| SPOR |
Dünya Kupası favori listeleri yapılırken Arjantin için özel bir yer ayrılıyordu. Hücum hattını oluşturan Messi, Hugain, Tevez, Milito, Palermo ve Agüero’nun bir sezonda toplam 172 gole imza atması Tangocuların ‘korkulması gereken takımlar’ kategorisine direkt katılmasını sağlıyordu. ‘Arjantin kupanın en büyük favorisi’ diye başlayan cümleler hep ‘ama’ ile devam ederek, ‘Tangocuların dezavantajı teknik direktör’ diyerek bitiyordu. Oysa teknik patronun adının Maradona olması kalite tartışmasını anlamsız kılmalıydı. Ne de olsa dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcularından biridir Maradona. Kâğıt üzerinde, oyunculuk kalitesini teknik adamlığa taşımalı ve kupayı Arjantin’e getirmeliydi. Ancak Maradona, kendisinden önce de sayısız örneği bulunan, ‘yıldız futbolcudan yıldız teknik adam olmaz’ modasına uydu; başarısız oldu. Yeşil sahalarda ters bir ilke çalışıyor; sıradan oyuncular daha iyi teknik adam oluyor.
Maradona futbol sahnesine çıktığı 1980’li yıllardan itibaren dünyanın gözünün üzerinde olduğu bir isim. Meksika 1986’da Arjantin’i âdeta tek başına Dünya Kupası şampiyonluğuna taşıdı. Napoli’yi yıllar sonra Serie A’da yine tek başına zirveye çıkardı. Çalkantılı bir hayat yaşadı. Futbol kumaşı tartışılmazdı. Ama saha dışında bir başka profil çiziyordu. Yeşil sahalardan kopuşu olaylı oldu. Kokain ve doping gibi futbolun düşmanı iki madde onu çok sevdiği meşin yuvarlaktan kopardı.
1995’te Racing Club’ta başlayan teknik adamlık kariyeri tam bir facia ile sonuçlandı, takımı 23 maçın sadece 3’ünü galip bitirebildi. Aynı yıl teknik adamlık eşofmanlarını çıkardıktan sonra Maradona adı futbolla değil sansasyonel yaşamıyla gündeme geldi. Gazeteler sık sık ‘kokainin pençesinde ölmek üzere’ tarzında haberler yaptı. Küba lideri Fidel Castro’nun telkinleriyle bu ülkeye giderek tedavi oldu. Ekim 2008’de beklenmedik bir şekilde Arjantin Millî Takımı’nın başına getirildi. Arjantin Futbol Federasyonu (AFA) Başkanı Julio Grondona, “1979’- dan beri Maradona’nın millî takımı çalıştırmasını arzu ediyordum.” derken Maradona “Bana tecrübesiz diyenlere şaşıyorum. 20 yıl millî takımda oynamış bir oyuncuyum.” diyordu.
Maradona’nın teknik adamlık günlerinin başarılı geçmeyeceği kısa sürede ortaya çıktı. Oyuncuları motive etme konusundaki yeteneği tartışılmazdı, ama taktikte oldukça zayıftı. Güney Afrika’ya gelirken tam 100 futbolcuya millî takımda görev verip ideal bir kadro kuramaması eksi puan olarak hanesine yazıldı. Riquelme ile sorun yaşarken, Cambiaso ve Zanetti gibi millî takımın değişmez isimlerini kupa kadrosuna almayarak tepki çekti.
Gruptan 9 puanla çıkan Arjantin, ikinci turda Meksika’yı 3–1 yenerken bile alınan başarılı sonuçlara rağmen ortak kanaat Tangocular için en büyük problemin Maradona olduğu yönündeydi. Oyunu hücum hattında kuruyor ve defansı neredeyse hiç düşünmüyordu. Güçlü bir rakip karşısında Arjantin’in işinin zor olacağı yorumunun isabetini çeyrek finalde Almanya ispatladı. Messi gibi bir yıldıza rağmen saha kenarının intiharıyla Panzerler 4-0’lık tarihî bir skora ulaşıp Tangocuları kupa dışına itti. Kadronun kalitesine Maradona’nın teknik adamlık kalitesi eşlik edemeyince Arjantin favori geldiği kupadan hezimetle döndü.
Maradona, ‘Her şey bitti’ diyerek istifasının cebinde hazır olduğunu belirtirken, Arjantin, “Gitsin mi, kalsın mı?” ikileminde kalmış görünüyor. Ortada değişmeyen tek gerçek ise, teknik adam Maradona’nın futbolcu Maradona’nın başarısının gölgesine bile yaklaşamadığı.
Aslında Maradona’nın yaşadığı elbette bir ilk değil. Dünya futbolunda yıldız futbolcuların teknik adam olduklarında çektikleri sıkıntılar konusunda sayısız örnek var.
Gheorghe Hagi... Ona Karpatlar’ın Maradona’sı diyorlardı. Müthiş bir sol ayak, oyun zekâsı ve tekniğiyle Romanya’nın yetiştirdiği en büyük yıldız. Saha içinde tam bir liderdi. Real Madrid ve Barcelona gibi devlerin formasını giyen Hagi, 1996–2001 arasında giydiği Galatasaray formasıyla Türk futbolseverlerin kalbini kazandı. Sarı-Kırmızılı ekibin UEFA Kupası ve Süper Kupa’yı kazanmasında başrol oynadı. Millî formayı 125 maçta giyip 35 gole imza attı. Yeşil sahaların fırtınası Hagi, teknik adamlık kariyerinde sönük kaldı. Romanya Millî Takımı’nı 2001’de çalıştırmaya başlayan Karpatlar’ın Maradona’sı bu millî görevi sadece 6 ay sürdürebildi. Romanya 2002 Dünya Kupası’na katılamayınca Hagi’nin de bileti kesildi. Tek başarısı deplasmanda Macaristan’ı Romanya’nın tarihinde ilk kez yenmesi oldu. Millî takımdan sonra Bursaspor, Galatasaray, FC Timişoara ve S. Bükreş takımlarını çalıştıran Hagi’nin tek başarısı Galatasaray’la kazandığı Türkiye Kupası oldu. Futbolculuk günlerinde elde ettiği yüksek kredisini teknik adam olarak hızla tüketerek 2007 yılında başarısız kariyerine son verdi.
‘Rüya Takımı’ olarak tanımlanan Johan Cruyff yönetimindeki Barcelona’nın en önemli oyuncularından biriydi Bulgar Hristo Stoickov. 1994’te Avrupa’da yılın futbolcusu seçilen ve gol krallığında Altın Ayakkabı sahibi olan Stoickov, Bulgaristan’ı 1994 Dünya Kupası’nda 4’üncülüğe taşıyan isimdi. Müthiş sol ayağı ve hızıyla rakiplerin korkulu rüyası oldu. Millî formayla çıktığı 83 maçta 37 gole imza attı. Kramponları çıkarıp 2004’te teknik adam eşofmanlarını giyerek Bulgaristan Millî Takımı’nın başına geçen Stoickov’un günleri oldukça sıkıntılı geçti. Stoickov, oyuncularla çok sık polemiğe girdi. Otoritesini kabul ettirme adına, oyuncuları küstürdü. Takımın yıldızı ve kaptanı Stiliyan Petrov, “Stoickov varsa ben millî takımda yokum.” diyerek isyan bayrağını çeken isim oldu. Bulgaristan 2006 Dünya Kupası’na katılamayınca Stoickov’un kovulma günlerinin yakın olduğu netleşti. Nitekim alınan başarısız sonuçlar ve takımdaki huzursuzluktan sonra federasyon Stoickov’un görevine Nisan 2007’de son verdi. Stoickov’un millî takımdaki teknik adamlık günleri kaos ve başarısızlıkla dolu olarak sonlandı.
İngiliz futbolunun yetiştirdiği en önemli yıldızlardan biriydi Kevin Keegan. Liverpool ve Hamburg’un kazandığı lig şampiyonluklarına büyük katkı sağladı. 1978 ve 79’da üst üste iki yıl Avrupa’da yılın futbolcusu seçilirken, 63 millî maçta 21 gole imza attı. 1992’de Newcastle ile teknik adamlık kariyerine başlayan Keegan’a, rüştünü ispat etti denilerek 1999’da millî takım emanet edildi. Ancak millî takım günleri tam bir hezimet oldu. Keegan döneminde yapılan maçlarda galibiyet oranı yüzde 38’de kaldı ve Keegan millî takım tarihinin en başarısız 3. hocası oldu. Futbolculuk başarısını teknik adamlığa taşıyamayan yıldızlardan biri olarak Ekim 2000’de istifa etti.
Yeşil sahaların gördüğü en iyi 10 numaralardandı Michael Platini. Ceza alanı dışında kazanılan serbest vuruşları âdeta bir penaltı gibi kullanırdı. Juventus formasıyla yıldızlaşan bir isimdi. Dünya ve Avrupa’da yılın futbolcusu seçildi. Ev sahipliği yaptığı 1984 Avrupa Şampiyonası’nda kupaya uzanan Fransa’nın attığı 14 golün 9’unun altında Platini’nin imzası vardı. 1976–87 arasında millî formayla çıktığı 72 maçta 41 gol atan Platini, futbolu bıraktıktan sonra 1988’de millî takımı çalıştırmaya başladı. Platini döneminde Fransa ilk büyük şoku Kıbrıs Rum Kesimi ile son grup eleme maçında 1–1 berabere kalarak, İtalya’nın ev sahipliği yaptığı 1990 Dünya Kupası’na katılamamakla yaşadı. Kredisini henüz tüketmeyen Platini, Euro 92 yolunda büyük bir başarı grafiği yakaladı. Şampiyona yolunda 8 maçını kazanan Fransa, İsveç’e kupanın favorisi olarak geldi. Ancak eleme gruplarındaki başarıyı şampiyonadaki maçlara taşıyamayınca gruptan çıkmayarak elendi. Bu aynı zamanda Platini’nin teknik adamlık kariyerinin de sonu oldu. Millî takımdan kovulduktan sonra teknik adamlığı bıraktığını açıkladı. Futbola bu defa yönetici olarak devam etme kararı aldı ve bugün UEFA başkanlığı yapıyor.
Zbigniew Boniek, Polonya’nın W. Lodz takımında yıldızı parladıktan sonra Juventus ve Roma forması giyerek futbolun unutulmazları arasına girdi. Millî formayı 80 maçta giyip 24 gol atan Boniek’in teknik adamlık kariyeri oldukça silik geçti. Lecce, Bari, Sambenedettese ve Avellino gibi sıradan takımları çalıştıran Boniek’in Polonya millî takım teknik adamlığı 2002’de başladı ve sadece 5 maç sürdü. Boniek, millî takımdan ayrıldıktan sonra teknik adamlık kariyerini noktaladı.
Vatandaşları Gullit ve Rijkaard’la birlikte 1990’lı yıllarda Milan efsanesini oluşturan isimlerden biriydi Hollandalı Marco Van Basten. Gol yollarında ustalığı tartışılmazdı. Bir forvetten beklenmeyecek kadar da teknikti. 1988 Avrupa Şampiyonası finalinde SSCB’ye sıfırdan attığı gol hafızalarda silinmez bir iz bıraktı. 2004–08 arasında millî takımı çalıştıran Van Basten, önce takım iskeletini oluşturan Seedorf, Kluivert, Davids ve Makaay gibi yıldızları takımdan kesti. Almanya 2006’da Ruud Van Nistelrooy yerine Kuyt’u tercih edince tepki çekti. Portakallar kupaya ikinci turda Portekiz’e 1–0 yenilerek veda etti. Euro 2008’e Hollanda’yı taşımayı başaran Van Basten şampiyonada oynattığı başarılı futbolla dikkat çekti. ‘Kupayı kazanır’ yorumunun yapıldığı Hollanda’nın çıkışına son noktayı çeyrek finalde Rusya koydu, Hollanda’yı evine gönderdi. Şampiyona sonrası millî takımı bırakan Van Basten, aynı yıl Ajax’ı çalıştırmaya başladı. 2009’da Ajax Şampiyonlar Ligi vizesine alamayınca istifa edip köşesine çekildi.
Futbol hayatları başarı dolu olmasına rağmen teknik adamlık dönemi silik geçenler listesine Lothar Matthaus, Ruud Gullit, Jean Pierre Papin, Alan Simonsen gibi isimleri eklemek de mümkün.
Elbette bunun tam tersi örnekler de var. Futbolculuk kariyeri silik olup da teknik adamlık günleri başarılarla dolu birçok ismi saymak mümkün. Belki bunların başında Portekizli Jose Mourinho’yu ayrıca anmak gerekiyor. Henüz 15 yaşında “Benden futbolcu olmaz; ama bir gün dünyanın en iyi teknik adamı olacağım.” diyen Jose Mourinho, Bobby Robson ve Van Gaal’ın yardımcılığından sonra FC Porto’yla lig, UEFA ve Şampiyonlar Ligi kupalarını kazanarak adından söz ettirdi. Chelsea’yi iki yıl üst üste Premier Lig’de zirveye taşıyan Mourinho aynı başarıyı İnter’de devam ettirdi. Bu sezon İnter’le lig, kupa ve Şampiyonlar Ligi’nde zirveye çıktı. Adını dünyanın en iyi teknik adamlarından biri olarak tarihe şimdiden yazdırdı.
Arsene Wenger’in futbolculuk kariyerinin tamamına yakını Fransa 3. liginde top koşturmakla geçti. Teknik adamlıkta adını Monaco’yu şampiyon yaparak duyuran Wenger, asıl çıkışını 1996’da Arsenal’in başına geçmesiyle yakaladı. Arsenal’i 3 kez Premier Lig şampiyonluğuna taşıyan Wenger, gençlere şans vermesi ve oynattığı pozitif futbolla dünyanın en iyi teknik adamları arasında yerini aldı.
Felipe Scolari futbolculuk kariyerinde defansta oynadı. Yüksek top tekniğine sahip oyuncular yetiştiren Brezilya’da, vasat bir futbolcu olarak top koşturdu. Arkadaşları tarafından ‘kazma’ lakabı uygun görülen Scolari, Brezilya’yı 2002’de Dünya Kupası şampiyonluğuna taşıyarak teknik adamlıkta ‘kazma değil, uzman’ olduğunu gösterdi. Guus Hiddink, sıradan bir futbolcuydu. PSV Eindhoven’le âdeta lig şampiyonluğuna ambargo koydu. 2002’de Güney Kore’yi Dünya 4’üncülüğüne taşıdı. Futbolculuk günlerindeki başarısızlığı teknik adamlık günlerinde kaldırdığı kupalarla unutturdu.
Almanların ünlü teknik adamları Otto Rehhagel, Ottmar Hitzfeld, Juup Derwall, İtalyanların medar-ı iftiharı Marcelo Lippi, İspanya’yı Dünya Kupası’nda finale taşıyan Vicente Del Bosque, Fransa’yı 1998 Dünya Kupası’nda zirveye çıkaran Aime Jacquet sıradan futbolcu olmalarına rağmen teknik adamlık günlerinde sayısız başarılara imza atarak isimlerini futbol tarihine kalıcı harflerle yazdırmayı bildiler.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||