|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
 
KAPAK

Akraba, hemşehri, YARSAV’lı olmayan giremez Yüksek yargı kulübü

30 Ağustos 2010 / BÜLENT KORUCU / MEHMET ÖZDEMİR,
Üst başlıkta okuduğunuz hüküm, ilk bakışta ironi gibi gözükse de aslında değil. Dosyayı okuduğunuzda HSYK’nın yüksek yargıya üye seçerken adaylarda aradığı kriterlerin çok daha ‘orijinal’ olduğunu göreceksiniz. Artık yargı içinde bile tepkiyle karşılanan bu durumun değişme zamanı geldi galiba...

Eski Adalet Bakanı Mehmet Moğultay’ın 1995’te resmen ilan ettiğinden beri biliyoruz ki, yargıda hâkimiyet belli bir ideolojiye sahip kişilerin elinde. CHP’li Moğultay, şimdilerde adını sıkça duyduğumuz mevkidaşı Seyfi Oktay’la birlikte 5 bin hâkim ve savcı kadrosunu kendi örgütüne mensup isimlerle doldurduğunu açıklamıştı. Demokrat Yargı Eşbaşkanı Doç. Dr. Osman Can, yeni çıkan ‘Darbe Yargısının Sonu’ isimli kitabında yargıdaki hâkim ideolojinin temellerinin çok daha gerilere, 1930’lara dayandığını söylüyor. Can, 1961 ve 1982 darbe anayasalarıyla da zamanla sapma gösteren bu ideolojinin tahkim edildiğini anlatıyor. Can’ın sözünü ettiği ideoloji, 1925-1930 arasında Mahmut Esat Bozkurt’un inşa ettiği Kemalist ve statükocu yanı ağır basan CHP ideolojisinden başkası değil. O hâlde Moğultay’ın yaptığı ve Seyfi Oktay tarafından sürekli güncellenen kadrolaşma neyin nesiydi?

Sorunun cevabını bu dosyada bulacaksınız. Baştan uyaralım, paylaşacağımız bilgiler, son dönemde ciddi sarsıntılar geçiren yüksek yargı hakkındaki güven duygularınızı yerle bir edebilir; ama maksadımız o değil. Artık tartışmaların ilk sırasına yerleşen yargı kurumlarının ne denli acil bir değişime ihtiyaç duyduğunu gösterebilirsek hedefimize ulaşmış olacağız. Böylece Seyfi Oktay’la birlikte ‘mücadelelerini’ sürdüren Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkan Vekili Kadir Özbek ve kurulun üyesi Ali Suat Ertosun’un çabaları daha bir anlam kazanacak. Özbek ile Ertosun, iki senedir Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı atama kararnamesine karşı çıkardıkları korsan listelerle dikkat çekiyor. Her ikisi de özellikle Ergenekon davasına bakan hâkim ve savcıların görev yerlerini değiştirmek için direniyor ve bunun adına da ‘mücadele’ diyorlar. Yüksek yargıda atamaların kısır döngü içerisinde birbirini seçen kurumlar eliyle yapıldığını iki hafta önceki kapak dosyamızda yazmıştık. 6 aya yayılmış araştırmalarımız, ilişkinin öyle rastgele yürümediğini fark ettirdi bize. Ayrıca ‘mücadele’ sahasının kararnamelerle sınırlı kalmadığı gibi, bu yolda kendini feda edenlerin (!) sadece iki kişiden ibaret olmadığını gösterdi. Asıl mücadele yüksek yargı cephesinde ve topyekûn yürütülüyormuş meğer.

Daha önce HSYK’nın yüksek yargıya üye seçiminde liyakat, başarı ve hukuk normlarını dikkate almadığını dile getirmiş; fakat yerlerine hangi kriterleri koyduğunu tam ifade etmemiştik. İşte şimdi dudak uçuklatacak o kriterleri açıklıyoruz: Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) üyeliği, hemşehrilik/akrabalık ve Ankara’da çalışmak. Evet, yanlış okumadınız, HSYK’nın Yargıtay’a seçtiği 250 üyede aradığı özellikler bunlar. Aslında ‘mezhep/inanç, etnik köken, yandaşlık, aynı siyasi düşünceye sahip olma’ gibi daha başka kıstasların olduğu da iddia ediliyor; fakat objektif bulmadığımız için onları değerlendirme dışı bırakıyoruz. Buna rağmen Yargıtay çevrelerinde belli bir ‘mezhebe/inanca’ bağlı kişilerin birlikte hareket ettiği, dayanışma içinde olduğuna dair söylentiler hayli yaygın. Bu isimlerden biri HSYK’da bulunduğunda o mezhebe bağlı kişilerin seçilme şansının yüksek olduğu ileri sürülüyor. Hatta Yargıtay içinde hemen bütün üyelerin kimin hangi mezhepten olduğunu bildiği iddia ediliyor. Benzer şekilde askeriyede uygulandığı gibi eşi başörtüsü takan, namaz kılan veya hacca giden dindar yargı mensuplarının adının kırmızı kalemle çizildiği konuşuluyor. Ama az önce de ifade ettik, bu kriterleri objektif ve doğru bulmadığımız gibi uygulanma ihtimalini de yüksek görmüyoruz. Dolayısıyla işin o kısmana girmiyoruz. Gelin şimdi, somut bazı verilerle seçimlerin nasıl gerçekleştirildiğine bakalım.

 

1. YARGITAY’IN YÜZDE 40’I YARSAV’LI

 

YARSAV, üyeleri çoğunlukla yüksek yargı mensuplarından oluşan bir dernek. Kurulduğundan itibaren (2006) tartışmaların odağında yer aldı. Kurucu başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, açtığı davalar ve Ergenekon soruşturmalarına karşı tutumuyla dikkatleri üzerine çekti. Dernek, adli yargı ve özellikle kürsüdeki hâkim-savcıları temsil etmediği gerekçesiyle eleştiriliyor. Adli yargıda görev yapan 11 bin hâkim ve savcıdan sadece 865’i YARSAV üyesi. Bu noktada bir hususun altını çizelim; 865 kişiden bazısı  üyeliğini ‘gönülsüz’ sürdürüyor. Çünkü söz konusu isimler, derneğin kuruluşunda yer almasına rağmen sonrasında ortaya konan söylem ve faaliyetleri beğenmediği için ayrılmayı düşünüyor. Aynı durum yüksek yargı mensupları için de geçerli. Örneğin Ceza Genel Kurulu Başkanı İhsan Akçin YARSAV’a tepki gösterip ayrılanlardan. 4. Ceza Dairesi üyesi İbrahim Şahbaz ise kuruluşunda büyük emek verdiği derneğe artık hiç uğramıyor.

 Mevcut hâlde, tüm adli yargı içindeki YARSAV’lı oranı yüzde 8,4’e tekabül ediyor. Oysa Yargıtay üyeleri arasında bu oran yüzde 42’yi buluyor. Peki, bu oran kendiliğinden mi teşekkül etti? Maalesef hayır. Bakın bugünlere nasıl gelinmiş:

Başkanlığını Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in yaptığı son Yargıtay üyeliği seçimlerinde 2070’e yakın aday vardı. Adaylardan 368’i (yüzde 17,7) YARSAV üyesiydi. Yargıtay’a atanan 34 kişiden 14’ü YARSAV’lılar içinden seçildi. Yani Yargıtay’a seçilenlerin yüzde 41,2’si YARSAV üyelerinden oluştu. Bu şu demek; YARSAV’lı olmak, Yargıtay’a seçilmede YARSAV’lı olmayanlara göre yaklaşık 5 kat fazla avantaj sağlıyor (YARSAV’lı olmayan 1702 kişiden ancak 20’si seçilirken, YARSAV’lı 368 kişiden 14’ü tercih edilmiş).

Bir önceki bakan, yani Mehmet Ali Şahin’in başkanlığında yapılan seçimde Yargıtay’a seçilenlerin arasında YARSAV üyelerinin oranı yüzde 36,4 idi. YARSAV kurulduktan sonra gerçekleştirilen ve başkanlığını Cemil Çiçek’in yaptığı ilk seçimde bu oran yüzde 43,4’tü.

Bütün seçimler baz alınarak değerlendirildiğinde YARSAV’lıların oranı yüzde 40,3’e çıkıyor. Doğrusu bu azımsanacak bir rakam değil.

 2. YÜKSEK HEMŞEHRİN VARSA YAŞADIN

Yüksek yargıya seçilmede önemli kriterlerden birinin hemşehrilik olduğunu ifade etmiştik. Ancak düz bir hemşehrilikten bahsetmek mümkün değil, zamanla kendi içinde kategorize edilen bir sistem söz konusu. Genellikle aynı il tercih edilmekle birlikte bazen bölgesel hemşehricilik yapılıyor. Mesela en fazla yapılan Karadeniz hemşehriciliğinde bölgecilik öne çıkıyor. Trabzon, Rize, Artvin, Giresun, Ordu ve Samsun dar anlamda Karadenizliliği ifade ediyor. Bu illere Gümüşhane, Bayburt, Sinop ve Zonguldak’ın dahli geniş manada Karadenizliliği anlatıyor. Tokat, Amasya, Karabük, Bartın ve Düzce gibi iller Karadeniz Bölgesi’nde yer almasına rağmen yüksek yargı atamalarında pek dikkate alınmıyor.           

Ege Bölgesi için de benzer bir durum var. Denizli, İzmir, Manisa ve Aydın dar anlamda Ege Bölgesi hemşehriciliğini temsil ediyor. Isparta, Burdur, Uşak ve Muğla ile birlikte hemşehrilik yelpazesi genişliyor.

Ankara hemşehriciliği, son yıllarda azalma eğiliminde olsa da geçmişi hayli eskiye dayanıyor. Ankaralılık, dar anlamda Ankara’yı, geniş manada Kırıkkale ve Kırşehir’i kapsıyor. Çankırı, Aksaray, Niğde gibi çevre iller de kendini bu gruba yakın hissediyor. Dosyada yer alan rakamlarda Karadeniz ve Ege için dar, Ankara için bölgesel anlamdaki veriler kullanıldı.

Aynı yerde daha önce birlikte çalışmış olanlar, lojman komşuluğu ya da HSYK üyelerinin memleketinde, yazlığının bulunduğu yerde görev yapanlar, bu dosya için tek tek tespit edildiği hâlde yine objektif olmayacağı için hesaplama dışı tutuldu. Hemşehrilikle ilgili rakamlar şöyle:

 Cemil Çiçek ve Mahmut Acar’ın yer aldığı kurulun iki toplantısında 57 üye seçildi. Bunların 23’ü HSYK üyelerinden birinin hemşehrisiydi (seçilen üyelere oranı yüzde 40,3).

 Ergül Güryel ve Fehmi Ulusoy’un içinde bulunduğu kurulun seçiminde 19 üyeden 8’i hemşehriydi (oranı yüzde 42).           

 Ergül Güryel, Fehmi Ulusoy ve Hüseyin Demirörs’ün de yer aldığı kurul 50 kişi seçti, 26’sı üyelerden biri ile aynı memlekettendi (oranı yüzde 52).

 Fehmi Ulusoy ve Celal Altunkaynak’ın içinde bulunduğu kurulun seçiminde 23 üyeden 12’si hemşehriydi (oran karşılığı yüzde 52 ediyor).

 Hikmet Sami Türk, Engin Doğu, Hüseyin Demirörs ve Ergül Güryel’in yer aldığı kurulun seçiminde hemşehri oranı yüzde 30,7’ydi.

 Kadir Özbek, Ali Suat Ertosun ve Musa Tekin’in içinde bulunduğu kurulun seçiminde 22 üyeden 9’u hemşehriydi (yüzde 41). Ayrıca bu seçimde YARSAV’lı oranı yüzde 36,4’tü.

 Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in başkanlık ettiği ve Kadir Özbek, Ali Suat Ertosun ve Musa Tekin’in yer aldığı kurulun son seçiminde hemşehri oranı yüzde 29,4 olarak gerçekleşti. YARSAV’lı oranı yüzde 41,7.

 Kadir Özbek, Mahmut Acar ve Musa Tekin’in aralarında bulunduğu kurulun seçiminde hemşehri oranı en düşük seviyeye indi: yüzde 21,7. Fakat bu seçimde YARSAV’lı oranı yüzde 43,4’lük oranla zirveye çıktı.

 Mehmet Moğultay, Adnan Hamzaoğulları, Sadık Mollamahmutoğlu ve Siraç Aslan’ın yer aldığı kurulun seçiminde hemşehri oranı yüzde 33,3 olarak tespit edildi.

 Sadık Mollamahmutoğlu ve Siraç Aslan’ın içinde bulunduğu seçimde hemşehri oranı yüzde 50’ye çıktı.

 Selçuk Öztek, Hüseyin Demirörs, ve Ergül Güryel’in yer aldığı kurulun seçiminde hemşehri oranı yüzde 46,6 oldu.

 Şevket Kazan, Sadık Mollamahmutoğlu ve Siraç Aslan’ın bulunduğu kurulun seçiminde aynı oran yüzde 23,5 olarak gerçekleşti.

Bütün dönemler hesap edildiğinde ortalama, yüzde 39’a tekabül ediyor.

Elbette bu, tesadüf veya şansla açıklanamayacak büyüklükte ve ancak özel gayretlerle ulaşılabilecek bir oran. Hatta hemşehrilik o kadar önemli ki, aynı dünya görüşüne sahip olmasa bile üye seçerken bu ölçü dikkate alınabiliyor. Normal şartlarda birbiriyle husumeti bulunan hemşehriler, mesele yüksek yargı seçimine geldiğinde her şeyi unutuyor. Çünkü gelecekte aynı görüşteki rakibini ekarte edebilmek için o farklı düşünen hemşehrisinin oyuna ihtiyacı olacak!  Ancak yüksek yargı camiasından görüştüğümüz bazı hukukçular, YARSAV faktörü ortaya çıktıktan sonra hemşehrilik kriterinin biraz daha geri planda kaldığını ifade ediyor.    

 

3. ANKARA’DA BULUNAN ÇOK AVANTAJLI

Kurul üyelerinin Yargıtay’a üye seçmesinde adayların yaptığı kulis faaliyetlerinin ‘sayısız’ faydaları oluyor. Kuşkusuz, kulis çalışması için de kurulun yakınlarında bulunmak avantaj sağlıyor. Hâliyle en şanslı üyeler Ankara’dakiler. Yargıtay bünyesinde çalışanların kurula yakınlığını zikretmeye bile gerek yok. Zira bir kurul üyesinin kendi dairesinde çalışan tetkik hâkimlerini seçmesi değil, seçmemesi anormal karşılanıyor. Zaten kurul üyeleri Yargıtay’a döndüklerinde daire başkanlığı, Yargıtay Başkanlığı gibi bazı planları olacağından oradan gelen talepleri kabul etmek durumunda kalıyor. Aksi hâlde bir yere adaylığını koyduğunda oy alma şansı olmuyor. Anlattıklarımızı rakamlara dökersek tablo daha net ortaya çıkacak.

1991 yılından beri yapılan seçimlerde Yargıtay’a toplam 405 üye seçilmiş. Bunların 151’i (yüzde 37,3) Yargıtay savcı ve hâkimlerinden, 115’i (yüzde 28,4) Ankara Adliyesi’nden, 41’i (yüzde 10) Adalet Bakanlığı’ndan, 3’ü (yüzde 0,7)  Anayasa Mahkemesi Raportörlüğü’nden alınmış. Ankara’dan seçilen üye sayısı toplamda 310’a yani yüzde 76,5’e tekabül ediyor. Orana bakılırsa Ankara’da çalışmak neredeyse Yargıtay üyeliğini garantiye almak manasına geliyor. 20 yıllık süre zarfında İstanbul ve ilçelerindeki tüm adliyelerden seçilen üye sayısı 42 (yüzde 10,4), İzmir Adliyesi’nden seçilen üye sayısı ise 20 (yüzde 4,9).

Tablo yorumlanırsa, ya Ankara’da görev yapan hâkim ve savcılar İstanbul’daki meslektaşlarına göre çok daha nitelikli ya da onlar HSYK üyelerine daha rahat ulaşarak işlerini hallettiriyor. Elbette işleyen sistem, ikinci yoruma uyuyor. İşin çarpıcı kısmı zaten burası. Şöyle ki; Ankara dışında çalışan hâkim ve savcılarda Yargıtay üyesi seçilme niteliğine sahip kişilerin sayısı yaklaşık 1490. Tüm hâkim ve savcılar için bu sayının 2070 kadar olduğu düşünüldüğünde, Ankara’da çalışıp da Yargıtay’a gidebilecek üyeler 580 kişi çıkar. Şu hâlde Ankara’da çalışma oranı yüzde 28 iken buradan Yargıtay’a atlama oranı 76,5 gibi bir yüzdelikle gerçekleşiyor. O zaman akla şu soru geliyor; Ankara dışından seçilenler nasıl belirleniyor? Dikkatli okuyucular için sorunun cevabı açık olsa gerek. Zira az önce bahsettiğimiz üzere bu kez devreye hemşehricilik giriyor. HSYK üyeleri ile hemşehri olanlar, daha önce birlikte çalışma şansı bulanlar veya objektif olmayan kriterlerle bir şekilde yüksek kurul üyelerinin gözüne girebilenler Yargıtay’a gidiyor.

Bunların yanında hiç kürsüde ve Anadolu’da çalışmadığı hâlde sırf sözü edilen kriterlere uyduğu için Yargıtay’a seçilen üyeler var. Yargıtay bir dönem hukuk fakültesi mezunlarından dosya incelemek üzere personel almış, sonra bu kişilere ‘tetkik hâkimliği’ unvanı verilmişti. Tamamına yakını bayan olan bu üyeler Yargıtay üyesi seçilmiş, üstelik bir kısmı hâlen daire başkanı olarak çalışıyor.

Ankara’da bulunan hâkim ve savcıların yüksek yargıda tercih edilmesinin bazı haklı gerekçeleri olduğu da söyleniyor. Bir Yargıtay üyesinin görüşüne göre, kurul üyeleri, yakından takip etme fırsatı buldukları hâkim ve savcıları mesleki yeterliliklerine bakarak seçiyor. Dolayısıyla adaletin tesisi açısından bir kazanç sağlanıyor. Yani Ankara tecrübesinin, müzakerelere iştirak, meselelere bakış ve doğru karar verme noktasında pozitif etkisi oluyor. Diğer taraftan Ankara’da çalışmayı kafaya koyanlar bir şekilde sözünü ettiğimiz kanalları kullanarak hedefine ulaşıyor. Dolayısıyla liyakat harici kriterlerin önü daha Ankara’ya gelmeden kesilmeli. Mesela tetkik hâkimi ve savcıların Yargıtay bünyesindeki oranı yüzde 50’leri buluyor ve üye seçilme ihtimalleri çok yüksek. O hâlde bu kişiler daha Ankara’ya gelirken objektif ölçülerle seçilmeli. Bu durum, kötü bir sistemi yaşatmak için bulunmuş bir pansuman çözüm. Hastaya soluk aldırıyor; ama ayağa kalkmasına yetmiyor.

Neylersiniz ki, yüksek yargının hâl-i pürmelalini de değiştirmiyor. Bir ideoloji uğruna neler yapılıyor! Aslında kafa karıştırıcı bir durum. İdeoloji adına bu denli pervasız hareket edilebilir mi? Acaba ideoloji sadece hemşehri ve benzeri yakınlık ilişkisine sahip kişilerle mi korunur? Yoksa iş ideoloji kılıfında bir zümre meselesi hâline mi getirildi? Sorular bir tarafa, bu tobloyu değiştirmek Türkiye’nin elinde. İki hafta sonra yapılacak referandumdan ‘evet’  çıkarsa  ‘orijinal’ atama kriterlerini uygulayan kurulun yapısı demokratik bir hüviyet kazanacak.

 

Danıştay’a üye seçilmek için 6 ‘orijinal’ kriter

 

95 üyesi bulunan ve dörtte üçü HSYK tarafından belirlenen Danıştay seçimlerinde de durum farksız. Ancak kriter skalasını biraz daha açmak mümkün. Bunları 6 başlıkta toplayabiliriz: YARSAV üyesi olmak. Akrabalık ilişkileri. Hemşehrilik bağı. Üye seçilmeden önce Danıştay’da çalışmak. Kadın dayanışması ve gün grupları. Görev bitiminde Danıştay’da kendilerine oy verebilecek kişilerin seçilmesi. Son 10 yılı baz alarak bu ilişkileri inceleyelim.

     

1. YARSAV ÜYESİ OLMAK

YARSAV’ın kurulduğu 2006 yılından sonra seçilen Danıştay üyelerinin yüzde 25’i bu dernek mensupları arasından tercih edildi. Tüm idari yargı teşkilatının sadece yüzde 12’sinin YARSAV’lı olduğu dikkate alınırsa, Danıştay’a seçilebilmek için dernek üyeliğinin ne kadar büyük avantaj sağladığı ortaya çıkacaktır.

2. AKRABALIK İLİŞKİLERİ

1982 yılına kadar meslek mensuplarının alımı bizzat Danıştay Başkanlığı tarafından yapıldı. Bu mesleğe kabulde akrabalık ilişkileri çok etkili oldu. Son 10 yılda üye seçilen toplam 66 kişiden 19’u arasında akrabalık ilişkileri var. Bu sayı seçilen üyelerin yüzde 28’inin arasında akrabalık bağı olduğunu gösterir. Objektifliğini tartışmaya bile gerek yok.

3. HEMŞEHRİLİK BAĞI

10 yıllık süreçte seçilen 30 üyenin neredeyse tamamı hemşehrilik ilişkisiyle seçildi. a) Genişletilmiş Ankara hemşehriliği kapsamında kurul üyelerinden Yozgatlı Sinan Tunca ve A. Cengiz Divanlıoğlu, Kırşehirli Musa Tekin, Ankaralı Mahmut Acar ve Fehmi Ulusoy tarafından 14 üye seçildi. b) Karadeniz hemşehriliği kapsamında kurul üyelerinden Samsunlu Celal Altunkaynak, Artvinli Gürsoy Gönenç ve Ergün Güryel, Sinoplu Ali Güven, Rizeli Suna Türkoğlu ve Fahri Kasırga tarafından 14 üye seçildi. Toplam 66 üyenin seçildiğini hesaba katarsak bunun yüzde 45’lik bölümünde hemşehrilik ilişkisinin devreye girmiş olması anlamlıdır.

4. ÜYE SEÇİLMEDEN ÖNCE DANIŞTAY’DA ÇALIŞMAK

İdari yargı hâkim ve savcıları içinde Danıştay’da görev yapanların oranı yüzde 23 olduğu hâlde 10 yılda Danıştay üyesi seçilenlerin yüzde 73’ü (66 kişinin 48’i) yine Danıştay çalışanları arasından belirlendi. 48 kişinin yüzde 80’i Danıştay dışında hiç görev almamış kişilerden oluşuyor. Danıştay dışından seçilen 18 üyenin 14’ü Ankara’da görev yapıyordu (10’u Ankara mahkemelerinde, 4’ü Adalet Bakanlığı’nda). 66 üyenin sadece 4’ü Ankara dışından seçildi (tüm seçilenlere oranı yüzde 6). Bu durumun farkında olan mahkeme hâkimleri, Danıştay’a seçilebilmek için Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığı ile mahkeme başkanlıklarını bırakarak Danıştay’da savcı veya tetkik hâkimliği gibi unvanlarla çalışmayı göze alıyor. Oranlar, Danıştay’ın teşkilata, dolayısıyla halka olan mesafesini çok iyi açıklıyor aslında.

5. KADIN DAYANIŞMASI VE GÜN GRUPLARI

Kendini birbirine yakın hisseden kişilerden oluşan arkadaş grupları ayda en az bir kez toplanır. Buralarda yemekler yenir, kurum içi değerlendirmeler yapılır. Söz konusu gruplara, kurum içindeki menfaat örgütleri olarak bakılıyor. Üyeleri emekli olsa da gün gruplarıyla ilişkileri sürer. Ağırlıklı olarak daire başkan ve üyelerinden oluşur; fakat gruba yakın görülen tetkik hâkimi ve savcılar da gruba dâhil edilir. Gruba alınan kişilerin öncelikle üye seçildikleri ve kurum içindeki tüm seçimlerde birbirini destekledikleri bilinir. Seçilen 66 üyenin 34’ü bayan ve bunların 16’sı (yüzde 47) bir gün grubuna üye.

6. HSYK ÜYELERİNİN GÖREV BİTİMİNDE DANIŞTAY’DA KENDİLERİNE OY

VEREBİLECEK KİŞİLERİ SEÇMESİ

HSYK üyeliği yaptıktan sonra Danıştay’a dönen 6 kişiden 4’ünün geldiği görevler şöyle: 3. Daire Başkanlığı, 10. Daire Başkanlığı, 9. Daire Başkanlığı, 12. Daire Başkanlığı. Diğer iki isimden biri, kurul üyeliğinin bitiminde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Köşk’te görevlendirildi. Diğeri ise hâlen seçimi tamamlanamayan Danıştay Başsavcılığı’nın en güçlü adaylarından biri. (Bu durumun Yargıtay’daki karşılığı, 9. Ceza Dairesi, 6. Ceza Dairesi Başkanlığı. Kaldı ki, HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek, Yargıtay Başkanlığına aday)

 

Sakın şaşırmayın!

 

Yüksek yargıda hemşehrilik ve akrabalık ilişkilerinin yanında eşler de dikkat çekici boyutta. Karı-koca olup da Danıştay üyesi 10’dan fazla isim var (eşlerden bazısı emekli). Ayrıca gelin, kuzen, görümce, kayınpeder dayanışmaları ihmal edilmemiş. Hatta Danıştay üyesi iki kişi arasında öyle bağlar var ki şaşırmamak elde değil. Bunu şöyle formüle etmek mümkün: “Sen kardeşini seç, sonra beraber beni seçin. HSYK’dan dönünce de seni birinci başkan seçelim. Zaten senin baban da Danıştay birinci başkanıydı.” 

 
 
Haberin Yorumları comments.of.article
Böyle gelmiş ama böyle gitmez herhâlde. Artık değişmekten başka çare yok. Herkes farkında kanaatimce. Yetmez ama EVET!
bahtiyar öztürk
Çok güzel bir çalışma yapmışsınız, tebrik ediyorum, yüksek yargıdaki kast sistemini herkesin gözü önüne sermişsiniz. Neden hayırcı oldukları anlaşılıyor. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak...
hasan taş
Elinize kolunuza sağlık. Kenarda köşede kokan hiçbir çorap kalmayıncaya kadar devam. Az kaldı...
kenanguzel
Tüm bu bilgilerden sonra anayasa değişikliğine evet dememek akla ve mantığa aykırıdır.
halil polat
Bu nedir yahu! Bu millete bu yapılır mı? Allah müstahakkını versin HSYK.
Mehmet Yıldız
comment.read.all