|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
KÜLTÜR SANAT KITAPLIK

Zafer yahut hiç ya da bütünüyle bir hayat…

9 Ağustos 2010 /
‘Zafer Yahut Hiç’, usta işi bir senaryo gibi, edebi bir alt metin, tadından yenmez replikler…

Her eylülde okumaya alıştığımız Mustafa Kutlu kitabı bu sene biraz erken geldi. Bir şikâyetimiz yok elbet, hoş geldi sefa geldi. Kitabın kapağını görür görmez ışıldayan gözlerimiz, gayr-i ihtiyari ovuşturduğumuz ellerimiz ve karıncalanmaya başlayan dimağımızla biz hazırız, önceki hikâyelerin tadı damağımızda… “Zafer Yahut Hiç” uzak İstanbul’un hikâyesi… Çirkinlikle güzellik yan yana, iyilerle kötüler, nizam ile kargaşa, hayat gibi… Ama yine de güzellik ağır basıyor, olaylar çokluk iyiler etrafında dönüyor ve kargaşa içinde bir düzen muhakkak kuruluyor. Bir Yeşilçam senaryosu gibi; ama sonu başından belli olmayan usta işi bir senaryo, Selvi Boylum Al Yazmalım gibi mesela, edebi bir alt metin ve tadından yenmez replikler…

Mustafa Kutlu hikâyelerini niye bu kadar seviyoruz? Hayat da öyle, kelimeler gibi peş peşe, bir su gibi akar hissi uyandırdığı için belki; “Sonra kış geçer. Kırlangıç yuva yapar. Ve bir erik ağacı baştan ayağa çiçek açar.” Döküntü bir bina bir anda onarıldığı, bir bahçe bir anda yeşertildiği, düşenler yerden kaldırıldığı için belki de… Biz onun kitaplarındaki tabiatı seviyoruz bir de, bizi dolaştırdığı hayali bahçeleri; “Taraça sulanıp süpürülmüş, gecesefaları açmış, yediveren güller, hanımelleri, havada baygın bir koku…” Bir de hayatı bir çırpıda özetleyiveren bilgelik dolu cümleleri; “Zaman gül yaprağına düşen kar tanesi gibi çabucak erir. Ömür de böyledir. Ancak biz aciz kulların dünya ile alışverişi sürsün diye uzunmuş gibi gelir.” Sonra aşkın tarifi; “Ferit’i düşündüğünde ne odun, ne soba, ne ev, ne sığınak, ne güvenlik, ne geçmiş, ne gelecek, her şey siliniyor; ortada bulutsuz bir gökyüzü, bir gelincik tarlası, nar kuşları, yüce dağlar, sürekli göz kırpan bir yıldız kalıyordu.”

Kutlu sadece bağa bahçeye, aşka muhabbete değil, sisteme de dokunuyor. Parsellenip satılan hazine arazileri, fabrika atıklarıyla kirlenen dereler, polisi bile aciz bırakan uyuşturucu çeteleri vs…  Ama bütün hikâyeleri kol kola öyle ahenk içinde yürütüyor ki, bitirdiğinizde sadece “Hayat” diyorsunuz. (Ülkü Özel Akagündüz)

 

ZAFER YAHUT HİÇ

 

Mustafa Kutlu

Dergâh Yayınları

197 sayfa

02125189578