KAPAK

Cumhuriyet hanedanları

Milli Mücadele'den sonrası tufandı Hanedan-ı Osman i için. Nitekim, 3 Mart 1924 tarih ve 431 sayılı "Hilafetin ilgasına ve Hanedan-ı Osmani'nin Türkiye Cumhuriyeti me mali ki haricine çıkartılmasına dair kanun" gereğince apar topar ülkeden uzaklaştırıldılar. Herşey 24 saat içinde olup bitmişti. Cümle zabitan, hanedan mensuplarını o gün tek tek dolaşarak, en geç ertesi sabah ülkeyi terketmeleri konusunda tebliğde bulunmuş, kağıt imzalatmışlardı. Ve "saltanat boğulmuştu".

Yeni Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'ya ait en küçük bir mirasa dahi ihtiyaç duymuyordu. Hanedan-ıOsmani'yi ülke dışına atmak için gerekçe de hazırdı: "Siyasi alanda kargaşaya sebep olabilirler". Hülasa, yaklaşık altı yüz yıllık süreç, oldukça hüzünlü bir sonIa tarihin çöplüğüne atılıverdi.

Sürgünden çeyrek yüzyıl sonra hanedanın kadın mensuplarına, yarım yüzyıl sonra da erkek mensuplarına ülkeye giriş izni verildi. Sıradan bir vatandaş olarak ülkeye dönebilenler, ilginç bir manzarayla karşılaştılar. Çok değil, 25 yıl içinde yeni hanedanlar oluşmuştu bile.Gel zaman git zaman, basının en önemli gündem konusu, ülkeyi yönetenlerin aileleri olmuş, vaktiyle İnönü, daha sonraki yıllarda da Demirel ve Özal aileleri manşetlerden inmemeye başlamıştı. Hatta kimi zaman vurgun, rüşvet ve yolsuzluk söylentileriyle birlikte anılır olmuştu adları. Ülkeyi yönetenlerden başka, iktidarı daha dolaylı bir biçimde paylaşan, ama toplum gündeminden epey uzaklarda ve dört başı mamur yaşayan "yeni hanedan" mensuplarından da söz etmek gerek. Bazılarının kökleri Devlet-i Aliye yıllarına kadar uzanan bu ayrıcalıklı aileler her ne kadar iktidarda bulunmuyorlarsa da, sözlerini dinletebiliyor, iktidar mensuplarınca bir dedikleri iki edilmiyor. Yıldızları her dönem parlayan "Hanedan-ı Cumhuriyye"nin gizli hakimiyeti, Hanedanı Osmani'ye rahmet oku tae ak şekilde yıllardan beri sürüp gidiyor

WHO'S WHO'LARDA OLMAYANLAR

Son on beş yılda siyasi tarihini sorgulayan ve geçmişini tartışmaya başlayan ülkemizde en az yakın tarihimiz kadar sisler içinde kalan bir diğer konuda aileler ve aile tarihleri. Avrupa'da teşvik edilerek, araştırılması sağlanan bu konuyla ilgili bizde henüz dişe dokunur bir çalışmanın yapıldığını söylemek mümkün değiL. Aileler üzerine araştırma yapanların adeta birer dedektif olmaya zorlandığı ülkemizde, anı kitaplarından sonra en önemli başvuru kaynağınız cenaze ilanları.

Bütün dünyada kaynak kitap olarak kabul edilen "Kim Kimdir?" (Who's Who?) biyografi kitapları Türkiye'de eksik bilgilerle dolu. Ansiklopediye giren her ismin kendi biyografisini yazdığı bir durumda kişilerle alakalı bilgi eksikliklerini anlamak imkansız. Özellikle anne-baba adlarının belirtilmediği, evlilerin eşleri hakkında tam bilgi verilmediği bu ansiklope-dilerde yer alan yetersiz bilgilerin ne işe yaradıkları merak konusu. Mehmet Ali Birand, Emin Çölaşan, Mehmet Barlas, Coşkun Kırca gibi basınımızın ünlü yazarlarının bile eksik bilgi vermeyi tercih ettikleri bir durumda, insanlar ister istemez birtakım kuşkuları dile getirme ihtiyacınıhissediyor; "Acaba saklanmak, gözden kaçırılmak istenen bir şeyler mi var?" diye düşünüyor.

Meraklıların eski zamanlara aİt önemli isimleri bulacakları "Kim Kimdir?" türünden araştırmalar ülkemizde bugüne kadar hiç yapılamamış. Bu sadece cumhuriyet dönemine ait bir eksiklik değiL. Tarihimizin hemen hiçbir dönemine yönelik ciddi ve güvenilir biyografilere sahip değiliz.

BIYOGRAFİ ENSTITÜSÜ KAPATILIYOR

1957-59 yılları arasında bu konuüzerinde çalışma yaptıran Milli Kütüphane Müdürü Sami Nabi Özerdim engellerle karşılaşıyor. Kurmuş olduğu Biyografya Bürosu kıt imkanlarla ancak kendi müdüriyeti süresince çalışmalar yapabiliyor. Özerdim'in ayrılmasından sonra da büro, gereksiz görülerek kapatılıyor. Toplanan fişler ise imha edilerek izleri ortadan kaldırılıyor. Soyadı Kanunu, aileler üzerine araştırma yapacak araştırmacıların önündeki büyük engellerden birisini oluşturuyor. Aynı aileye mensup kişilerin farklı soyadı almaları akrabalık bağlarını ortaya koymayı neredeyse imkansızlaştırıyor

AILELER GÖÇ ODAĞI

Türkiye'nin ticari ve siyasi hayatında bazı aileler çok önemli roller üstleniyor. Bazı ailelerin etkilerine de sanat dünyamızda rastlamak mümkün. Köklü bir aileye mensup olmak gerek ticaret ve siyaset, gerekse sanat dünyasında kısa yoldan başarıya ulaştırabiliyor bazı insanları. Üniversitelerimizde, hariciyemizde, bürokraside neredeyse hanedanlar oluşmuş. Bu yapıyı kendisine sorduğuIİluz tarihçiyazar Kemal Kahraman, konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: "Homojen bir toplumsal kültürümüz yok. Ortak bir ülkenin vatandaşları olmak bize yetmiyor. Siyasi yapımızın temsil kabiliyeti sağlıklı değil. Bu aynı zamanda hukuk devleti ve toplumuna ulaşamadığımızın göstergesi. Yazılı hukukla toplum geleneklerimizin örtüşmediği ortamda gayrımeşru eğilimler daha kolay zemin buluyor. Çeşitli güç odakları oluşuyor, baskı güçleriyle siyasi ve ekonomik arenada kendilerine yer açıyorlar. Aile, bu odak zeminlerden birisi. Genel hukuka saygı olmayan bir ortamda ''kabile asabiyeti "ne benzeyen aile bağları geçer akçe oluyor. Fakat hanedanlardan çok bunların nitelikleri ve davranışbiçimleri önemlidir. İnönü, babasının oğlu olduğu için hala listelerdedir. Sanayici aileler, devlet desteği ve korumasıyla asalak bir aristokrasi oluşturma peşindedir. Üniversitelerin fonksiyonel olamadıkları bir ortamda niteliklerine bakılmaksızın amcaoğulları veya 'bizimkiler' bir yer edinebilmektedir. "

Alev Alatlı ise' Viva La Muerte' isimli romanında araştırdığı aile ve akrabalık ilişkilerini, kahramanı Günay Rodoplu'nun dilinden şöyle anlatıyor: "Başa hangi siyasi parti gelirse gelsin, kuracağı hükümet mutlaka ve mutlaka egemen sınıfların 'asli hükümeti 'nin emrinde olacaktır. Gizli hükümetin ajanları, düzenin öz uzman aydınları, üniversitelerden basına, sanat çevrelerinden dışişlerine, ilahiyat fakültelerinden Yeşilçam'a ve siyasi partilere kadar "yerlilerin" kaderlerini etkileyebilecek her kuruluşa yayılmışlardı. Kararlarını hiçbir belge olmaksızın verir, birtakım 'gizli' konuşmalarla, örneğin uluslararası sergiye kim gidecek, kime ödül verilecek, kim alkışlanacak, kim konuşturulacak, kim yokmuş gibi davranılacak türünden binlerce işe ilişkin düzenlemeler yaparlardı. "

Aileler, önceden bilinmeyen bir tarihte, herhangi bir fertlerine talihinin gülmesiyle hanedan haline dönüşüyorlar. Ya önemli bir devlet görevi yüzlerini güldürüyor, ya da beklenmeyen bir kazanç sonucunda muazzam servetlere kavuşuyorlar Hem para hem de iktidar, güç anlamına geliyor. Gücü eline geçirenler, sadakatlerinden emin olabilecekleri akrabalarına geniş imkanlar sağlıyorlar. Bu imkanları sonuna kadar kullanan akrabalar ise birkaç kuşak etkinliklerini devam ettiriyor. Bermekiler, Candaroğulları ve Köprülüler, Osmanlı döneminde, bizim coğrafyamızda hükümdar ailelerinden sonra isminden en fazla söz edilen aileler. Ehliyet ve liyakatın yerini, akrabalık bağlarının almadığı durumlarda zararlı olmayan yapı, ters işlediğinde inkırazlara neden oluyor. Parayı ve bilgiyi tekellerinde tutan aileler ülkenin her türlü meselesinde söz sahibi.

"Türkiye'de belirli ailelerden meydana gelen 'görünmeyen bir yönetimden' sözedilebilir mi?" dediğinizde bu konuyu iki şekilde yorumlayabiliriz diyen Prof. Dr. Mahir Kaynak, AKSİYON'a şunlarısöylüyor: "Bunlardan birisi kendi fertlerini devreye sokarak kendileri adına siyasi iktidarı kullanmaktadırlar. Yani aile esastır, karar verendir ve menfaati olandır. Bir başka görüş de, bir güç, bir aile ile işbirliği yapmıştır; yakın ilişkiler ve gizli ilişkiler içindedir. Bu ilişkileri o aile içinde sürdürmektedir. Bu sağlıklı bir yoldur. İnsan annesinin babasının hizmet ettiği bir kanal varsa o kanalı hem deşifre etmez, hem de o imkanlardan faydalanmada kendinde hak görür. Ben, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra İngiliz İstihbarat Teşkilatı'nın Türkiye'de aileler kanalı ile örgütlendiğini, bunların iktisadi ilişkilerinin olduğunu düşünüyorum. İngiltere istihbarat stratejisinin de ailelere dayandığını biliyorum. Bunun dışında sürekli aynı aileden idareci getirmek genelde yanlıştır, yeteneksiz olabilir. Bunu yürütemez. Eğer cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hem politikanın içinde hem de iktisadi gücü olan insanları görüyorsanız bunların çıkar ilişkisini aramak lazımdır. Ancak hanedanlar kimseyi engellemek kasdında değil ise zararlı değildir. Çünkü belirli bir parasal güç ve bilgi birikimi ile topluma katılırlar ve toplumda faydalı insan da olurlar. Sadece o kişilerin aile bağlarından başka yaptıkları işlerı layık olmaları lazımdır. Gene bu aileler çocuklarını iyi eğitirler iyi okullara gönderirler. Bu bakımdan bir zarar görmüyorum ben. Benim işaret ettiğim bir gücün Türkiye içinde aileleri kullanarak siyasi nüfuz elde etmesi. Bu

farklı bir durumdur. Bunu mii.şa-ı hedelerinizle anlarsınız. Genelikle iş adamları kendi karlarını en yüksek düzeyde tutmak isterler. Bir iş adamının ticari gayelerinden başka siyasi endişeleri önce geliyorsa dikkat etmek gerekir.

Bir örnek vereceğim: Asil Nadir'in Türkiye'de gazete alıp bunların batmasına razı olmasını anlamak güçtür. Bir iş adamı bunu yapmaz. Bir ticaret adamının ticaretini riske atıp basına girmesi anlaşılır iş değildir. Bu noktada iki şey düşünülür: Ya basın yoluyla para kazanmaktadır. Değilse kullandığı para 'siyasi para'dır. Kendisinden beklenen bir misyon vardır. "

GAYRIMÜSLÜMLER

Erol User, Coşkun Sabah, Yonca Evcimik, Nedim Saban (Dr. Stres) gİ. bi halkımızın yakından tanıdığı isim. lerin dini kökenlerini öğrenebilmeniz onların dar çevrelerine girmeniz mümkün olabiliyor ancak. Oysa gazetelerde ölüm ilanlarını izlemek gibi bir merakınız yoksa Türkiye'de yaşa. nan bir gerçekliğin farkına varabilme. niz de imkansız hale geliyor. Aramız. da yaşayan ismi "seküler Türkçe" ve tüm semavi dinlerin ortak kabul ettiği isimlerden oluşan komşunuzun, ahba. bınızın veya iş arkadaşınızın gayrı. müslim olduğunun farkına varabilme. niz oldukça zor. Son yıllarda özellikle büyük şehirlere göç eden Süryani ce. maati aldıkları isimlerle bizlerden farksız hale geliyorlar. Murat, Yavuz, Selim, Alp, Alper, Aydın gibi isimler Süryani cemaatinin ilgisine mazhar 0lan Türkçe isimlerden bazıları.

SELANIKLILER

Türkiye'de aileleri incelediğiniz bir dosyada adanması mümkün olmayan gruplardan birisi de "Selanikliler" dir. İmparatorluğun en kozmopolit şehirlerinden birisi olan Selanik, 15.yüzyılda İspanya'dan sürülen Yahudi cemaatinin yerleşmesiyle bu görüntüsünü perçinliyor. 19. yüzyılın ikinci yarısında nüfusunun yüzde ellisinden fazlasını Yahudiler'in oluşturduğu şehir, "Sefarad"ların Avrupa' daki merkezi durumuna geliyor. O dönemdeki yerkürenin, üzerinde en fazla Yahudi barındıran şehri durumundaki Selanik, Musevi ve Müslüman-Türk tarihi için önemli bir dönüşümün yaşandığı yer olma özelliği taşıyor.

İzmirli Sabatay Sevi'yi Mehdi kabul eden ve biraz da padişahın zorlamasıyla göstermelik olarak Müslüman olan liderlerinin izinden. gidip ihtida eden "Avdeti" topluluğunun koloni oluşturduğu Selanik, imparatorluktan koptuktan sonra büyük bir göç neticesinde nüfusunun önemli bir kısmınıkaybediyor. Birinci Balkan Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'ndan sonra yaşanan göç ve "Mübadele" ile ülkemize gelen Selanikliler, birbirlerine olan bağlılıklarını burada da devam ettiriyorlar. Selanik'ten Müslüman-Türk ailelerle birlikte, sonradan İslam'a dönmüş olan "Avdeti"ler de Türkiye'ye geliyorlar.

1970'li yıllarda İzmir'in meşhur belediye başkanı Asfalt Osman(Kibar), Selanik'in son belediye başkanıHamid Kibar'ın torunu; ünlü soprano Leyla Gencer Selanik kökenli Gencer ailesinin gelini ve müzisyen İlhan Gencer'in yengesi. Her iki aile de Selanikliler'in gözdelerinden. "N ev

Yunanilik" akımının en önemli temsilcisi ve mitoloji araştırmalarının önder isimlerinden Azra Erhat ve ailesi de Selanikli" Avdeti"lerden. Ünlü modacımız Cemil İpekçi, sosyal demokrat politikacı ve TRT eski Genel Müdürü ve eski Kültür Bakanı İsmail Cem, faili meçhul cinayetlerin önemli kurbanlarından Abdi ıpekçi de Selanikli İpekçiler ailesinin meşhur fertleri. İsimlerini son zamanlarda iflaslarıile duyuran, kuşaklar boyu sanayici "Bezmen" ailesi, Atatürk'ün öğretmeni Şemsi Efendi, gazeteci Hasan Tahsin (Osman Nevres) "Avdeti" topluluğunun medar-ı iftiharı aile ve isimler. Başbakan Çiller'in İsrail gezisinde tartışmalara sebep olan "Arz-ı Mev'ud" sözünü içeren konuşmayı kaleme alan Türkiye'nin İsrail Büyükelçisi Yalım Eralp de, Selanik kökenli "Eralp" ailesinin mensubu.

Selanikliler dendiğinde hemen akla gelen ailelerden biri de Yalman ailesi. 1950'li yılların önemli gazetecisi Ahmet Emin Yalman, kendisine yapılan suikastle tarihe geçmiş. Ahmet Emin YaIrnan'ın oğlu Tunç Yalman yakın dönemde Şehir Tiyatroları'nda eleştirmenlik yapmış. Yeğen Alp YaIrnan ise hepimizin tanıyıp bildiği bir isim; Galatasaray Spor Kulübü'nün başkanı. Alp Yalman, Koloğlu ailesi ile akraba. Spor yazarı Doğan Koloğlu'nun eşinin kuzeni. Orhan ve Doğan Koloğlu kardeşler, 1955-56 yılları arasında Libya Başbakanlığı yapmış Sadullah Koloğlu'nun çocukları.

AilE BAĞLARI

Evliyazadeler, İzmir'in köklü ailelerinden. Siyasetçilere kız vermesi ile ünlü aile, damatlarına pek de uğurlu gelmemiş. Bu aileden kız alan Ittihatçı Dr. Nazım, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu darağacında can vermişler. Cumhuriyet devrinin ilk Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ise damatların istisnası. Dr. Nazım'ın idamı ile bacanağının acısını yaşamış Tevfik Rüştü, damadı Fatin Rüştü Zorlu'nun da aynı akıbete uğrayacağını herhalde bilemezdi.

Kavala Holding'in kurucusu Mehmed Kavala'nın oğlu Osman Kavala ise Tarık Buğra'nın kızı Ayşe Buğra ile evli. Milliyet gazetesi yazarı Yalçın Doğan da Tarık Buğra'nın yeğeni. İletişim Yayınları'nıfinanse eden Kavala Holding "Kızıl Milyarder" Osman Kavala tarafından idare ediliyor.

Merkez sola hitap eden Milliyet ile Hürriyet gazetelerinin sahibi Aydın Doğan da, merkez sağdan Oltan Sungurlu ile teyze çocukları, Namık Kemal Zeybek ile de bacanak.

Atatürk dönemi Türkiye'sinin güçlü ismi yazar Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun hanımı Leman Karaosmanoğlu, Burhan Asaf Belge'niI1 kardeşi. Burhan Asaf Belge ise Mareşal Fevzi Çakmak'ın damadı. Demokrat Parti'nin güçlü ismi Burhan Belge,Adnan Menderes'in konu!, malarını kaleme almasıyh biliniyor. Marksist düşünüı Murat Belge de Leman ham mın yeğeni ve Burhan Belgenin oğlu.

Vatan şairi Namık Ke. mal'in torunları Hasan ve Numan Menemencioğlu dı. şişleri ve devlet bakanlıkları yapmışlar. Turgut Menemencioğlu ise büyükelçi olrak yurtdışında yıllarca Türkiye'yi temsil etmiş, Selanik'in son Osmanlı Valisi Mehmet Nazım Paşa'nın torunları Nazım Hikmet ve Celalettin Ezine ile 1878 Berlin Anlaşması'nı imzaladığı için daha sonra "vatanı sattığı" iddiasıyla linç edilen Müşir Mehmet Ali Paşa'nın torunu General Ali Fuaı Cebesoy teyze çocukları. Sol düşüncenin önemli isiı:p.lerinden Mehmet Ali Aybar ise, Hareket Ordusu kumandanlarından Hüseyin Hüsnü Paşa'nın torunu ve Nazım Hikmet'in büyük teyze oğlu.

Sağ politikacılar arasındada akrabalık ilişkileri dikkat çekici boyutlarda. Mesela, Adalet Partisi'nin Koca Reisi Sadettin Bilgiç'in kardeşi Emin Bilgiç, Tuğrul Türkeş'in kayınpederi ve Alparslan Türkeş'in dünürü. Türkeş ailesinin belkemiği Alparslan Türkeş'in damadı MİT Hukuk Baş Müşaviri Hami Homriş.

Cumhuriyet devrinin ilk dönem milletvekillerinden Emin Sazak'ın oğlu Gün Sazak, MHP'den milletvekili ve bakan olmuş, 1980 öncesinde menfur bir suikaste kurban gitmişti. Gün Sazak'ın kardeşi Güven Sazak ise ailenin popüler bir ismi. Fenerbahçe Spor Kulübü'nün başkanlığını yapan Güven Sazak başarılı bir işadamı. Aileyi DYP'de temsil eden isim ise Gün Sazak'ın oğlu Süleyman Sazak. Bilgün Sazak ise Cem Boyner'in"eski" eşi ve Gün Sazak'ın kızı.

Demokrat Parti iktidarında devlet bakanlığı yapan Şaban Çavuşoğlu'nun kızı ve Tercüman Gazetesi'nin eski sahibi Kemal Ilıcak'ın hanımı gazeteci-yazar Nazlı Ilıcak. FenerbahçeSpor Kulübü'nün yöneticilerinden ve işadamı Ömer Çavuşoğlu'nun kardeşi olan Nazlı Hanım, Akşam Gazetesi'nin sahibi Mehmet Ali Ilıcak'ın annesi.

imparatorluk döneminin Oniki Adalar Valisi Abidin Paşa'nın ailesi sol kesimin ünlü isimlerini yetiştirmesiyle tanınıyor. Abidin Paşa'nın iki kızı Rasih Nuri ileri'nin ve ressam Abidin Dino'nun anneleri. Cumhuriyet Gazetesi'nin kurucusu ve Atatürk'ün yakın arkadaşı Yunus Nadi de Abidin Paşa'nın Nişantaşı'ndaki konağında büyüyor. Ancak ailevi meselelerden dolayı Nadi ailesi ile Dino ve ileri aileleri arasında soğukluk var.

Nadir, Doğan ve Leyla Nadi, Yunus Nadi'nin çocukları. Nadir Nadi, Yunus Nadi'den sonra Cumhuriyet Gazetesi'nin sahibi ve başyazarı. Şair Celal Sahir Erozan'ın kızı Berin Hanım ile evleniyor. Yunus Nadi'nin kızı Leyla Hanım ise İzmir'in meşhur ailelerinden Uşaklıgiller'e gelin gidiyor. Cumhuriyet devrinin önemli edebiyatçı ve yazarlarından Halit Ziya Uşaklıgil'in oğlu Bülent Uşaklıgil ile evlenen Leyla Hanım'ın kızı Emine Uşaklıgil, bugün Cumhuriyet Gazetesi'nin önemli hissedarlarından. Uşaklıgil ailesinden Latife Hanım ise Atatürk'ün hanımı ve Halit Ziya Uşaklıgil'in kızkardeşi.

"Milliyet Gazetesi'nin eski sahibi ve kurucuları Karacan ailesi de ilginç ilişkileri ile dikkat çekiyor. Karacan ve Doğan Kardeş Yayınları ile Milliyet Gazetesi'nin kurucusu Ali Naci Karacan'ın oğlu Ercüment Karacan, gazeteci-yazar Mehmet Ali Birand'ın kayınpederi. Ercüment Bey'in üvey kızı Cemre Hanım ile evlenen Mehmet Ali Birand, Barış Derneği Başkanı ve ilk Marksist büyükelçimiz Mahmut Dikerdem'in yeğeni. Ercüment Bey'in oğlu Ali Karacan ise Semiramis Pekkan'ın (Sanatçı Ajda Pekkan'ın kızkardeşi) eski eşi.

Osmanlı'nın son devir edebiyatçılarından Sami Paşazade Sezai ve Recaizade Mahmut Ekrem kardeşlerin torunları da yakın tarihimiz ve günümüzde önemli görevler üstlenmişler. İtihat ve Terakki'nin şöhretli hatibi ve Atatürk döneminin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, Sami Paşazade Sezai'nin yeğeni. Recaizade Mahmut Ekrem'in edebiyatçı ve ince kişiliği çocuk ve torunlarında yaşıyor. Cumhuriyet devri edebiyatçılarından Ercüment Ekrem Talu, yazar Esin Talu, bestekar Çiğdem Talu, gazeteci Umur Talu ve yazar Nejat Ekrem aynı aileye mensup meşhur isimler.

Üsküdar Özbekler Tekkesi Şeyhi Hezarfen Ethem Efendi'nin ailesi de isimlerine aşina olduğumuz ünlüler. ABD'de Türkiye Büyükelçiliği görevinde bulunmuş, Başkan Roösvelt'in yakın dostluğunu kazanan Münir Ertegün'ün cenazesi Türkiye-ABD yakınlaşmasında kilometre taşlarından birisi. Görevi sırasında ABD'de vefat eden Ertegün'ün naaşı, ölümünden birkaç yıl sonra Missouri Zırhlısıile Türkiye'ye getirilmiş. Oğul Ahmet Ertegün ise ABD'de yatırımı bulunan önemli işadamlarından. Dünya müzik piyasasının sayılı şirketlerinden Atlantik Plak şirketinin sahibi. ABD eski Dışişleri bakanlarından Henry Kissinger'ın yakın dostu olarak biliniyor.

Milli Mücadele kadrosunda gayrıresmi ilişkiler

Hollandalı Türk Tarihi profesörü Erik Jan Zürcher çok ses getiren Milli Mücadele'de

İttihatçılık kitabında "gayrıresmi ilişkiler" olarak nitelendirdiği dönemin tarihinde önemli tesirleri olmuş kişiler arasındaki yakınlığışöyle sıralıyor:

"Mustafa Kemal'in en eski arkadaşlarından ikisi, Selanik'te ilkokuldan tanıdığı, Nuri Conker (İttihatçı fedai. 1911-12 Libya'da görev yaptı. Son Osmanlı Mebusan Meclis üyesi. Cumhuriyet döneminde Kütahya Milletvekili. 1930'da Serbest Cumhuriyet Fırkası Genel Sekreteri) ve Manastır' da İdadi'de tanıdığı Ali Fethi Okyar'dır. Nuri, Teşkilat-ı Mahsusa'nın ilk yöneticisi olan Süleyman Askeri'nin kayınbiraderiydi.

Süleyman Askeri, Teşkilat-ı Mahsusa'nın önemli uzmanı Eşref Kuşçubaşı'nın ve Karakol Cemiyeti'nin başı Kara VasıPın Harp Akademisi'nden sınıf arkadaşı idi. 1919'da Milli Mücadele hareketine öncülük etmiş olan Ali Fuat Cebesoy ile Kazım Karabekir akrabayddar. Ali Fuat Harp Akademisi'nde Mustafa Kemal'in en yakın arkadaşı, Kazım Karabekir de daha sonra Millet Meclisi Başkanı olan Kazım Özalp ve Süleyman Askeri'nin sınıf arkadaşıydı. Kazım Orbay, Enver'in kayınbiraderi olduğu için 1921'de Doğu cephesinde görevinden alındı. İttihatçı gazeteci Hüseyin Cahit Yalçın ile daha sonra maliye nazırı olan Cavit, Mülkiye'de sınıf arkadaşı oldukları günden beri dosttular

Kemal KAHRAMAN (Siyaset Tarihçisi): Genel hukuk kuralları gidince aile bağları geliyor

Bunun günümüze özgü bir özellik olduğunu sanmıyorum. Bizim siyasi, idari ve ekonomik geleneğimizde yeri vardır. Batı'da da lordlar var, aile şirketleri var. "Fazlaca" diyorsunuz. Çok doğru. Bu da sistemin başka özelliklerinden kaynaklanıyor. Sağlıklı işleyen fonksiyonel bir yapı yok. O Zaman gelsin destekler, korumalar, teşvikler, kayırmalar. Homojen bir toplumsal kültürümüz yok. Ortak bir ülkenin vatandaşları olmak bize yetmiyor. Siyasi yapımızın temsil kabiliyeti sağlıklı değiL. Bu aynı zamanda hukuk devleti ve toplumuna ulaşamadığımızın göstergesi. Yazılı hukukla toplum geleneklerimizin örtüşmediği ortamda gayrımeşru eğilimler daha kolay zemin buluyor. Çeşitli güç odakları oluşuyor, baskı güçleriyle siyasi ve ekonomik arenada kendilerine yer açıyorlar. Aile, bu odak zeminlerinden birisi. Görüş grupları da benzer tavırlar sergiliyor bence. Genel hukuk çerçevesinde bile davranmak istemiyorlar. Her grup kendi hukuk yorumunu empoze etme peşinde. Ortak bir adalet kavramı yok. Karayalçın'ın Star olayında "inanç özgürlüğü"nden söz etmesi buna ilginç bir örnek oldu. Herkese inanç özgürlüğünü kastetmiyor. Yoksa 24. maddede o kadar ısrar etmezdi. Dinine bağlı insanların inanç özgürlüğü nedense "laiklik" kapsamına giriveriyor. Aile bağlarının öne çıkması da buna benziyor. Genel hukuka saygı olmayan bir ortamda "kabile asabiyeti"ne benzeyen aile bağları geçer akça oluyor. Fakat hanedanlardan çok bunların nitelikleri ve davranış biçimleri önemlidir. İnönü, babasının oğlu olduğu için hala listelerdedir. Sanayici aileler, devlet desteği ve korumasıyta asalak bir aristokrasi oluşturma peşindedir. Üniversitelerin fonksiyonel olamadıkları bir ortamda niteliklerine bakılmaksızın amcaoğulları veya "bizimkiler" bir yer edinebilmektedir.

Hanedan kelimesi daha çok Özal ailesi için kullanıldı. Bunun tek nedeni aile olmaları değildi. Halkın beğenmediği bazı şeyler vardı. Medya onları havada kaptı. Siyasi kültürümüz yazık ki siyah-beyaz renklere çok düşkün. Medya devamlı karakalem çalışması yapıyor. Aile asabiyeti yalnız kan bağına dayanmıyor ki! Bakıyorsunuz basında her yayın grubu bir aileye dönüşüveriyor. Bunun iyi yanları da var. Biz bir aileyiz! İşte bu duygu, "diğerlerinin" hakkını teslim etmeyi, yani adalet duygusunu engelliyor ya, sorun orada başlıyor.