PORTRELER

Sivil general

Sivil general
Herkes benden bazı olayları aydınlatmamı bekliyor. Sebebi de emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu ile görüşmüş olmam; Yirmibeşoğlu'nun da, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri, 1970'li yılların başında Özel Harekat Dairesi Başkanı, 1980'lerden sonra da Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı ile Harekat Başkanlığı görevlerinde bulunması. Kadrosuzluk nedeniyle vaktinden beş yıl önce, 1990'da emekli olan Yirmibeşoğlu ismi hakkında bazı iddialar var, onun da bu iddialara cevapları... Onları bu satırlarda hep beraber göreceğiz, ama önce Yirmibeşoğlu'nun doğduğu 1928'lerin İzmir'ine bir gidelim.

Baba tarafının bir kısmı Bartın bir kısmı Ünye ve Terme ile Bulancak'tan, daha doğrusu Karadenizli bir aileye mensup olan Yirmibeşoğlu (Sabri Paşa'nın dedelerinden biri askerliğini, o zamanlar var olan yirmibeşbaşı rütbesiyle yaptığından lakabı yirmibeşbaşınınoğlu olarak kalan aile, soyadı kanunu çıktığında da bunu soyad olarak alır) 8 Eylül'de İzmir'in 'yasak bölgesi' Foça'nın Bağarası köyünde dünyaya gelir. Foça'nın yasak bölge olmasının sebebi, burada bir topçu bir de piyade alayının bulunması, yani Foça'nın askeri bir bölge olmasıdır. Nüfus cüzdanı gösterilerek ancak Türk vatandaşları girebilmektedir buraya. Onun, komuta kademelerini birer birer yükselerek Türkiye için çok önemli mevkilerde görev alacak biri olmasının altındaki askerlik sevgisinin oluşmasında işte bu Foça'nın etkisi büyük olacaktır: "Alay eğitim yaparken, çalıların arkasından ben de onları seyrediyordum." Yaşlı kadınların 'bileklerini ortaya koyarak' dilsiz olduğuna dair iddiaya girdiği ve iki yaşına kadar konuşamayan küçük Sabri'nin askerliğe olan bu merakı alay komutanı olan Asım Aksoley'in de dikkatinden kaçmayacaktır: "İlkokul öğretmenime 'Ben Köy Enstitüleri'ne girmek istiyorum' dedim. Bir esnaf çocuğuyum. (Sabri Yirmibeşoğlu, Mehmet Yirmibeşoğlu ile Kazım Karabekir Paşa'nın bir akrabası olan ve bu yüzden Karabekir Eminesi adıyla anılan Emine Hanım'ın çocukları İsmail Yirmibeşoğlu ile, Çanakkale'den seferberlikle İzmir'e yerleşen meşhur Şükrü Kaptan ve yine adı Emine olan çiftin Nigah adlı kızı ile evliliğinden dünyaya gelen tek çocuğudur). Dolayısıyla babam beni okutabilecek güçte idi. Ama öğretmenim senin için orası küçük bir hedef dedi. Karşıyaka Ortaokulu ikinci sınıfında iken de Asım Aksoley Albay, 'Sana bir mektup verip seni Konya'ya göndereceğim, bu bir torpil değil referanstır, imtihanı kazanman şarttır' dedi." Yirmibeşoğlu, derhal yola koyulur, trenle Afyon'a ulaştığında, mektubu vereceği komutan da oradadır. O da bir başka komutana verilmek üzere bir mektup yazıp Yirmibeşoğlu'na verir. Ardından mektuplar yerlerine ulaştırılır, fakat sınav da kazanılmıştır: "Şimdi hayat bir kaderdir. İlkokul öğretmenimin dediğini dinlemeseydiniz köy enstitüsüne girer öğretmen olurdunuz. Oraya gidiyor ve orgeneral oluyorsunuz. Bir kasabada orta halli bir ailenin çocuğunu Atatürk'ün kurduğu sistem orgeneral yapabiliyor." Ortaokulun ardından 1943—46 yılları arasında Bursa Askeri Lisesi'ne girer Yirmibeşoğlu. Burada, daha sonra meşhur ressamlarımızdan biri olacak Turgut Uyar, tiyatrocu Ekmel Hürol, şair Bekir Sıtkı Erdoğan gibi sınıf arkadaşları ile beraber okur. Ardından Harp Okulu... Onun Harp Okulu'na girdiği 1946'da, Kazım Orbay burada köklü değişiklikler yapar, iki yıl olan eğitimi üç yıla çıkarır. Harp, silah ve askeri derslere ilave olarak devletler hukukundan, modern matematiğe, ekonomiye kadar 30 yeni ders daha koyarak harp okulu öğrencilerinin komple bir eğitim almalarını sağlar: "Süleyman Demirel'den itibaren artık mühendislerin devleti yönettiği bir dönem başladı." Tümgeneral Fazıl Bilge'nin komutan olduğu Harp Akademileri'nde yapılan bir yenilik de sınıf seçiminin başlamış olmasıdır. Derece alanlar istediği sınıfı seçebilmektedir. Sabri Yirmibeşoğlu da ya üçüncü ya da beşincidir okulda: "Ben de komutan mesleği olan piyadeyi seçtim." Yirmibeşoğlu, başından beri hedefini komutan olarak belirlemiştir. Hatta Karşıyaka'da sivil ortaokulda iken milli güvenlik dersine gelen albaya bile komutan nasıl olunur yönünde sorular sormaktadır: "Bursa Askeri Lisesi'nde, mühendislik imtihanı yapılır ve kazananları Amerika'ya gönderirlerdi. Ben de kazandım ama gitmeyeceğim dedim. Çünkü komutanlık sınıfı değildi." Ardından Çankırı'da piyade okuluna gider Yirmibeşoğlu. Alparslan Türkeş de burada piyade yüzbaşıdır: "Hocamızdı. Beni çok severdi. İzmir Poligon'a gitmek istediğimi söylediğimde beni moral olarak destekledi." Buradaki bir yılda da başarılı bir öğrencilik geçiren Yirmibeşoğlu, Atatürk'ün en yakın arkadaşlarından Fuat Bulca'nın damadı, o zaman Ankara Muhafız Alay Komutanı olan Kurmay Binbaşı (sonra korgeneral oldu) Nusret Bulca tarafından ismen istenir. Yirmibeşoğlu, buradaki dört yıl içinde Meclis'teki toplantılarda görev alır, Celal Bayar'ın hizmetinde bulunur. Üsteğmen Sabri Yirmibeşoğlu, Harp Akademileri'ni kazandığında ise yıl 1951'dir. Ülkede 1960'a kadar sürecek DP iktidarı başlayalı henüz bir yıl olmuştur. 6—7 Eylül Olayları'nın gerçekleştiği bu dönem 27 Mayıs gibi acı bir sonla noktalanacaktır: "Bay Pipo da (Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul) adam diyor ki 'Özel Harpçidir, bu yaptı.' Buyurun, 6—7 Eylül'ü Sabri Yirmibeşoğlu yapmış. Olacak şey değil."

— Peki niye böyle söyleniyor?

"Kitabınızda böyle ıvır zıvır spekülasyonları yazmayınca satamıyorsunuz."

— Gazeteci Mithat Perin de 6—7 Eylül Olayları için sizin adınızı vermişti...

"Yalnız şöyle bir görüşmem oldu. (Ertuğrul) Özkök o zaman Milliyet'in Ankara temsilcisi idi. (Fatih) Çekirge de orda çalışıyordu. Ben de sıkıyönetim komutanlığından ayırılıyorum (1984). Gazetelerde veda ziyareti yapıyordum. Orda bir zat geldi, gazeteci mi bilmiyorum. Konuşurken şunu söyledim, 'Düşmanın işgal ettiği bölgelerde, savaşta bazı olaylar yaratılır ve düşman yaratmış gibi gösterilir. Bunu galiba ona bağladı. Ben orada garip bir üsteğmenim. Psikolojik harekatta böyle bir olay yaratarak halkı düşmana karşı galeyana getirmek. Belki Güneydoğu'da da oluyor bunlar yanlış olarak. Özal suikasti mesela. Ben de o zaman generaldim, 87 mi neydi? Özal başbakandı. Bir yargıtay savcısı Aktüel dergisine birşeyler yazdı. Özal'ı kim öldürdü diye. Birşeyler mütalaa ediyor, sonuna doğru 'Kaya Erdem veya Korgeneral Sabri Yirmibeşoğlu olabilir' diyor. Hiç ciddiye almadım. Olacak iş değil yani."

— Hep sizin isminiz niye geliyor göndeme?

"Biz cumhurbaşkanı olmak istiyormuşuz gibi."

— Özal'ın yerine geçmek...

"Ha öyle bir şeydi galiba. Kaya Erdem'i ve beni yazdı. Çok enteresan birşey."

Harp Akademileri'nde Haydar Saltık, Dışişleri Bakanlığı da yapan Selahattin Çetiner, Milli Birlikçiler'den Ahmet Yıldız, Orhan Erkanlı, Suphi Gürsoytrak, Dündar Seyhan'la beraberdir. Burada da başarılı bir grafik çizen Yirmibeşoğlu, hoca muavini olarak akademide bırakılır önce: "Ahmet Yıldız Ankara'ya gideceğini söyledi. Kendisi Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı'na, beni de Kara Kuvvetleri Harekat Başkanlığı'na tayin ettirdi. Enteresandır. Bu kader tabii. Burada hoca olarak kalsa idim hayatım değişecekti." Bir yıl sonra Yirmibeşoğlu için birkaç yıl sürecek doğu seferi başlar. 1959'da Mardin'e tayin edilir. Sabri Yirmibeşoğlu, Mardin'e gittiğinde yedi yıllık evlidir. (Teyzesinin kızı Nesrin Hanım ile evlenen Sabri Yirmibeşoğlu'nun Nur (Ceran ile evlidir, Arzu ve Ahmet adında iki çocukları vardır), Gül (Milletvekili Cevdet Akçalı'nın yeğeni Ahmet Demirci ile evlenir. Çiçek tek çocuklarıdır) ve Zafer (Funda ile evlidir ve çiftin Zeynep adında bir çocuğu vardır). Mardin'deki bir yılın ardından Eleştkirt ve dört yıl sürecek Sarıkamış görevi. Yirmibeşoğlu'nun Sarıkamış'a bundan başka iki defa daha yolu düşecektir. O yıllar herkes için olduğu gibi asker Yirmibeşoğlu ailesi için de yokluk ve sıkıntı yıllarıdır.

— 27 Mayıs olduğunda Sarıkamış'ta idiniz. 27 Mayıs'ın olacağına dair işaretler var mıydı?

"Gayet tabii. Arkadaşlar geliyorlar, uçakla geliyorlar, bir toplantı türü... Artık ne emir komuta kalmış ne askeri hiyerarşi. Birşeyler anlamak lazım bundan. O durumda kabineyi değiştirecek, belki muhalefetten de bakan alacak, ortamı yatıştırıp seçime gidecektiniz. Yalnız ihtilal memlekete itibar kazandırmadı, bunu açık açık görüyoruz. Batı demokrasisinde böyle bir olay yok ama orada böyle bir siyasetçi de yok. 27 Mayıs ayrı bir konudur, Adnan Menderes ayrı. Bayar askeri çok severdi. Yaşlı bir Rıza astsubay vardı. Geçerken İnönü'ye selam verdi diye Kemal Zeytinoğlu ile zannediyorum Maliye Bakanı Hasan Polatkan 'Ona niye selam veriyorsun' diyor. Yahu o eski bir cumhurbaşkanı. Şimdi kitaplarımı (Yirmibeşoğlu anılarını Askeri ve Siyasi Anılarım adıyla kaleme aldı) okuyan Yassıada'ya gitmiş bir hanım bana dedi ki 'Çok sıkıntı çektik, hem de biz orduya çok yanlış bakmışız. İsmi lazım değil. Başka bir şey, DP'nin batı ile entegrasyonu başarılıdır. Övgüyü de yergiyi de dengeli kullanmak lazım. Ben bulunmadım ama şöyle bir şey var; Yassıada'ya idama giderken, —Fatin Rüştü ve Bayar da var teknede— Adnan Menderes Fatin Rüştü'ye 'AET gelişmeleri ne durumda?' diye soruyor. İdama giden bir adamın bunun üstünde konuşması fevkalade enteresandır."

Sarıkamış sonrası NATO'nun eğitim amaçlı çalışması için Napoli'ye giden Yirmibeşoğlu, dönüşte Tevfik Rüştü Aras'la aynı gemide yolculuk eder: "Ben lafı 27 Mayıs'a getirince konuya pek girmek istemedi. Fatin Rüştü, onun damadıdır. Tevfik Rüştü bir ara, ben Dışişleri Bakanı iken Atatürk beni her tatbikata götürürdü ve 'Tevfik ordu bu, Dışişlerini böyle idare edeceksin' derdi. Sonra Dışişleri orduyla da kopmuş demek ki... Sohbete daldık, gözleri de görmüyordu, sigarayı söndürecek, tabla orada, benim elim de masada, sigarayı elimde söndürdü."

Dönüşte yeni görev yeri 1962'de belli olan Yirmibeşoğlu, Kıbrıs'a gider, 63 Olayları'nı orada yaşar. Kıbrıs'ın kuruluş anlaşmasına göre oluşturulan, önce Turgut Sunalp'ın, ardından da Necdet Üruğ'un komutanı olduğu 900 kişilik kontenjan alayında harekat, eğitim, istihbarat subayı ve alay komutan muavinliği görevlerinde bulunur. Ailesi de yanında olan Binbaşı Yirmibeşoğlu, Rumlar'ın Kıbrıslı Türkler'e karşı katliamları karşısında ailesini Türkiye'ye göndermek ister, ancak Ankara'dan gelen emir, 'Kıbrıslılar'ın morali bozulur, aileler gelmesin' yönündedir. Orada, Kıbrıs davasını lehimize çevirecek sandıklar dolusu dokümanlar bulunur ama Türkiye bunları kullanamaz: "Türkler'i imha ile ilgili sandıklar dolusu planlar. Onları Yunanlı ele geçirse idi perişan olurduk."

— Niye kullanamadık?

"Dışişleri ve basın... Herkes yan çizdi. Genelkurmay ikinci başkanı, 'Bunları onlar ele geçirseydi bizi mahvederlerdi' dedi. Çünkü imzalı ve onlar da Osmanlı'dan kalma. İmzanın üstüne bir de mühür basıyor alay komutanı veya tümen komutanı. Mesela filan köyün nasıl imha edileceği hakkında bir plan. Hani inkar da edemez."

1964'te Yirmibeşoğlu'nun yeni görev yeri Nato Karargahı'dır: "Nükleer Silahlar Şubesi'ndeydim. Çok gizli bir şube tabii." Yirmibeşoğlu normalde iki yıl kalınan burada beş yıl süreyle bulunacaktır:

— Hep tartışılır, Türkiye'nin nükleer başlığı var mıdır diye.

"Vardı tabii, hem topçuda hem de Hava Kuvvetleri'nde. Onlar SAS deposu dediğimiz gizli depolardaydı. Türk subayları girip de sayamazdı. Hatta zannediyorum Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Tural gezmek istemiş, sokmamışlar. Ama bir gün kasayı açık bırakmışlardı, oradan bilgileri almıştım. Ama bunlar Amerika korumasında, kullanacağın zaman Amerika kodu bildiriyor sana."

Sabri Yirmibeşoğlu, ardından Genelkurmay'a döner, altı ay sonra da Belçika'ya tayin edilir: "O ara milletvekili olan eski Hava Kuvvetleri Komutanı Tekin Arıburun geldi. Celal Bayar'ın başyaveri Mustafa Tayyar da yanında. Heyet kalabalık. 'Durum nasıl? Birşey olursa bize haber ver' dedi. Sen Türkiye'de siyasetçi geçiniyorsun, ben Belçika'da NATO Karargahı'nda bir adamım. Bunu koklayamıyorsanız, devlet adamı olmayın ya! Bir örnek vereyim, 12 Eylül gecesi hem Demirel konuştu, hem Erbakan. Halbuki Ankara'da tanklar yerleşmiş. NATO tatbikatı diye yutturuyorlar. Durum gergin yani. Haber vermemize lüzum yok değil mi?"

1970'lerden sonra Sabri Yirmibeşoğlu çok daha önemli görevlere gelmeye başlar. Bunlardan ilki Belçika dönüşü atandığı Özel Harp Dairesi Kurmay Başkanlığı'dır:

— Özel Harp Dairesi ne yapar?

"Her konusu tartışılamaz. Devlet sırrı var mıdır yok mudur diyorlar? Tabii devlet sırrı vardır. Sivil halkla ve bu özel kuvvetler dediğimiz askeri unsurlarla düşman gerisinde savaş başlatıp düşmanın daha fazla ilerlemesini, mümkünse işgal ettiği yerleri terk etmesini sağlayacak bir kuruluştur. Tam vatansever bir kuruluştur. Barışta bir görevi yok. Şöyle var. Özel Kuvvet Timleri var. Gidiyor Güneydoğu'da asker gibi savaşıyor. Ama illegal işlere Genelkurmay girmez. Bunu herkes bilir. Mesela, Kıbrıs Türkleri'ni teşkilatlandırmıştır. Kıbrıs'ta 74 Harekatının başarılı olmasının yüzde 90 nedeni budur. 70 senedir askerlik yapmamış Kıbrıslı'ları başarılı kılmak ve bizim Girne bölgesine paraşütlerle inmemiz..."

Bu dönemde Türkiye yine çalkantılı bir süreçten geçmektedir. Kıbrıs Harekatı'ndan dolayı Amerika'nın Ambargosu, Faruk Gürler Paşa'nın cumhurbaşkanlığı seçimi...: "Gürler'in cumhurbaşkanlığı seçimi 12 Mart'ın rövanşıdır. Faruk Paşa'yı cumhurbaşkanı yapmaktan ziyade Genel Kurmay Başkanlığı'ndan indirme operasyonudur. Çünkü bizim parti başkanlarımız memleketin faydasına olan işlerde zor birleşir de böyle melanette Ecevit'le Demirel çok iyi anlaşmıştır." Yirmibeşoğlu, üç sene Özel Harp Dairesi Kurmay Başkanlığı'nın devamında tuğgeneral olarak aynı yerde Daire Başkanlığı da yapar. Sonrasında NATO İstihbarat Başkanlığı Türkler'e verildiği için bu göreve tayin edilir, 1978'e kadar burada kalır. Dönüşte iki yıl boyunca Sarıkamış'ta tümen komutanı olarak görev yaptıktan sonra, iki yıl da Kara Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Başkanı olur. 1982—83'te de Milli Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı yapar: "Askerlik çok karışık bir iş. Diplomasiye, eğitime, tekniğe giriyorsunuz. Müsteşar yandımcılığı diplomatik bir görev. O zaman Amerikalı'larla Savunma Sanayii Anlaşması var." Bu dönemde Amerika ile 7—8 proje yapmıştır Türkiye, ama Amerikan tarafı işi ağırdan almaktadır: "Genelkurmay'ın haberi yok. Amerikan Büyükelçisi ve JUSMAT Başkanı, onların müsteşar muavini toplandık. Bu projelerden hiçbirine katkıları olmadığını söyledim. JUSMAT Başkanı 'Söz alabilir miyim?' dedi. Burada başkan benim dedim size söz hakkı vermiyorum ve toplantıyı dağıttım. Büyük bir olaydır. Bunlara biraz sert çıkmak lazım. Biz bunlarla müttefik miyiz, düşman mıyız? İtalya yılanın başını tutuyor, Yunanistan bağrına basıyor, ses çıkarmıyoruz. Çok sessiziz biz. Vuracaksın masanın üzerine yumruğunu bazen. Mesela ordu komutanı iken Amerika'dan baş komutan gelmişti. Akşam yemekte 'Yunanlılar sizin yüzünüzden şımarıyor' dedikçe ve adama yüklendikçe adam birden masadan kalktı. Tamam dedim diplomatik skandal yaşıyoruz. Terk edecek masayı zannettim. Etmedi ve oturdu. Bizim kaderimizin Papandreu'nun iki dudağı arasına sıkışmasından ben utanıyorum." Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, 1983—84'te bütün önemli suçluların toplandığı Ankara'da Sıkıyönetim Komutanlığı'na getirilir. 1984—86'da da Genelkurmay Harekat Dairesi Başkanı, 86—88 arasında, üçüncü Sarıkamış seferinde ise bu sefer 2. Ordu Komutanı'dır: "Devletin halkla kucaklaşması lazım. Ben halkla beraber oldum. Bana 'Sivil General' derlerdi. Halk ne düşünüyor bunu anlamak lazım. Devletin memurunun, subayının halkın derdini dinlemesi çok önemli bence. Diyarbakır Emniyet Müdürü olaylarında gördük, bir emniyet müdürü halka böyle davranırsa halk devlete daha çok bağlanır." 1988'de ise Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği'ne atanan Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu için 1990'a kadar sürecek bu görev son resmi görev olacaktır: "Özal'la beraber çalıştık. Değişik bir dönemdi. Daha çok başbakan gibi hareket ediyordu. Özal, 12 Eylül Anayasası'na karşı çıktı. Haklı idi, anayasada her şeyi koymuşsun. Neden bu? Güvensizlikten tabii. İkincisi siyasi yasakların kaldırılmasına karşı idi. Körfez Savaşı'nda da yanlış değerlendirme yapıldı. Amerika, Irak'ı karadan işgal edecek zannedildi. O zaman sen de Musul'a girersin..." Görev süresi bir yıl uzatılsa idi Kara Kuvvetleri Komutanlığı, ardından da Genelkurmay Başkanlığı yolu açık olacak Yirmibeşoğlu'nun kadrosuzluktan üniformasını çıkardığında yıl 1990'dır: "Bu sivil elbiseyi giydiğin zaman her türlü hakarete maruz kalırsın. Ben onu hak etmesem bile..."

Büyük Kulüp ile SİSAV'a üyeliği bulunan, Rotaryen olan emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, Türkiye'de emekli olduktan sonra askerlere görev verilmemesinden de yakınmaktadır: "Bir tane asker vali var mı, büyükelçi var mı, kamuda, yönetim kurullarında asker var mı?" İyi ahbabı olduğundan İlhan Cavcav'ın yönetim kurulunda bir ara Gençlerbirliği'ne hizmet eden, sürekli spor yapan, takım tutmayan Sabri Paşa, ANAP'tan aldığı bir sinyalin dışında siyaset teklifi de almamıştır: "Sıkıntıya girmemek için sizden bekliyorlar. Ben gireceğim der miyim, o derse düşünürüm. Resmen söylemediler ama öyleydi. Sonra MHP'den mesela..."

Yukarıda da söylediğim gibi Sabri Yirmibeşoğlu da, askerlikteki komuta kademelerini birer birer kateder. Üsteğmen, yüzbaşı, binbaşı, albay, tuğgeneral, tümgeneral, korgeneral ve orgeneral olur. Ama onun diğerlerinden farkı, bu rütbelere yükselirken ifa ettiği görevlerdir, her ne kadar en yükseğe çıkamasa da.

— Komutan olma hayaliyle askeriyeye girdiniz ve belli bir noktaya kadar geldiniz. Daha yukarısı olmadı. Üzüldünüz mü?

"Daha çocukluktan beri askerliğe heves ederek komutan olmak için piyade sınıfını seçen bir insan olarak herhalde en yukarıya çıkma olanağım da vardı. Olmadı tabii, o olaylar oldu filan.. Ama üzülmedim. Bu büyük görevler büyük mesuliyet gerektirir. Deruhte etmek de bir meseledir. Başaracağımdan emindim ama..."

email: [email protected]