|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
Gönlümce 06 Şubat 2012, Pazartesi 0 0 1 0
Ahmet Taşgetiren
a.tasgetiren@aksiyon.com.tr

Sömürge aydını

Fransa ile girilen “soykırım”  mücadelesinde, Sarkozy yanında iki isim öne çıktı. Birisi söz konusu tasarının sahibi Valery Boyer, diğeri Cezayir Başbakanı Ahmed Uyahya.

Boyer, Cezayir kökenli bir Fransız politikacı. Babası Cezayirli, ama kendisi Fransa’da doğup büyümüş. Öylesine Fransızlaşmış ki, Cezayir hafızası neredeyse silinmiş, “Cezayir’de Fransız soykırımı olmamıştır” kanaatine vardırılmış ve Sarkozy’nin arkasında militan bir hüviyete bürünmüş.

İkinci isim Ahmed Uyahya. Başbakan Erdoğan’ın Sarkozy’ye hitaben söylediği “Sen önce Cezayir’de uyguladığın soykırıma bak” çağrısına cevap verme işi ona düşüyor: “Kanımız üzerinden çıkar sağlama” diye sesleniyor Erdoğan’a...  

Tabii ki Cezayir, Uyahya’dan ibaret değil.

Büyük tepki geliyor Uyahya’ya...

“Fransa’yı savunmak sana mı düştü?” cümlesinde özetlenebilecek tepkiler akıyor Cezayir medyasına...

Hemen söylenebilir ki, özgür Cezayir’in sesi bu, ve sömürge ürünü tavır, Başbakan Uyahya’nın tavrı.

Afrika’da böyle sömürge ürünü ses bulmak zor değil. Sömürgeciler Afrika’da sömürge politikalarını sadece kendi askerleriyle yürütmemişler, eğittikleri insanları başa geçirip, onları genel vali gibi kullanmak suretiyle de yürütmüşler.

Uyahya’ya gösterilen tepkiler, bir anlamda, yeni bir hafıza hatırlatması niteliğinde. Başbakana deniliyor ki, “Sömürge hafızanı bırak, işte Cezayir’in tarihî gerçekleri...”

Şu satırlar Cezayir’de yayımlanan el Vatan gazetesinde yer alıyor:

“Sarkozy, Cezayir soykırımını ilan eden Erdoğan’a karşı Uyahya’dan daha iyi kendini savunacak birisini bulamaz. Uyahya hem tarafsızlığını hem de oturduğu koltuğun hakkını veremedi. Fransa’ya ‘sempatik’ görünmek Cezayirli liderler için kazanç olarak algılanabilir. Ancak Uyahya, Fransız sömürgesi altında 132 yıl boyunca acı çeken Cezayirlileri savunacağı yerde Türkiye’ye ‘buna nasıl cesaret edersin’ diyor. Türklerin Osmanlı döneminde 3 gün içinde Cezayir’i Fransa’ya teslim ettiğini söylüyor. Ama 1827 yılında Cezayirlilerin Osmanlı’ya karşı Fransa’nın yanında ayaklandığını unutuyor. Cezayir Türkiye sayesinde sömürge dönemindeki acıların hesabını sormak için bir dış destek bulduğu hâlde, Fransa’nın eski kolonisi üzerinde kontrol sağlamasına yardımcı oluyor.”

Cezayir Toplumsal Barış Hareketi lideri Ebu Cerrah Sultani de  Uyahya’ya tepki gösterirken yine bir hafıza düzeltmesi yapıyor: ‘’Tarihî bir davamız var, o da Fransız sömürgeciliğinin 1,5 milyonu devrim sırasında olmak üzere 5,5 milyon Cezayir evladını katlettiği gerçeğidir. Biri bizim bu davamızı dile getiriyorsa onu saygıyla karşılamamız ve teşekkür etmemiz gerekiyor. Ona sen kanımız üzerinden çıkar sağlıyorsun denilmez.’’

Görüldüğü gibi mesele gelip, “hafıza” noktasında toplanıyor. Sömürge aydınının dramı, sömürgecinin yüklediği hafıza ile hareket etmesidir. Sömürgeci, hafızasını sildiği ve yeni hafıza yüklediği bir aydın - yönetici tip üretmek ister, sömürge politikasını onun eliyle yürütür.

Bunu, Cengiz Aytmatov, Gün Uzar Yüzyıl Olur romanında “Mankurt” tiplemesi ile çok çarpıcı biçimde anlatır.

Orada sömürgeci ülke, Juan Juanlardır. Komşu ülkeyi istila eder, gençlerini kaçırırlar. Sonra gençleri hafızalarını silmek üzere işkenceye tabi tutarlar. İşkencede gençler hafızalarını kaybederler. İkinci etapta, gençlere yeni bir hafıza yüklemesi vardır. Yeni hafıza, gençleri annelerine bile düşman edecek bir içerik taşır.

Gençlerden birisinin annesi, Nayman Ana, oğlunu bulmak üzere yola çıkar. Oğlunu deve güderken bulur. Ona yaklaşmak ister. Ama genç, annesini de düşman bildiği için, onu okla vurur. Nayman Ana son nefesini verirken bir kuş olup uçar, uçarken de “Adını unutma oğlum, adını unutma” diye seslenir. Der ki Aytmatov, “O zamandan bu zamana Kırgız bozkırlarında bir kuş ‘Adını hatırla’ diye öterek dolaşır.”

Gelelim Türkiye’ye...

Şu 1915 olayları, tehcir vs. meselesi tam bir hafıza savaşı niteliğinde yürüyor.

Türkiye “Adil hafıza”ya davet ediyor, ama birileri Ermeni tezleri istikametinde bir hafıza yüklemekte ısrar ediyor.

Bu noktada, aydınlarımız nezdinde epeyce bir sonuç aldıkları da vakıa.

Bakmaz mısınız, içimizde epeyce Sarkozy, Boyer ya da Uyahya dolaşıyor.

Nayman Ana gibi seslensek duyabilirler mi acaba? “Adını hatırla aydın oğul, adını hatırla!”