|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
RÖPORTAJ

Havada karada enerji üretmeliyiz

16 Ağustos 2010 / İBRAHİM DOĞAN
Enerji Bakanı Taner Yıldız, enerjiyle ilgili politikaları Aksiyon’a anlattı. ‘Elektriğe zam yok’ müjdesi de veren yıldız, “2020’de ihtiyaç iki katına çıkacak. Havada, karada ve suda yatırımlarımız hiç bitmeyecek.” diyor.

 

Türkiye, 2010 yılının ilk çeyreğinde Çin'den sonra dünyanın en fazla büyüyen ekonomisiydi. Bu trendin devam etmesi bekleniyor; buna paralel ülkenin enerji ihti-yacı her geçen gün artıyor. Elektriğe ilgi o kadar fazla ki küresel krize rağmen dört bölgenin elektrik dağıtımının özelleştirmesi 5,8 milyar doları buldu. Türk Telekom'dan sonra Türkiye'nin en büyük özelleştirmesi unvanını şimdiden aldı. İhaleleri alan firmaların kâr edemeyeceği öne sürülüyor. Ancak Enerji Bakanlığı, 2020'de elektrik tüketiminin iki kat artacağını öngörü-yor. Bakanlık, bu ihtiyacı karşılamak için başta nükleer santral olmak üzere birçok alanda yatırım planı yapıyor. Aksiyon'a konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, 2019'da nükleer enerjiye geçilebileceğini söylüyor. 10 yıllık periyotta enerjiye 120 milyar dolarlık yatırım yapılacağını söyleyen Yıldız, elektrik fi-yatlarına zam olmayacağı müjdesini de veriyor.

-Nabucco’ya dönük eleştiriler vardı. Türkiye’nin net konumu nedir?  Ne alacak, ne verecek?

Bu tür projeler orta ve uzun vadelidir. Sıra dışı projelerdir. Hadi başladık, önümüzdeki hafta yapıyoruz, denen projeler değildir. Her büyük projenin tehditleri vardır. Mesela Bakü-Tiflis-Ceyhan ham petrol boru hattını yaparken hafızalarımızı tazeleyelim, 18 yıl öncesine dönelim. Bu projenin yapılabilirliğine inanmayanların oranı çoktu. Sonuçta bu proje yapıldı. Böyle bir projenin de sıkıntıları yok değil. 7-8 milyar avrodan bahsedeceksiniz, hemen yapalım diyeceksiniz. Hemen yapılacak proje değil. Zor olmasına rağmen başarılabileceğine inanıyoruz.

-Önemli bir aşama katedildi.

Hükümetler arası anlaşma yapıldı, Meclis’ten geçti. Şimdi PSA (Project Support Agreement), yani destekleme projeleri bitiyor, onlar imzaya açılıyor. Ayrı ayrı aşamaları var.

-Türkiye net olarak ne alacak?

Büyük kazancı var. Bir kere coğrafyasından kaynaklanan avantajları kullandığı projeler listesine birini daha ekleyecektir. 31 milyar metreküp gazın geçeceği ve kaynak ülkelerle yine tüketici ülkeleri birleştiren önemli stratejik bir proje olacak. İşletme ve yatırım dönemiyle alakalı, istihdama katkısı, vergilendirme, Türkiye’nin gelirleri itibariyle birçok faydası olacaktır.

-İran ile Güney Pars’ta köprüler atıldı, neden?

Teknik olarak gerek modelleme sistemiyle alakalı, gerekse sorumlulukların ve görevlerin paylaşımıyla alakalı tam mutabık kalamadık. Bize farklı bir teklif gelmesi hâlinde onu değerlendirebiliriz ama şu anda geldiğimiz noktada Güney Pars sahasıyla ilgili bir girişimde bulunamayacağız. Türkiye’nin menfaatleri ile İran’ın menfaatlerinin buluştuğu bir proje olması lazım.

-ABD’nin uyguladığı yaptırımların etkisi oldu mu?

Hayır.

-Ambargo, İran’la enerji ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Bizi bağlayan BM Güvenlik Konseyi kararlarıdır. Güvenlik Konseyi’ne üye olup İran’a sınırı olan tek ülkeyiz. Bu manada İran’a sıradan bir ülke gibi davranamayız. Tabii ki farklı yönlerimiz, farklı bakışlarımız olacaktır. Şu anda doğalgaz alıyoruz, petrol alıyoruz, ham petrol alıyoruz. Değişik ticaretlerimiz var. Bunlar yalnızca bir ülkede alınan kararlarla durdurulacak işler değildir. Özellikle bölgemizi ilgilendiren ve İran’ın söz konusu olduğu ortamda ilişkilerin daha da normalleşeceğine inanıyorum.

-Mavi Marmara krizinin İsrail ile enerji alanında yürütülen projelere yansıması nasıl oldu?

Bizim ilişkilerimiz, uluslararası ilişkilerden arındırılabilecek ilişkiler değildir. Bir bütünlük içinde birbirini teyit eden, birbirini destekleyen, birbirini güçlendiren ilişkiler olması lazım. Sözde Ermeni soykırımı ile ilgili karar alan bir ülkeye hiçbir şey yokmuş gibi davranmam. Ben anlamam o işlerden, enerjideki yoluma devam ederim, diyemem. Bunlar birbiriyle ilintili olduğu için tabii ki vatandaşlarımıza uluslararası sularda yapılan böyle bir muameleyi enerji sektörü olarak görmezden gelemem. O yüzden İsrail ile geliştirebileceğimiz bir proje, ilişkilerimiz normalleşmeden mümkün değil.

-Nükleer enerjide yatırımlar ne zaman başlayacak?

CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne gitmesinin bize bir sürpriz doğurmayacağı kanaatindeyim. Ama böyle bir noktaya gelmeyeceğimiz kanaatindeyim. Böyle bir nokta da oluşursa, Türkiye’de iş yapmak gerçekten mümkün olmaz. Türkiye’nin nükleer santrallere kavuşma hedefinin önemli bir dönemecinden geçiyoruz. Rusya ile yapacağımız işte bir sıkıntı görmüyorum.

-Takvim nasıl işliyor?

Lisanslamalar var. Bir buçuk yıllık bir hazırlık dönemi var. Projelendirmeler, gerekli izinler... Bununla alakalı zamana ihtiyaç var. Sonra 7 yıllık yatırım süreci. 2020-2023 yılına kadar bir süreçten bahsediyoruz. Sabırlı olmamız lazım.

-Ne zaman başlanabilir?

Bir buçuk yıl sonra yatırıma başlanabilir (2011 sonu veya 2012 başı). 7 yıllık bir inşaat süresi var. 2018-2019’u buluruz.

-Rusya’dan teknoloji transferi yapacak mıyız?

Yapabildiğimiz kadar alacağımıza inanıyoruz. Anlaşma da onu çerçeveliyor. Yüzde 60’ını yapabiliyorsak onu (yerli şirkete) vereceğiz. Ne kadar hizmet üretebileceğimizle alakalı. Proje şirketi bunu alacak durumda. Bu bizim kabiliyetlerimizle alakalı. Kilit biziz. Yüzde 100’ünü yapabiliyorsan, yüzde 100’ünü yerli yaparız. Ama şu anda yapamıyoruz.

-Boğazlarda çevre felaketine karşı ne yapıyorsunuz?

Meksika Körfezi’ndeki platform kazasının bu gündemle birleşmiş olasını manidar görüyorum. İstanbul’un değerini bizler kadar başkasının düşünmesini tabii ki beklemiyorum. Bizlerin bunun tedbirini alması lazım.

-Nasıl bir yapı öngörüyorsunuz?

Dört bakanlık (Çevre, Ulaştırma, Dışişleri ve Enerji) bir çalışma yaptık. Bu yük daha da artacak, o yüzden Montrö Anlaşması’na göre bunları kısıtlayamadığımıza göre artı teknik özellikleri ortaya koyarak bir sınırlandırma yapmamız lazım ve alternatif geçiş yolu önermemiz lazım. Alternatif geçiş yolu; Samsun-Ceyhan ve Burgaz-Dedeağaç’tır. Her ikisiyle alakalı bu önerimizi yaptığımızda söyledik, buradan 20’ye yakın firma geçiyor. Bunların arasında BP, Exxon Mobile, Chevron gibi dev firmalar var.

-O firmalar belirli noktaya geldi mi?

Evet, o görüşmeler devam ediyor. İyi bir sonuç alacağımız kanaatindeyim. Tarihî İstanbul’u, güzel İstanbul’u korumalıyız.

-Nükleerde Güney Koreli KEPCO ile bir görüşme vardı, yavaşlama oldu.

Yavaşlama demeyelim… Ağustosta karşılıklı mutabakat metninin çıkartılmasına çalışıyoruz. Henüz mutabakat sağlayabilmiş değiliz. 4-5 temel hususta prensip anlaşması yapamadık. Görüşmeler sürüyor. Fakat anlaşamasak da dünyanın sonu değil, başka firmayla görüşürüz.

-Öncelik verdiğiniz teknoloji üçüncü nesil mi?

En ileri bulunan ve uygulanabilir olan 3. nesil.

-Yakıt temininde ne yapacaksınız?

Uranyum zenginleştirmesi yapan 5 ülke var, ama yakıt fabrikaları daha fazla. O açıdan Türkiye’nin öyle bir derdi olmayacak. Nükleer ünite belli bir sayıya ulaşmadan bunun kurulmuş olması çok fizıbıl değil. Biz yeni başlıyoruz, rahatlıkla yakıt tedariki yapabileceğimiz bir ortam oluşmuş durumda.

-Mersin ve Sinop dışında, başka yerlerde nükleer santral kurma fikri vardı.

Var ama bunları konuşmak için erken. Öncelikle bu iki büyük proje gerçekleştirilmeli.

-Bir de Sinop için ABD’li firmanın tercih edilebileceği yönünde iddialar var?

Şu duyuruyu yaptık, varsa bu yönde bize teklif verecek buyursun gelsin. Şu ana kadar yok.

-Ekonomik krizle mi alakalı bu?

Evet, finans yönü önemli bunun. 15-20 milyar dolarlık bir rakamdan söz ediyoruz.

-ABD’li firmalarla görüştünüz mü?

Yok hayır, henüz daha gelen olmadı.

-Kapı açık mı hâlâ?

En son Amerikan Eximbank’ın başkanı geldi, onlara da aynı şeyi söyledik.

-Hidro ve termikte yatırım düştü, elektrik talebinin karşılanmayacağı öngörülüyor.

Yok. Bu yatırımlarla alakalı hususta sıkıntıya düşeceğimiz bir dönem öngörmüyoruz. Nükleer 2018-2019’lar sonrası. Bizim bu arada yapacağımız yatırımlar var, bunlarla alakalı çalışmalarımıza devam ediyoruz. Suda, rüzgârda, jeotermalde, kömürde yatırımlarımız devam edecek.

-Yenilenebilir enerji kanunu geciktiği için eleştiriliyor.

Bu nazik bir konu. Bu kanun yürürlükte. Yatırımcılar yatırımlarını bir yandan yapıyorlar. Yoksa 1000 megavatlık rüzgâr yatırımı nasıl yapılacaktı? 450–500 noktada rüzgâr yatırımı yapıldı, bir yandan devam ediyor bu. Kanunda boşluk yok. Tartışılan kanunun kendisi değil, fiyatı. Biz de diyoruz ki rüzgârda bu fiyatı yükseltmeyeceğiz. Kanun için baskı yapanlarla fiyatın yükselmesi için baskı yapanlar aynı kişiler değil.

-Kim bunlar?

Fiyatın yükseltilmesi için çantacıların baskı yaptığı kanaatindeyim. Kanun hazırlayıcılarına bir kısım empozeleri oluyor. Bunları doğru bulmuyoruz. Kanun çıkmadı diyor, kanun var şu anda.

-Son hâli bekleniyor, diyorlar…

Biz de yeni kanun çıkartırız ama fiyatı değiştirmeyeceğiz diyoruz. Kendilerini daha fazla ele vermemelerini tavsiye ediyorum bu yatırımcıların. Yani bunu devretmek için bekleyen çantacılar, fiyatın artmasını beklemesinler.

-Bunlar yerli mi?

Yerli çantacılar. Kendileri orada iki kuruş para kazanacak diye, ben o fiyatı artıramam.

-Rüzgârdaki potansiyel kullanımı nasıl artacak peki?

Şu anda AB ortalamasının üzerinde yenilenebilir enerji kaynaklarıyla alakalı bizim ortalamamız. Tabii ki yatırım yapmayı düşünüyoruz. Bu kaynaklar, Türkiye’nin önemli bir avantajı.

-Rüzgâr tribünü yatırımlarına “askerî bölge” denilerek izin verilmiyormuş.

Türkiye’de her yatırıma, yerli-yabancı, farklı pürüz çıkartılıyor. Türkiye’nin 8484 km kıyısı var, enerji yatırımı için müracaat ettiğimizde, bu yatırım acaba çevreye aykırı mı, turizme aykırı mı, tarıma aykırı mı, güvenliğe aykırı mı deniyor. Yani niçin illa aykırı bulunuyor?

-AB enerji faslına hazır mıyız?

Biz hazırız, AB hazır değil.

-Biraz açabilir misiniz?

AB üyesi ülkelerin doğalgazdaki arz güvenliğiyle alakalı probleminin giderilmesinde çözümün bir parçası olan Türkiye (Nabucco gibi), nasıl oluyor da AB’de enerji konusunda baş ağrısı oluyor. Güney Kıbrıs yönetiminin işaretiyle böyle bir şeyi hak etmediğimiz kanaatindeyim. Bununla ilgili zamana ihtiyacımız var, deniyor. Biz bunu doğru bulmuyoruz. Türkiye koyduğu katkılarla, geliştirdiği projelerle nasıl oluyor da böyle oluyor. Enerjide diğer alanlardan çok daha önde olduğumuzu düşünüyoruz.

-Petrol aramalarında Karadeniz’de ciddi potansiyel olduğu biliniyor, bunlar ne durumda?

Aramalarımız devam ediyor. Ama buna rağmen burada petrol bulamayabiliriz. Bu bir sondaj. Petrol çıkmadığında başarısız, çıktığında çok başarılı olmazsınız. Türkiye inşallah petrol bulur ve yerli kaynak hâline getirir petrolü. Kuzey Denizi’nde 33 tane sondaj yapıldı, 32 tanesi boş çıktı. Bunların her biri 150–200 milyon dolarlık sondajlar. 33’üncüde çıktı, çok iyi bir kazanç sağlamış oldular. Bu iş böyle bir iş, riskleri var.

-Sanki olumlu bir şey çıkacak gibi.

Olumsuz da çıkabilir. Bulmak da bulmamak da o kadar yakınında ki. Ağustosta inşallah birisi belli olacak. Ondan sonra diğerlerine geçilecek.

-Kerkük-Yumurtalık boru hattı ne durumda?

Anlaşması bitti, yeniliyoruz. Önümüzdeki günlerde Bağdat’a gidip anlaşmayı imzalayacağız. Kapasite minimum üç yıl içerisinde 35 milyon tondan başlayacak 70 milyon tona kadar çıkacak. Atıl olmaktan çıkacak.

-70 milyona çıkınca Türkiye’nin kazancı ne olacak?

1 milyar TL yıllık kazancı olur.

-Boru hatlarına saldırı oluyor. Elinizdeki veriler nedir?

Biz terör saldırılarının belirleyici olduğunu gördük. Bu konuda hem özel güvenlik sistemleri, hem elektronik güvenlik hem de mevcut güvenlik kadromuzla beraber buranın daha fazla korunmasına inandık ve şu anda onu yapıyoruz. İçeriden (yerli kaynaklarla) yapabilecek durumdayız.

-Doğalgaz şirketlerinin şikayetleri var; BOTAŞ’ın çıkartılan yasaya göre elindekinin yüzde 80’ini geçtiğimiz yıl özel sektöre devretmesi gerekiyordu ama yüzde 10’da kaldı. Bu değişecek mi?

Başından beri söylüyoruz, ihaleye çıkarken çok daha büyük miktarla çıkmıştık. Ama bu kadar kısmı özelleşti. Sıkıntı varsa, tek tarafı kamu değil. Daha fazla firma da teklif verebilirdi. Bunlarla alakalı çok açık, net kontrat devirlerinin önünü açacak yapıyı söylüyoruz. Özelleştirmek istiyoruz.

-Elektrik fiyatlarında indirim yapıldı, tekrar zam var mı?

Şu anda fiyatta zam veya indirim görünmüyor.

-Kömür potansiyeli ile ilgili bir rezerv bulunduğuna ilişkin bir iddia var.

Türkiye’nin şu anda bilinen rezervi 11 buçuk milyar ton. Bir buçuk katına çıktı bunlar, yüzde 50 miktar artışı oldu aramalarla.

-Maden kazaları son dönemde arttı, buna tedbir alıyor musunuz?

Maden kazalarında artış yok, haberlerde artış var. Bu konuda açıkça konuşalım: Basına örnek olsun diye söylüyorum. Alkollü hâldeyken ehliyetsiz yakalanan bir bayan sanatçının haber olma sayısı Türkiye’nin 40 yıldır beklediği nükleer enerjiyle alakalı hükümetler arası anlaşmanın haber olma sayısından fazla. Aynı günde. Biz bunu üzülerek ne yazık ki okuduk. Bir kişinin dizi sanatçısının Türkiye’nin menfaatlerini ilgilendiren bu kadar meselenin önünü geçebilmesini çok yanlış buluyorum. Maden kazalarını da buna benzetiyorum.