|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
İNSAN

Kadından da astronot olurmuş!

14 Haziran 2010 / ESİN KAYA
Astronotluk zor meslek, hele bir de kadınsan...  Çocukluk hayalinin peşinden giden, dünyanın nadir kadın astronotlarından Marsha Ivins, öncesi ve sonrasıyla uzay yolculuğunu anlattı. 

 

Astronot olup uzaya çıkmak bir dönem çoğu insanın ütopyasıydı. Neil Armstrong’un Ay’a çıkma ( 1969 ) görüntüleri ya da ‘Star Wars’ filmi televizyonda yayınlandıkça bu hayale kapılanların sayısı artardı. Özellikle çocuklar için geleceğin mesleğiydi astronotluk. Geriye dönüp baktığımızda çocukluk rüyasını gerçekleştirebilenlerin ne kadar az olduğunu görebiliyoruz. Onlardan biri, Amerikalı astronot Alan Shepard ilk uzay uçuşunu gerçekleştirdiğinde (1961) 10 yaşında olan Marsha Ivins. Shepard’ın uzay seyahatini televizyondan seyrederken söz vermiş kendine: “Büyüyünce NASA’nın (Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi) astronotlarından olacağım.” Ay’a ilk ayak basıldığına şahit olduğunda ise içindeki istek daha da kuvvetlenmiş. Şimdi hayallerini gerçekleştirmiş biri olarak o günleri şöyle anlatıyor Ivins: “Her Ay’a inişi izlerdim. Bütün iyi şeylerin ben NASA’ya gidene kadar biteceğini düşünürdüm. Bir an önce büyümek istiyordum.”

59 yaşındaki Ivins, Colorado Üniversitesi uzay mühendisliği programını tamamladıktan sonra 1984 yılında üçüncü başvurusunda 5 bin kişi arasından NASA’ya seçilir. ‘İmkânsız’ı başarmıştır. Çünkü fakülte eğitimi boyunca ne ailesinden ne de okuldaki hocalarından destek görür. O yıllarda NASA’da kendi deyimiyle asker kökenli ‘maço pilotlar’ dışında kadınlara şans tanınmaz. Ama o, 1990’da ilk misyonunu üstlenir. Görev, ABD uydusunu uzay istasyonuna yerleştirmektir. Toplamda 5 kez gidip geldiği atmosfer dışındaki macerası, 1318 saate ulaşır. 2001’de misyonunu tamamlayan Ivins, uzay istasyonunda yaşadıklarını Aksiyon’a anlattı.

Dünyada insanlı uzay uçuşları şu sıra yalnızca NASA’da yapılıyor. Bu programlar iki şekilde oluyor. Astronotlar, ya 16 ülkenin ortak yürüttüğü uzay istasyonunda görev alıyor ya da istasyonu ziyaret eden mekik ekibinin bir parçası oluyor. İstasyonda sürekli 6 kişi yaşıyor. Mekik, deney çalışmalarına parça taşımak, pilot değişimi yapmak, yakıt değiştirmek, gıda götürmek için dört ayda bir istasyona uğruyor. Ivins, farklı zamanlarda her iki misyonda da çalışmış. Uzay istasyonundaki günlük hayatın nasıl geçtiğine dair ilginç örnekler veriyor.

Elbette mesailerini yalnızca çalışarak geçirmiyorlar. Yemek yiyor, kitap okuyor, uyuyor, duş alıyor, spor yapıyor hatta enstrüman çalıyorlar; tabii dünyadakinden farklı biçimde. Uzay istasyonunun içindeki şartlar yerçekimi dışında aynı. Ama bu eksiklik bütün alışkanlıkları ters yüz ediyor. Her işin öncesinde yapılan bir eylem var; kullanılacak eşyaları bir yere sabitlemek. Uzayda insanın karnını doyurması da zor. Katı gıdaların yenmesi kolay ama sulu yemekleri tabakta görmeyi hayal etmeyin. Vakumlu torbalarda, hortumla ağzınıza dökülen, ezme hâline getirilmiş bir et sote akşam yemeğiniz olabiliyor. Zira sabitlemediğiniz her nesnenin havada uçuşması muhtemel. Ivins, uzayda en çok özlediği işlerden birinin banyo yapmak olduğunu söylüyor. Neden mi? Duş fıskiyesinden çıkan su damlalarına başınızı, kolunuzu temas ettirmek için uğraştığınızı hayal edin! Komik; ama gerçek, duş almak uzaydaki en zor işlerden biri. Ya uyumak? Ivins’a göre, orada uyumak biraz külfetli olsa da dünyadakine göre daha rahatlatıcı. Önce bir tulumun içerisine giriyorsun, sonra kendini duvara bağlıyorsun yastık yatak olmaksızın. Sert bir yüzeye uzanmadığınız için eklem veya kas ağrılarını unutuyorsunuz. İçme suyu temin etme yöntemi de biraz farklı. Depolamak ağır olacağı ve mekikte yer tutacağı için geri dönüşüm yöntemine başvuruluyor. Tiksindirici gelebilir; ama idrar ve diğer atık sıvılardan içme suyu elde ediliyor. Uzayda spor yapmak zor fakat gerekli etkinliklerden biri. Zira, yerçekimine karşı koymayan kasları zinde tutmak, doku kaybına uğramalarını engellemek gerekiyor. Astronotlar ayakları yere bağlı biçimde koşu bandında yürüyor, bisiklet sürüyor, boyun egzersizleri yapıyor. Aksi takdirde kas dokularının yüzde 20’sini kaybedebilirler. Sporla büyük kasları diri tutmayı başarsalar da küçüklerin işlevi azalabiliyor. Bu sebeple yerçekimine alışmaları birkaç haftayı buluyor. Ivins, yaşadığı durumu şöyle anlatıyor: “Dünyaya iniş yaptığımızda başım bedenime ağır gelmeye başlıyor. Sandalyeye otururken ya çok hızlı çöküyorum ya da yerini ıskalıyorum.” Uzaydayken dünyayla iletişime geçip geçmediklerini merak ediyoruz. Dizüstü bilgisayarını gösteriyor. Programlama, telefon görüşmesi, elektronik posta gönderip almak gibi işlemlerin çoğunu yapabildiklerini söylüyor.

Peki astronot olmak çok mu zor? Kolay sayılmaz. Marsha Ivins iki üniversite bitirmiş. NASA’ya ancak üç yıl üst üste başvurduktan sonra kabul edilmiş. Bunun yanında tüm fen bilimlerine vâkıf olmak zorundalar. Yeri geldiğinde kimyager, matematikçi, doktor, jeolog ya zoolog olabiliyorlar. Astronotlar, uzay yolculuğuna yıllar öncesinden hazırlanmaya başlıyor. Uzay istasyonunda görev almak için dört, mekikte görev almak içinse iki yıl boyunca eğitiliyorlar. Hem bedensel hem ruhsal bir rehabilitasyondan geçen astronotlar, bu süre zarfında ailelerinden ayrı düşüyor. Ivins, bu eğitim sürecinin çok sıkıntılı olduğunu ifade ediyor. Neden astronot olmak istediğini soruyoruz. Bu konuda çok düşünmediğini; fakat ‘keşfedilmeyi bekleyen bir evren dururken neden keşfetmeyeyim’ diye hareket ettiğini anlatıyor.   

Günlük hayatın sıra dışı geçtiği uzayda ‘misyon’ diye adlandırılan yerine getirilmesi gereken işler de dünyadan bakıldığında farklı görünüyor. Bu mesleğin insanlık adına ciddiyetini anlatan detaylardan biri dikkat çekici. Her astronot sağ ve sol koluna birer saat takıyor. Bunlardan biri misyonun başladığı zamanı ‘0’ kabul edip ilerlerken, öteki kalp ritmini ve kan basıncını gösteriyor. Ivins, tüm görevlerin dışında en büyük deneyin kendileri olduğunu dile getiriyor. Özellikle uzay yürüyüşü için dışarı çıktıklarında basınç olmaması, -250 +250 arası değişen sıcaklık gibi etkenlere insan vücudunun ne tepki vereceği merak konusu. Bunun yanında orada sergilenen her eylem önceden planlanmış, ‘boş vakit’ diye bir kavram yok. Bu esnada istasyon günde 16 kez dünyanın etrafında dolaşıyor. Örneğin, astronotlardan biri Japonya’dan gelen yörünge ile ilgili parçayı elle yerleştirmek için uzay yürüyüşüne çıkıyor. Pilotlar bu görevde özel tasarlanmış elbiseler giymek zorunda. 7 kat alüminyumdan imal edilmiş bu kıyafetler basıncı ve ısıyı dengeliyor. Maksimum 4 saatlik ömre sahip bu giysilerle uzayda bir seferde 1 km mesafede keşif yapılabiliyor. Marsha Ivins, hiç uzay yürüyüşü yapmamış. Çünkü bunun için yeterince cüsseli ve kuvvetli değilmiş. Ama kadın astronotlar arasında bu tecrübeyi yaşamış pek çok arkadaşı var. 

Uzaydan Dünya’ya bakmanın oluşturduğu hissi soruyoruz Ivins’a. Dünya’yı bütünüyle, hudutları olmadan görmenin kendini iyi hissettirdiğini söylüyor: “O ülke bu ülke, şuranın buranın insanı yok. Dünya bir gezegen.” Ayrıca uzayda yaşamış nadir insanlardan biri için bu tecrübeyi aktarmak, farklı ülkeler ziyaret etmek ona pek çok şey öğretmiş: “Bu tecrübe, dünyanın neresine gidersen git insanların aynı olduğunu gösterdi. Farklı ülkelerin vatandaşlarıyla sohbet etme şansı yakalıyorsun. Aslında insan nesli hep aynı.” Ivins, ailesi ve çocukları olmadığı için uzaktayken insanları pek özlememiş. Ama az da olsa yerçekimini ve taze havayı özlemiş. Bunun yanı sıra güneş ışığı, sürekli kapalı kaldıkları istasyonda aradığı dünya nimetlerinden biri. Ivins, diğer gezegenlerde de canlı bulunma ihtimalinin kuvvetli olduğunu düşünüyor: “Tüm bu yıldızları, galaksileri düşündüğünüzde ki bir galakside milyarlarca yıldız ve evrende milyarlarca galaksi var. Ve biz bu milyonların içlerinde neler olduğundan habersiziz.” Favori gezegeninin ise ‘Satürn’ olduğunu söylüyor Ivins, zira çevresindeki halkaları ilginç buluyor.