|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
EĞİTİM

Ne istediğini bilen kazanacak!

19 Temmuz 2010 / SEDAT GÜLMEZ
Bir yıl boyunca üniversite hülyası ile sarmaş dolaş yaşayan yüz binlerce aday için tercih maratonu başladı. Üstelik bu, YGS ve LYS’den daha dikkatli davranılması gereken bir süreç. Peki, söz konusu hassas dönemi doğru değerlendirmek için nasıl hareket etmeli?

Adanalı Ali Kerimoğlu’nun hayatı, şu sıralar üniversite tercih telaşı yaşayan binlerce adayın ibretle okuması gereken satırlarla dolu. Her ne kadar daha önce basına yansısa da bu aşamada tekrar hatırlanıp zikredilmeyi hak ediyor. 43 yaşındaki Kerimoğlu, oto lastikçisi bir babanın oğlu. Çocukluk günlerinde ailenin ekmek teknesi onun hem eğlendiği hem de sanat öğrendiği bir mekândır. Seneler geçer, lakin onun bu tutkusu azalmaz, aksine artar. Artık geleceğe dair meslek tercihini dahi şekillendirmiştir. İşletme Fakültesi’nde okuyup ticarete atılacaktır. O böyle hesaplamaktadır da anne-babası evlatlarını doktor önlüğüyle hayal etmektedir. Gönlündeki sevgi ebeveynlerinin arzusuna direnecek gücü vermeyince kerhen tıp fakültesine yönelir. Başarılı bir talebeliğin ardından diplomasını alınca kendine ihtiyaç duyan hastaların vaziyetini tahayyül edince işine biraz yakınlaşır. İlk olarak Bitlis Ahlat’a tayin edilir. 1,5 sene sonra Osmaniye Kadirli’dedir. 9 aylık görevi tamamlayınca Adana’ya gelir. Burada en son 112 Acil’den sorumlu şube müdürlüğü vazifesini üstlenir. Tabii tüm bu süreçte baba mesleğine dönük muhabbetini bir türlü kalbinden atamaz. Artık dayanılmaz raddeye gelince de istifasını sunar. Tarih, 1 Nisan 2003... Kararını ailesine açınca ilk anda bunun devamının gelmeyeceğini, çünkü tıpçı kimliğinin kolay bırakılamayacağını düşündüler. Ancak o son noktayı koymuştu. Hâlihazırda severek icra ettiği oto lastikçiliği, doktorluk günlerini aratmıyor bile. Bir de tavsiyesi var gençlere: “İstenmeyerek gidilen bölümlerde gençlerin yetenekleri öldürülüyor. Aileler kendileri mutlu olurken çocukları sevmedikleri işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Bu sebeple herkes seveceği ve kabiliyetlerinin el vereceği mesleğin peşinden gitmeli.”

Kimilerinin aklına “Kerimoğlu gibi niceleri var. Bu yeni bir şey değil ki!” gibi haklılığı tartışma götürmez bir cümle gelebilir. Ama aynı ölçüde sağlam temelli bir bakış açısı daha var ki o da “En azından bundan sonrakiler benzer sıkıntılar yaşamasın. Her yıl bir üniversite adayı fıtratına uygun mesleği tercih ederse, yalnızca kendi hayatını kurtarmakla kalmaz, ülkenin insan kaynağını da ferdî planda doğru kullanır.” şeklinde. Peki, nedir doğru tercih? Nasıl yapılır? Nelere dikkat etmek gerekir?

Soruların cevabını aramadan evvel bugüne kadar yükseköğrenim imtihanları sonrası izlenen “klasik” yöntemi hatırlayalım. Tek veya çift basamaklı fark etmez. Sınava giren adaya bir süre sonra “Şu kadar puan aldınız. Ön lisans ya da lisans tercihi yapabilirsiniz.” notuyla testlerdeki doğru yanlış oranlarını gösteren sonuç belgesi ulaştırılır. Muhakkak ki hepsinin zihninde tespit edilmiş bir meslek bulunsa da asıl kriter alınan puandır. “Puanım istediğim bölüme yetmiyor, o zaman şunları yazayım” mantığıyla hareket eden aday listesini hazırlar. Teknik prosedürün nihaî noktası yerleştirme neticesini gösteren belgedir. Açılan zarftan çıkan fakülte ismi arzu edilen yerse mesele yok. Fakat değilse, devreye “Kazanamamış” yargısıyla muhataplığın korkusu girer. Böylelikle bir kişi daha istemediği bir bölümde okumak zorunda kalır. Anne-babanın ettiği eğitim masrafı bir yana kaybedilen seneler de ayrı bir sıkıntıdır. Sürece boyun eğmek istemeyenlerin çoğu da üniversitede eğitimlerini sürdürürken tekrar sınava girer. Her sene ortalama 1,5 milyon kişinin başvurduğu sistemde bu konumdakilerin sayısı 300 ila 400, hatta bazı dönemler 450 ila 500 bin sınırına çıkar ki bu 3’te 1’lik orana tekabül etmektedir. İşte yıllardır eleştirilen sınav sürecinde söz konusu gayr-ı memnunlar kitlesinin getirdiği yükün payı bu derece büyük.

1989 doğumlu Seyfullah Kılıç, tam da bu süreci izah edebilecek bir üniversite serüvenine sahip. Aklında fikrinde hep matematik bölümü okumak vardır. Üstelik okul tercihi de nettir: Fatih Üniversitesi… Lakin kazanamaz. Sıralamada ikinci ise aynı eğitim kurumunun fizik bölümüdür: “Tercihleri yaparken matematik üzerine yoğunlaşmıştım. Ancak ne olur ne olmaz diye ona en yakın duran fiziği de yazdım. Sonuçta arzu ettiğim şehirde ve okuldaydım ama matematik yerine fizik okumak zorundaydım.” Kılıç, zoraki duruma 3 yıl katlanır. Bu yıl yeniden sınava girer. Hesapları tutarsa burslu fizikten burslu matematiğe geçecek: “Fen-Edebiyat mezunları genellikle iş bulmakta sıkıntı çeker. Öğretmenlik için bile formasyon gerek. Tabii eğer benim gibi hayaliniz akademik kariyerse ve matematiğe tutkuyla bağlıysanız her türlü engeli aşabilecek enerjiyi kendinizde buluyorsunuz.”

Ali Kerimoğlu ve Seyfullah Kılıç, tercih süreçlerine dair “Aman dikkat edin de bu noktaya gelmeyin!” uyarısının misalleri. Bir de “Bakın asıl böyle yaparsanız doğru hareket etmiş olursunuz.” dedirten örnekler var.

Emre Özgen’in çocukluk hayalleri mühendislik odaklıdır. Zamanla tıpta karar kılar. 2009’da girdiği sınavda 347 puan alır. İsim yapmış birçok üniversitenin diş hekimliği ve mühendislik gibi bölümlerine girebilme ihtimali vardır. Ancak tercih yapmaz: “Zaten normalden düşüktü puanım. Başta ailem ve çevremdekiler de şaşırdı bu duruma. Daha fazla net bekliyorlardı benden.” Yine de tercih yapmaya niyetlenir Özgen. Anne-babası bu yaklaşıma karşı çıkanca şaşırır. Çünkü onlar, “Sen hangisinde mutlu olacaksan ona karar ver. Bu yüzden bizce bir yıl bekle ve hedefine ulaş.” der. Lise mezunu annesi ve ilkokul diplomalı babasından bunları duyunca morali düzelir ve motivasyonu artar. İmtihanlarda beklediği tablo çıkınca da aceleci davranmadığına şükrediyor. Nihayet bir yıl kaybetti Emre ama belki de bir ömür mutlu olacak…

BİLGİSİZ REHBERLER VE

ACELECİ AİLELERE DİKKAT!

Bazen iyi niyetle yola çıkılsa da kötü sonuçlar ortaya çıkabilir. Her alanda gözükebilecek bu durum bilhassa üniversite sınavı sonrası tercihlerinde sık yaşanır. Evladına, kardeşine, arkadaşına veya yakınına yardım etmek isteyen üniversitede okuyan ağabeyler, ablalar, yükseköğrenim görmüş ebeveynler yahut tanıdıklar birinci dereceden faildir bu gibi durumlarda. Akışı karikatürize ettiğimiz düşünülse de yerleştirme sonuçları açıklandıktan sonra mağduriyet yaşayanlar göz önüne getirilirse mevzunun trajik boyutu kestirilebilir. Yine meselenin bir de “uzman” sıfatı taşımasına rağmen yeterli bilgiye sahip olmayanlar boyutu var. Uğur Dershaneleri Genel Müdür Yardımcısı Turgay Polat, adayları, bu iki gruba girenlere karşı uyarıyor. “Tercih hususunun iki ayağı var. Birincisi, adayın ilgi ve yetenekleri, diğeri de imtihandan elde ettiği puan. Türkiye’deki en büyük problem, ikinci aşamanın her zaman ilkinin önünde tutulması. Bu yaklaşımın ilk noktada müsebbibi de bildiğini zannedenler.”

Sayısı azımsanmayacak rehber sıfatına sahip insanın üniversitelerin, bö lümlerin, hocaların ve bunlarla ilişkili teknik verilerin tamamına hâkim olmadan adaylara yol göstermeye çalışmasını eleştiren Polat’a göre her potansiyeli yanlış yöne kanalize edilen adayın hayatından gün çalınıyor.

Bu tespitlere FEM Dershanesi Rehberlik Uzmanı Faruk Ardıç da iştirak ediyor. O da sağlıklı bir tercih sürecini şu şekilde sistemleştiriyor: “Öncelikle kişi kendini tanımalı. Ben hangi mesleği yapabilirim diye sormalı nefsine. Aslında bu suali daha sınavdan önce yöneltmesi gerekir. Çünkü gönlünde ve zihninde koyduğu hedef onun çalışma aşkını ve şevkini doğrudan etkileyecektir.”

Teknik noktalara gelirsek, okumayı arzu ettiği üniversiteleri baştan belirlemeli. Burada da mutlaka kendince bir sıralama yapmalı, “En fazla burada, olmazsa burada, nihayet şurada…” gibi. Bölümlerin kapsamını, derslerini, mezuniyet sonrası iş bulma durumlarını irdelemeli. Yine okulların sosyal imkânları dikkate alınmalı. Mesela spor akademisi okumak istiyor, tutup da bu alanda teknik şartları yetersiz bir yeri tercih etmesi ona fayda sağlamaz. Yani “Üniversite teoriği pratikle destekleyebiliyor mu?” sualine cevap alabilmeli. Mümkünse okulları ziyaret etmeli, ortamını kendine göre değerlendirmeli. Zaten özellikle vakıfların açtığı bu oryantasyon kapısını çoğu devlet üniversitesi de alıp uyguluyor. Tüm bunların yanında işi bilen bir uzmandan yardım alması tercih listesini hazırlarken hata yapmasını engeller. Çünkü mesele yukarıdan aşağıya isim yazma gibi hafife alınsa da çok hassas dengeler söz konusu. Tabii bu yıl sınav sisteminin iyice giriftleştiği eşit ağırlık öğrencileri için 15, sayısalcılar adına 13 ve sözelcileri ilgilendiren 11 farklı puanın hesaplanacağı da düşünülürse konunun ehemmiyeti kendini iyice belli ediyor. Nihayet uzman yardımıyla liste hazırlandıktan sonra asla müdahale edilmemeli. Eğer akıllarda soru işareti kalabilecekse bu daha baştan rehber eşliğinde tespit yaparken ona iletilmeli. Çünkü bazen “Birinci tercihimle ikinci arasında çok puan farkı bırakmış hoca, buraya bir tane daha girebilir onu da ben yazayım.” diyenler attıkları adımın bedelini hiç ummadıkları bölümlerde eğitim almak zorunda kaldıklarında fark ediyor. Veya kazandığı yere gitmiyor da sene kaybediyor.

Süreçte genel eğilimlerin de sihrine kapılmamalı. “Fizik ve Rehabilitasyon okuyanlar işsiz kalmıyormuş, Adalet Meslek’ten kesin Hukuk’a geçiliyormuş…” yönünde atılacak adımlar da hüsranla sonuçlanabilir. Bazen de hiç aklınızdan geçmeyen bir meslek fıtratınıza uygundur ki bunu bulup çıkarmak da adayın kendisine düşüyor.

Turgay Polat da onayladığını belirttiği söz konusu tavsiyelere ek kabilinden genel bazı noktalara işaret ediyor: “Kariyer konusuna Uğur Dershanesi olarak çok ehemmiyet veriyoruz. Bu sebeple 2004’te açılan ve hâlâ adaylara hizmet veren Uğur Kariyer Merkezi’nde John Holland’ın geliştirdiği ‘Kariyer İçin Altı Yol’ modeli uygulanıyor. Hazırlanan testlerle adayların eğilimleri belirleniyor. 25 ülkede kullanılan sistemi ilköğretim 8’den itibaren öğrencilerimize tatbik ediyoruz. Tabii bizimki mutlaka buna uygun hareket etmelisin tarzında değil. Zorlu maratonda sadece öğrencilerimizin önüne bir yol haritası koyuyoruz. Ama şu da var İngiltere’de bazı okullar var bu testi tercihlerinde ön planda tutuyor. Kabul ettiği bir öğrenciden araştırmanın neticesini istiyor, adayın tercihiyle test sonucu örtüşüyorsa kişiye burs bağlıyor. Aksi durumdaysa okuma ücreti talep ediyor. Bir de özellikle değinmek istediğim iki husus var. İlki adaylar zihinlerindeki üniversite ve büyük şehir önyargılarını kırsın. Kahramanmaraş Sütçü İmam’ı ismini beğenmediğinden tercih etmeyenler var. İmkânlarını araştırma gereği dahi duymadan. Sonra öğrenci tekstil mühendisliği istiyor ama gidip İzmir’de okuyor, ama yanı başında tekstil merkezi Denizli var. Teorikle pratiği birleştirebileceği bu seçeneği göz ardı ediyor. Nihayet ailelere de tavsiyem var. Çocuklarının tercihlerine saygı duysunlar, mutlu olacakları mesleklere yönlendirsinler. ‘Ben avukatım, o da hukuk okuyacak veya doktorum, o da doktor olacak’ yaklaşımı doğru değil. Sene kaybetme korkusu da öyle...”

Hâsılı üniversite hayali kuran yüz binlerce aday için sınavdan daha zorlu bir aşama yaşanıyor. Ve bunu iyi değerlendirmek hiç de kolay değil. Tam da bu yüzden atacakları adımı kırk defa düşünmeliler. Çünkü söz konusu sadece bir üniversite değil, hayatlarının ondan sonraki evresi. Bunu kolaylaştırabilirler de zorlaştırabilirler de…