|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
SAĞLIK

‘Yüzde yüz doğal’ yalanı buraya kadarmış!

5 Temmuz 2010 / TÛBA KABACAOĞLU
Evinde diş macunu, şampuan, sabun ve nemlendirici krem kullanmayan olmadığına göre bu haber hepimizi ilgilendiriyor. Sağlığını düşünen tüketicilere bu bilgiler iyi gelecek!

Hepimiz haftada bir kaç defa duş alıyor, her gün dişlerimizi fırçalıyor, yemeklerden sonra ellerimizi yıkıyor, cildimizi nemlendiriyoruz. Bunları yapmayan olmadığına göre; bu haber hepimizi ilgilendiriyor. Diş macunu, sıvı-katı el sabunu, şampuan, duş jelleri ve kremlerin kullanılmadığı bir dünyada yaşamak şimdilik mümkün gözükmüyor. Fakat bir yandan da onlarla her temasımız vücudumuza ciddi zararlar veriyor. Hem de beyin hasarından tutun kansere kadar. ‘İyi, güzel de şimdi ne yapacağız?’ diyenlerin, hangi üründe ne tür zararlı maddeler olduğunu öğrenip, ‘doğal’ yalanına inanmadan ‘kısmen’ daha sağlıklı ürünlere rotasını çevirmesi gerekiyor.

Normal şartlarda dişlerimizi günde üç kez fırçalamamızı tavsiye eder hekimler. Sağlıklı dişlerin yolu bu eylemin sıklığı ve niteliğine bağlıdır. Fakat gelin görün ki diş macunlarının içindeki bazı maddeler ve verdikleri zararlar umursanmayacak gibi değil. Mesela piyasadaki bildik diş macunu markalarının bir kısmı koruyucu olarak formaldehit kullanıyor. Bu kimyasalın kansere yol açtığı Avrupa ve Amerika’da yapılan araştırmalarda defalarca ispatlanmış. Tarımda, hayvancılıkta ve morglarda (cesetlerin çürümesini engellemek için) bu maddeden faydalanılıyor. Birçok ülke bu çok zararlı maddenin kullanımını yasaklasa da ülkemizde bu konuda herhangi bir kısıtlama bulunmuyor.

DİŞ MACUNLARININ İÇERİĞİNİ HİÇMERAK ETTİNİZ Mİ?

Diş macunlarında sık kullanılan bir diğer madde SLS şeklinde kısaltılmış sodium lauryl sulfate veya sodium lauryl ether sulfate (SLES). Cilt tahribatına, gözlerde kalıcı zarara ve mide ülserine yol açabilen SLS, genelde sanayilerde boru hattını temizlemek için tercih edilirken sıvı bulaşık deterjanı ve yüzey temizleyicilerin de deterjan aktif maddesi. Yine bazı macunların içerisinde koruyucu diye kullanılan paraben (methylparaben, ethylparaben, buthylparaben ya da benzylparaben bunlara örnektir) göğüs tümörü yaptığı için bazı Avrupa ülkelerinde yasaklanmış.   

Diş macunlarında ‘çok sağlıklı’, ‘muhakkak bulunmalı’ denilen florür (florid) başka bir sorun. Bu madde dişlerimizin dış yüzeyi için önemli. Fakat vücuda alındığında beyin hasarına yol açıyor. Hatta işin kötü tarafı ‘çocuklara özel’ satılan diş macunlarında florür oranının yetişkinlerinkine oranla çok daha yüksek tutulması. Bunun sebebini Kimya Mühendisi Kudret Livaoğlu şöyle açıklıyor: “Çocuklar daha çok çikolata ve şeker tüketiyor. Florür miktarı artırılarak daha iyi bir koruma hedefleniyor. Oysa miniklerin ağızlarını bol suyla çalkalamaları yeterli. Veya büyükler için üretilmiş diş macunlarını kullanmaları ‘kötünün iyisi’ nev’inden.”

Prof. Dr. Mehmet Cihanoğlu, yıllar önce Sızıntı Dergisi’ne yazdığı makalesinde aynı noktaya dikkat çekmiş: “Florid dişlerde lekelenmeye (florosis) ve iskelet-kemik bozukluklarına yol açmaktadır. Bir araştırma sonucuna göre 2-6 yaş grubundaki çocuklar dişlerini fırçalarken macunun 1/3’ünü yutmaktadır. Böylece floridin kandaki miktarı artmakta ve toksik (zehirli) seviyelere çıkmaktadır. Diş macunundaki sodium lauryl sulfate (SLS) da  köpürtme işlevini yerine getirir. Yüzde 1’in altında bile alınınca insan sağlığına zararlıdır. SLS; kan hücrelerinde toksik tesire, diş etlerinin şişmesine, diş eti hastalıklarına, dişlerin asitlere karşı direncini azaltarak çürümelere ve alerjik reaksiyonlara zemin hazırlar.”

‘Alternatif ürün var mı?’ derseniz; büyük marketlerin ‘doğal ürünler’ reyonunda bahsettiğimiz zararlı kimyasallardan arınmış, yurt dışından getirilmiş diş macunları satılıyor. Fiyatları miktarlarına göre 9-15 TL arasında değişiyor. İnternet üzerinden satışları yapılıyor. Bir de Türkiye’de üretilen ve ‘doğal hayat’ sloganıyla raflardaki yerini alan bir marka var. Yalnız onların bu reklam girişimlerini zedeleyecek önemli bir ayrıntı dikkatimizi çekti. (Şirket yetkilileri görüşme talebimize ne yazık ki cevap vermedi.) Ürünün içinde az miktarda petrol türevi propilen glycol ve kanserle ilişkisi kanıtlanmış sodyum sakkarin ve SLS var. Fakat market raflarını süsleyen birçok diş macununa bakınca bu ürün ‘daha az zararlı’ statüsünde. Haberimizi yayına hazırlarken büyük marketlerde ‘yüzde yüz doğal’ şeklinde tanıtımı yapılan diş macunlarıyla karşılaştık. İlk etapta ‘bulduk nihayet’ diye heyecanlansak da ürünün içindekiler kısmına bakınca sevincimiz hüsrana dönüştü. Çünkü diş macununun doğallığını bir kenara bıraktık, içinde yukarıda sıraladığımız tüm zararlı kimyasallar bulunuyordu. Doğal olan tek şey; içindeki aleovera bitkisiydi. Bundan dolayı, alacağınız ürüne karar verirken muhakkak içindekiler kısmına göz gezdirin. Bu konuya fazla yoğunlaşıp zaman kaybetmek istemezseniz; organik, Ecocert sertifikalı tek diş macununu (Urtekram) alarak araştırma zahmetinden kurtulabilirsiniz…  

BAZI ŞAMPUANLARDA DOMUZDAN ELDE EDİLMİŞ HAMMADDELER VAR

Çoğumuzun bilmediği önemli bir ayrıntı daha var. Kişisel bakım ürünlerinde etiketler düzenlenirken ürünün yapımında kullanılan kimyasallar fazladan aza doğru sıralanıyor. Dolayısıyla; doğal içerikli ürünlere ulaşamayanlar daha az florürlü, SLS’li ürün almak istiyorsa etiketlerdeki sıralamaya dikkat etmeli. Bir de içinde formaldehit, paraben çeşitleri bulunanları kesinlikle almamalı. 

Reklamlardaki pırıl pırıl parlayan, dalga dalga savrulan, ahenkle dans eden saçlar herkesi etkiliyor ki bugün banyosunda şampuan bulunmayan ev yok. Saçları için sabunu tercih edenler ise nine ve dedelerimizden başkası değil artık. Zaman zaman çağa ayak uyduramamakla suçlasak da bugün en doğru tercihi yaşlılar yapıyor. Çünkü gerek kokuları gerekse şık tasarımlarıyla bizi etkileyen şampuanların içeriği hiç iç açıcı değil. En azından sağlığını düşünenler için...

‘Şampuanlar vücudumdan akıp gidiyor, ne zararı var ki?’ demeyin. Çünkü zararlı kimyasallar hızla ciltten emilerek kana karışıyor. Normalde gıdalardan aldığımız zararlı kimyasalların bir kısmı boşaltım sistemimiz sayesinde dışarı atılırken, direkt kana karışan kimyasallar vücudumuzda birikiyor. Şampuanların içeriğine gelince; mesela köpüğün kalıcılığını arttırmak için cocamide dietanolamin (DEA) kullanılıyor. Amerika’daki bir üniversite, DEA’nın anne fareden yavrusuna geçtiğini tespit etmiş, ciddi beyin hasarları gözlenmiş. Diş macunlarında karşımıza çıkan sıvıyı köpürtme özelliği veren sodium lauryl ether sulfate (SLES) Ammonium Laureth Sulfate / Sodium Lauryl Sulfate’ın (SLS) vücuttan emildiği, saçları zayıflatıp dökülme yaptığı bilimsel olarak ispatlanmış bir başka gerçek. Slikondan yapılmış dimethicone/cyclomethicone maddesi saçı dolgun, parlak gösteriyor. Silikon türevi olduğu için saç deliklerini, cildi tıkıyor, vücudun teneffüs etmesini engelleyip görünmez bir tabaka oluşturuyor. Üstelik saçlarınızın kısa sürede yağlanmasını yine bu madde sağlıyor. Piyasadaki şampuanları inceleyen Kimya Mühendisi Betül Şahin ürünlerin içeriğindeki kanserojenlere dikkat çekiyor: “Kepek şampuanları; kanserojen formaldehit, kresol ve polyvinilprolidon içerebilir. Bazı şampuanlarda kanserojen amin bileşikleri üremesini sağlayan 2-nitroprono-1, 3 diol ve polyethilen glikol kimyasalları kullanılabilir. Duş suyunun fazla sıcak olması saç derisinin emme özelliğini arttırır ve kimyasallar vücuda daha fazla nüfuz eder.”

Şampuanlardaki kimyasalların zararları elbette çok fazla. Ama bir de İslam dinine göre kullanılması uygun bulunmayan domuz ve türevlerinden elde edilmiş hammaddeler konusu var. Genelde pahalı, birden çok özelliği bulunan şampuanlarda karşımıza çıkan bu sorunu Kudret Livaoğlu açıklığa kavuşturuyor: “Kullandığımız ürünün içinde myristic acid, stearik acid, jelatin, lesitin, biotin, L-cysteine ve collagen varsa dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü bunlar yumuşatma, akışkanlık, parlatma gibi özellikleri vermekle birlikte hem bitkisel hem de hayvansal olabilir. Eğer bitkiselse sorun yoktur. Fakat hayvansalsa domuzdan elde edilmiştir. Etikette maddelerin kaynağı ‘bitkisel’ diye belirtilmemişse ya da ‘ürünlerimizde domuzdan elde edilmiş hiçbir katkı maddesi kullanılmamaktadır’ açıklaması yoksa bu maddelere karşı dikkatli olmak lazım. Yahudi kökenli markalar buna özen gösterir. Onların ürünleri diğer zararlı maddeleri barındırmakla birlikte; domuz ve katkılarını içermez. Bir şampuan çok özellikliyse mesafeli yaklaşmak, ‘içindekiler’ kısmını ayrıntısıyla okumak gerekir.”

Zararlı Kimyasallardan Korunma Yöntemleriyle Sağlıklı Hayat kitabının yazarlarından Kimya Mühendisi Betül Şahin de Kudret Hanım’la benzer görüşte: “Genel olarak gelatine, bone phosphate, L-cysteine, Glycerin, glycerol hammaddeleri hayvansal kaynaklıdır. Aksi yazılmadığı takdirde domuz kaynaklı olma ihtimali fazladır.”

SABUNDAKİ ‘SODİUM/POTASSİUM TALLOWATE’İN SIRRI

Şampuan sektöründe ‘doğal’ ibareli sayısız ürün var. Fakat hepsi doğallıktan fersah fersah uzak. Sakın ‘ısırgan otlu doğal şampuan’, ‘yüzde yüz zeytinyağlı şampuan’ diye reklamı yapılan ürünlere kanmayın. Çünkü onların içindeki tek doğal malzeme zeytinyağı ve ısırgan otundan ibaret. Peki ne yapacaksınız? Saçlarınızı önce zeytinyağından ya da defneden yapılmış sabunlarla ardından, bitkisel gliserin, Hindistan cevizi yağı, mısır glikozu, ayçiçeği yağı, polysaccharid ve limon asidinden yapılmış Ecocert sertifikalı organik bebek şampuanıyla yıkayabilirsiniz. Piyasadaki şampuanlar kadar saçlarınız birden ahenkle dans etmese de kepek sorunu, sertlik, kırılma gibi yaşacağınızı düşündüğünüz problemlerle karşılaşmıyorsunuz. Bilakis; saçlarınız uzun süre yağlanmıyor, canlı kalıyor, sağlıklı görünüyor, kırıklar azalıyor, daha az dökülüyor. Yalnız alacağınız organik ürünlerde belli özellikleri gözetmeniz gerektiğini anlatıyor Betül Hanım: “Kozmetik ürünlerin tamamı değilse de bazılarının doğallığını kanıtlayan uluslararası özel logolar geliştirildi. Ecocert logosu bunların en önemlileri arasında. Bu, ürünün doğallığını gösteriyor. Bunun dışında geliştirilen bir diğer logo Cosmebio. Yani biyolojik kabul edilen kozmetik anlamına geliyor. Tüketiciler satın alacakları ürünlerde bulunması gereken bu logolara dikkat etmeli.”

Sıvı sabunların yapısı itibariyle bulaşık deterjanından bir farkının bulunmadığını bilen aileler ‘eski usül’e yani katı sabun kullanımına dönüyor. Genellikle de hoş kokan, nemlendirici özelliği bulunan ürünleri tercih ediyor. Oysa bilinenin aksine; bu tarz sabunlar içindeki maddeler itibariyle çamaşır deterjanlarına eşdeğer nitelikte. Üstelik katı sabunların bir kısmının içinde de domuz türevi hammaddeler kullanılıyor. Konunun ayrıntısını Kudret Hanım anlatıyor: “Katı sabunlarda Sodium/Potassium tallowate diye bir sabun yağı var. Bu hayvansal da olabilir, bitkisel de. Eğer hayvansalsa domuzdan elde ediliyor. Piyasada ‘İçinde domuz ve domuz katkı maddeleri kullanılmamıştır’ diye özelikle belirten markalar var. Eğer böyle bir ibare yoksa aldığımız üründe domuz katkısı olduğunu düşünebiliriz. İçinde gliserin de var. ‘Gliserin bitkisel mi hayvansal mıdır?’ derseniz Türkiye’de kullanılan gliserinlerin hayvansal olmayacağını düşünüyorum. Çünkü bu madde sabundan da elde ediliyor. Ülkemiz çok büyük bir sabun üreticisi. Ama tedbiri de elden bırakmamak lazım.” Özellikle soğuk baskı yöntemiyle elde edilen bitkisel yağlı sabunları tavsiye eden Kimya Mühendisi Betül Şahin el sabunlarına temkinli yaklaşılmasını tavsiye ediyor: “Sabunların sertliğini, köpüğünü artırmak için hayvansal yağlardan faydalanılıyor. Bunların içinde domuz yağı da var. Ayrıca bu tarz yağların içinde tarım ilaç kalıntıları bulunabildiği için toksik (zehirli) olma riski de mevcut.”

‘Doğal’ diye satılan ürünler ne kadar doğal, sağlıklı; bunun kontrolü Türkiye’de ne yazık ki yapılmıyor. Sadece Sağlık Bakanlığı ‘sağlık’ ibaresinin kullanılmasına izin vermiyor. Ama isteyen herkes imal ettiği ürününe ‘doğal’ diyebiliyor. Dolayısıyla benzer sorun katı sabunlarda da karşımıza çıkıyor. ‘Doğal Zeytinyağlı’, ‘Yüzde yüz zeytinyağlı’ yazan ürünlere de mesafeli durmak lazım. Çünkü bu şekilde tanıtımı yapılan sabunlar tam bir kimyasal harikası. Tabi, içeriğinde kullanılmış zeytinyağını saymazsak! Peki, alacağımız bir sabunun doğallığını nasıl anlayacağız? Cevap Livaoğlu’ndan: “Doğal bir sabunun etiketinde okuyabileceğimiz maddeler; su, doğal yağlar (badem, defne, papatya ve benzerleri), NaOH (sabunlaştırıcı), tuz (NaCl) ve gliserin olabilir. Doğal sabunun tek sorunu PH’ı 9’dur. Suyla durulandığında bu 7-7,5’e iner. Cilt biraz uyum sorunu yaşar, hafif kurur. Ama kısa zamanda nem oranı dengelenir. PH’ı ayarlanmışsabunlar var; ama onlar bunu zararlı kimyasallarla yapıyor.”

 

 

Kudret Livaoğlu:

 

Kremlerdeki petrol, kanserojen ve domuz türevi maddelere dikkat!

 

 

-Yaz-kış nemlendiricili el ve yüz kremleri kullanıyoruz. Bunlarda durum nedir?

İçlerinde çok fazla petrol türevi madde var. ‘Petrolatium, mineral oil, paraffinium liquidum’ diye ifade ediliyor. Direkt petrolden elde ediliyorlar. Bunları ‘çok iyi’ diye tanınan, pahalı ürünlerde de görüyorum. Onlar değişik ham maddeleri de ihtiva ediyor tabi. Mesela hayvansal ve bitkisel olabilen collagen son zamanlarda pahalı bir yöntem olmasına karşın kadavra ve ceninlerden elde edilerek kullanılıyor. Collagen, cildin gerginliğini sağlıyor. Yaş ilerledikçe bu maddenin üretimi vücutta azalıyor ve deride sarkmalar meydana geliyor. Plasenta (Phosphatase  alkaline  placenta) yıllardır kullanılır. Ama şimdi koyun cenini ya da sentetik cenin kullandığını söyleyen markalar var. Anti-aging kremlerinin sperm içerenleri bulunuyor. Çünkü hücreler canlı ve vitaminli. Kimyasal isimleri ise ‘Cetyl palmitate 15 (cetylesters wax), cetaceum, spermaceti’ şeklinde. Mesela Türkiye’de bir firma sentetik sperm satıyor. Ucuz ürünlerde bunları bulmak mümkün değil ama. Yine hemen her çeşit kozmetik üründe koruyucu olarak kullanılan parabenler kremlerde var. Methylparaben en kuvvetlisi ve en zararlısı.

-Domuzdan elde edilmiş hammaddelerin kullanımı yaygın mı? Alacağımız ürünlerin içeriğinde bu açıdan nelere dikkat etmemiz gerekir?

Domuz türevi maddelerin kullanılması çok önemli bir konu. Hiçbir kozmetik ürünün hammaddesi Türkiye’de üretilmiyor. Kozmetik yurtdışına bağımlıydı. Şimdi yeni yeni ülkemizde üretime geçildi. Yalnız bu alanda çok ilerleme kaydetmiş değiliz. Bir ürün alırsınız ‘doğal’ derler. Hayvansal katkılar da doğaldır bu unutulmamalı. Eğer etiketinde bunun kaynağı açıklanmamışsa sığır da olabilir domuz da. Jelatin, lesitin gıdada da kullanılır kozmetikte de. Soyadan da elde edilir, domuzdan, sığırdan da. Bundan dolayı soya lesitin veya sığır jelatinini ararız alacağımız ürünlerde. O yüzden jelatin, lesitin, sorbitan oleat, myristic acid, biotin ve L-cysteine bunlar bitkisel de olabilir hayvansal da. Eğer sığır diye açıklanmamışsa bu büyük ihtimalle domuzdan elde edilmiştir. Jelatinin yazar ama myristic acid, sorbitan oleat yazdığında parantez içinde açıklaması yazmaz. Bunda ya üreticiden bilgi alacaksınız veya o firmanın domuz katkı maddesi kullanmayacağından emin olacaksınız. Jelatin ve lesitine şüpheli bakmak lazım. Bunlar olmadan da el kremi yapılabiliyor. Bunu araştıracak olan üreticiler. Hammaddeyi sağlayanlar yurt dışı firmaları sonuçta. Böyle bir hassasiyet beklemek çok doğru değil. Üreticinin araştırması, muadillerini bulması şart.

-Peki anti-aging kremlerinde durum nedir?

Collagen dediğimiz madde sentetik de olabiliyor, doğal da. Ama biz bunun kadavradan mı yoksa hayvandan mı yani domuzdan mı elde edildiğini bilemiyoruz. Belirtilmiyor çünkü. Bu kremlerde daha önce bahsettiğim zararlı koruyucular da kullanılıyor. Gerçi bu tarz ürünlerde koruyucu kullanmak zorundasınız. Yoksa ürün en fazla bir ayda bozulur. Ama koruyucuların çeşitleri var. Biraz daha pahalı satılıyor; fakat daha az zararlı ya da zararsız oluyor.

 
 
Haberin Yorumları
Haberiniz için sizi tebrik ederim. Çok güzel bir haber olmuş. İnsanlar doğal ile organik arasındaki farkı anladıkları zaman kullandığımız ürünlerin içindeki kimyasalların ne anlama geldiğini, ne gibi zararlar verdiğini anladığı zaman kısaca biraz okumayı ve araştırmayı sevdiğimiz zaman SLS ve türevl...
hilmi şenol
Nasıl bir dünyada yaşıyoruz ya! İnsanın okudukları karşısında hayrete düşmemesi imkansız. Bizi teknoloji öldürüyor.
gülşen gönül
ECOSERT kuruluşuna ve Urtekram ürünlerine ne kadar güveneceğiz? Güvenmemizi gerektiren bir bilgi araştırma var mı elimizde?
Mehmet BOZKURT
Çok önemli konular. Ayrıca gıdalar için de böyle bir çalışma yapılmalı. Çocuklarımızı ve gençlerimizi bekleyen ciddi tehlikeler var. Çünkü bu ürünler kişinin karakter ve huyuna etki ediyor. Tarım ve sağlık bakanlığı ise çok duyarsız bence.
murat göncü
Birey ya da toplum olarak hepimize bu veya buna benzer konularda çok önemli görevler düşüyor. Bu güzelim dünyamızda sağlığımızı tehdit eden her şeye karşı çıkıp birbirimizi uyarmalıyız. Daha doğrusu birbirimize yardım etmeliyiz; çünkü insanlık bunu gerektirir.
muharrem hergül
Bu tür bilgileri verdiğiniz için çok teşekkürler; devamı da olursa sevinirim.
müşerref melekğlu
Tüm Yorumlar