|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
DOSYALAR

Milletin kırmızı çizgisi yeni anayasa

20 Şubat 2012 / NURSEL DİLEK MANAVBAŞI
Türkiye yeni anayasayı beklerken Uzlaşma Komisyonu ülkenin geleceğini belirlemek için çalışıyor. Meslek örgütleri, üniversiteler, STK’lar ve en önemlisi toplum, yeni anayasa için hazır. Peki, bu Meclis’ten anayasa çıkar mı?

‘Türkiye’yi vesayetten, müdahalelerden arındıracak, ülkenin ufkunu açacak, ekonomi, dış politika, demokrasi ve özgürlükleri destekleyecek bir anayasayı gündemimize aldık. Yeni anayasa, demokratik ve katılımcı bir anlayışla hazırlanacak. Yeni anayasayı bu Meclis yapacak. Türkiye’nin demokratik, özgürlükçü, katılımcı, günün gereklerine uygun bir anayasaya ihtiyaç duyduğu herkesin ortak fikridir. Halkın dilini yakalayan, katılımcı bir anayasa yapacağız. 12 Haziran’ın hemen ardından anayasa çalışmalarına başlıyoruz.’

Başbakan Erdoğan, 12 Haziran’a sayılı günler kala açıkladığı seçim beyannamesine bu sözlerle başlıyordu. 12 Haziran 2011 seçiminin en önemli argümanıydı ‘yeni anayasa’. Sadece AK Parti için değil elbette. 12 Eylül referandumunda tabanın yeni anayasa isteğine kayıtsız kalamayan siyasi partiler de seçim vaatlerinde anayasaya aslan payı ayırmıştı.

Aslında AK Parti, mini bir anayasa değişikliğiyle demokrasi adına hayati bir nefes aldırmıştı. Ancak sınırlı paket, beklentileri karşılamaktan hayli uzaktı. O yüzden ‘Yetmez ama evet’ denilmişti. 12 Eylül referandumunda yüzde 58 evet oyuyla halk tercihini değişimden yana kullanmış, darbe anayasası kısmen de olsa değişmiş, daha özgür ve demokratik bir dönem başlamıştı. Referandumun sonucu, bir anlamda sivil anayasa için ilk adımdı. Ve toplum, yüzde 58’le bütün siyasi partilere aynı mesajı veriyordu: “Yeni anayasa istiyoruz.” Darbe anayasası bu sonuçla kısmen de olsa değişmişti. Darbecilerin korunma zırhının kalkması, fişlemenin tarihe karışması, yargı üzerindeki HSYK baskısı, parti kapatmanın zorlaşması, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı, Meclis’in yüksek mahkemeye üye seçmesi, YAŞ kararı ile ordudan atılanların hakkını araması gibi ciddi değişiklikler yapılmıştı. Bu sonuç bir anlamda sivil anayasa için de ilk adım niteliğindeydi. Türkiye daha önce 5 kez referanduma gitmişti ama hiçbiri bu denli önemli değildi. Zira ilk kez darbe yönetimlerinin dizayn ettiği bir sistem bizzat halk eliyle revize edildi. Yeni hedef, sivil anayasaydı.

Milletin verdiği mesajı doğru okuyan partiler, yeni Meclis açılır açılmaz anayasa için kolları sıvadı. Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in neredeyse tek önceliği anayasa. Meclis, uzlaşma için ilk adımı grubu bulunan partilerle müzakere ederek attı. ‘Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ için ön şart aranmadı. Her partiden üçer milletvekili komisyona seçildi ve süreç başladı. Fikri olan herkese Meclis’in kapıları açıldı. Birinci heyet, siyasi partiler ile anayasal kuruluşlar; ikinci heyet, meslek örgütü ve sendikalar; üçüncü heyet de sivil toplum kuruluşları, dernek ve vakıf temsilcilerinden gelen görüşleri incelemeye koyuldu. Sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, dernekler, birlikler, üniversiteler, kısacası toplumun her kesiminden taslak metinler alındı. Kimi zaman Anadolu’ya gidilerek oradaki talepler dinlendi kimi zaman internet üzerinden halkın sesine kulak verildi. Ayrıca AK Parti, ‘Kamuoyunda, gerçekten yeni anayasa talebi var mı?’ sorusuna cevap aradı. Yapılan çalışmadan yüzde 70 civarında ‘evet’ çıktı. Bu da anayasa için toplumun hazır olduğunun en bariz göstergesiydi.

Yeni anayasaya geçiş sürecinde mevcut fotoğraf şimdilik bu. Komisyon; katılım, veri toplama ve değerlendirme olarak ilk aşamayı nisan sonunda tamamlamayı planlıyor. Sonrasında ise anayasa için tarihî süreç başlıyor. 2012’nin yeni anayasa yılı olacağını söyleyenler de var, bu söylemin daha çok gönüllere seslendiğini düşünenler de... Bir kesim umutla anayasanın çıkacağı, bir kesim ise karamsarlıkla bu işin olmayacağı görüşünde. Umut edenin de karamsarın da ortak fikri şu: “Darbe ruhunun sirayet ettiği anayasadan kurtulalım.” Peki ama nasıl? Anayasa konusunda ümit ve karamsarlık ikileminde olanlara kulak verelim istedik. Hem gerekçelerini hem de sürece katkı sağlayacak ilginç önerilerini dinledik.

Oy birliği değil, oy çokluğu

Şike düzenlemesi, vekil aylıkları, iç tüzük ve son olarak MİT yasasındaki değişiklikte yaşanan uzlaşma-ayrışma tabloları, “Bu Meclis’ten anayasa çıkmaz!” karamsarlığını güçlendiriyor. En basit konularda bile uzlaşamayan Meclis’in anayasayı gerçekleştirmesi kimilerine göre hayal. Böyle düşünenlerden biri, eski Anayasa Mahkemesi Raportörü ve Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Turhan. Turhan, anayasa yapımını destekliyor ancak bu şartlarda anayasanın yapılamayacağını düşünüyor. “Komisyon, ölü doğmuş bir bebek. Oy birliği şartı komisyondan bir metin çıkmayacağını gösteriyor.” diyen meslektaşı Ergun Özbudun’a katılıyor. Oy birliği mantığının yanlış olduğunu dile getiren Turhan, oy çokluğu fikrini savunuyor: “Biz anayasa hukukçuları olarak Meclis’e davet edildiğimizde çoğumuz oy birliği mantığının yanlış olduğunu savundu. Oy çokluğu olmalıydı. Çünkü BDP ve MHP, çoğu konuda oy birliğini sağlayamayacak! İkincisi, gerçekten anayasa yapma konusunda bir istek var mı? AK Parti bu konuda ne kadar samimi bilemiyorum. Bana göre partilerde yok; ama toplumda büyük bir beklenti oluştu.” Turhan, CHP ve AK Parti’nin anayasa konusunda ortak bir masada bululaşabileceği görüşünde. Ancak MHP ve BDP’nin Kürt meselesi, vatandaşlık tanımı gibi netameli konularda tıkanıp kalacağı fikrinde.

Sabancı Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Cemil Koçak da anayasa için ümitvar değil. “Meclis’teki komisyondan karar çıkması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden hassas bir konuda karar çıkması kadar muhtemel.” diyor: “Komisyon, beklemek yerine bunca zamandır seslendirilmiş olan talepleri internet ortamında saptamayı tercih etmiş olsaydı, hem vakit kazanmış hem de gereksiz yere kimseyi meşgul etmemiş olurdu. Zaten komisyonun her adımını yavaş çekim misali atıyor olması, hiçbir heyecan verici açıklamada bulunmaması, bizzat kendisinin bir metin hazırlamaya kalkışmaması, en azından bir ilkeler bütünü konusunda dahi görüşmelerini yoğunlaştırmaması durumun umutsuzluğunu açıkça gösteriyor!”

Koçak, “Eğer yeni anayasa yapımı mümkün olmazsa eski metinde restorasyon yapılabilir.” önerisini getiriyor. En azından AK Parti’nin CHP ve MHP’yi yanına alarak bunu denemesini istiyor: “Anayasa konusunda, her parti ayrı bir hükmü savunacaktır; fakat buna rağmen bazı maddeler için uzlaşma sağlanabilir. Mesela, Genelkurmay’ın Millî Savunma Bakanlığı’na bağlanmasına CHP de, MHP de destek verebilir. MGK’nın tamamen lağvedilmesine ve güvenlikle ilgili konuların hükümetin inisiyatifine bırakılmasına MHP de CHP de ses çıkarmayabilir. Yine yükseköğretim kurumlarıyla ilgili hükümler, özellikle YÖK, anayasa hükmü olmaktan kolayca çıkarılabilir. Askerî yargı ile ilgili yeni düzenleme gündeme getirilebilir. Ekonomik ve sosyal konsey gibi yapılar tamamen kaldırılabilir. Bu değişiklikler muhalefet partilerinin tamamını yahut bir kısmını zaman zaman içine alarak gerçekleştirilebilir, referanduma gitme zorunluluğu da doğurmayacağından siyasette dalgalanma riski de içermez. CHP de MHP de zamanında bu konularda kendilerini bağlayacak sözler vermişlerdi.”

Stratejik Düşünce Enstitüsü’nden Siyaset Bilimci Dr. Murat Yılmaz ise yeni anayasadan umutlu. Anayasa Uzlaşma Komisyonu etrafında oluşturulmaya çalışılan umutsuzluk havasını anayasanın tarihî arka planına bağlıyor. “Bu mekanizmanın arkasında vesayetçi anlayış var.” diyor ve ekliyor: “Umutsuzluğa teslim olmamak gerek. 12 Haziran seçimlerinden sonra tutuklu milletvekilleri kriziyle siyasi tansiyonun yükselmesine rağmen bütün siyasi partilerin katıldığı uzlaşma komisyonu teşekkülü başarılabildi. İlk toplantının yapılacağı gün Çukurca’da meydana gelen saldırılara rağmen, komisyonun çalışmaya başlaması yeni anayasa yönündeki kararlılığı teyit etti. Bu bakımdan Uzlaşma Komisyonu’ndan Prof. Dr. Mustafa Şentop’un deyimiyle komisyon başarılı olmazsa yenisi kurulur. Mühim olan toplumun ve siyasi partilerin iradelerini devam ettirmesidir.”

Hukukçular Birliği Başkanı Sinan Kılıçkaya ise revizyon yerine sıfırdan bir anayasa fikrini savunuyor. Gelinen süreçte komisyonun çalışmalarını yerinde buluyor ve samimiyetine inanıyor: “İktidar partisi rahatlıkla şunu söyleyebilirdi: ‘Meclis çalışmalarında benim çoğunluğum bu kadar. Her parti çoğunluğuna göre bu komisyona şu kadar üye versin.’ Ama bunu yapmadı. Fedakârlık yapmak suretiyle aynı sayıda üye gönderdi.”

Kılıçkaya, siyasi partilerden ziyade halk ne istiyor, onun net olarak ortaya konulması gerektiğini düşünüyor. Sonra siyasi partilerin neler üzerinde uzlaşacaklarına bakmak gerektiğini belirtiyor. Hukukçular Birliği olarak 1,5 yılda hazırlayıp komisyona sundukları anayasa taslağını anlatan Kılıçkaya, bazı konularda kendilerinin de uzlaşamadığını belirtiyor. Ona göre partilerin en fazla tartışacağı konular arasında vatandaşlık tanımı ve 4. Madde geliyor: “Biz, Türklük kavramının anayasada olup olmayacağını saatlerce tartıştık ve Türklük kavramının anayasada olmaması gerektiğinde uzlaştık. Türk kavramının bulunması gerektiğini söyleyen arkadaş bunun gerekçesini sundu. Daha sonra Türk kavramının bulunmamasını isteyen arkadaş da bunun gerekçesini sundu. Biz herhangi bir etnik kimlik kullanmadık. 4. Madde’yi ise yok saydık. ‘Değiştirilemez demek, halkın iradesine saygısızlıktır’ dedik. Ancak CHP ve MHP, ilk üç maddeyi olduğu gibi 4. Madde’yi de muhafaza edelim isteğinde. Vatandaşlık tanımında ise MHP ve BDP karşı karşıya gelecektir.”

Kılıçkaya’ya göre partiler işe, önce uzlaştığı konulardan başlamalı, tartışmalı konular ise en sona bırakılmalı. Ona göre oy birliği doğru bir yöntem; ama herkesin uzlaştığı bir anayasa olmaz. O yüzden herkesin kendisinden bir parça gördüğü, beğenmediği kısmı tolere edebildiği bir anayasa önerisinde bulunuyor.

Hukukçular, yeni anayasa çalışmaları konusunda yaşanabilecek bir diğer noktaya dikkat çekiyor. O da partilerin masadan kalkma ihtimali. Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı’ndan Yrd. Doç. Dr. Levent Korkut, bir veya iki partinin masadan kalkması durumunda gidenin katılmadığı bir uzlaşı olabilir düşüncesinde. Ancak bu ihtimalin yaşanmaması için de topluma önemli bir rol düştüğünü dile getiriyor: “Partiler siyasi olarak bu süreçten ayrılmakta zorlanabilir. Burada, toplum gideni cezalandırırsa demokrasi açısından önemli bir deneyim olur. Kaldı ki oy birliği sağlanmasa dahi bu denendikten sonra başka yöntemlerin denenmesi için meşruiyet zemini oluşabilir. Yani gidenin katılmadığı bir uzlaşı gerekebilir. Üç parti yahut iki parti… Burada tek problem şu: Dört partiden üçü kalkar da AK Parti tek kalırsa o zaman ne olacak? Böyle bir çözümsüzlük olur mu?”

Levent Korkut, anayasanın bu yılın sonuna kadar yetişmesi gerektiğini düşünüyor. Çünkü anayasa masadayken seçim dönemine girmek riskli. Zaten Meclis Başkanı Cemil Çiçek de anayasa takvimini 2012’nin sonu olarak açıklamıştı. Korkut’a göre ideal bir anayasa zor olacaksa kısmi uzlaşma ihtimali üzerinde durulabilir. Ancak burada uzlaşılan noktaların toplumu tatmin etmesi önemli. Ona göre toplum bir şeylerin değiştiğini hissederse anayasanın değiştiği inancı pekişir ve ilerisi için bir adım atılmış olur. Peki, iyi bir uzlaşma nasıl olur: “Bizim 10 sorunumuzun yarısıyla ilgili önemli bir adım atılırsa o zaman işe yarayabilir. En azından bir sonraki için adım olur. Mükemmel anayasa diye bir şey yoktur. Bazen açık kapı bırakmak gerekir. Yeter ki 82 Anayasası’ndan uzaklaşıldığına dair bir şey ortaya çıksın.”

AK Parti’nin B planı var mı?

Peki, anayasa çıkmazsa ne olur. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi ve yazar Prof. Dr. İhsan Dağı, anayasa yapılmadığında sorumlusunu AK Parti olarak görüyor. 2007’den bu yana anayasa sözü veren partinin bir şekilde bu işi kotarmasını bekliyor: “AK Parti anayasa sözü, halk da ona oy verdi. Anayasa dalgası, 12 Eylül referandumunda Erdoğan çizgisinin oyunu yüzde 58’lere kadar çıkardı. Vatandaş yeni bir anayasa istiyor hem de bunu AK Parti’den istiyor. Yapılmadığında sorumlu tutacağı MHP veya CHP değil. Bu yüzden en çok dert etmesi gereken parti AK Parti. Uzlaşma Komisyonu’ndan yeni anayasa çıkmayacağı anlaşıldığında denedik olmadı lüksüne sahip değil.”

Dağı, aksi hâlde beklentilerin hayal kırıklığına sebep olacağını belirtiyor. Bunun siyasal sonuçlarının da hafife alınmaması gerektiğine dikkat çekiyor. O sebeple “Partinin bir B planının olması gerekli.” diyor: “Yeni anayasayı referanduma götürmek için gerekli olan 330 milletvekiline sahip olmadıkları doğru. Ama bu AK Parti’yi yeni anayasa yapımından siyaseten sorumlu olmaktan kurtarmaz. Şöyle veya böyle AK Parti halkın önüne bir taslakla çıkmak durumunda. Bu işi de Meclis yapacak. Siyasi sorumluluk ise AK Parti’nin üzerinde. Dolayısıyla alternatif planların olması lazım.”

Masadan kalkan tasfiye olur

Meclis Başkanı Cemil Çiçek, uzlaşmayla bir anayasa peşinde. Siyaset bilimciler, AK Parti’nin mutlaka en az bir partinin tam desteğine ihtiyacı olduğu görüşünde. Bu, tercihen CHP veya MHP olacak. BDP ile uzlaşma bir yerde riskli görünüyor. CHP’den destek ise siyasi tabloya göre zor. AK Parti, “CHP’nin kurultayını görelim, ona göre hareket edelim.” düşüncesinde. MHP’nin ise yeni anayasa için gönülsüz olduğu değerlendiriliyor. Ancak tabandan gelecek bir baskıya kayıtsız kalmayacaklarını da ihtimal dâhilinde bulundurmak gerekiyor. BDP’yi yönlendiren merkezlerin uzlaşmaya geçit vermeyeceği dile getirilen bir başka unsur. Konya Selçuk Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Birol Akgün, “Yeni anayasa konusunda ümitvar olmalıyız.” diyor; ancak muhalefet açısından anayasanın önündeki engellere dikkat çekiyor: “Özellikle Türkiye’deki ana muhalefet partisinin bu konuda desteğinin sürdürülebilirliği konusunda ciddi şüpheler var. Demokratikleşme süreci henüz yeterince hazmedilemedi. Bu bence anayasa yapım sürecinin en büyük handikabı. Diğer yandan BDP gibi partilerin ise anayasa sürecine ne kadar bağlı kalacakları şüpheli. AK Parti’nin ise yeterli gücü yok. Dolayısıyla kamuoyunun baskısıyla şimdilik kimse masadan kalkmaya cesaret edemese de süreci uzatmaya ve konuyu savsaklamaya çalışacaklardır.”

Akgün, sürecin başarılı yönetilmesi için en büyük rolün kamuoyuna düştüğünü belirtiyor. “Halk bu anayasayı yapacaksa iradesini ortaya koymalı.” diyor. Bunun için ilginç bir öneri getiriyor: “Gerekirse Meclis etrafında ‘yeni anayasa için el ele eylemleri’ düzenlemek gerekir. Bu tarihî bir şanstır ve bu fırsatı harcama lüksümüz yok. Herkesin bu sürece yapıcı katkı sağlamak gibi ciddi bir sorumluluğu vardır. Direnmenin ise siyasi vebali büyük olacaktır. AK Parti yeni anayasa için bütün partilerin onayını alma şartını kabullenmekle, zaten bu projeden feragat ettiğini açığa vurmuş oldu. Lâkin siyasette yapılamayanların sorumluluğunu karşı tarafa atabilmek de gerekir. Şimdi partiler, kamuoyu gözünde kendilerini aklayabilecek ilk fırsatta, karşı tarafın uzlaşmaz tutumunu gerekçe göstererek geri çekilecekler. İktidar partisi açısından sorun basit, seçmen kitlesine dönerek muhalefetin kendisini engellediğinden şikâyetçi olacak. Muhalefet iktidarın samimiyetsizliğinden dem vururken bu sefer de anayasa meselesinin raftan indirilmesini kutlayacak!”

 

Adım adım yeni anayasaya

12 Eylül askerî darbesinin ardından hazırlanan 1982 Anayasası, şimdiye kadar 17 kez değişikliğe uğradı. Toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak kalan 1982 Anayasası’nın iptal edilerek yeni anayasa hazırlanması konusu sürekli gündeme geliyordu. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren gerek siyasi partiler gerekse sivil toplum kuruluşlarınca birçok anayasa taslağı hazırlandı ve kamuoyuna sunuldu. 2001-2007 yıllarında Türkiye Barolar Birliği (TBB), 2000 yılında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, 1996-2006 yıllarında Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), yine 2007’de Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) tarafından hazırlanan anayasa taslakları ortaya çıktı.

22 Temmuz 2007 genel seçimlerinden sonra AK Parti’nin talebi üzerine Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Ergün Özbudun başkanlığında oluşturulan Bilim Kurulu’nca hazırlanan anayasa taslağı da önemli çalışmalardan biriydi. 2007 seçimlerinin ardından statükocu yapının ne kadar sağlam olduğunu bir kez daha anladı Türkiye.

2007’den 2011’e anayasanın serencamı

Anayasa tartışmalarının doruğa çıktığı yıl 2007’ydi. Bunda Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan kriz belirleyici bir etki oluşturdu. AK Parti, seçim sürecinin başladığı günlerde yeni anayasa çalışmalarını başlattı. AK Parti’nin hazırladığı Sivil Anayasa taslağı çok tartışıldı. Ardından parlamento dışı iki parti Güçlü Türkiye Partisi ve Türkiye Komünist Partisi alternatif anayasa önerilerini kamuoyuna sundu. Aynı yılın eylül ayında KESK, DİSK, TMMOB, TÜRMOB, TTB, TDB ve TEB ortaklaşa bir metin hazırlattı. Türkiye Barolar Birliği ise 2001 yılında hazırladığı taslağı 2007’de genişleterek yeni bir çalışma hazırladı. MÜSİAD da anayasa tartışmalarına katkı sunmak amacıyla ‘Yeni Bir Anayasa İçin Görüş ve Öneriler’ başlığını taşıyan taslak yayımladı. Yeni anayasa tartışmalarının yoğun olarak devam ettiği bir dönemde AK Parti hakkında açılan kapatma davası (14 Mart 2008) anayasanın askıya alınmasına sebep oldu. Bu gelişme dikkatlerin kapatma davasına çekilmesine, anayasal arayışların bir süre sessizliğe bürünmesine yol açtı. Ancak Mart 2010’da AK Parti’nin girişimiyle geniş kapsamlı bir paket hazırlandı ve referanduma gidildi.

2011, taslaklar yılı

Yeni anayasa konusunda siyasi partilerden ziyade sivil oluşumlar hummalı bir faaliyet içerisine girdi. Toplumun farklı kesimlerinden yeni anayasa talebi etrafında bir araya gelen ‘Demokratik Anayasa Platformu, Yeni Anayasa Platformu (YAP), Anayasa Platformu Girişimi, Özgürlükçü Anayasa Platformu’ sivil oluşumlardan bazılarıydı. Bu oluşumlar düzenledikleri panel, konferans, çalıştay, kurultay gibi etkinliklerle kamuoyunu bilgilendirmeye ve siyasi partiler üzerinde bir baskı oluşturmaya çalıştı. Söz konusu oluşumlardan YAP, TEPAV, MAZLUMDER taslaklar hazırlayarak Meclis’e sundu. 2011 döneminin en çarpıcı çalışmalarından biri de TÜSİAD tarafından gerçekleştirildi. Bu taslak MHP hariç diğer siyasi partilerce olumlu karşılandı. TÜSİAD’ın raporunu TESEV ve SDE izledi.

Partiler ne diyor?

AK Parti, seçim beyannamesinin en önemli gündem maddesini anayasaya ayırdı. CHP, seçim bildirgesinde, seçim barajının yüzde 5’e çekilmesi, YÖK’ün kaldırılması, HSYK’nın ikiye ayrılması gibi somut önerilere yer verdi. MHP ‘Millî Demokratik Anayasa Anlayışımız’ başlığı altında yeni anayasayı destekledi. Geniş bir uzlaşma ile toplumun bütün kesimlerini içine alan bir anayasaya dikkat çekti. HAS Parti ise hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını esas alan, çoğulcu bir anayasadan bahsetti. 12 Haziran seçimlerine katılan bağımsız adaylardan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku, seçim beyannamesinde, ‘Herhangi bir ideolojiyi dayatmayan, vatandaşlığı etnik temelde tanıyan, devletin yetkilerini sınırlandıran’ yeni anayasa çağrısında bulundu.

Anayasa seferberliği

TÜRK-İŞ:-1990: Anayasa Değişikliği Önerileri  HAK-İŞ–1991: Yeni Anayasa Çalışmalarında Esas Alınması Gereken Görüş ve Öneriler  Basın Konseyi–1991: Anayasa Değişiklik Önerileri  TÜSİAD–1992: Yeni Bir Anaya İçin  Toplumla Diyalog Formu Anayasa Taslağı (Zafer Üskül Taslağı) -1992: Yurttaşların Uzlaşma Anayasa Önerisi  TİSK–1993: Anayasa Değişikliğine İlişkin Görüş ve Öneriler  Liberal Demokrat Parti- 1997: Yeni Anayasa Taslağı  TOBB–2000: Anayasa Önerisi Anayasa 2000  Türkiye Barolar Birliği–2001-2007: TC Anayasa Önerisi  Sivil Anayasa Taslağı–2007: Ergun Özbudun başkanlığındaki heyetin çalışması   Güçlü Türkiye Partisi–2007: Anayasa Önerisi Taslağı  Türkiye Komünist Partisi–2007: Toplumcu Anayasa Tasarısı Ortak Payda Çalışma Grubu–2007: Özgürlükçü Eşitlikçi Bir Anayasa İçin  Barış ve Demokrasi Partisi–2010: Anayasa Değişiklikleri Önerileri  Stratejik Düşünce Enstitüsü- 2011: Vesayetsiz ve Tam Demokratik Bir Türkiye İçin İnsan Onuruna Dayanan Yeni Anayasa  Anayasa taslağı hazırlayan üniversiteler: 19 Mayıs, Turgut Özal, Gazikent, Çağ, TOBB, Rize