| RÖPORTAJ |
Hem 27 Mayıs darbesinin ürünü 1961 Anayasası hem de 12 Eylül darbesinin ürünü 1982 Anayasası asker tarafından hazırlatıldı. Hiçbir dönemde vatandaşın anayasası olmadı. Vatandaşın oyuyla Meclis’e giren milletvekillerinin kabul ettiği kapsamlı anayasa değişiklik paketi, ilk defa mavzerlerin gölgesi olmadan 12 Eylül’de oylanacak. Bu değişiklikleri yapan isimlerden biri, AK Parti Milletvekili ve Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya idi. Yeni bir anayasanın genel seçimlerden sonra gündeme geleceğini, bu değişikliklerle vesayetin kırılmaya başladığını anlatan İyimaya, geçmişte askerî bürokrasiden yasa ve anayasa değişikliklerinde baskı geldiğini ancak bürokrasinin artık demokrasiyi keşfettiğini belirtiyor. “5 yıl evvel bu değişikliği yapamazdınız.” diyen Ahmet İyimaya, Ergenekon sürecinin demokratikleşmede etkili olduğunu belirtiyor. YAŞ ve HSYK kararlarının geriye dönük işleyebileceği mesajını veriyor. Aksiyon’a konuşan İyimaya, MHP’nin tabanda CHP ve BDP ile koalisyon kurmak istediğini söyleyip “MHP bu siyasal yaklaşımıyla taban tsunamisi yaşayabilir.” diyor.
-Anketlere göre referandumda ‘evet’ önde gidiyor, kabul edilirse yeni anayasa gelir mi?
Yapıcısı millet olan bir anayasa, aşağı yukarı 150 yıllık bir ihtiyaç. Hele 1982 Anayasası’nın yapılış sürecinde, milletin yapacağı, toplumsal talepleri karşılayan anayasayı bütün partiler, sivil toplum örgütleri dillendirmiş. Bu zorunludur. Yeni baştan, toplumsal talepleri karşılayan, ihtiyaçlara tekabül eden anayasa talebi şiddetle yükselecektir. 2011 seçim propagandasının ekseni sanıyorum yeni anayasadır. Bütün partiler anayasa projesi üretecek. Bu dönemde bir araya gelmeyenler o dönemde bir araya gelecektir. Çünkü bu karşı konulamaz bir değişim talebi.
-‘Evet’ çıkacağından emin misiniz?
Ben sıfır ihtimal üzerine varsayım üretmem. Sahadan ve topraktan evet fışkırıyor. Anayasa projesinin millet tarafından reddedilmesi mümkün değil, çünkü bu anayasa milletin anayasası. Torunlarımızın geleceğini düzenliyor, devleti yeniden inşa ediyor, özgürlükleri ve demokrasiyi tanzim ediyor.
-Nasıl yapıyor bunu?
Anayasa daha zihinlerde dönüşü tamamlayamadı tabii. Siyaset kurumu toplumun çok gerisinde. Ve toplum reformlara daha hazır, daha istekli. Ama vesayet noktasındaki dirençler, hukuk zemininde, anayasa zemininde kırılıyor. Ve artık ‘şu kanun şöyle olmalı, şu kanun böyle olmalı’ bürokratik dayatması Türkiye’de yaşanmayacak. Bu ağustos ayı ve süren yargılamalar, cilt cilt doktora tezlerine konu olabilecek derslerle dolu. Bürokrasi de artık demokrasiyi yavaş yavaş keşfediyor. Çünkü bürokrasinin ürettiği vesayet kendi verimliliğini çelmeliyor, artık herkes kendi işine bakacak.
-Bürokrasinin demokrasiyi keşfetmesini biraz açabilir misiniz?
Anadolu seçiyor, parlamentoda tasarılar, teklifler geldiğinde ‘şöyle olmalı, böyle olmalı’ gibi talepler geliyor. Bu, Millî Güvenlik Kurulu’ndan, askeriyeden geliyor. Bu bir dönem başsavcılardan geliyordu. Bu dönem kapandı artık. Biz bürokrasiden de bürokrasinin tecrübelerinden de yararlanacağız ama dayatma yok. Burada evrensel standart, ihtiyaç neyi buyuruyorsa onu yapacağız. Bürokrasi de kendi sınırında kalacak, demokrasiye saygılı olacak.
-Anayasa değişikliklerinde askeriyeden hiç talep geldi mi?
Hayır, bu anayasa değişikliğinde en serbest çalışmayı yaptık. Ben üç tane anayasa değişikliğinde bulundum parlamentoda. 28 Şubat’ta Anayasa Komisyonu başkanıydım. O dönemin psikolojisi ile bu dönemin psikolojisi farklı. 10 yıl evvel bu değişikliği yapamazdınız. 5 yıl evvel de bu değişikliği yapamazdınız.
-Ne farklı?
Bir defa toplumda saydamlık müthiş şekilde gelişti. Devletin yüce çıkarları için yapıldığı ileri sürülen birtakım toplu eylemler, faili meçhuller arkasındaki karanlık güç ortaya çıktı. İletişim çoğulculuğu, yanlışı, doğruyu toplumun önüne serdi. Bir de güçler dengesi değişti. Bilhassa şu anda medya çoğulculuğu var. Sermaye çoğulculuğu var. Plütokrasi (zenginler iktidarı) güdümlü bir sermaye vardı, şimdi sermaye çeşitlendi. Bir Amasya ses çıkarabiliyor, bir Denizli ses çıkarabiliyor, bir Kayseri ses çıkarabiliyor. Demokrasinin katmanları zenginleşiyor. Ve bürokrasinin 19. asır formatlarında ürettiği çözümlerin, formüllerin arkaikliği ortaya çıkıyor.
-Taraf gazetesi yazarı Nabi Yağcı ‘kartezyen kuşkuculuk’tan bahsediyordu bir yazısında. Bir kesimin ‘sivil dikta’ endişesi olduğunu ancak demokrasiye değil, sırtını orduya dayadığını anlatıyordu. Ne düşünüyorsunuz?
Bir dönem bu gibi tekliflerin onda birinin dahi muhtıra konusu, darbe sebebi yapılabileceği günlerde bir askerî darbe girişimi risk olmaktan çıkmışsa, toplum bu olgunluğa gelmişse sivil dikta nasıl olacak, onu anlayamıyorum. Türkiye’de bir dikta zemini varsa askerî dikta olur, dikta zemini gitti. Askerin yapamayacağı diktayı sivil nasıl yapabilir ve hangi rasyonalite içinde? Bu saydamlık içinde ve dört yıllık seçimler içerisinde bunlar komik kalıyor. Ayrıca Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde siyasi tarihte örneğine rastlanmamış şekilde cesaretli dönüşümler, demokratik dönüşümler gerçekleşti. Onun için başta liderimiz olmak üzere AK Parti’ye bu iftiranın, bu isnadın, bu bühtanın tutar tarafı yok. Mümkün değil, isteseniz de yapamazsınız. Ama bu isnadı ileri sürenler, zemin daha müsait olsaydı aynı 367’de olduğu gibi “Tamam, asker doğru yapıyor” noktasında olabilirlerdi. Bu isnadı ileri sürenlerin aynada kendini seyretmesi lazım.
-Bu kesim kendisiyle mi çelişiyor?
Tabii... AK Parti’nin demokrasi noktasında bir kara lekesi yok. Demokrattır ve milletle iç içedir. Şu anda partimizin örgütü kadar millet ile iç içe örgüt göremiyorum.
-Bu değişiklikle askerî-adli yargı çift başlılığı kalkıyor mu?
Türkiye, askerî yargı ve askerî darbe bakımından dünyada örneğine neredeyse rastlanmayacak zengin ve acıtıcı deneylerle dolu. Ve bilhassa gerçekleşmemiş darbeler bakımından, yani sonuca ulaşmamış darbe girişimleri bakımından askerî yargı bir manipülasyon aracı olarak kullanılmıştır. Şu anda Silahlı Kuvvetler’imizde rejime karşı işlenmiş suçlarda askerî yargıda davanın açılması neredeyse mümkün değildir. Tamamen savcılık aşamasına uyar. Bu alanda tamamen adli yargı görevli kılınıyor, Anayasa’nın 145. maddesiyle. Kabul etmeliyim ki bu dönüşümü Türk Silahlı Kuvvetleri de istemiştir. Bu önemli bir gelişmedir. Asker kişiler tarafından rejime, anayasal düzene, egemenliğe karşı işlenen suçların adli yargıya geçmesi projesi 3-4 sene evvel gerçekleşemezdi. 145. maddede reform yapamazdın.
-Ne değişti bu sürede?
Ergenekon sürecindeki saydamlaşma, gizlerin ortaya çıkması çok önemli, eğitici oldu. Genelkurmay Başkanımız bile basında bir şey söylüyor, üç gün sonra tersi çıkıyor. Soba borusu, kâğıt parçası deniyor; kendileri kabul etmek zorunda kalıyor. Bana göre anayasa değişikliğinden sonra Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)’nda ideolojik nedenlerle verilen ihraç kararlarının gözden geçirilmesi gerekir. Askerî Şûra’nın yapacağı en akıllıca iş, işlemleri geri alması. Yine HSYK’nın yapacağı en akıllıca iş ihraç istemlerinin geri alınmasıdır. Mesela bir savcıya (Van Savcısı Ferhat Sarıkaya’ya), iddianamesinde genelkurmay başkanının adı geçiyor denilerek en ağır yaptırım uygulandı. Düşük yoğunluklu bir demokrasi ülkesinde dahi halk feveran ederdi, feryat ederdi.
-Nasıl olacak bu?
Uyum kanunlarında böyle bir hak geçici olarak tanınabilir. Yargısal denetimden geçsin, AİHM denetiminden geçsin. Hiç kimse kimsenin ekmeğiyle oynamamalı. Burada bir paradoksa işaret ediyoruz. Diyelim ki bir subayın eşi kapalı, ihraç kararı veriliyordu. Anayasa’nın 2. maddesindeki laiklik ilkesine aykırılık yorumu yapılıyordu ya da askerî hizmet alanının özelliği yorumu yapılıyordu. Tamam, Anayasa’nın ikinci maddesinde laiklik önemli, peki darbe girişiminde bulunan paşalar var. Bunlar ortaya çıktı. O zaman Askerî Şûra onlar için de ihraç vermeliydi.
-Neden?
Anayasa’nın ikinci maddesi var; demokrasi ilkesi, hukuk devleti ilkesi. Hukuk devleti ilkesi, demokrasi ilkesi laiklikten daha mı düşük ilkeler? Onun için burada ikili bir standardın uygulanmaması gerekirdi. Ama Türkiye normalleşiyor, olağanlaşıyor. Herkes kendi özgün görevine dönecek. Ordumuzun yurt savunması misyonu bakımından önemli, siyaset kurumunun reformları zamanında gerçekleştirmesi adına önemli. Hukuk kurumlarımızın bilhassa zor davalarda hukuku referans alma zorunluluğu bakımından önemli.
-Son 10 yılda YAŞ kararıyla üç bin kişi TSK’dan atıldı. YAŞ ve HSYK’nın geriye dönük kararlarına yargı yolu geçici maddeyle nasıl açılacak?
HSYK o işlemleri yeniden, yeni bir anlayış içinde, bilhassa ideolojik olanları değerlendirir. Bu idari işlemler zamana bağlı olmaksızın geri alınabilir. Anayasa yargı yolunu açtığına göre bunu gerekçe yaparak HSYK kurduğu işlemleri zamanla bağlı olmaksızın geri alabilir. İdari işlemlerin geri alınması yolu açılıyor. Onlara yargı yolu açılmıyor tabii, yenilere açılıyor. Bir siyaset kurumu da eskiler için bir kanunla yargı yolunu açabilir. Ama bu somut, bağlayıcı bir beyan değil.
-Anayasa maddeleri ile yasaların uyumu da söz konusu. Bu çerçevede Venedik Komisyonu’ndan profesyonel yardım alınacak mı?
Türkiye’nin büyük bir müktesebatı var; Osmanlı müktesebatı, cumhuriyet müktesebatı var. Korkunç bir hukuk birikimi var. Venedik Komisyonu, Türkiye’den destek alabilir; ama Türkiye, Venedik Komisyonu’ndan destek almaz. Ama Venedik Komisyonu müktesebatını inceleriz, profesyonel bir destek bizim için aşağılayıcı olur. Kesinlikle Meclis, uyum kanunlarını Venedik Komisyonu’nun da hayranlık duyacağı standartta ve kalitede ortaya koyar.
-Siyasi partilerin ‘hayır’ kampanyasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hukuk, demokrasi ve özgürlük ekseninde değişiklik projesi değerlendirildiğinde hiçbir vatandaşın, hiçbir icranın hayır diyemeyeceğini düşünüyorum. Siyasal partilerin yürüttüğü hayır kampanyası, demokratik gerekçeden yoksun. Hepimiz bu anayasa değişsin demedik mi, dedik. Şimdi anayasanın vesayet bölümleri değiştiriliyor. Buna yanlış diyen yok, Anayasa Mahkemesi’ne insan hakları hüviyeti vermek yanlış olabilir mi? Anayasa Mahkemesi mecburen AİHM’in kararlarının tümünü çevirecek, müktesebatına alacak ve AİHM’e emsal kararlar verecek. Alman Anayasa Mahkemesi kişisel başvuru bağlamında AİHM’e kaynak oluşturan çok özgün kararlar vermiştir. Buna muhalefet nasıl hayır diyebilir? Burada tamamen güven oylaması havası verilmek isteniyor. Bu oylama bir iktidar oylaması değil, bir icraat oylaması değil, bir muhalefet performansı oylaması da değil.
-Bu partiler kendisiyle mi çelişiyor?
12 Eylül anayasası yanlıştır. 12 Eylül anayasasını düzelten madde yanlış denebilir mi? İkincisi, CHP sosyal demokrat parti. Sosyal demokrasinin hedefleriyle örtüşen bu anayasa değişikliğine sosyal demokrat felsefe içinde nasıl hayır denebilir? Partisel gerekçeler de doğru değil. MHP tavanda DSP ile (1999’da) koalisyon yaptı. İzleyen genel seçimlerde (2002) çok büyük bir acı yaşadı, parlamento dışında kaldı. Şu anda aynı koalisyonu tabanda tekrarlamak istiyorlar, CHP ve BDP ile koalisyon kurmak istiyorlar. Aynı eksende birleştiler. MHP bu siyasal yaklaşımıyla taban tsunamisi, toplumsal tsunami yaşayabilir.
-Bu safları belirleyen Ergenekon süreci mi oldu size göre?
Ergenekon’u kısmen destekliyor görünseler de hiçbir partinin Ergenekon kuyruğuna takılamayacağını düşünüyorum. Aynı Ergenekon gibi hezimet yaşarlar. Karanlık devleti savunmak mümkün değil. Ergenekon yargılamasında hukuka aykırılık olabilir. Bunlar başka, Ergenekon’u savunmak başka. Hiçbir siyaset kurumu demokrasinin iz düşümünün dışında kalamaz. Burada muhalefetin büyük iddiası var: Anayasa’nın ikinci maddesi değiştiriliyor, hukuk devleti yok ediliyor, yargı bağımsızlığı yok ediliyor. İptal davasını bu temel üzerine kurdular. Anayasa Mahkemesi bunu reddetti. Ve şu anda değişmesin denen Anayasa Mahkemesi reddetti. Artık bu paket, hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi, yargı bağımsızlığını yok ediyor denemez. Güvendiğimiz ve muhalefetin de güvendiği Anayasa Mahkemesi muhalefetin argümanlarını verdiği ret kararıyla yok etmiştir. Bana göre Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliği konusunda böyle bir söz hakkı yok. Buna rağmen esasa girerek onaylamıştır. Bu onaylama anayasa projemizin meşruiyetini artırmaz. Son kertede mühürleyecek milletin kabulüdür.
-Nasıl bu noktaya gelindi?
En kötü anayasayı bile demokratik uygulamalarla iyi anayasaya dönüştürebilirsiniz. Siyaset kurumu çaba gösterebilir, yetiyor mu, yetmiyor. Anayasa Mahkemesi iktidar kullanıyor, yerindelik denetimi yapıyor. Özelleştirme kanunu çıkartıyorsun, iptal ediyor. Şu anda yargının, yerindelik denetimi sebebiyle, ekonomiye verdiği zarar sanıyorum 300 milyar doların üstünde. 600 milyar dolar dendi ama biraz abartılı geldi, araştırma yapılabilir. Ergenekon yargılanması çok hayırlı olmuştur. Hatalar olabilir, hatalar düzeltilebilir, yargı kendi düzeltebilir. En önemli dönüşümlerde muhtıra yerdi bu parlamento. Mesela unutmam; ANASOL-M hükümeti görevde idi. Mesut Yılmaz’ın başbakanlığında bir Gürcistan seyahati vardı. Böyle askerî alana işaretle bir söylemde bulundu, ertesi günü muhtıra geldi. Bunlar şimdi yok oluyor, çok önemli. Yargı ne yaptı, zor zamanların zor davalarında hukuku değil, kendisine enjekte edilen ideolojiyi uyguladı. 367 kararı (gibi)... Kim kaldı savunucusu? Böyle bir garabet yok. Ferhat Sarıkaya kararı, hukuk kararı olabilir mi, mümkün değil. Belli bir yer telefon açıyor, ondan sonra ihraç kararı veriyorsunuz.
-Dünyanın aksine bizde yargı, statükonun yanında daha çok.
Dönüşümler siyaset kurumu tarafından yapılmamıştır, yargı yapmıştır en zor zamanda. (ABD’de) Beyaz-siyah ayrımında, insan haklarında yargı vermiştir kararı. Zor zamanlarda referansı hukuk olarak aldığınızda hem şerefinizi hem yargının şerefini hem de bağımsızlığı ve tarafsızlığı korursunuz. Şimdi HSYK’nın yapısına bakınca Yargıtay ve Danıştay, Temsilciler Kurulu’dur. Hâkimler nerede orda? Yok. Yapıyı genişletiyorsunuz, demokratikleştiriyorsunuz. Saydamlık, iletişim çoğulculuğunun yaygınlık kazanması demokrasiyi, toplumda değişim talebini tetikledi.
-Devletin içine gizlenen Ergenekon gibi cuntaların mağdur ettiği 10 binlerce insan var. İnsanlar canını, vücudunun bir parçasını, gençliğini kaybetti. Ancak haklarını arayamadı, bunla ilgili ne yapılabilir?
AK Parti Milletvekili, Adalet Komisyonu Başkanı olarak değil, düz vatandaş olarak söylüyorum. İşkence suçuna muhatap olan bütün mağdurlardan devlet açıkça genel olarak ve bir yazıyla ismen özür dilemelidir. Devlet geniş bir saptama araştırması yapmalı ve eriştiği mağdurlara veya yakınlarına ölüm ve cismani zarar hâllerinde ödenmesi gereken tazminatı mutlaka ödemelidir. Devlet bir dönem karanlıkta icra olunan iç bakışını öz aynasında seyretmeli ve hukuk devletinin icabını yapmalıdır. Burada retorik yetmez.
-Mustafa Balbay, Tuncay Özkan “Darbeyi planlayanlar dışarıda, biz içerideyiz!” diyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
Yargıya intikal eden davalarda isimlendirme yaparak hüküm cümlesi kurmam anayasal olarak yasak. (Yasama ve Yürütme) Yargıya çağrıda bulunamaz. Oradan gelen feryat sesleri hepimizi üzer. Aynen faili meçhullerde yok olan vatandaşların, yakınlarının feryat sesleri gibi... Ergenekon yargılamasında tutuklamaların uzun sürmesi, infaza dönüşmesi noktasında bir rahatsızlık dile getiriliyor. Buna belli noktalarda katılmamak mümkün değil. O noktada yasama organı oturur; teklif, öneri üretir. Ama yasama organının yargı organına ilişmesi mümkün değil. Bunlar beklenmeksizin iktidar gücünü elinde bulunduran yürütme ve yasama organının bu konuda tavır alması gerektiğini düşünüyorum. Bunu vatandaş Ahmet İyimaya olarak gündeme getiriyorum.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||