DOSYALAR

Caferi imamlar

Caferi imamlar
İstanbullu Caferi imamların her biri ayrı öykülere sahip. Onları ortak paydada buluşturan ise Farisilerin ülkesi İran. Caferi imamlar, yaşantıları, dünya görüşleri ve inançlarıyla Türkiye ve İran arasında farklı bir bağ...Şivesi Azeri'ye kaçıyor; cemaatin toplandığı camekânlı salonda, Hz. Ali'nin portreleri ve bir yığın kitap eşliğinde sürüyor sohbetimiz. Camekânlarda, temizliğe dair hadisler gözden kaçmıyor. Ezan sesine kadar konuşuyoruz.

Caferi imamlardan Ali Samanlı, İkitelli Ebu Talip Camii'nin 11 yıllık imamı. Askerliğini bitirdikten sonra, İran'ın Kum kentinde sekiz yıl dinî eğitim almış. Caferi mezhebini doğru dürüst öğrenip öğretmek maksadıyla yollara düşen onlarca Caferiden biri o. İran'a gidiş sebebi, Türkiye'de Caferilere yönelik ne imam hatip ne de ilahiyat düzeyinde bir öğrenimin olmayışı.

Mezhepler arası fıkhi farklılıklar rahmetten

Bunda bütün Caferiler fikir birliği içinde. Onlara sorarsanız, eğitime kapı aralanmış olsaydı, yüzlerce kilometrelik yolları teperek, üstelik çocuk denecek yaşlarda memleket aşırı gitmezlerdi. Kimi ilkokulu bitirdikten, kimi askerden terhis olduktan sonra düşmüş yola. Ailesi tarafından gönderilen de var aralarında, ailesine muhalefet edip gidenler de...

Ali Samanlı, İran'a gitmeden Iğdır Tuzluca'da iki yıl dinî eğitim alır. Askerden döndüğünde, Artvin Yatılı Öğretmen Okulu'nu kazanmasına rağmen tercihini Kum'daki Hüccetiye Medresesi'nden yana kullanır. Ailesi gitmesini hiç istemez. Eğitimi sırasında babası vefat edince annesini yanına alır. İran'da yaşadığı yılları, altın kafeste "ah vatan" diyen bülbülünkine benzetiyor.

İmam Rıza'nın türbesi, İranlı edebiyatçı Ferdusi, Peygamber torununun ayak izleri hâlâ hatırında. Hoca, aslında mezhepler arası farklılıklara mana veremediği için okumaya gitmiş. Döndüğünde, insanların geçmiş öğretilerinde diretmesi şevkini kırmış. Kendi çocuklarının bu konularda adil olmasını istiyor: "Ben onlara İslamî öğretilerin dışında bir şey aşılamam. Mezhepler konusunda doğruyu nerede bulursanız onu alın derim."

Eğitimi bittiğinde İstanbul'a gelir. İkitelli'de 1980'de başlanan, 2002'de tamamlanan Ebu Talip Camii'ne imam olur. O yıllarda, Iğdır'da sanayi olmadığından yeni nesil büyük şehirlere akmaktadır. Akşamları gençlere Hz. Ali'nin nasihatlerini içeren "Nehc'ül Belağa" kitabından dersler verir. Ali Hoca, mezheplerin tamamını anlatan kapsamlı bir kitabın Türkçeye henüz tercüme edilmediğinden yakınıyor. Ona göre, günümüzde İmam Cafer'in ismini dahi bilmeyenler var.

Amerika'da olsa oraya da gideriz

İstanbul'daki Caferilerin tamamı Azeri Türkü. Nüfus, ağırlıkla Kars ve Iğdır yörelerinde yaşıyor. İmamlar, Caferi Müslümanların din görevlisi ihtiyacını karşılamak için İran, Irak ve Suriye gibi havzalarda eğitim alıyor. Önceleri Irak'a gidenler, Saddam'ın baskılarından kaçarak İran'a kaymış. İran, dünya Caferilerinin birleştiği ilim yuvası. Dört mezhebin kıyaslanarak okutulduğu okullar, Ehl-i Beyt mektebinin uzantısı kozmopolit yapılar aynı zamanda. Amerikalı ya da Afrikalı Caferiler aynı hücrelerde kalıyor. Kendi yemeklerini kendileri pişiriyor, düşüncelerini özgürce paylaşıyorlar. Medreselerden yetişenler, farklı mezheplerin fıkhına cevap verebilecek seviyeye geliyor. İlminde derinleşen, "ayetullah", yani müçtehidlik mertebesine çıkıyor. Türkiye'den giden 3-4 kuşak Caferi var. Artan nüfusun imam ihtiyacını karşılamak düşüncesi, başlangıçta ilmin önüne geçmiş. Fakat artık yeterince âlim var; şimdilerde gidilmiyor.

"Bizim dönemimizde Amerika, Filipinler, Japonya, Endonezya, Azerbaycan, Pakistan, Hindistan ve Afganistan'dan öğrenciler geliyordu" diyor 34 yaşındaki İmam Mehdi Aksu. Kayışdağı İmam Hüseyin Camii'nde altı yıldır görevli. İran'da eğitimi bitince iki yıl özel eğitim almış. "Iğdır'dan ayrıldığımda 17-18 yaşındaydım. Ailemden bir fert bile gitmeme razı olmadı. Beni endüstri meslek lisesine göndermek istediler; tornacı olacaktım, onları dinlemedim" diyor. İran'a, "bazılarının karaladığı gibi terörist olmaya değil, ilim öğrenmeye gittiklerini" söyleyen Aksu, Ehl-i Beyt mektebi Amerika'da olsa oraya gidecekleri görüşünde. İran'da birçok tecrübeden geçmiş. Fars bölgesindeki milliyetçiler ve tamamen tezat saydığı İran kültürü bunların başında geliyor. Ve parasızlık... "İran ile Türkiye arasında banka sistemi yoktu. 28 arkadaş aynı medresedeydik. Iğdır'dan biri Meşhed ziyaretine gelse de para getirse diye yol gözlerdik. Altı ay hiçbirimize para gelmedi. Sonra, Iğdır'ın Melekli köyünden biri getirdi, aramızda bölüştük. Okul müdürü karnımızı doyuracak kadar yardım ederdi bize" diye anlatıyor yaşadıklarını. Manisa'da, ramazan ve muharremlerde dinlediği hocadan esinlenir. İran'a gitmesine razı olmayan aile, sonradan memnun kalır. Okurken tanıştığı Avusturyalı bir Caferi, camilerine imam olması için onu davet eder. Fakat cemaatin ısrarı nedeniyle İstanbul'da kalır.

"Sokaktaki Aleviyle aramda fark var"

Usulde ve füruğda, Caferinin Aleviden ve Şia'dan farkı yok. Dinî temelleri bir; uygulamada farklılık var. İmam Cafer Sadık'tan önce Şia, Hz. Ali'nin döneminde Alevi, İmam Cafer döneminde ise Caferi denilmiş. Aksu, farklılıkların eğitimsizlikten kaynaklandığı görüşünde. "Bazı Aleviler benim Kur'anım telli saz der. Ben de buna küfürdür derim. Bunların temelinde rantçılık vardır. Sokaktaki Aleviye sorarak bir şey öğrenemezsiniz. İçtihadî konular din âlimlerine sorulmalıdır" diyor. "Bizim İran'la, Turan'la işimiz olmazdı" diye konuşan Aksu, devletin kendilerini her şekilde denetlemesini fakat eğitim özgürlüğünü de tanımasını istiyor. "İslam Tarihi'nde Gerçeğe Giden Yol" adlı kitabıyla mezheplerin tarihini, ihtilaflı konuları ve Ehl-i Beyt'i anlatan Aksu, cuma günleri Radyo Baycan'daki programında dinî konuları tartışıyor.

İngilizce bilen Iğdırlı imam

İkitelli'deki Rasul-u Ekrem Mescidi imamı Ammar İlter, kalbine düşen bir ateşle yola çıkmış. Önceleri Caferilikle ilgili bir ilmihal dahi yokmuş elinde. Şimdi araştırmacılara kaynak teşkil edecek kitaplar yazıyor. Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an'da Ehl-i Beyt'i araştırıyor. Askerlikten önce matbaada çalışırken, zamanın sağ ve sol akımlarından etkilenmiş fakat aradığını bulamamış. Bir gün Halkalı'daki Zeynebiye Camii'ni ziyaret eder. Ailesinin, "İşinin başında ol, bundan sana hayır gelmez" telkinini dinlemez. Bir ay Tebriz'de, kamyonunu kardan kurtardığı bir şoförün evinde kalır. Hüccetiye'ye gittiğinde, İngilizce bilip de ilkokul mezunu olduğuna inanmazlar. Kız kardeşi Zeynep'i ise, İran'da kadınların okuduğu Camiat-üz Zehra'ya gönderir.

Hocanın İran'da tanıştığı eşiyle evlenme süreci de filmlere konu olacak gibi. Büyükelçiliklerden bakanlıklara kadar belgeler ister kız tarafı. Karşılarındaki din âlimi de olsa, yabancıya güvenilmemektedir. Saddam'dan kaçan ve Azerbaycan bölgesine yerleşen Kürtler, bir-iki çocuk olduktan sonra ülkeyi terk etmektedir. Sonunda bekar olduğuna dair kağıt çıkarılır. Yedi yıllık eğitim bitince eşiyle İstanbul'a gelir. Esenyurt'ta bir camide imam olur; cemaatin isteğiyle şimdiki mescide taşınır. "Bir gün bu fırının mescide döneceği ve benim de imam olacağım aklıma gelmezdi" diyor.

En çok İran otobüslerinde yolculuk etmeyi ve bozbaş yemeyi özlediğini söyleyen İlter, semtin gençlerini camiye ve spora alıştırmaktan düğün organizasyonlarına kadar birçok işin başında. Cemaatin eli ayağı olmuş sanki. İran'da unutamadığı görüntülerden biri de, Amerikalı Caferilerin, inkılabın yıldönümlerinde veya Kudüs günlerinde yapılan muhalif yürüyüşlere katılarak, "Kahrolsun Amerika" diye bağırışları olmuş. İlter, "Başta, içlerindeki muhalefeti bastırmak için Caferiliği seçtiklerini düşünmüştüm ama sonra öyle olmadığını anladım. Gerçekten samimiydiler" diyor.

CAFERİLERİN 300 CAMİİ VAR

Türkiye'de yaklaşık 300 civarında Caferi camii var. Bunların 30'u İstanbul'da, büyük kısmı Iğdır, Kars, Ankara, İzmir, Manisa, Çorum, Muğla, Ağrı ve Aydın illerinde. Türkiye'de cami yaptırarak Caferi fıkhına göre ibadet edenler çoğunlukla Azeri Caferileri. İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa gibi büyük şehirlerde yaşıyorlar. Türkiye'de Caferiler denilince Alevileri de kapsıyor. Azeri Caferilerin sayısı, eski bakanlardan Namık Kemal Zeybek'in Meclis tutanaklarına dayandırarak verdiği bilgiye göre, 3 milyon civarında.

Caferilerin en eski dinî eğitim merkezi ise Hz. Ali'nin kabrinin bulunduğu Necef kenti. Sovyetler Birliği kurulmadan önce Bakû'ye ve Tiflis'e gidiyorlarmış. İlk medrese, Hz. Ali'nin türbesini çevreleyen külliye olmuş. "Necef'te 70'li yıllarda, Camiat'ün-Necef el-Eşref, Dar'ul Hikme, Medresetü Ayetullah Birucerdi, Medreset'ül İmam Hoi ve Medreset'ül Behbehani gibi 50 medrese vardı" diyor Zeynebiye Camii imamı Hamit Turan. Irak'ta Baas Partisi'nin başa gelmesiyle dinî eğitim merkezlerine baskı başlamış. Öğrenciler dağıtılıp, Iraklı âlimler tutuklanmış. Medreselerin çoğu yakılmış, yerle bir edilmiş. Eğitim bu nedenle İran'ın Kum kentinde yoğun. "Havza-i İlmiye", "Feyziye", "Masumiyye" ve "Hüccetiye", Kum'daki 50'yi aşkın okuldan birkaçı. Meşhed, İsfehan, Tebriz, Hoy ve Necefabad'da da medreseler bulunuyor.

SELAHATTİN ÖZGÜNDÜZ: ESKİDEN NECEF'E GİDERDİK

"Bizde imamın adil ve iyi insan olması, İslamın helaline, haramına uyuyor olması şarttır" diyen Caferilerin lideri Selahattin Özgündüz, bunun, imama uyacak kişilerce belirlendiğini söylüyor: "Sakıncalı vatandaşsa cemaat kendi eliyle devlete bildirir ve yeni bir imam tayin eder." Eğitim konusunda, "Mütedeyyin camiamız dinî ihtiyaçlarını karşılamak durumundadır. Türkiye Cumhuriyeti yurtiçinde eğitim konusunda bir çözüm sunmamış; aileler, çocuklarını göndermek zorunda bırakılmıştır. Bizim kuşağa kadar Necef tercih edilirdi. Orada tahsilimizi yaptık. 20 yaşından 80 yaşına kadar âlimlerimiz var. İran'a gidişler, İslam inkılabıyla ilişkilendirilir fakat öyle değil. Saddam yüzünden Irak'ta okumak imkânsız hâle gelmiştir" diye konuşuyor. Özgündüz, "12-13 yaşındaki çocuğu gurbete göndermek ana babalar için kolay değil" derken, "Gitmeye zorlamak birinci ayıp. Niye orada okudun diye fişlemek ikinci ayıp. 'Demek ki oranın ajanısın' gibi telakki etmek doğru değil. Maalesef fişlemeler devam ediyor. Din âlimi diye geçinen bazı ilahiyatçılar çıkıp hakkımızda beyanat veriyor" diye yakınıyor.

ÖNERİLEN YAZILAR