| SPOR |
‘Dünyanın ilk 10 antrenöründen birini getirdik. Bazen futbolda arzu etmediğiniz şeyler oluyor.’ Bu sözlerin sahibi Adnan Polat başkanlığındaki Galatasaray Kulübü'nün futbol takımı 2009-2010 sezonunu liderin 11 puan gerisinde, üçüncülükle bitirdi. Sarı-Kırmızılı ekibin teknik direktörü Frank Rijkaard'ın, ligin sondan ikinci haftası evinde Antalyaspor'a 2-1 yenilince söyledikleri, yutulur cinsten değildi. Cimbom'un tarihinde oluşturduğu en pahalı kadro için 'yetersiz' diyor, sezonun genel hezimetini tamamıyla futbolcuların üzerine yüklüyordu.
İtalya'da Inter'i lig ve kupada şampiyonluğa ulaştıran ve Şampiyonlar Ligi’nde final oynatan (bu satırlar yazılırken final oynanmamıştı) Portekizli çalıştırıcı Jose Mourinho'nun, bu başarı tablosuna rağmen, takımını bırakıp yıllık 12 milyon avro karşılığında İspanyol futbol devi Real Madrid'e gideceği söyleniyordu. Üstelik Inter de ücretini bu seviyeye çekmişken... Belli ki bazı özel sebepleri ya da hedefleri vardı. Mourinho'nun durumu anlaşılabilir de, Rijkaard'ın Inter ve İtalya'nın diğer büyüklerinden Milan için konuşulmasını nasıl açıklayacağız bu süreçte?
Galatasaray, sahadan mağlubiyetle ayrıldığı 24'üncü haftadaki Eskişehir maçından önce liderdi. Şampiyonluğu bir puanla kaybeden Fenerbahçe'nin 5 puan önündeydi. Söz konusu haftayı baz kabul edersek 4 yenilgi ve 2 beraberlikle 16 puanı hovardaca harcamıştı. Bu sürede Sarı Kanaryaların puan kaybı sadece 2 idi. Lig sonunda FB ile GS arasında 10 puanlık bir uçurum oluşmuştu. Ligde tablo buyken, UEFA Ligi ve Ziraat Türkiye Kupası'ndan elenmişken Rijkaard, Antalya önündeki hayal kırıklığını ekibinin kifayetsizliğine bağlayabiliyordu.
www.transfermarrk.de adlı internet sitesine göre 129 milyon 550 bin avroyla Turkcell Süper Lig'in en değerli takımı Galatasaray. Onu 112 milyon 900 bin avro ile Fenerbahçe izliyor. Beşiktaş'ın değeri 88 milyon 200 bin avro. Şampiyon Bursaspor'unki ise 34 milyon 800 bin avro.
Rijkaard'ın yetersiz gördüğü kadro şu oyunculardan oluşuyor: Aykut, Leo Franco, Ufuk, Sabri, Uğur, Emre Aşık, Emre Güngör, Servet, Gökhan, Lucas Neill, Hakan Balta, Serkan, Barış, Elano, Arda, Keita, Mehmet Topal, Ayhan, Mustafa, Kewell, Dos Santos, Caner, Baros ve Jo… Nasıl bir hâlse bu, ekipten Mehmet Topal, İspanya'nın köklü kulüplerinden Valencia'ya imza atıyor. Temel direklerden Servet ise âdeta sönüyor. 8 milyon avroya yükselen bonservis bedeli, neredeyse 2 milyonlara geriliyor. Moral-motivasyon sıfır. Hoca transfer listesi hazırlayarak yönetime pamuk eller cebe mesajı gönderiyor.
Jose Mourinho ile Frank Rijkaard kelimenin tam anlamıyla ayrı dünya ve mantalitelerin insanları. Biri, Portekiz'in Porto takımını sıradan kadrosuyla 2000'li yıllarda UEFA Kupası ve Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna taşırken; diğeri, Türkiye'nin 2010 yılındaki en pahalı kadrosunu hezimete uğratarak, 'kadro yetersiz' diyebiliyor. Futbol yorumcusu Zeki Çol'a göre, Rijkaard'ın eski takımı Barcelona'yla kıyaslanırsa kadroda kifayet sorunundan söz edilebilir. Ama ligimiz ölçüyse, “Kadro değil, Rijkaard yetersiz.” Çol, şöyle devam ediyor: “Rijkaard popülaritesindeki futbol adamlarına, gerek saygı, gerekse hayranlıkla başlangıç aşamalarında abartılı misyonlar yükleyerek yaklaşıyoruz. Gözümüzde gereğinden fazla büyütüyor ve onlardan mucizevi başarılar bekliyoruz.” 'Nasıl olur?' diye itiraz edenlerdenseniz, Çol'un şu tespitlerini de okumalısınız: “Oysa onlar, o kariyerlerine ayrı ülkelerde, farklı kültürlerde, farklı koşullarda, farklı takımlarda ve farklı kadrolarla ulaşıyor. Türkiye, kendine özgü koşulları olan bir ülke. Ve bu ülkenin ne kulübü, ne yöneticisi, ne oyuncusu, ne ligi, ne medyası, ne taraftarı, ne de futbol kültürü onların geldikleri ülkelerdekine benziyor. Bu gerçeği maalesef sürekli ıskalıyoruz.”
İspanya Millî Takımı'yla 2008 Avrupa şampiyonluğu zaferini yaşayan Aragones'in FB’deki grafiği ortada. Yine yıllarca Real Madrid'i başarıdan başarıya koşturan Del Bosque'nin sezon ortasında Beşiktaş'tan kovuluşu da… O Bosque şimdi İspanya'yla 2010 Dünya Kupası’nda ter dökecek. Türkiye'de iflas eden Rijkaard'a Inter ve Milan talip. Sırası gelmişken, Çol'dan enfes bir analiz daha: “Rijkaard da dâhil, bu teknik adamlar kurulu bir düzen, oturmuş bir sistem, güçlü kulüp yapıları, üst düzey oyunculardan oluşan kadrolarla başarıyı yakalamış kişiler.”
Türkiye ayrı bir dünya. Çol'un da vurguladığı gibi, kafa çalışıyorsa kurulu sistem ve takımlar hocayı taşıyor. Bizim takımlarımızdaysa çoğu defa hoca taşıyıcı rolüne soyunmak zorunda. Başta GS, FB, BJK ve diğer şampiyonluğa oynayan kulüplerimizin yöneticileri teknik direktör belirlerken bu gerçeği mutlaka gözden ırak tutmamalı. Aksi takdirde “Futbolda böyle şeyler var.” mazereti her zaman anlayışla karşılanmayabilir.
Peki, Türkiye niçin ayrı bir dünya? Takımlarımızı çalıştıran hocalar taşıyıcılık fonksiyonunu nasıl eda edecek? Spor basınının analiz uzmanlarından Okay Karacan olayı çözmüş: “Bilhassa bu ülkede, grup psikolojisi yönetimini bilmeden asla olmaz.” Rus dolar milyarderi Abromovich'in Chelsea'si, Alex Ferguson yönetimindeki Manchester United'ı ancak 'grup psikolojisi' uzmanı Mourinho'yu getirerek ekarte edebilmiştir İngiltere'de. Ferguson paranın şampiyonluğu satın alamayacağını çok iyi bilmektedir ve 1967'den beri beklediği mutlu sona Manshester'i 1993'te bu şuurla eriştirmiştir. Yıllardır da zirve ya da civarlarında dolaşmaktadır. “İşte Ertuğrul Sağlam'ın sahip olduğu da Mourinho'nun sahip olduğunun bir başka versiyonudur.” diyor Karacan ve ekliyor ardından: “Kırık kalpler kulübü üyeleri, altyapıdan gelen gençler, üç beş dolar için gurbete çıkan yabancılar ve kötü taraftarı kovan iyi taraftar grubunun tek potada eritilmesi...”
Juup Derwall ve Sepp Piontek'in Türk futboluna katkıları inkâr edilemez. Derwall, Alman futbolunun incelikleriyle örgülediği Galatasaray'ı uzun kış uykusundan uyandıran ve Mustafa Denizli'yi hediye eden isimdir. 1979-90 döneminde Danimarka'yı markalaştıran Piontek ise 1990-1993 yıllarında A Millî Futbol Takımımıza cesaret aşılayarak Fatih Terim'i vizyona çıkarmıştır. İki Alman hoca da unutulmayacak. Türk futbolu artık bir yerlerde. Kendine özgü stilini oluşturmak haricinde eksikliği yok. Çok şöhretli teknik direktörlerin dahi futbolumuza artı özellikler katamayacağı gün gibi aşikâr. Bunu futbolcu kategorisinde gözlemlemekteyiz senelerce. Kalitesiz ya da yaşlı yabancı oyuncular kaynaklarımızı köreltiyor. İsabetsiz transferlerin kulübede oturtulması takım bütçelerini; 'o kadar para verdik önce onlar oynayacak inadı' da yerli futbolcularımızın, dolayısıyla da millî takımın geleceğini karartıyor. 2010 Dünya Kupası'nda yokuz. Yıllardır, Avrupa kupalarında adımızdan söz ettiremiyoruz. Teknik direktör belirlerken de çok seçici davranmak gerekiyor. Guus Hiddink'in, futbolda yeni nesil derleyip derleyemeyeceği tartışmalı. Türk futbolunun gerçeklerini hangi ölçüde kavrayabildiği de... Tarihimizdeki en büyük başarıları Şenol Güneş, Fatih Terim ve Mustafa Denizli'yle elde etmişken; yabancıda ısrarın neleri doğuracağı merak konusu. Umarız ödenen millî fatura fazla can yakmaz.
2010'da Süper Lig’i taşıyan hocaların çoğu yerli. Şampiyon Bursaspor'un Ertuğrul Sağlam'ı, dördüncü Beşiktaş'ın Mustafa Denizli'si, beşinci Trabzonspor'un Şenol Güneş'i, altıncı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Abdullah Avcı'sı, yedinci Eskişehir'in Rıza Çalımbay'ı, sekizinci Kayseri'nin Tolunay Kafkas'ı, dokuzuncu Antalyaspor'un Mehmet Özdilek'i, on ikinci Kasımpaşa'nın Yılmaz Vural'ı… Gaziantep'le anlaşan Bülent Uygun, Fenerbahçe'nin sportif direktörü Aykut Kocaman, Trabzonspor'un yardımcı hocası Ünal Karaman, Hiddink'in yardımcısı Oğuz Çetin… Ziya Doğan, Güvenç Kurtar, Giray Bulak, Samet Aybaba, Rıdvan Dilmen, Bülent Korkmaz, Mesut Bakkal, Hami Mandıralı ve yazamadığımız diğerleri...
Trabzonspor Süper Lig’deki altı şampiyonluğunun dördünü Ahmet Suat Özyazıcı, ikisini ise Özkan Sümer'le kazandı. Dört defa üst üste ligi zirvede bitirttiği Galatasaray'ın UEFA Kupası’nı kaldırmasında Fatih Terim'in emeği tartışılabilir mi? Trabzon'dan sonra şampiyonluğa uzanan Anadolu takımı Bursa'nın hocası da yerli. Sivas, Uygun'la zorlamıştı bu kapıyı. Uygun, Gaziantep'le aday şimdi bu başarıya.
Öte taraftan ne tuhaftır ki Mustafa Denizli, Fenerbahçe'ye şampiyonluk tattıran ilk ve tek yerli hocadır. Çünkü F.Bahçe, kolay kolay yerli hocaya güvenememektedir. Üç büyüklerin son yıllardaki hezimetleri akabinde hep Romen Mircea Lucescu hatırlanmakta. Her iki takımla da şampiyonluk ipini göğüslemesine karşın 2002'de GS’den, 2004'te de BJK'den kovulmuşken! Çünkü, elindekiyle yetinmesini bilmenin yanı sıra grup psikolojisinden anlamaktadır. Havalı da değildir.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||