|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
İNSAN

Riva’nın cerrah çobanı!

12 Aralık 2011 /
Kalp cerrahı Dr. Mahmut Akyıldız, işten arta kalan zamanlarını İstanbul Riva’daki çiftlik evinde geçirip yurtdışından ithal ettiği keçilerini otlatıyor. Akyıldız, doğal yaşamı kendine adeta ilke edinmiş. İşte, Riva’dan çok ilginç bir hekim hikâyesi…

İstanbul’un Karadeniz kıyılarına bakan şirin sahil kasabası Riva, şehrin kalabalık ve stresinden kaçmak isteyenler için cazip alternatiflerden. Eskinin küçük balıkçı köyü, son dönemde büyük ilgi görüyor. Nüfus hızla artarken çevredeki arazilerde inşaatlar sürüyor. İstanbul’da yaşayıp Karadeniz havası almak isteyenler için en kestirme yol Riva’dan geçiyor. Kalp cerrahı Dr. Mahmut Akyıldız’ın evi de Riva Plajı’nın hemen arkasındaki tepede. Ev derken büyükçe bir çiftlikten söz ediyoruz aslında. Keçilerin, tavukların, köpeklerin yaşadığı, geniş bir sebze bahçesinin bulunduğu ev, doğal yaşam parkını andırıyor. Çocukluğu Rize’nin Çayeli ilçesinin Çataldere köyünde geçen Mahmut Bey, köyündeki hayatını Riva’da tekrar kurmuş. Artık bütün temel gıdalarını kendi üretiyor ve tamamen köy tarzı besleniyor.

Sağlıklı ve doğal yaşam, son yıllarda tıp dünyasının en popüler konularından. Tedaviye dayalı sağlık anlayışı yerine önleyici hekimliği öne çıkaran yaklaşımın temel iddiası, hastalıkların oluşmasını engellemek. Bunun için de en önemli adım, yaşam tarzını değiştirmek. Mahmut Bey, modern tıbbın göbeğinde olmasına rağmen, önceliği iyi yaşama ve doğal beslenmeye veriyor. Doğal yaşam duygusu memleketten kalma bir alışkanlık olsa da Akyıldız, bir cerrah olarak yıllardır yaptığı ameliyatlar ve gördüğü hastaların kendisini böyle bir arayışa sevk ettiğini söylüyor: “Tıp dünyası olarak hep hastalıklarla mücadele ediyoruz. Yıllardır kalp ve damar ameliyatları yapıyorum. Bunlarla uğraşırken ‘Nerede hata yapıyoruz?’ diye düşünmeye başladım. Bu hastalıkların sebepleri ve nasıl önlenebileceği üzerine araştırmalar yapmaya başladım.”  

Kalbinize iyi bakın!

Araştırmalar sırasında Dr. Mahmut Akyıldız’ın karşısına çıkan ilk konu teknoloji olur. Teknolojinin hızla gelişmesi ve daha geniş kitlelere yayılması elbette hayatımızı kolaylaştırıyor; ama yan etkileri de sağlığımızı tehdit ediyor. Bir nimetten faydalanırken onun bedelini de ödüyoruz. Otomobillerin bu kadar yaygınlaşması, cep telefonu kullanımında patlama olması, bilgisayarların hayatımızın her alanına girmesi işleri kolaylaştırıp verimi artırıyor belki; ama az hareket eden, doğal hayattan kopuk, obeziteye çok müsait ve kötü beslenen bir insan modeline de zemin hazırlıyor. Dr. Akyıldız, 1 asır önce insanları tehdit eden hastalıklarla şimdikilerin çok farklı olduğunu belirterek değişimi şöyle anlatıyor: “Yüzyılın başında insanlar enfeksiyon, bakımsızlık, vitamin eksikliği ve yetersiz beslenme gibi gerekçelerle ölürken; günümüzde fazla yemeden dolayı ölmeye başladılar. Koroner kalp damar hastalıkları, ölüm gerekçelerinde birinci sıraya çıktı. Avrupa, Amerika ve Türkiye’de kalp ve damar rahatsızlıkları ilk sırada.”

Akyıldız bu noktada ilginç bir veriyi de paylaşıyor. ABD’de kalp hastalığından ölüm oranı yüzde 50’lerdeyken, Japonya’da bu oran sadece yüzde 7. Sağlıklı beslenen, obeziteden korunan ve bol spor yapan Japonlar, kalp hastalıklarına daha az yakalanıyor. Ancak Amerika’ya göç eden Japon ailelerde de bir süre sonra tablo değişmeye başlıyor. Yapılan araştırmalara göre, ABD’ye göç eden Japonlarda, yaklaşık birkaç nesil sonra kalpten ölme riski yüzde 50’ye yükselerek Amerika ortalamasını yakalıyor. Çünkü Amerika’da doğan Japonlar, Amerikan hayat tarzına alışarak dedelerini hastalıklardan koruyan beslenme ve günlük yaşam alışkanlıklarını kaybediyor. Bu araştırma bizi tekrar hayat tarzlarımıza ve yeme içme alışkanlılarımıza götürüyor. Son yüzyılda insanlık büyük bir kültürel değişim sürecinden geçti. Teknolojiyle desteklenen yeni kültürel alışkanlıklar, yaşam tarzını da kökten değiştirdi. Doktor Akyıldız, yaşadığımız kültürel değişimin, insanın biyolojik değişimi ile uyumlu olmadığını vurguluyor. Besin maddeleri hızla değişti, fast food tarzı beslenme alışkanlığı yaygınlaştı, tarım ürünleri üzerinde genetik değişim yaşandı, gıdalarda yapay madde kullanımında patlama oldu, sağlıklı ürünün yerini damak tadı kavramı aldı ve elbette teknoloji çok hızlı gelişti; ancak insanoğlunun biyolojik yapısı bu baş döndürücü değişime ayak uyduramadı. Kısacası, insandaki genetik program aynı kaldı; ama beslenme alışkanlıkları ve hayat tarzı hızla değişti. Şimdi yaşanan pek çok sağlık sorunu, hızlı kültürel değişimden ve insan vücudunun buna ayak uyduramamasından kaynaklanıyor.

Şekerin kokainden farkı nedir?

Beslenme alışkanlıklarıyla ilgili en dikkat çekici değişimin şeker tüketiminde yaşandığını görüyoruz. Yüzyılın başında dünya genelinde kişi başı şeker tüketimi yılda ortalama 2 kiloyken, bu rakam şimdi 80 kilo. İşin kötüsü, vücudumuza giren doğal değil, rafine şeker. Eskiden şekerin, aristokratların kullandığı çok pahalı bir ürün olduğunu belirten Dr. Mahmut Akyıldız, endüstri toplumunda şekerin ucuzladığını ve halka yayıldığını hatırlatıyor. Rafine şeker konusunda bazı çarpıcı yorumları da paylaşıyor: “Bazı bilim adamlarına göre rafine şekerin kokainden farkı ucuz, yasal olması ve etkisinin uzun sürede görülmesi.”

Sağlıklı yaşamda yollar hep doğal beslenme ve doğal besinlere çıkınca Akyıldız da işe kendi hayatını buna göre dizayn ederek başlamış. Önce kendi çocuklarına doğal hayatı benimsetmek istemiş. Çocuklara benimsetmenin yolu da öyle yaşamaktan geçiyor. Anne-babanın beslenme alışkanlıkları çocuklara geçiyor. Doktor Akyıldız, “Anne-baba sigara ve içki içiyor, stres altında yaşıyorsa bu, çocuklara da sirayet ediyor. Annedeki bütün fiziksel ve ruhsal değişim çocuğu etkiliyor. Çocuklarda ileri yaşlarda bu hastalıklar ortaya çıkıyor. Çocukları korumak için anne babanın doğru beslenmesi ve yaşaması gerekiyor.” diyor.

Ailedeki bazı rahatsızlıkların genetik yapıyla çocuklara sirayet ettiği, tıp dünyasında bilinen bir gerçek. “50’ye kadar kendi hayatını, daha sonra dedenin hayatını yaşarsın” sözü, bu gerçeğin en veciz ifadesi. Doktor Akyıldız, bu gerçeğe bir de ekleme yaparak sadece genetik mirasın değil, yaşam tarzı alışkanlıklarının da çocuklara sirayet ettiğini vurguluyor.

Genetik miras önemli ancak son yıllarda tıp dünyası bazı rahatsızlıkların bu sebepten mi yoksa çevresel faktörlerden mi kaynaklandığını tartışıyor. Yaşam tarzının genetik yapıyı daha olumluya veya daha olumsuza götürebileceği konuşuluyor. Akyıldız, bu durumu esprili bir dille anlatıyor: “Genetik mirasımız kötüyse hakem taraf tutuyor demektir; öyleyse bizim daha iyi oynayıp 2 gol daha fazla atmamız, ceza sahasında faul yapmamamız gerekiyor. Daha iyi oynamak için sigara ve içki içmemek; tansiyon, şeker ve kolesterole dikkat etmek; stresi kontrol etmek gerekiyor. Bunlar yanlış beslenme ve kötü yaşam tarzıyla ortaya çıkıyor. Bunların yanına bir de kötü genetik mirası koyarsan risk katlanıyor. Şeker hastası olmadan önce düzenli spor yapar, doğal tüketir, stressiz yaşarsan şeker hastası olmazsın.”

Sağlıksız beslenme, fast food ve gazlı içecek tüketiminin artmasıyla çocuklarda daha fazla kan kanseri vakalarının görülmeye başladığını vurgulayan Akyıldız, bu ürünlerin okul kantinlerinde yasaklanmasını çok faydalı bir adım olarak değerlendiriyor. Amerika’da bir insanın günde 50 kez strese maruz kaldığını, Türkiye’nin de aynı durumda olduğunu hatırlatan Akyıldız, stresin birçok hastalığın ana sebebi olduğunu vurguluyor ve özellikle çalışan kesimi ‘pazartesi sendromu’na karşı uyarıyor. Ani ölümlerin en fazla pazartesi sabahları, sabaha karşı 4 ile 10 arası görüldüğünü belirterek “Strese dikkat, pazartesi sendromu öldürür; bu bilimsel bir gerçektir.” diyor.