyasetçi bir araya gelerek ‘Paltform Adana’ ismiyle bir sivil toplum kuruluşu oluşturmuş. Platformun dönem başkanlığını yürüten iş adamı Ramazan Saygılı, kentteki ortak aklı ortaya çıkarmak ve pozitif kent milliyetçiliği bilincini geliştirmek istediklerini söylüyor. Gerçekten de Adana’nın çok ihtiyacı olan iki ana başlık; ortak akıl ve pozitif kent milliyetçiliği…

Ramazan Saygılı, şehrin üzerinde bir ölü toprağı bulunduğu tespitini yapıyor. Ahlaki sorunların ve asayiş gibi meselelerin zaten kentin imajını bozduğunu, buna son dönemde belediyede yaşanan olayların eklendiğini söylüyor. Bir de Türkiye İstatistik Kurumu’nun işsizlik raporunda Adana’nın, yüzde 26,5’lik bir oranla Türkiye’de işsizlik oranı en yüksek şehir olduğunun ortaya çıkması, imaja bir darbe daha vurmuş.

Seyhan Belediye Başkanı Prof. Dr. Azim Öztürk de kentteki siyasi kaos ve belirsizlik ortamından şikâyetçi. Başkanın tespitlerine göre, bu durum kente gelecek yatırımları bile olumsuz etkiliyor. Adana’nın 30 yıl öncesine göre olması gereken noktada bulunmadığı tespitini yapan Başkan Öztürk, “Ne adliye kavgaları, ne de büyükşehirdeki başkanlık krizi Adana’yı tam temsil etmiyor. Bu kadar önemli bir şehrin başkanı 45 günde bir değişmez. Kurumlar arasında birlik ve beraberlik yok ve bunun bedelini bütün Adana ödüyor. Yapılması gereken üniversite, sanayi, tarım sektörü ve yerel yönetimlerin bir araya gelerek ortak hareket etmesidir.” diyor.

Adana’nın içinde bulunduğu durumu en iyi gösteren aynalardan biri de futbol. Bir zamanlar Süper Lig’de iki kulüple (Adanaspor, Adana Demirspor) temsil edilen bu büyük kentin takımları yıllardır alt liglerde mücadele ediyor. Bir Adana takımı Süper Lig’e yeniden çıkarsa, şehirde işlerin yoluna girmeye başladığından söz edebiliriz.

5 MİLYAR DOLAR NE OLACAK?

Adana’da çok sık duyduğumuz bir kavram; teşvik. Kent ekonomisindeki sıkıntılardan dert yananlar, sözü bir noktada hep teşvik meselesine getiriyor. Osmaniye’ye teşvik verilmesinin yatırımları bu şehre kaçırdığını söyleyenler, hatta Adana’nın konumu ve önemini vurgulayarak şehre özel teşvik politikaları uygulanmasını talep edenler bile var. Oysa çevre illere verilen teşviklerden yakınan tek şehir burası değil. Aynı şikâyetleri Gaziantep’te de duyabilirsiniz. 2009 yılı sonunda süresi dolan 5084 sayılı teşvik yasası kapsamına alınmayan Adana, yeni açıklanan teşvik sisteminde 2. bölgede. Sanayi Odası Başkanı Ümit Özgümüş, 5084 sayılı Teşvik Yasası’nın Adana’ya ciddi zarar verdiği tespitini yapmakla birlikte, şehir için özel teşvik istenmesinin doğru bir talep olmadığını düşünüyor.

Ticaret Borsası Başkanı Muammer Çalışkan da Özgümüş ile aynı görüşte. Çalışkan, “Sıklıkla kente teşvik verilmemesinden şikâyet ederiz ama ekonomik anlamda istediğimiz yerde değilsek, asıl sebep girişimcilik ruhumuzun yetersiz olmasıdır. Önce girişimciliğimiz arttırmamız lazım.” tespitini yapıyor. Adana’nın teşvik kapsamına alınmamasının temel sebebi, millî gelirin yüksek çıkması. Adana bankalarında halen 5 milyar doları aşan bir mevduat bulunuyor. Bunun 3,5 milyar doları kişisel tasarruflardan oluşuyor. Yani şehrin zenginlerinin yeteri kadar birikimi var. Problem, bu birikimin yatırıma dönüşmemesi. Bu sebeple Ümit Özgümüş, Adana’ya verilecek en büyük teşvikin, Çukurova Kalkınma Ajansı’nın doğru ve etkin çalışması olduğunu söylüyor.

Gerçekten de 5 milyar dolar bir şehir için çok önemli bir birikim. Bu birikimlerin yatırıma dönüşmesinde ise kalkınma ajanslarının öncülük yapması gerekiyor. Sermayeye rekabetçi yatırım alanlarının gösterilmesi, bunun için fizibilite çalışmalarının yapılması ve hazırlanacak raporların şehirde gündeme getirilmesi gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında Adanalılar, Çukurova Kalkınma Ajansı’nın performansından memnun değil! Anadolu Girişimci İş Adamları Derneği (AGİD) Başkanı Ahmet Coşkun, 5 milyar doları aşan mevduatın bir bölümünün bile sanayiye yansımasının işsizliği önemli ölçüde çözeceğine inanıyor. Bunun için ajansın daha etkin çalışması gerektiğini vurgulayan Çoşkun, “Bu para hem yatırıma dönüşmüyor hem de bizi zengin gösteriyor ve devlet desteklerinden yeterince yararlanamıyoruz.” diyor.

İş kadını Esra Özden, Adana ve çevresinde haftalık yayımlanan ekonomi gazetesi Refleks’in sahibi. Genel kanaatin aksine Esra Hanım, Adana’nın işsizlikte Türkiye’de ilk sırada yer almasının kente pozitif yansımaları olacağına inanıyor. Şehrin bugüne kadar kendi kendine yeten, ‘zengin şehir’ algısı olduğunu belirterek “Ankara’ya derdimizi anlatamıyorduk. İşsizlik oranlarından sonra ben Adana’nın durumunun daha iyi fark edileceğine ve hükümetten daha çok ilgi göreceğimize inanıyorum.” diyor.

Girişimcilik potansiyeli yeterli görülmese de aslında Adana özellikle kadın girişimcilerin çok etkin olduğu bir şehir. Esra Özden, TOBB Kadın Girişimciler Kurulu dışında kentte 3 ayrı iş kadınları derneğinin faaliyette olduğunu söylüyor. Ayrıca TOBB Kadın Girişimciler Kurulu’nun da 47 üyesi var. Bu sayı pek çok büyük ildeki üye sayısının iki katı civarında. Pek çok Adanalı gibi Esra Hanım da şehriyle ilgili hep olumsuzları konuşmaktan rahatsız oluyor. Adana’nın çok rahat yaşanabilecek bir şehir olduğunu vurgulayarak asayişteki olumsuz imajının aksine burada kadınların bile istedikleri saatte tek başlarına sokağa çıkabildiklerini söylüyor. 

ADANA SARA NÖBETİ GEÇİRİYOR!

Eski Adana’nın merkezinde dolaştığınızda biraz metruk görünümlü bir mahalle karşılar sizi. Tepebağ, 3 bin 500 yıldır aynı ismi kullanan şehrin hafızası denebilecek ve Adana’nın yerlilerinin ‘gerçek Adanalı’ olduklarını ispat için kullandıkları bir mahalledir. Nüfusunda doğum yeri Tepebağ Mahallesi yazanlar, bu kozmopolit şehrin yerli sakinleridir. Eski Adana ve Tepebağ’ın hikâyesini ise Dr. Haluk Uygur’dan dinlemek gerekiyor. Haluk Bey, Türkiye’de Adana’dan daha eski yerleşim bölgeleri olabileceğini ancak Türkiye’de aynı ismi 3 bin 500 yıldır kullanan başka bir yerleşim olmadığını söylüyor. Aynı zamanda Adana Sanat Konseyi Başkanlığı’nı yürüten Dr. Haluk Uygur, doktorluğun yanı sıra fotoğraf sanatçılığıyla da tanınıyor. Dünyanın 25 farklı şehrinde sergi açmış bir sanatçı olarak ilginç bir tespit yapıyor: “Dünyanın hiçbir kentinde Adanalılar kadar sanat etkinliklerine ilgi gösteren bir toplum görmedim. Adana belki pek çok konuda iyi durumda değildir ama sanatta iyi durumdadır. En son düzenlenen film festivalini 160 bin kişi izledi, kitap fuarını 180 bin kişi gezdi.”

Şehrin sanata ilgisini gösteren etkinliklerden biri de Altın Koza Film Festivali. Birincisi 40 yıl önce düzenlenmiş. Anadolu’da bir şehrin 1970’li yıllarda film festivali düzenlemeye başlaması, Uygur’un görüşünü destekliyor aslında. Bu noktada ise sorun yine kentin yönetim meselesine geliyor. İlki 40 yıl önce düzenlenen Altın Koza’nın, bu yıl 17.si organize edildi. 40 yılda sadece 17 kez bir organizasyonu tekrarlayabilmek, Adana’nın bugün konuştuğumuz yönetim sorunlarının geçmişe uzandığını da ortaya koyuyor. Sanat denince Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Abidin Dino, Yılmaz Güney gibi isimlerin Adanalı olduklarını da burada belirtelim. Dr. Haluk Uygur, Adana’nın son dönemdeki durumuna, mesleki bir tanımla teşhis koyuyor: “Adana şu anda sara nöbeti geçiren bir hasta gibi. Beş dakika sonra bir şeyi kalmaz. Çünkü bu kentte her şey var.”

YÜKSELEN DEĞER; TARIM

Adana’nın etnik yapısına bakıldığında Türkmenler dışında, Arapça konuşan Nusayrilerin ağırlığı dikkat çekiyor. Şehirdeki ikinci önemli etnik grup ise Güneydoğu’dan göçle gelen Kürt nüfus. Adana uzun yıllar yoğun iç göç almış bir şehir. Yüksek işsizlik oranlarının önemli bir sebebi, yeteri kadar sanayileşmenin olmaması ve göç. İşsizlik noktasında üçüncü önemli gerekçe ise Adana’nın bir tarım merkezi olması. Türkiye’de son yıllarda en fazla istihdam kaybı tarım sektöründe yaşandı ve tarımsal istihdamı çok yüksek oranlarda seyreden Adana bu gelişmeden fazlasıyla etkilendi. Aslında Adana ve tarım meselesine ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Çünkü tarım her ne kadar şehirdeki işsizliği arttıran unsurlardan biri olsa da aynı zamanda Adana’nın yükselen sektörü konumunda. Yıllarca önce çeltik, sonra da pamuk merkezi olarak bilinen Çukurova’nın halen tarımdaki en gözde ürünü mısır. Çukurova’da Türkiye’nin toplam mısır rekoltesinin yüzde 45’i üretiliyor. Yıllardır ithalatçı olduğumuz bu stratejik üründe Türkiye’nin neredeyse kendi kendine yetebilir hâle gelmesinde de yine bölgenin önemli rolü var. Adana’nın mısıra dayalı ilk tarımsal sanayi tesisi Sunar Gıda’nın Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Çomu, bölgede çiftçilerin devlet desteği almadan para kazanabildikleri tek ürünün mısır olduğunu vurguluyor.

Türkiye’de tarım denince birliklerden bahsetmeden olmaz. Adana tarımında uzun yıllar Çukobirlik önemli bir aktör olmuş. 62 bin çiftçinin ortak olduğu Çukobirlik, 32 kooperatif ve 7 fabrikaya sahip dev bir sanayi işletmesi konumunda bulunmuş. Siyasilerin müdahaleleri, her iktidar döneminde gereksiz istihdam ve yolsuzluklar bu dev işletmeyi artık tamamen bitirmiş. Uzun sözün kısası Çukobirlik, halkın tabiriyle ‘Çukoçiftlik’ olduğundan bu yana çiftçiye katkı sağlayamıyor. Birliğin eski yönetim kurulu başkanlarından Osman Gökçe, bir zamanlar bütün ürünlerde piyasa fiyatlarını bile belirleyen bu yapının hayatiyetini tamamen kaybettiğini söylüyor. Kâğıt üzerinde devam da etse, hâlâ çalışanları da olsa Çukobirlik’e artık çiftçi yani ortakları ürün vermiyor. İşte bütün bu olumsuzluklara rağmen Adana’nın yükselen değeri yine tarım. Sanayide istediği noktada olmasa da Adanalı çiftçiler modern tarım tekniklerini kullanarak yüksek verimde üretim yapıyor. Çukurova, toplam 539 bin hektar tarım arazisine sahip bir delta. Ovanın beyaz altını pamuk son 25 yılda azalmış, onun yerini mısır alıyor. Narenciye üretiminde artış var. Narenciyeden sonra üreticiler sert çekirdekli meyveleri keşfetmiş. Ovada katma değeri yüksek üretim yaygınlaşıyor.

Çukurova’nın en önemli özelliği ekolojik olarak turfanda olması. Soğandan buğdaya, narenciyeden karpuza kadar her ürün önce burada yetişiyor. Ürünü ülke genelinde ilk üreten olmak, çiftçi için önemli bir avantaj. Bu özellik sadece Türkiye için geçerli değil. Akdeniz çanağındaki diğer ülkelerden de daha önce yetişiyor Adana’nın tarım ürünleri. Mesela mevsimin ilk üzümü burada yetişip İtalya’ya ihraç ediliyor. Diğer bir avantaj ise son yıllarda bölgenin Allah vergisi verimliliğine, çiftçilerin bilinçlenmesinin de eklenmesiyle, birim alandaki verimliliğin dünya standartlarını yakalamış olması. Tahıl Üreticileri Birliği Başkanı Nur Özkan, mısır üretimindeki verimlilikte Çin ve Amerika gibi ülkelerden bile iyi durumda olduklarını söylüyor. Halen Çukurova’da mısırın dönümünden bin 200 kilo ürün alınıyor. Çukurova’da 500 dönümün altında arazisi olanlar küçük çiftçi kabul ediliyor. Osman Gökçe, büyük ölçekli tarım yapılmakla birlikte miras hukuku ile tarlaların bölünmesinin ovadaki üretim ve verimi olumsuz etkilediği tespitini yapıyor. Nur Özkan’a göre tarımın en önemli problemlerinden biri köylülükten çıkamamak. Oysa çiftçilik, fabrikatörlük veya girişimcilik gibi ele alınmalı. Gelinen noktada aslında Adanalı çiftçiler ölçek ekonomisinin önemini kavramış durumda. Ne kadar büyük alanda üretim yapılırsa maliyetlerin o oranda düşüp kârlılığın artacağını biliyorlar. Bu yüzden Türkiye’nin halen en büyük girişimci çiftçileri bu bölgede faaliyet gösteriyor.

Son tahlilde Adana’nın bugün istenilen seviyede olmamasında başrolü oynayanlar, 1950-80 arasındaki zenginlik ve refah dönemini iyi değerlendiremeyen, geleceği iyi planlayamayan ve rekabetçi bir ekonomiye geçemeyen toprak ağaları. Bugüne geldiğimizde ise ‘yiğit düştüğü yerden kalkar’ misali Adana’yı asıl ihya edecek olanlar da modern tarımın büyük çiftçileri ve onların üretimini tarımsal sanayide değerlendiren yeni nesil girişimciler. Çukurova nimeti üzerinden Türkiye’nin en zengin kentlerinden biri haline gelebilen Adana, rekabetçi sanayi işletmelerinin de katkısıyla, yine bu topraklar üzerinden güneyin ve Türkiye’nin parlayan yıldızı olabilir. Uzun sözün kısası, uyuyan devin artık uyanma zamanı

 

 

ADANA:  Nüfus:  2 milyon 62 bin 226 (2009)  İhracat: 1 milyar 61 bin 235 dolar  İthalat: 1 milyar 692 bin 308 dolar  İşsizlik oranı:  Yüzde 26,5 (2009 Türkiye birincisi)   Banka Mevduat Toplamı: 7.568.976 TL (2008)  Kullandırılan Kredi Toplamı: 6 285.302 TL (2008)  Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu sıralamasındaki Adana firmaları:  Marsa Gıda (120), Temsa (123),  Advansa Sasa (136), Adana Çimento (169), Artenius Turkpet (192), Bossa (215), İsmini açıklamıyor (240), Özmaya (278), Beyteks (289),  Pilsa (338), Güney Çelik (422)

 

Toprak ağalarından Hanımın Çiftliği’ne

 

Adana son yıllarda dizilerle de Türkiye gündemine sık gelen bir şehir. Halen ekranlarda oynayan polisiye dizi ‘Adanalı’ ile reyting rekorları kıran ‘Hanımın Çiftliği’ adlı yapımlar, Adana’yı ve Adanalıları anlatan en popüler yapımlar. Adanalı dizisinde Oktay Kaynarca’nın canlandırdığı polis müdürünün, ‘kabadayı’ yanı Adanalı olmanın bir sonucu!  Orhan Kemal’in ünlü romanı Hanımın Çiftliği’nin televizyon dizisi versiyonu, Adana ve Tarsus’ta çekiliyor. Mehmet Aslantuğ ve Özgü Namal’ın başrollerini paylaştığı dizi ekranlarda reyting rekorları kırsa da, Adana’daki kaotik durum burada da kendini gösteriyor. Bazı çevreler dizideki küfürlü sahnelerin ve bazı tiplemelerin Adana imajına zarar verdiğini savunurken, bazı çevreler ise dizinin şehrin reklamını yaptığını düşünüyor. Aynı dizi kimilerine göre bir reklam aracı, kimilerine göre imaj kırıcı.

Aslında Adana’nın televizyon ve sinemaya konu olması yeni bir durum değil. 1960 - 70’lere ait Yeşilçam yapımlarında, özellikle Hulusi Kentmen’in canlandırdığı ‘toprak ağası’ ve ‘fabrikatör’ tiplemeleri, büyük ölçüde Adana’nın o dönemki zenginlerini ve onların yaşamlarını konu ediniyor. Filmlerde Hulusi Kentmen, Adana’da yaşayan kabadayı yönleri olan bir ağadır, çocuklarını ise İstanbul’da okutmaktadır. Gerçekten de o dönemin Adanası’nda, ağaların çocuklarını İstanbul’da, hatta yurt dışında okutmaları, zenginler arasında bir gelenek hâlini almıştır. Yine 70 ve 80’lerde Türkiye’de vizyona giren pek çok önemli filmin galası Adana’da yapılmış. Bu kadar zenginlik üreten bir kent, kendi sanat anlayışını da ortaya koymuş. O günlerden bugüne kalan en önemli miras ise düzenli devam edemese de, Altın Koza Film Festivali ve elbette Adanalıların sanata olan düşkünlükleri.

 

Belediye sorunu şehrin

imajını bozuyor

 

Adana, son yıllarda en fazla, Büyükşehir Belediyesi’nde yaşanan krizlerle gündeme geliyor. Şehirde belediye başkanı denince çeyrek asırdır tek bir isimden söz edilebilir: Aytaç Durak… 1984’te ilk kez seçilen, 89’daki aranın ardından, 1994, 1999 ve 2004 yerel seçimlerinde Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğunu kimselere kaptırmayan Durak, her seferinde ayrı bir partiden belediye başkanı olmuş. 2009’da bu kez MHP rozetiyle 6. kez seçime giren Durak, çok gergin bir seçim sürecinin ardından aynı koltuğa 5. kez oturur. Sonuçta, Adana’da seçimlere şaibe karıştığına dair iddialar uzun süre konuşuldu, AK Parti ve CHP’nin itirazları üzerine tekrarlanan oy sayımı tartışmaları durultmadı ve Durak mazbatasını aldı. Ancak bu kez görev süresini tamamlayamadı ve hakkındaki yolsuzluk iddiaları üzerine İçişleri Bakanlığı tarafından görevinden alındı. 1938 doğumlu Aytaç Durak bugünlerde tekrar görevine dönebilmek için hukuk mücadelesi veriyor. Durak sonrası önce bir AK Partili Mahmut Çelikcan başkanlık koltuğuna oturdu ve 45 gün görev yaptıktan sonra mahkeme kararı ile görevi sona erdi. Şimdi koltukta bir MHP’li, Zihni Aldırmaz var.

 

Adana’nın nefes borusu: Seyhan

 

Adana her an ziyaretçilerini şaşırtabilecek özelliklere sahip bir şehir. Merkeze geldiğinizde kendinizi Karaköy ve Eminönü’nde hissettirecek eski ama kadim bir şehir havası karşılar sizi. O noktada Adana’nın ne kadar önemli bir kentleşme tecrübesi olduğunun farkına varabilirsiniz. Zaten Anadolu’da İstanbul’a benzer bir eğlence merkezi olabilmesinin temelinde de bu şehir kültürü yatar. Uzun yıllar pavyonlarıyla ünlüydü Adana. Eğlence turizmi kendine İstanbul’dan bile müşteri bulmasını bildi. Pavyonlarda yaşanan olaylar ise şehrin imajını olumsuz etkiledi. Hatta Bülent Ersoy 1989’da bu şehirdeki bir konserinde kurşunlandı. Eski şehrin merkezinden yani Güney Adana’dan çıkıp kuzeye doğru ilerlediğinizde bambaşka bir atmosfer karşılar sizi. Aytaç Durak’ın en önemli çalışması denebilecek Kuzey Adana, daha düzenli yapısı ve modern binaları ile sanki şehir içinde bir şehir havası taşıyor. Yaklaşık 200 bin konutluk bu alanın devamında, Seyhan Baraj Gölü’ne ulaşırsınız ve kentin havası bir anda değişir. Etrafındaki mesire yerleri, kafeleri ve gezi parkları ile Seyhan Gölü, Adana’nın denize özlemini gideren bir ortam adeta. Yazın bunaltıcı bir sıcağın yaşandığı şehirde adeta bir nefes alma fırsatı tanır size Seyhan Barajı.