|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
KAPAK

Babam ateist değildi

3 Temmuz 1999 / AHMET DINÇ-OSMAN İRIDAĞ
Aziz Nesin adını işitmeyeniniz var mı? Cevabınız, malumumuzdur. O, uzun yıllar boyunca yaptıkları, yazdıkları ve söyledikleriyle Türkiye'nin en çok tartışılan kişilerinden oldu. Seveni de, sevmeyeni de çoktu.
Ateist olduğunu çekinmeden söyledi, İslam'a ve onun mukaddeslerine saldıran Şeytan Ayetleri'ni Türkiye'de tefrika etti. Bu yönüyle, "kışkırtıcı" olduğu gerekçesiyle talihsiz Madımak Olayları'ndaki rolü bazı basın yayın organlarında tartışıldı. Keskin bir dille yazdı; hicvin en sert ve toleranssız örneklerini verdi. İçinden çıktığı topluma "aptal" dedi.

Peki, Ateş Nesin adını duyanınız var mı? Üstelik de, bu kişinin Aziz Nesin'in oğlu olduğunu biliyor muydunuz? Cevabınız "hayır"sa fazla üzülmeyin; şu anda kahir ekseriyetin içindesiniz. Aziz Nesin'in Ali ve Ahmet'ten başka öz be öz bir oğlu daha bulunduğunu öğrendiğimizde bizler de şaşırmıştık. Üstelik Ateş Nesin'in dindar bir Müslüman olduğunu öğrenmek, hem şaşkınlığımızı artırdı, hem de habercilik damarımızı fena halde kabarttı. Ailenin "biricik" Müslümanıyla mutlaka konuşmalıydık. Üstelik, bu, Türk basınında enteresan bir ilk demek olacaktı. Babasının ölümünün ardından, hem "Allah rahmet eylesin" demek, hem de bir röportajın randevusunu koparabilmek için aradık. Arayış, o arayış. Ateş Bey, "Şu önümüzdeki yılbaşı geçsin, öyle konuşalım" der; yılbaşından sonra ararız, "Şu önümüzdeki Ramazan Bayramı, şu önümüzdeki Kurban Bayramı, 19 Mayıs geçsin, konuşalım" der... Yeni yılbaşları, yeni bayramlar geldi geçti; tam üç yıl sürdü bu arayışlar. İlk defa bir röportaja konuşacağı için, dahası Aziz Nesin gibi bir ismin oğlu olarak babası hakkında konuşacağı için, Ateş Bey'in karar vermesi çok zor oldu. Sonunda Ateş Nesin pes dedi, gazetecilik aşkı galip geldi. İlginç bir tevafuk olsa gerek, röportajı kotarıp yayınladığımız temmuzun şu ilk günleri, hem Aziz Nesin'in ölüm yıldönümüne, hem de "karanlık" Sivas Olayları'na denk geliyor.

Ateş Nesin, Aziz Nesin'in ilk eşi Bedia hanımdan olan ikinci çocuğu. Ablası Oya Nesin geçtiğimiz günlerde mirasa itiraz ederek gündeme gelmişti. Ateş ve Oya Nesin'i diğer kardeşlerinden ayıran en önemli özellikleri ise inançları. Ali ve Ahmet Nesin'in aksine Müslüman olduklarını özellikle belirtiyorlar. Farzların çoğunu yerine getirmiyor olsa bile Aziz Nesin'in oğlunun inançlarının tam olması ilginç olsa gerek. Herşeye rağmen babasının 'inançsız' ölmediğine inanan Nesin, ona her gün dua ettiğini söylüyor.

Vakıftan dışlanan, bunun nedenini de bir kaç yalakanın kendisini istememesine bağlayan Ateş Nesin de mirasta belirtilen evi hâlâ alamamaktan şikayetçi. Eğer yakın bir gelecekte hakkı olan evi vermezlerse mahkemeye gideceğini söylüyor. Açıklanan vasiyet dışında başka bir vasiyet daha olduğunu söyleyen Ateş Nesin, Sivas olaylarından sonra babasının düşüncelerindeki değişiklikleri anlamakta güçlük çektiğini ifade ediyor. Babasının din ile ilgili söylediği olumsuz sözlerin hep son zamanlarına rastladığına dikkat çeken Nesin, "Rahmetli babam hakkında nasıl konuşayım? O kadar ince bir çizgi ki bu" diyor.

Kimsenin aileden Müslüman olamayacağını en iyi Nesin ailesi gösteriyor olsa gerek. Aziz Nesin'in babası dindarken kendisi dini reddetmiş, oğlu ise inancını korumuş. Galiba önemli olan, babaannenin başörtülü ya da dedenin müftü olması değil. Önemli olan insanın içinde bir şeylerin olması. Aziz Nesin'in "farklı" oğlu Ateş Nesin de buna iyi bir örnek. İşte ilk ağızdan, ölümünün dördüncü yılında "inançsız" bir babanın "inançlı" oğlunun anlattıkları...

—Biz hep iki oğul biliyorduk; Ahmet ve Ali. Sizi hiç duymadık. Bugüne kadar neredeydiniz?

Ahmet gazetecilik yapıyor, basınla devamlı temas halinde. Ali de vakfın yönetim kurulu başkanı. Dolayısıyla onların adı geçiyor. Ben ise ortalarda dolaşıp abuk sabuk demeçler vermeyi, açık oturumlara katılmayı sevmiyorum. Bugüne kadar kimse çağırmadı da zaten. Hiç kimse adam yerine koyup da, işte bu Aziz Nesin'in en büyük oğludur, söyleyeceği üç beş kelime vardır demedi. Basın kuruluşlarının, holdinglerin politikalarına böylesi daha uygun düşüyor herhalde.

—Konuşacak bir şeyiniz var mıydı ki?

Ötekiler ne söylüyor? Sağda solda konuşuyorlar. Oysa babamı en çok ben tanıyordum.

—Önce aileyi netleştirelim. Ali ve Ahmet üvey, Oya öz kardeşiniz değil mi?

Evet, benim öz ablam var. Ali ve Ahmet babamın ikinci eşinden. Annemin adı Bedia. Ayrıldıklarında 5 yaşında idim. Ablamla birlikte dedem büyüttü bizi. İlkokul bitene kadar dedemle kaldım, sonra babamın yanına gittik. Ben 14 yaşında iken ikinci hanımıyla evlendi.

Dua okuduğum zaman kendimi iyi hissediyorum

—Kardeşlerinizden ve babanızdan farklı bir inanç sahibi olmanızda çocukluk döneminizin babanızdan ayrı geçmesinin etkisi oldu mu?

Evet. Dedemden etkilendim. Bir de halamdan. Dedem beni çok seviyordu. Devamlı Kur'an—ı Kerim okuyan, camiye giden, nur yüzlü bir insandı. Pratikte uygulayamasam bile inancım sağlamdır. Çok inancım var. Maddi gücüm hacca gitmeye el vermez ama 6 yaşından beri her akşam mutlaka dua ederim. Dua okuduğum zaman kendimi daha iyi hissediyor, daha rahat uyuyorum. Kendime güvenim artıyor. Bana doping yapıyor.

—İlkokul sonrası babanızın yanına döndüğünüzde kendi deyimiyle "dinsiz" olmuş muydu? İnanç konusunda size telkinde bulunur muydu?

Hayır o zamanlar inançlı olduğunu söylüyordu. Bizi o konuda özgür bırakmıştı. Ne negatif ne pozitif hiçbir telkini olmadı. Ablam da benim gibi düşünüyordu. Babam espri bile yapardı. İnançlı olmamı kastederek; "Her eve lazım" derdi.

Dine karşı değildi

—Bizim tanıdığımız yazar Aziz Nesin Atatürk'ten sonraki bütün hükümetleri dine pirim verdikleri için eleştiriyordu. Oysa sizin tanımını yaptığınız baba Aziz Nesin bizim tanıdığımız yazar Aziz Nesin'e hiç benzemiyor. Hangisi gerçek?

Babam dini istismar edenlere kızıyordu. Türkiye'de istismara en açık müessese din. Bütün partiler dine sarılıyor, çünkü istismara açık. Babam buna karşıydı.

—Size de karşı mıydı?

Hayır, bana karşı bir tavrı olmadı. Bazen konuşurduk. Yakın bir zamanda ona gerçekten inanmıyor musun baba dedim. O da inanmadığını söyledi. Ben de, 'Farzedelim ki sen haklısın, benim inandığım değerlerin hepsi saçma, ne kaybederim. Fakat tersi, benim inandıklarım doğru ise çok şey kazanırım' dedim. Gülümsedi geçti. Birbirimizi çok severdik ama hiç anlaşamazdık. Hayata bakışım, yaşam düşüncem ona ters geliyordu.

—Onun büyütmediği bir çocuk olmanız anlaşamamanızda etkili oldu mu?

Olmuştur. Zaten hiç sevgisini göstermezdi.

—Ablanız Oya Nesin de sadece Ali'ye sevgisini gösterdiğini, herkesin hatta kendisinin dahi Ali'den öğreneceği çok şey olduğunu söylediğini belirtiyordu. Neden Ali'ye bu kadar ilgi gösteriyordu?

Doğru. Onun ayrı bir yeri vardı. Ali doğduğunda babam 40 yaşını geçmişti. Cin gibi, akıllı, sevimli bir çocuktu. Bizi istediği gibi büyütemediği için onun üzerinde çok durdu. Babamın aklından hep bilimadamı olmak geçermiş; kimyager, profesör, icat eden. Ali'de bunu keşfetti ve onu buna yönlendirdi, olumlu sonuç da aldı. Bunun sonucunda Ali'ye aşırı bağlandı. Kendini onda gerçekleştirdi. Yaşlanınca iyice hayranlık duymaya başladı.

—Babanızın inançları ve fikirleri çok konuşulmuş olmasına rağmen bazı konulardaki tavrını çözmek mümkün olmadı. Örneğin onun komünist fikirleri savunduğunu düşünenler ailenin kutsallığı ile ilgili düşüncelerini açıklayamadılar. İslama karşı çıktığını iddia edenler de Arapça notlar tutmasına, dini bayramları kutlamasına ve domuz eti yememesine bir anlam veremediler. Siz bu çelişkiyi açıklayabiliyor musunuz?

İlkokulda eski Türkçe okumuş, öğrenmiş. Son zamanlarda hep Arapça yazardı, daha rahat ve seri olduğu için. Kalan notları Osmanlıca yazıldığı için okunmuyor. Babam Müslüman bir ailenin çocuğu. Köyde büyümüş, ailesi fakir. Annesi çok genç yaşta bakımsızlıktan vefat etmiş. Kendisi askeri ve yatılı okullarda büyümüş. Niye domuz eti yemiyorsun diye kendisine sorduğum zaman tiksindiğini söylemişti. Çocukken dışardan gelen ağır yağ kokusunun domuz yağı olması nedeniyle hiç domuz eti yememiş. Dini bayramları ömrünün sonuna kadar kutladı. Kurban kesti ve etini fakirlere dağıttı.

İnançlı olduğuna hâlâ inanıyorum

—Ama babanız bunun nedenini inançla değil, geleneksellikle açıklıyordu.

Öyle diyor ama inancının bir parçası o. Hayatı boyunca inançlı ya da inançsız o kadar çok insanla teşrik—i mesai etti ki, duygularını kendine gizleyip, kendi dünyasına sakladı. Bana öyle geliyor. Dini vecibeleri yerine getirmiyordu ama tamamen de ateist bir insan değildi. Ben onun inançlı bir yönü olduğuna hâlâ inanıyorum.

—Siz nasıl Müslümansınız?

Laik bir Müslümanım.

—Babanız ise bir insanın hem Müslüman hem de laik olamayacağını söylüyordu. Bu ölçüye göre siz ya Müslüman değilsiniz, ya da laik?

Olur, niye olmasın? Şimdi ben Müslümanım diye laik olamayacak mıyım? Babam artık son yıllarında böyle şeyler söylemeye başlamıştı. Babamın dediği şu anlamda doğru. Laisizm doktrin olarak dine karşı. Dinde Allah'ın emirlerini yerine getirmek zorundasınız. Öyle yapınca da laik olamazsınız. Türkiye Cumhuriyetinde insanlar idare ediyor. Bilimsel olarak düşündüğümüz zaman laiklikle İslam arasında çelişkinin olduğunu görüyoruz. Bir taraf başını açacak diyor, diğeri kapatacak.

—Bugünkü uygulanan şekliyle böyle bir durum yaşansa bile seküler bir laiklik anlayışı ile inançların birarada yaşatılabileceğini pek çok ilim adamı söylüyor.

İkibinli yıllarda olması gereken bu. İnsanlar dinden uzaklaşıp laikim diyemez, ya da tersini.. İkisi de yanlış. Laikim diye Allah'a inanmamak yanlış.

—Normal olan ateist bir insanın araştırmaları sonucu dine yönelmesi iken babanızın ters bir süreç izleyerek Müslümanlıktan dinsizliği seçmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dinsizliği seçmedi. Benim babam aklını kullanıp müsbet ilimlere değer verdi. O insana inanıyor, insanı seviyordu. Aracısız, vasıtasız, kendine özgü bir inancı vardı. Siz bunun adına inançsızlık diyebilirsiniz. Ona göre inançtı. Mezarım belli olmasın dedi, imam istemedi. Yanlış oldu bunlar.

—Babanızın inançsız öldüğünü gösteren sözlerinden biri de yakın çevresine, "Öleceğim zaman korkudan şehadet getirirsem sakın bana inanmayın. Çünkü korku anında ne diyeceğimi bilemeyebilirim" şeklinde vasiyet etmesiydi. Size de söylemiş miydi?

Evet o sözü ben de duymuştum. Aracıyı kabul etmiyor. Anladığım kadarıyla dinin istismar edilmesine kızdığı için kendini bir kenara çekip, kendi inancını oluşturmuş bir kişiydi.

—Müslüman bir oğul olarak babanızın inançsız ölmesi ve namazının kılınmadan gömülmesi sizi nasıl etkiledi? İnancın gereği olan ahiret azabını da dikkate aldığınız zaman kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Onun kendi tercihiydi. Benim babam yakılmak istiyordu. Ben vazgeçirdim. 'Yollara mezar taşıyor oğlum, üstlerinde arabalar geçiyor, altta insanlar yatıyor. Bu rezillik değil mi?' demişti. İnsanlara yer yok diyordu. Bütün mezarlar bakımsız, yollara taşıyor. Ben dedim ki 'Baba olacak şey değil, böyle şey olur mu? Sizden kalacak bir şey olsun'. Ondan sonra yakılma isteğinden vazgeçti. Bir de dini inançlara uygun tören yapılması sırasında olayların çıkmasından korkuyordu. Mezarını rahatsız ederler diye mezar yerini kimsenin bilmesini istemedik. Fakat bahçedeki yerini ben biliyorum.

—Babanız için dua ediyor musunuz?

Ediyorum. Rüyalarımda görüyorum.

—Etmenizi istiyor mu acaba?

Dua etmemi istediğini hissediyorum.

—Duanızda ne diyorsunuz. Allah'tan onu rahmetine almasını mı istiyorsunuz?

Onu ayrıca Türkçe söylüyorum. Ama Arapça olarak bildiğim duaları okuyorum.

Büyük insanların yanlışları büyük oluyor

—Babanızla ilişkiniz nasıldı? İyi bir diyaloğunuz var mıydı?

Genelde anlaşamazdık. Çünkü ben istediği gibi bir evlat olamadım. Babam hepimizi Ali ile kıyaslardı. Yanlış tabii. Büyük insanların yanlışları da büyük oluyor. Çocuklar arasında kıyaslama olabilir mi? O benim başbakan olmamı, bilmem ne profesörü olmamı isterdi. Sık sık tartışırdık. Hiç unutmuyorum bir gün bana; "Oğlum senden bıktım artık. Seni Allah'a havale ediyorum" dedi. Çok ilginçtir, ondan sonra benim hayatım düzeldi. Aradan bir süre geçmişti bu kez de ben ona "Sağol babacığım. İyi ki beni Allah'a havale ettin, hayatım düzeldi" dedim.

—Sizin anlattıklarınız, onu tanıyanların sözleri ortaya herkesten şikayet eden, hiçbir şeyden memnun olmayan bir portre ortaya çıkarıyor. Bu size nasıl yansırdı?

Müthiş geçimsiz, huysuz biriydi. Beni 5 yaşındaki çocuk gibi görür, söz hakkı vermezdi. Benim çok kalbimi kırdı. En çok da bana yüklendi. Çünkü onu çok sevdiğimi biliyordu. Sürtüşmemiz ondan oldu. Onun istediği ölçülerde adam olamadım. Hırsız değildik, namussuz değildik ama bunlar babam için yeterli olmuyordu. Ancak onun dediği yoldan gidersek ve söylediklerini yaparsak memnun olurdu. Fakat ben onun dediği gibi yaşayamazdım ki.

Ek vasiyet kayboldu

—Ablanız vasiyete itiraz etti ve kendisine bir ev bile bırakılmadığı için mahkemeye gideceğini söyledi. Sizin de vasiyette bir ev hakkınız görünüyor. Evinizi aldınız mı?

Bana da vermeleri gerekiyordu, vermediler. Vasiyetle ilgili birtakım şeyler bize iletilmedi. Yönetim kurulu kendilerine göre bir program yaptı. Birtakım şeyler açıklanmadı. Vasiyette ek maddeler vardı, bana göstermediler. Ben var dememe rağmen yönetici bulamadım dedi.

—Ek maddede bilinmeyen bir şey var mıydı?

Bilmiyorum. Babamın cenazesi gelirken apar topar vakfın kütüphanesinde toplantı yapıldı. Noter yoktu. Varislerden ablam ve Ali de yoktu. Apar topar böyle bir şey yapıldı. Ben o maddenin meydana çıkarılmasını istedim. Yönetici gitti geldi, bulamadım dedi. Öyle kaldı. Sanki vakfı ilgilendiren beni ilgilendirmiyormuş gibi bana vakıfla ilgili şeyler var dediler.

—Sizi vakfın dışında mı görüyorlar?

Evet. Böyle olunca ben üstüne gitmiyorum. Küçük bir çevre, dalkavuk takımı vakfa sahip çıktı. Kraldan fazla kralcı oldular. Vakfa sahip çıkmanın ardında birtakım ilişkiler var. İlişkileri iyi tutarak kendilerine yol açmak istiyorlar.

—Bunu diyenler babanızın sağlığında vakıfla sizden daha çok mu ilgilendi?

Hayır. Onların vakfa katkısı ziyaret ve 'Merhaba Aziz Bey'in ötesine geçmemiştir. Üç beş kuruş da yardım yapmışlardır. Vakıfta 3—4 sene ben çalıştım. İtalya'dan döndükten sonra vakfın inşaatı devam ediyordu. Herşeyi ben yaptım. Ölmeden önce babam bana; "Oğlum vakfa sen sahip çık.. Ali'nin gelmesini istemiyorum. O profesör, kariyeri var, Amerika'da kalsın" dedi.

—Kardeşlerinize söylediniz mi?

Biliyor hepsi. Ama ben babamın sağlığında vakıftan uzaklaşmıştım. Babam rahmetli olunca Ali gelip vakfın başına geçti.

—Farklı bir oğul portresi çizmeniz, inancınızın diğer kardeşlerinizden farklı olmasının bunda bir etkisi oldu mu?

Olabilir. Sonra çok saçmalıklar oldu. Babamın yatak odası son kez açılıp kilitlenirken ben de oradayım. Avukatlar beni sokmadı. Ben de zorla gireyim demedim. Öyle bir hava görünce bozuldum.

—Eğer şu anda vakfın başında kardeşiniz değil de siz olsanız vakfı daha mı farklı yönetirdiniz?

Benim oraya sahip çıkmam için ihtilal yapmam lazım. Ali'yi ve diğerlerini itmem lazım. Onlarla anlaşmam mümkün değil. Çünkü bu miras olayı var. Ablam çok zor koşullarda hayatını sürdürüyor. Ali katı kurallar koydu ve kimseye bir şey yok dedi. Oysa Ali kadar benim de yetkim var. Dördümüzün de eşit koşullarda hakkı var. Ama o sahip çıktı. Miras sadece ben ve ablamın meselesi de değil. Yarın bir gün ikinci kuşak Nesin soyadına sahip olanlar dava açıp haklarını isteyebilir. Benim yok ama ablamın, Ahmet'in ve Ali'nin çocukları var.

—Siz itiraz edecek misiniz?

Ben de vasiyette geçen evi almadım. Diyorlar ki oturduğun ev var. Bu ev babamın sağlığında alındı. Babam almadı, sadece para yardımı yaptı. Şimdi diyorlar ki sen ev almışsın. Oysa vasiyet ölümünden sonra geçerli.

Hakkım olan evi istiyorum

—Peki diğerleri evlerini almış mı?

Kimin ne aldığını bilmiyorum, sormadım. Onların anne tarafından evleri barkları var. Ahmet ile Ali'nin avantajı annelerinin zengin olması. Ama biz öyle değiliz. Ablamın üç çocuğu var ve kocası da yok. Haklı olarak çocuklarının sıkıntı çekmesini istemiyor. Ben de hakkım olan evi istiyorum. Bu ev akmasa istemem. Son kat olduğu için kışın akıyor, yedi kat çıkmak da yoruyor beni. Bacağım ağrıyor.

—Ne olacak bu işin sonu, mahkemeye mi gideceksiniz?

Mahkemeye gitmeden Ali'yle anlaşma yoluna gitmeye çalışıyorum. Daha olumlu ya da olumsuz bir şey belli değil. Beni oyalamak istiyorlar. Ben dedim ki, "Bak oğlum bana bir giriş ver, ben senden kitapların telif hakkını istemiyorum. Vasiyet ne diyorsa onu istiyorum". Ben böyle bir dairede otururken, öbürü 50 milyarlık dairede oturursa eşit mi oluyor şimdi? Bu ev derli toplu, giriş katı olsa... Vasiyetteki ev umurumda değil, yeni eve ihtiyacım var.

—Babanız, bir şiirinde, "Uslanmayıp hep çocuk kal" diyor. Sizce gerçekten uslanmadı mı?

Uslanmadı. Onun dediği çocuk yönü hepimizde var. Özellikle aydın kişilerde. Çocuk kalmak ister. Çocuk yanı insanı genç ve dürüst tutar. Yaşam mücadelesinden koparmaz, isteklerini bitirmez.

—Onu hayata bağlayan hırçınlığı mıydı?

Hırçınlık diyebilirsiniz. Örneğin hayatını yazıyordu. 100 cilt falan devam ederdi, ömrü olsaydı. Onun düşüncesine göre hiçbir şeyi bitmemeli. Biterse hayat biterdi. Bu insanın sonu demekti. İnsanın devamlı yapacağı bir şey olmalı diyordu.. Babama yapılan yanlışların da hiç olmazsa ölümünden sonra telafi edilmesini diliyorum, sizin aracılığınızla. O çok dürüst ve namuslu bir insandı, fakat haketmeyeceği hakaretler gördü.

"Asker olarak kalsaydı ihtilal yapardı"

—Aziz Nesin, vakıftaki çocuklardan ne bekliyordu? Onların da birer Aziz Nesin olmalarını mı?

Hayır. Ülkesine yararlı insanlar olmasını istiyor. Bu alınan çocuklar çok fakir aileden gelen çocuklar. Niye Aziz Nesin olsunlar? Kendi ayakları üzerinde duracak, bir meslek sahibi olacaklar. Herkes yüksek mühendis, operatör doktor olamaz. Yönetici olur, sıvacı, badanacı olur. Yani bir meslek sahibi olurlar. Vakıfta 30 küsur çocuk var, yönetici var. Ali var orada. Hakkım var fakat yönetici durumunda değilim.

—Babanız vakfı hangi amaçla kurdu?

Babamın Nesin Vakfı'nı kurmasının nedeni şu: Kendisi sosyalist görüşü benimsemiş bir insandı. Ben diyordu, her şeyimi bu toplumdan aldım, onlardan aldığımı onlara geri vereceğim. Kitaplardan kazandığını fakir çocukları okutmak için kullandı. Kendisi de çok yoksulluk içinde okumaya çalışmıştı. Dedemin maddi gücü yoktu. Yatılı sınavları kazanarak Darüşşafaka'da bedava okudu, askeri okulu tercih etmesinin nedeni de maddi olarak okuyabileceği tek yer olmasıydı. Babam yazarlığa soyunmasa, oradan ayrılmasa ihtilal falan yapardı. Dönem arkadaşları 80 ihtilalini yaptı. O bu şekilde mi yapar, başka bir şekilde mi yapardı onu bilemiyorum ama büyük bir hırs vardı onda. Subay olarak kalsa mutlaka bir şeyler yapardı.